A'râf Sûresi 71. Ayet

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ  ٧١

Hûd, “Artık size Rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın, haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu birtakım isimler (düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dedi ki ق و ل
2 قَدْ artık
3 وَقَعَ inmiştir و ق ع
4 عَلَيْكُمْ size
5 مِنْ -den
6 رَبِّكُمْ Rabbiniz- ر ب ب
7 رِجْسٌ bir pislik ر ج س
8 وَغَضَبٌ ve gazab غ ض ب
9 أَتُجَادِلُونَنِي benimle mi tartışıyorsunuz? ج د ل
10 فِي hakkında
11 أَسْمَاءٍ isimler س م و
12 سَمَّيْتُمُوهَا adlandırdığınız س م و
13 أَنْتُمْ sadece sizin
14 وَابَاؤُكُمْ ve atalarınızın ا ب و
15 مَا
16 نَزَّلَ indirmediği ن ز ل
17 اللَّهُ Allah’ın
18 بِهَا onlar için
19 مِنْ hiçbir
20 سُلْطَانٍ delil س ل ط
21 فَانْتَظِرُوا bekleyin öyle ise ن ظ ر
22 إِنِّي ben de
23 مَعَكُمْ sizinle beraber
24 مِنَ
25 الْمُنْتَظِرِينَ bekleyenlerdenim ن ظ ر
 

Fakat onlar bu uyarıyı dikkate alarak Allah’a şükran borçlarını eda etmeleri gerekirken, aksine davranarak kendilerini yalnız Allah’a kulluk etmeye, atalarının taptığı uydurma tanrıları bırakmaya çağırdığı için Hûd’u eleştirip kınadılar; üstelik, nasıl olsa imkânsız olduğunu düşünerek ondan, doğruluğunu kanıtlaması için kendilerini tehdit ettiği azabı veya felâketi başlarına getirmesini isteyip akıllarınca kendisini güç durumda bırakmaya kalkıştılar.

 Âd halkı bu tutumlarıyla inkârcılıktan asla dönmeyeceklerini ortaya koymuşlardı. Bu sebeple peygamber, onların içinde bulunduğu durumu “Üzerinize rabbiniz tarafından bir azap ve öfkenin gelmesi hak olmuştur” şeklinde özetlemiş; kendisi beklediği gibi onların da başlarına gelecek acı âkıbeti beklemelerini istemiştir. Sözlükte “kir, pislik” anlamına gelen rics kelimesine mecazi olarak “azap” mânası verilmiştir; gazab ise –Allah’a isnat edildiğinde– O’nun “inkârcı ve isyancıları rahmetinden uzaklaştırıp alçaltması ve cezalandırması” anlamına gelir. Ricsi Allah’ın inkârcılara öfkesi, gazabı ise onlara vereceği azap şeklinde yorumlayanlar da vardır (bk. İbn Âşûr, VIII/2, s. 210). Yüce Allah iyilere yani Hûd ve onunla birlikte inananlara rahmetiyle muamele edip onları kurtarırken, peygamberi yalancılıkla suçlayıp iman etmemekte direnenlere gazabıyla muamele edip büyük bir kasırga neticesinde toptan yok olmalarını sağladı.Hz. Hûd, muhtemelen kavminin kesinlikle iman etmeyeceğini anlayınca diğer müminlerle birlikte uzak bir yere hicret ederek bu kasırgadan kurtulmuştu. Kabrinin Hadramut’ta bulunduğunu bildiren rivayet de bunu desteklemektedir (İbn Âşûr, VIII/2, s. 214).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 546-547

 
غضب Ğadıbe: غَضَبٌ intikam alma isteğiyle/arzusuyla kalbin kanının yüzde belirmesidir. Bundan dolayı Allah Rasulu şöyle buyurmuştur: ”Gadaptan ( غَضَبٌ ) sakınınız. Çünkü o Ademoğlunun kalbinde yakılan/tutuşturulan bir kordur. Hiç görmediniz mi boynundaki şah damarlarının nasıl şiştiğini ve gözlerindeki o kırmızılığı? ” (Tirmizi) Yüce Allah bu kavramla sıfatlandığı zaman sadece intikam alma anlamı kastedilir. Bazılarına göre Fatiha, 1/7 ayetindeki مَغْضُوب lafzından kasıt yahudilerdir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 24 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri gazap ve gudûbettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 
 

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ

 

Fiil cümlesidir.  قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l-kavli, قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ ’dür.  قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. وَقَعَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. عَلَيْكُمْ  car mecruru  وَقَعَ  fiiline mütealliktir. مِنْ رَبِّكُمْ  car mecruru  وَقَعَ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رِجْسٌ  fail olup damme ile merfûdur. غَضَبٌ  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur. 

 


 اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. تُجَادِلُونَن۪ي  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Sonundaki  ن۪  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olup mahallen mansubdur. ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ  car mecruru  تُجَادِلُونَن۪ي  fiiline mütealliktir.  سَمَّيْتُمُوهَٓا  cümlesi, اَسْمَٓاءٍ ‘in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

سَمَّيْتُمُوهَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هَٓا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْتُمْ  munfasıl zamir  سَمَّيْتُمُوهَٓا ‘daki muttasıl zamiri tekid eder.  اٰبَٓاؤُ۬كُمْ  atıf harfi  وَ ‘la  سَمَّيْتُمُوهَٓا ‘daki muttasıl zamire matuftur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَا نَزَّلَ اللّٰهُ  cümlesi, اَسْمَٓاءٍ ‘nın ikinci sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَزَّلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. بِهَا  car mecruru  نَزَّلَ  fiiline mütealliktir. مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  سُلْطَانٍ  lafzen mecrur, mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مِنْ  harf-i ceri mecruruna ibtidaiyye, ba’z, tebyin, karşılaştırma, zaid, sebep, bedel – karşılık, iki şeyi birbirinden ayırt etmek gibi manalar kazandırabilir. Ayette zaid şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Cemi müzekker muhatap mazi fiillere mansub muttasıl zamirler doğrudan doğruya gelmez. Bu fiillerle söz edilen zamir arasına bir  و  harfi getirilir.   سَمَّيْتُمُوهَٓا  fiilinde olduğu gibi. Buna işbâ vav-ı - işbâ edatı denilir.

Tekid; tabi olduğu kelimenin veya cümlenin manasını kuvvetlendiren, pekiştiren, manasındaki kapalılığı gideren ve aynı irabı alan sözdür. Tekide, “tevkid” de denilir. Tekid eden kelimeye veya cümleye “tekid (müekkid- ٌمُؤَكِّد)”, tekid edilen kelime veya cümleye de “müekked (ٌمُؤَكَّد)” denir. Tekid, çoğunlukla muhatabın zihninde iyice yerleşmesi veya onun tereddüdünü gidermek için yapılan vurguya denir. Tekid, lafzî ve manevi olmak üzere ikiye ayrılır.

1.Lafzi te’kid: Harfin, fiilin, ismin hatta cümlenin tekrarı ile olur. Zamirler zamir ile tekid edilebilirler. Bu durumda sayı ve cinsiyet yönünden tekid müekkede uyar. Ayette lafız tekid edilmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi sıfat olmuştur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُجَادِلُونَن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  جدل ’dir.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar.Müşareket (işteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ve meful aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

سَمَّيْتُمُوهَٓا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il  babındandır. Sülâsîsi سمو ’dir. 

نَزَّلَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نزل ‘dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

فَانْتَظِرُٓوا اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ


فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن لم تصدّقوا فانتظروا (İnanmıyorsanız bekleyin.) şeklindedir.

انْتَظِرُٓوا  fiili  ن ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder. 

ي  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَعَ  mekân zarfı  الْمُنْتَظِر۪ينَ ‘ye mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

انْتَظِرُٓوا  fiili, sülasi mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındandır. Sülâsîsi نظر ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

مُنْتَظِرُونَ  sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan iftiâl babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

قَالَ قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌۜ

 

Ayet, istînafiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi, şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ayet, Hud (a.s)’ın müşriklere cevabını bildirmektedir. 

İlk cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ  cümlesi, tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş müspet mazi fiil cümlesi, faide-i haber talebî kelamdır.

قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَيْكُمْ  ve  مِنْ رَبِّكُمْ  car mecrurları ihtimam için faile takdim edilmiştir.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّكُمْ  izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası vardır.

وَغَضَبٌۜ , tezayüf nedeniyle fail olan  رِجْسٌ ‘e atfedilmiştir.

قَدْ وَقَعَ عَلَيْكُمْ مِنْ رَبِّكُمْ رِجْسٌ وَغَضَبٌ  [Muhakkak Rabbinizden sizin üzerinize bela ve gadap, kızgınlık oldu] cümlesinde, gelecek olan bela mazi fiille ifade edilerek gerçekleşeceğinin kesin olduğuna işaret edilmiştir. Bu kullanımda mecâz-ı mürsel sanatı vardır.

رِجْسٌ - غَضَبٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Kelimelerdeki nekrelik kesret ve nev ifade eder. 

Müstakbel, vukuunun kesinliğini ifade için maziyle ifade edilebilir. Böylece gelecekte vuku bulacak olan şey, sanki vuku bulmuş gibidir. Ahirette olacak haller bu işin kesinlikle vuku bulacağına delalet etmek üzere mazi fille anlatılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meani İlmi)

رِجْسٌ ; habis şey demektir. Burada mecazî olarak batındaki kötülük yani nefsin fesadı  kastedilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Ayetteki  رِجْسٌ (pislik) kelimesinin, yanlış inançlar ve mezmum fiiller manasında olması gerekir. Bu sabit olunca, “Rabbinizden üzerinize bir rics (pislik) ve gazap hak oldu (vâkî oldu)” buyruğu, Allah Teâlâ’nın onlara kınanmış inaçları ve kötü özellikleri has kılmış olduğuna delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Kötülüğü gazapla, öfkeyi de azapla tefsir eden kimseler vardır. Azap öfkenin neticesi olduğu için bu kullanım mecâz-ı mürseldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Gadap kelimesi rics kelimesine tehir edilmiştir. Çünkü rics nefisteki kötülüktür. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 اَتُجَادِلُونَن۪ي ف۪ٓي اَسْمَٓاءٍ سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍۜ

 

Hud (a.s)’ın sözlerinin devamı olan cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eden cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. İstifham harfi hemze inkarî manadadır.

اَتُجَادِلُونَن۪ي  [‘’benimle mücadele mi ediyorsunuz?”] Buradaki istifhamdan murad, inkârdır. Çünkü onlar putlarına, onlarda bir ulûhiyet bulunmadığı halde, “ilâh” olarak isim veriyorlardı. Mesela bir putlarına ‘izzet’ masdarından müştak olan Uzza ismini vermişlerdir. Halbuki Allah Teâlâ o puta kesinlikle bir izzet (kudret ve yücelik) vermemişti. Yine onlar, bir putlarına da ‘ilah’ kelimesinden türetilmiş Lât ismini vermişlerdi, halbuki onda ilâh olma namına hiçbir özellik yoktu. Ayetteki, “Allah onlar için bir hüccet indirmediği halde...” buyruğu onların inançlarının, delil ve hüccetlerden uzak olduğunu gösterir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen mana itibariyle taaccüb ve kınama yani akıldan yoksun bir iş üzere olduklarını bildirme kastı taşıdığından terkib, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması)

سَمَّيْتُمُوهَٓا اَنْتُمْ وَاٰبَٓاؤُ۬كُمْ  cümlesi,  اَسْمَٓاءٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Putların bir vasfı, bir değeri olmadığı halde, siz onları değerli yaptınız ve onlara isim verdiniz. ‘Onları isimlendirdiniz’ derken onların ilâhlık vasfı olmadığı daha beliğ bir şekilde anlatılmıştır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

مَا نَزَّلَ اللّٰهُ بِهَا مِنْ سُلْطَانٍ  cümlesi,  اَسْمَٓاءٍ  için ikinci sıfattır. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Mef’ûl olan  مِنْ سُلْطَانٍ ’deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid  مِنْ  harfi de kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  بِهَا  car mecruru ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.

اَسْمَٓاءٍ - سَمَّيْتُمُوهَٓا  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

Ayette geçen  سُلْطَانًا  kelimesinin manası, hüccet ve delil demektir. Bu kelimenin izahı hususunda şu görüşler ileri sürülmüştür.

a) Bu kelime, kendisiyle kandilin tutuşturulup yandığı “susam yağı” kelimesinden türemiştir. Kendileri sayesinde insanlar haklarını elde edebildikleri için hükümdarlara ve ümerâya “sultanlar” denilmiştir.

b) Arapçada  سُلْطَانًا  kelimesi hüccet demektir. Hüccet ve burhan sahibi olduğu için hükümdara da “sultan” denilmiştir.

c) Leys şöyle demiştir: “Sultan” kudret demektir. Çünkü bu kelime  تَسْلِيط  kelimesindendir. Bu izaha göre  سُلْطَانُ الْمَلِكِ  ifadesinin manası, “hükümdarın kuvvet ve kudreti” demektir. Bâtılı defedip savaştırmaya kudreti olduğu için “burhan”a (aklî delile) de “sultan” ismi verilmiştir.

d) İbni Dureyd şöyle demektedir: “Her şeyin sultanı, o şeyin keskinliği demektir. Bu kelime  الْلِّسَانُ السِّلِيطُ  ‘keskin dil, tenkit edici dil’ ifadesinden alınmıştır. السَّلَاطَةُ  kelimesi de keskinlik ve hiddet anlamındadır.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

[Tamamen sizin ve atalarınızın taktığı birtakım adlar] yani, tapındığınız putlar aslında herhangi bir müsemmaları olmayan birer isimden ibarettir. Çünkü onları siz ilâh olarak isimlendirmektesiniz. Ancak onlarda ilâhlık anlamının (özelliğinin) bulunması söz konusu değil; olması da mümkün değil! (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 فَانْتَظِرُٓوا

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi  فَانْتَظِرُٓوا , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen cümle, tehdit kastı taşıdığı için, mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

Takdiri, إن لم تصدّقوا  (Eğer inanmıyorsanız) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Ayetin sonunda müştakının zikredildiği bu fiilde irsâd sanatı vardır.

Buradaki emir sıygası tehdit içindir. “Dilediğinizi yapın” manası gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Emirler aciliyet veya tehir ifade etmezler. Sadece bir şeyin yapılmasını isterler. Nehiyler ise aciliyet ifade ederler. Yasaklanan şeyden hemen uzaklaşılmasını isterler. (Hasan Karakaya, Fıkıh usulü, s. 558-559)


اِنّ۪ي مَعَكُمْ مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ

 

Ayetin son cümlesi tehdit manasında beyanî istînâf (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْمُنْتَظِر۪ينَ  car-mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.

Mekân zarfı  مَعَكُمْ , ism-i fail vezninde gelerek fiil gibi amel etmiş olan  الْمُنْتَظِر۪ينَ ‘ye mütealliktir. 

الْمُنْتَظِر۪ينَ , mezit bablardan  افتعال  vezninin ism-i fail kalıbında gelmesi bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi sebebiyle tekit ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَانْتَظِرُٓوا - الْمُنْتَظِر۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْمُنْتَظِر۪ينَ [bekleyenler] kelimesi; bakmak, düşünmek, ibret almak manaları ile de birlikte düşünülmelidir.

مَعَكم  şeklinde ifade edilen beraberlik mecazidir. Mutlak olarak beklemek manasında ortaklık için kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)