En'âm Sûresi 131. Ayet

ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ  ١٣١

Bu (peygamberlerin gönderilmesi), Allah’ın, halkları habersizken ülkeleri haksız yere helâk etmeyeceği içindir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ bu böyledir
2 أَنْ çünkü
3 لَمْ
4 يَكُنْ değildir ك و ن
5 رَبُّكَ Rabbin ر ب ب
6 مُهْلِكَ helak edici ه ل ك
7 الْقُرَىٰ ülkeleri ق ر ي
8 بِظُلْمٍ zulüm ile ظ ل م
9 وَأَهْلُهَا halkı ا ه ل
10 غَافِلُونَ habersiz iken غ ف ل
 

Bu âyetlerde Allah Teâlâ’nın adalet ve rahmeti vurgulanmıştır. O, hem ülke ve milletler hakkında, hem de tek tek insanlar hakkında adaletle muamele eder; bundan dolayı da peygamberler göndererek insanlığa lâyık inanç ve hayat düzeninin ne olduğunu bildirmeden, sapkınlığa düşmüş olan ülke ve milletleri, gerçeklerden habersizken çöküşe mâruz bırakmaz. Ayrıca O, her bir ferdin derecesini yaptıklarına göre belirler. Çünkü Allah onların yaptıklarından habersiz değildir. Hiçbir şey O’nun ilminin dışında kalmadığı için insanları amellerine göre derecelendirmekte de hata etme ihtimali yoktur. 

 

Diyanet Kuran Yolu Tefsiri  

 

ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

اَنْ  tekid ifade eden muhaffefe  اِنَّ ’dir. İsmi olan şan zamiri mahzuftur. Takdiri, أنه  şeklindedir. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf لِ  harf-i ceriyle  ذٰلِكَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. 

لَمْ  muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

يَكُنْ  nakıs, sükun ile meczum muzari fiildir. رَبُّكَ  kelimesi  يَكُنْ ’un ismi olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مُهْلِكَ  kelimesi,  يَكُنْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. الْقُرٰى  muzâfun ileyh olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Maksur isimdir.

بِظُلْمٍ  car mecruru  مُهْلِكَ ’nin failinin veya  ذٰلِكَ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبسا بظلم (zulümle sarılmış olarak) şeklindedir.

وَ  haliyyedir.  اَهْلُهَا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. غَافِلُونَ  haber olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).

Burada  وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ  ifadesinde hal isim cümlesi olarak gelmiştir. Hal müspet (olumlu) isim cümlesi olarak geldiğinde umumiyetle başına  “و  ve zamir” veya yalnız “و ” gelir. Bazen “و ” gelmediği de olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Hafifletilmiş olan  اَنْ  aynı  اَنَّ  gibi isim cümlesinin başına gelir. Fakat ismini hiçbir zaman açıkta göremeyiz. Çünkü ismini gizli bir zamir (zamir-i şan) olarak alır.

Hafifletilmiş olan  اِنْ  cümle başında gelebileceği gibi, hafifletilmiş olan  اَنْ  cümle ortasında gelir ve haberi devamlı cümle olur. Bu cümle isim veya fiil cümlesi olabilir. Edattan sonraki cümle isim veya çekimi yapılamayan (camid) bir fiilden oluşan fiil cümlesi ise edatla arasında yabancı bir kelime bulunmaz. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Şan zamirleri: Müfred gaib ve gaibe (3. tekil şahıs zamiri)nde kendisine dikkat çekilmek istenen bir iş için kullanılır. İkisine birden iş zamiri denir.

Müzekkerine > zamir-i şan (هُوَ – هُ) Müennesine > zamir-i kıssa (هِيَ – هَا)

Zamirler normalde kendinden önceki ismi açıklarken, zamir-i şan/kıssa ise kendinden sonraki kısma dikkat çeker. Şan zamiri “Benden sonra bir cümle gelecek; gelecek olan o cümle çok önemli” mesajı verir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere maksûr isimler denir. Maksûr isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksûr isimler de vardır. Maksûr isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksûre” denir.  اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…

Maksûr isimlerin îrab durumu şöyledir: Merfû halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile mecrur halinde takdiri kesra ile îrab edilir. Yani maksûr isimler merfû, mansub, mecrur hallerinde hep takdirî olarak irab edilir. الْقُرٰى  kelimesi burada maksûr bir isim olduğu için takdirî olarak îrab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بِ  harf-i ceri mecruruna ilsak, sebep, musahabe, zaid, karşılık-bedel, istiane, zaman-mekân zarfı gibi manalar kazandırabilir. Burada sebep manasındadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

غَافِلُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi  غفل  olan fiilin ism-i failidir.

مُهْلِكَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i faildir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ذٰلِكَ اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ

 

Ayet beyanî istinâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. 

Cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtida-i kelamdır. 

ذٰلِكَ  mübtedadır. Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular. 

ذٰلِكَ , müsnedün ileyhi göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle müşarün ileyhin mertebesinin yüksekliğini belirtir. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile duruma işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Cümlede mecrur mahaldeki masdar-ı müevvelin müteallakı olan haberin hazfî îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَنْ  muhaffefe اَنَّ ’dir ve şan zamiri mahzuftur. Takdiri,  اَنْهُ ’dur. Şan zamirinin hazfi dolayısıyla îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Tekit ve masdar harfi  اَنْ ‘nin dahil olduğu   اَنْ لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى بِظُلْمٍ وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ  cümlesi masdar tevilinde takdir edilen ل  harfiyle birlikte mahzuf habere mütealliktir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اَنْ ’in haberi olan  لَمْ يَكُنْ رَبُّكَ مُهْلِكَ الْقُرٰى  cümlesi, menfi muzari sıygadaki nakıs fiil  كَان ‘nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyh  رَبُّكَ  izafetiyle gelerek Rab isminin peygambere ait zamire muzâf olması, peygamberin makamını şereflendirmek ve teselli hususunda son derece lütufkar muamele ettiğinin beyanı içindir. 

Veciz ifade kastına matuf  مُهْلِكَ الْقُرٰى  izafeti, كَان ‘nin haberidir.

بِظُلْمٍ  car mecruru  مُهْلِكَ ’nin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, متلبسا بظلم (zulümle sarılmış olarak) şeklindedir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

بِظُلْمٍ ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.

مُهْلِكَ الْقُرٰى  ifadesinde hal-mahal alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Helak edilen belde değil, oradaki insanlardır.

مُهْلِكَ , rubaî mezid  أهلك  fiilinin ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Sülasi fiillerin dışındaki fiillerin sıfat-ı müşebbeheleri, kendi ism-i failleridir.

İsm-i fail, bir eylemi gerçekleştiren kişiyi gösterirken sıfat-ı müşebbehede eylem söz konusu değildir. 

Ayetteki  بِظُلْمٍ  [zulüm sebebi ile…] kelimesi hakkında şu  izah yapılmıştır:

Bunun manası, “Rabbin, ... onların yöneldikleri zulümler sebebi ile memleketlerini helak edici değildir.” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Ayetteki  بِظُلْمٍ  [zulüm sebebi ile…] ifadesindeki  بِ  harf-i ceri sebep içindir. Bu zulüm, şirktir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

القُرى ’dan hal olan  وَاَهْلُهَا غَافِلُونَ , mübteda ve haberden oluşmuş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlarla yapılan ıtnâb sanatıdır.

İsim cümleleri mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  غَافِلُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

اَهْلُهَا - مُهْلِكَ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Halkın gafil olması ile kastedilen kendilerine hiç uyarıcı gelmemiş olması değil, gelen uyarıcılara tabi olmamak gafletinde bulunmalarıdır.

غَافِلُ  kelimesi yakaza kelimesinin zıddıdır.

وأهْلُها غافِلُونَ  cümlesi  القُرى ’dan haldir. Burada  أهْلُها  kelimesinin açıkça zikredilmesiyle köylerin helakinin sakinlerinin eylemlerinin sonucu olduğu açıklanmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri 5, Duhan Suresi 57, s. 190)

İstînafî ibtidaiyye; sapkın insanların, elçilerin çağrısının faydasını göz ardı etmelerine bir tehdit, öğüt ve uyarıdır. Allah Teâlâ’nın ümmetlere resul göndermesi; müşrikleri haşr günü gelmeden önce bu dünyadayken bulundukları halden döndürmek ve resulünün davetine yüz çevirmenin akıbetinin hüsran olduğunu bilmelerini sağlamaktır ki ellerinden kaçıracakları şeyler yüzünden durumlarını düzeltsinler. Böylece azabın yakın olduğu uyarısı yapılmıştır. Müşrikler şirk üzere öldükleri takdirde hallerinin bu bahsedilenler gibi olacağı konusunda uyarılmışlardır. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ذلك  ile daha önce geçen elçi göndermeye ve bu elçilerin kötü bir akıbete karşı kendilerini uyarmalarına ve inzar etme işine işaret etmektedir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı ’t - Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.