Enfâl Sûresi 14. Ayet

ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ  ١٤

İşte şimdi siz tadın onu! Kâfirlere bir de cehennem azabı vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكُمْ işte siz
2 فَذُوقُوهُ şimdi tadın onu ذ و ق
3 وَأَنَّ ve şüphesiz
4 لِلْكَافِرِينَ kafirler için vardır ك ف ر
5 عَذَابَ azabı ع ذ ب
6 النَّارِ ateş ن و ر
 

İnkâr edenlere karşı Allah’ın müminleri desteklemesi, inkârcıların köklerini kazımalarını, “boyunlarının üzerinden vurmalarını, onların bütün parmaklarına vurmalarını”; yani onları savaşamayacak derecede etkisiz hale getirmelerini (bk. Şevkânî, II, 333) istemesi, inkâr günahının veya suçunun cezası değildir; çünkü dünyada insanların inanma ve inkâr etme hürriyetleri vardır. Bu şiddetli mukabelenin sebebi inkârcıların, din ve vicdan hürriyetini çiğnemeleri, Allah’ın dinine, müminlerin dinî hayatlarına karşı cephe oluşturmaları, baskı uygulamaları, savaş ilân etmeleridir. Yalnızca inkâr etmenin, hak dine uymayan bir dünya görüşünü ve hayat tarzını benimsemenin cezası ise âhirette verilecektir.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 671

 

ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكُمُ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud yani uzaklık bildiren harf,  كُمْ  ise muhatap zamiridir. Mübtedanın haberi mahzuftur. Takdiri; واقع أو مستحقّ (Vuku bulucudur veya müstehaktır.) şeklindedir. 

فَ  atıf harfidir. Mukadder istînâfa matuftur. Takdiri; تنبّهوا فذوقوه (Dikkat edin, aksi halde onu tadın) şeklindedir.  

ذُوقُوهُ  fiili  ن ’un hazfıyla emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

أَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. Takdiri;  المحتّم أو الواجب (Kesindir veya görevdir.) şeklindedir. Veya mahzuf haberin mübtedası olarak mahallen merfûdur. Takdiri; محتّم أي استقرار عذاب النار للكافرين محتّم (Kaçınılmazdır, yani kafirler için ateş azabı kaçınılmazdır.) şeklindedir.

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

لِلْكَافِر۪ينَ  car mecruru  اَنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine müteallik olup, cer alameti  ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. عَذَابَ  kelimesi  اَنَّ ‘nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّارِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

الْكَافِر۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ذٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Ayetin ilk cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.

ذٰلِكُمْ , takdiri,  واقع  (Vaki olmuştur) olan mahzuf haberin mübtedasıdır.

Bu takdire göre cümle sübut ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtida-i kelamdır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular ve ona tahkir ifade eder.

ذٰلِكُمْ , bir durak gibidir. ”Bu olmuştur” gibi bir anlamı vardır. 

İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكُمْ  ile  الْعِقَابِ ‘ye işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de ‘‘vücudun tahakkuku’’dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi) 

ذٰلِكَ ‘deki  كَ , Peygambere (s.a.v) ya da her bir kimseye hitaptır.  ذٰلِكُمْ ‘daki zamir ise gaipten muhataba iltifat sanatıyla kâfirlere aittir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

فَذُوقُوهُ  cümlesi,  فَ  ile takdiri  تنبّهوا (Dikkat edin ve onu tadın) olan mukadder istînâfa atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Önceki ayetteki müfret muhatap zamirinden bu cümlede, cemî muhatap zamirine geçişte iltifat sanatı vardır.

فَذُوقُوهُ  [Onu tadın!] ifadesi, tehekkümî istiaredir. Azap, acı bir yiyeceğe benzetilip bu yiyecek hazf edilmiş, levazımı olan tatmak zikredilmiştir. Gerçek anlamda tatmak, duyu organı ile algılamak demektir. Burada tatma fiili kişinin azabı ne kadar kuvvetle hissettiğini ifade eder. Câmi’, hissetmektir. 

وَ  atıf harfidir. Cümle, ayetin başındaki istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

وَاَنَّ لِلْكَافِر۪ينَ عَذَابَ النَّارِ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır.  اَنَّ sebebiyle masdar tevilindeki  لِلْكَافِر۪ينَ  عَذَابَ النَّارِ  cümlesi takdiri الواجب  olan mahzuf haber için mübtedadır. Bu takdire göre cümle sübut ifade eden isim cümlesi olup faide-i haber ibtida-i kelamdır.

اَنَّ ‘nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkari kelam olan masdar-ı müevvel cümlesinde, îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. 

لِلْكَافِر۪ينَ  car-mecruru,  اَنّ  ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عَذَابَ النَّارِ  izafeti  اَنَّ ‘nin muahhar ismidir. 

Müsnedün ileyh olan  عَذَابَ النَّارِ, az sözle çok anlam ifade etmek için izafetle marife olmuştur. Son cümlede zamir makamında  لِلْكَافِر۪ينَ  kelimesinin zahir olarak zikredilmesi Allah ve resulüne karşı gelmenin küfür olduğuna dikkat çekmek için yapılan ıtnâb ve iltifat sanatıdır. 

لِلْكَافِر۪ينَ ‘deki marifelik istiğrak içindir. Tezyil cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Kâfirlerin tadacakları şeyi açıklayan son cümle, ibhamdan sonra izah sadedinde tezyil cümlesi olan ıtnâb sanatıdır. 

Tezyîl, bir fikri pekiştirmek ve daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla bir ifadenin arkasından söz ve anlamca ya da sadece anlam bakımından ona benzer olan ek bir ifadenin getirilmesi şeklinde gerçekleşen bir ıtnâb üslûbudur. (TDV İsmail Durmuş)