وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـٔاًۜ وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْماًۜ اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ ٨٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَحَاجَّهُ | ve onunla tartışmaya girişti |
|
| 2 | قَوْمُهُ | kavmi |
|
| 3 | قَالَ | dedi ki |
|
| 4 | أَتُحَاجُّونِّي | benimle tartışıyor musunuz? |
|
| 5 | فِي | hakkında |
|
| 6 | اللَّهِ | Allah |
|
| 7 | وَقَدْ | muhakkak |
|
| 8 | هَدَانِ | beni doğru yola iletmiş iken |
|
| 9 | وَلَا |
|
|
| 10 | أَخَافُ | ben korkmam |
|
| 11 | مَا | şeylerden |
|
| 12 | تُشْرِكُونَ | sizin ortak koştuğunuz |
|
| 13 | بِهِ | O’na |
|
| 14 | إِلَّا | ancak |
|
| 15 | أَنْ |
|
|
| 16 | يَشَاءَ | dilediği olur |
|
| 17 | رَبِّي | Rabbimin |
|
| 18 | شَيْئًا | şeyler |
|
| 19 | وَسِعَ | kuşatmıştır |
|
| 20 | رَبِّي | Rabbim |
|
| 21 | كُلَّ | he |
|
| 22 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 23 | عِلْمًا | bilgice |
|
| 24 | أَفَلَا |
|
|
| 25 | تَتَذَكَّرُونَ | hala öğüt almıyor musunuz? |
|
Hz. İbrâhim’in, Allah’ın birer âyeti olan tabii varlıklardan istidlâlle O’nun birliğine dair ortaya koyduğu bu açık ve kesin delillere karşı kavmi de kendi inançlarının doğruluğunu kanıtlamak için onunla tartışmaya, deliller ileri sürmeye kalkışmışlardır. Âyette bu delillerin zikredilmemesi, onların anılmaya bile değmeyecek kadar temelsiz olduğunu göstermektedir. Nitekim Hz. İbrâhim’in “Allah hakkında (O’nun eşi, benzeri ve ortağı olduğunu kanıtlamak için) benimle tartışıyor musunuz?” şeklindeki ifadesi de onların iddialarının saçmalığına işaret etmektedir.
Burada açıkça bildirilmemekle beraber Hz. İbrâhim’in “Ben sizin Allah’a ortak koştuklarınızdan korkmam” demesinden, kavminin onu,tanrılarının öfkelenerek kendisini cezalandırmasıyla tehdit ettikleri anlaşılmaktadır. İbrâhim aleyhisselâm bu tehdide aldırış etmemekle birlikte, iyi bir mümin olarak, ilmi her şeyi kuşatan ve bu suretle bütün olup bitenler gibi kendisinin hal ve hareketlerini de eksiksiz bilen Allah’tan korktuğunu ifade etmiş; böylece fayda ve zararın da Allah’tan geldiğine, O’nun ilim ve iradesine bağlı bulunduğuna olan inancını ortaya koymuştur.
Âyetin sonundaki “Hâlâ ibret almıyor musunuz?” şeklindeki uyarıyla Hz. İbrâhim, kavmini, putperestlikle kendisinin kesin delillerle kanıtladığı tevhid inancı arasında doğru öncüllere dayalı aklî değerlendirme ve mukayese yapmaya, bu suretle hakikati bulup tanımaya çağırmıştır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 432-433
وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. حَٓاجَّهُ fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. قَوْمُهُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Mekulü’l-kavli, اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ ’dir. قَالَ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Hemze istifham harfidir. تُحَٓاجُّٓونّ۪ي fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki ن۪ vikayedir. Mütekellim zamiri ي mef’ûlun bih olup mahallen mansubdur.
فِي اللّٰهِ car mecruru تُحَٓاجُّٓونّ۪ي fiiline mütealliktir. Muzâf mahzuftur. Takdiri, في وحدانيّة الله (Allah’ın vahdaniyetinde) şeklindedir. وَقَدْ هَدٰينِ cümlesi, اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي ‘deki mef’ûlun veya lafza-i celâlin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. هَدٰينِ elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو’dir. Sonundaki نِ vikayedir. Esre ise mütekellim zamirinden ivazdır. Hazf edilen يَ mef‘ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
حَٓاجَّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Mufâale babındandır. Sülâsîsi حجج ’dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar.Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـٔاًۜ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. لَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَخَافُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdir انا ’dir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası تُشْرِكُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تُشْرِكُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ٓ car mecruru تُشْرِكُونَ fiiline mütealliktir.
اِلَّٓا istisna harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, munkatı’ veya muttasıl isitsna olarak mahallen mansubdur. Yani, إلّا مشيئة ربّي خوف ما أشركتم (Rabbim o ortak koştuklarından korkmayı dilemedikçe) demektir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَشَٓاءَ fetha ile mansub muzari fiildir. رَبّ۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ی muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. شَيْـٔاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُشْرِكُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْماًۜ
Fiil cümlesidir. وَسِعَ fetha üzere mebni mazi fiildir. رَبّ۪ي fail olup mukadder damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri ی muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كُلَّ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. عِلْماً temyiz olup fetha ile mansubdur.
Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:
1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.
2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez.
(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
Hemze istifham harfidir. Atıf harfi فَ ile أتعرضون فلا تتذّكرون (Yüz mü çeviriyorsunuz, düşünmez misiniz?) olan mukadder istînâfa matuftur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَتَذَكَّرُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
تَتَذَكَّرُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ذكر ’dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
وَحَٓاجَّهُ قَوْمُهُۜ قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
قَوْمُهُ izafeti veciz ifade yanında muzâfı tahkir içindir.
قَالَ اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ وَقَدْ هَدٰينِۜ
Beyanî istînâf olan cümlenin fasılla gelme sebebi kemâl-i ittisâldir.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَ fiilinin mekulü’l-kavli olan اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي فِي اللّٰهِ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Hemze inkârî manada istifham harfidir.
Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır.
Mekulü’l-kavl cümlesi istifham üslubunda gelmesine rağmen gerçek manada soru kastı taşımamaktadır. Kınama ve tenkit ifade eden cümle mecaz-ı mürsel mürekkeptir.
Ayrıca istifhamda, tecahül-i arif sanatı söz konusudur.
اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي şeklindeki istifham; inkârîdir, yani mana “Allah hakkında bizimle tartışmayın” şeklindedir. Bu mananın olumsuzluk harfi yerine istifham harfi ile ifade edilmesinde, dinleyen kişinin vicdanına dönmesini ve düşünmesini sağlama kastı vardır.
وَقَدْ هَدٰينِ cümlesi lafza-i celâlden veya اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي fiilinin mef’ûlünden haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.
Tahkik harfi قَدْ ile tekid edilmiş, mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır.
Fiilin sonunda mef’ûl konumundaki mütekellim zamiri mahzuftur.
حَٓاجَّهُ - اَتُحَٓاجُّٓونّ۪ي kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَلَٓا اَخَافُ مَا تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ اِلَّٓا اَنْ يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـٔاًۜ
وَ , istînâfiyyedir. Cümle menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اَخَافُ fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sılası olan تُشْرِكُونَ بِه۪ٓ, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki muzari fiil sıygasındaki يَشَٓاءَ رَبّ۪ي شَيْـٔاً cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِلَّٓا , istisna edatı, masdar-ı müevvel, müstesna konumundadır.
Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiiller, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mef’ûl olan شَيْـٔاً ‘deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf رَبّ۪ي izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri şeref kazanmıştır.
يَشَٓاءَ - شَيْـٔاً kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تُشْرِكُونَ - هَدٰينِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْماًۜ
Ta’liliyye olarak gelen cümlenin fasıl sebebi, şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Rab isminin İbrahim’e (a.s) ait zamire izafe edilmesi, onun Allah’ın hükmüne boyun eğdiğinin, emre tam bir teslimiyet gösterdiğinin, onun hükümranlığının ve rububiyetinin altında olduğunun izahıdır.
Mütekellimin zamir makamında رَبّ۪ي kelimesini zahir olarak tekrarlaması, hükmün illetine tekit ve muhataplarına Allah’ın onlar üzerindeki rububiyet vasfını hatırlatma amacına matuftur. Bu tekrarda, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَسِعَ رَبّ۪ي كُلَّ شَيْءٍ عِلْماً [ Rabbim her şeyi ilmiyle kuşatmıştır.] kavlinde izmar konumunda izhar gelişi; zikredilen manayı te’kid ve Allahu Tealayı zikir ile telezzüzdür. (https://tafsir.app/aljadwal/6/80)
شَيْءٍ ’deki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder.
عِلْماً kelimesi temyizdir. Temyiz ifadeyi zenginleştiren itnabdır. Bu şekilde kapalıyı açma özelliği yanında kaplama ve abartı özelliği de bulunduğundan anlam düz ifadeye oranla daha çarpıcı olarak yansıtılır.
شَيْءٍ - رَبّ۪ي kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan cümle, takdiri, أتعرضون (Yüz mü çeviriyorsunuz?) olan mukadder istînâfa فَ ile atfedilmiştir.
Hemze, inkârî istifham harfidir. İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, inkâr ve tevbih anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Cümle muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Taaccüp ve azarlamak için gelmiş inkâri istifhamdır. Tezekkür sebeplerinin çokluğuna rağmen cehaletleri devam etmektedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَفَلَا تَتَذَكَّرُونَ sorusu, azarlama ve kınama için gelmiştir, mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Bu cümle aslında mukadder bir cümleye matuftur, ‘’Siz hakikatten gafil kalıp düşünmez misiniz?’’ demektir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kur'an’daki fasılalar, kimi zaman kevnî ayetler üzerinden örnekler verilerek, kimi zaman ahiretin kalıcılığına vurgu yapılarak kimi zaman kâfirlerin Allah’ın dışında ilâhlar edinme konusundaki mantıksızlıkları geçmişle gelecek arasında bağ kurulmak suretiyle geçmişin tecrübesini geleceğe aktarma anlamındaki bir düşünmeyi kapsayan تَعَقُّل kelimesi ve “Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz?”, “Hiç düşünmüyor musunuz?” gibi ifadelerle bitirilirken geçmişe yönelik düşünmeyi gerektiren ve hassaten önceki milletlerin tecrübeleriyle ilgili olaylar anlatılırken لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ gibi tezekküre çağıran ifadelerle bitirilmiştir. Olayın arka planının kavranmasının önem arz ettiği Kur'an’ın anlamına yönelik düşünme çağrıları ise أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ifadesiyle karşılık bulmuştur. Zira tezekkürün zıddı olarak kullanılan tedebbür, geleceğe yön verecek bu türden bir düşünmeyi ve tedbiri gerektirir. Aklını kullanan bireylerin ( تَعَقُّل ) geçmişin yaşanmışlığını idrak ederek (تَذَكُّر ) geleceğe yol bulmaları (تَدَبُّر ) anlamında üçünü de kapsayan bir anlamın gerekli olduğu bazı fasılalar ise tefekküre yapılan vurgularla, bütün bunlardan içinde bulunduğumuz an için hüküm çıkarma bağlamındakiler ise تَفَقُّه kelimesiyle sonlandırılmıştır. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)