Enfâl Sûresi 28. Ayet

وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟  ٢٨

Bilin ki mallarınız ve çoluk çocuğunuz birer deneme aracıdır. Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاعْلَمُوا ve bilin ki ع ل م
2 أَنَّمَا şüphesiz
3 أَمْوَالُكُمْ mallarınız م و ل
4 وَأَوْلَادُكُمْ ve çocuklarınız و ل د
5 فِتْنَةٌ birer fitne(sınav)dır ف ت ن
6 وَأَنَّ ve süphesiz
7 اللَّهَ Allah(’a gelince)
8 عِنْدَهُ o’nun yanındadır ع ن د
9 أَجْرٌ mükafat ا ج ر
10 عَظِيمٌ büyük ع ظ م
 

İslâm beş değerin korunmasına büyük önem vermiş, bu maksatla Kur’an’da ve Sünnet’te birçok hüküm, tâlimat ve tavsiyeye yer verilmiştir. Bu değerler hayat, din, mal, nesil ve akıldır. Mal ve nesil bir yandan korunması dinin hedefleri arasına girmiş değerlerdir, diğer yandan da müminler için imtihan araçlarıdır; müminler bu iki değerli varlıkla ilgili ödev ve sorumlulukları, bunlarla olan ilişkilerinin kulluklarına müsbet veya menfi etkisi bakımlarından sınanacaklar ve sonunda bu nimetlerin hesabını vereceklerdir. Mal ve servetle ilgili âyetlerde bunların “dünya hayatının ziyneti” (el-Kehf 18/46) olduğu bildirilmiş, “müminleri, mal ve çocuklarının Allah’ı anmaktan alıkoymaması istenmiş” (el-Münâfikn 63/9), “eşlerin ve çocukların bir kısmının insana düşman olabileceği” gerçeği hatırlatılmış, bunun da bir imtihan aracı olduğu tekrarlanmıştır (et-Tegåbün 64/14-15). Müminler Allah sevgisi ile servet ve evlât sevgisi arasında gerekli dengeyi kurmak, bunlara yönelik istek ve menfaatler ile Allah’ın emirleri çatıştığında O’na itaat etmek durumundadırlar. İnsanın servet ve evlâda düşkünlüğü bazan ilâhî emirlere uyma konusunda onu zor duruma düşürecek, her şeye rağmen Allah’a itaatte sebat edenler imtihanı kazanmış olacaklardır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 682-683

 

Riyazus Salihin, 376 Nolu Hadis
Enes İbni Mâlik radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Üç özellik vardır; bunlar kimde bulunursa o, imanın tadını tadar:
Allah ve Resûlünü, (bu ikisinden başka) herkesden fazla sevmek.
Sevdiğini Allah için sevmek.
Allah kendisini küfür bataklığından kurtardıktan sonra tekrar küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi çirkin ve tehlikeli görmek.”
(Buhârî, Îmân 9, 14, İkrah 1, Edeb 42; Müslim, Îmân 67.Ayrıca bk. Tirmizî, Îmân 10)

Bir başka hadisinde de şöyle buyurmuştur: “ Bir kimse beni ana babasından daha çok sevmedikçe gerçek mü’min olamaz. “
(Buhari, İman 8; Müslim, İman 70).

(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)

 

وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اعْلَمُٓوا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.

اَنَّـمَٓا  kâffe ve mekfûfe’dir. Kâffe; men eden, alıkoyan anlamında olup buradaki  مَا  harfidir,  اِنَّ  harfinden sonra gelmiş ve onun amel etmesine mani olmuştur.  اِنَّ ‘nin ameli ise engellenmiştir yani mekfûfedir.

اَمْوَالُكُمْ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَوْلَادُكُمْ  atıf harfi  وَ ‘la  اَمْوَالُكُمْ ‘e matuftur. فِتْنَةٌ  haber olup damme ile merfûdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanmayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelir, mübteda ve haberi iki mef’ûl yaparak nasb ederler. Bilmek, sanmak, kalp yani zihin işi olduğundan bu fiillere kalp fiilleri denir. 

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdar-ı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Ayette  اعْلَمُٓوا  fiili bilmek manasına gelen fiillerdendir ve iki mef’ûlünü masdar-ı müevvel cümlesi olarak almıştır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّـمَٓا , kâffe (durduran, engelleyen anlamında ismi faildir) ve mekfûfe’dir.Usul ve beyan alimlerinin Cumhuruna göre kâffe olan  مَٓا  harfi, اِنَّ  ile birlikte nafiye olur ve bu da hasr için kullanılma sebebidir. Çünkü  اِنَّ  ispat,  مَٓا  nefiy içindir. Bu ikisinin tek bir şey için kullanılması caiz değildir, çünkü aralarında tenakuz vardır. https://www.arapcadilbilgisi.com/

Cumhura göre  إنما  hasr ifade eder ve maksûrun aleyh cümlenin sonunda bulunur. (https://islamansiklopedisi.org)


وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel, mukadder  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olup mahallen mansubdur. 

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  اَنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. عِنْدَهُٓ اَجْر  cümlesi, اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

عِنْدَ  mekân zarfı mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Muttasıl zamir  هُٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  اَجْرٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. عَظ۪يمٌ۟  kelimesi  اَجْرٌ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

عَظ۪يمٌ۟  kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌۙ 

Ayet, atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki nidanın cevabına hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  

أَنَّ , masdar ve tekid harfidir. Kendinden sonra gelen isim cümlesini masdara çevirmiştir.  اَنَّ  ve akabindeki   اَنَّـمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ فِتْنَةٌ   cümlesi, masdar teviliyle  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel cümlesine dahil olan  اَنَّـمَٓا , kasr edatıdır. Kasrla tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Iki tekit hükmündeki kasr, mübteda ve haber arasındadır.

اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ ; mevsûf/maksûr,  فِتْنَةٌۙ ; sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.  Evlat ve mal, fitne olmaya kasredilmiştir. 

Düzensizlik ve noksanlığa sebep olan her şeye fitne denir. Bu iki özelliği taşıması durumunda mal, evlat, görüş farklılığı, bir konuda aşırı gitme, azap, küfür, cünun, iptila vs. için kullanılır. (Mustafavi, Tahkik)

اِنَّمَا  ile yapılan kasrlarda muhatap konunun cahili değildir ve doğruluğuna itiraz etmiyordur ya da bu konuma konulmuştur. Muhataba konunun bilindiği tenbih edilir.  اِنَّمَا  edatı; siyakında açıkça veya zımnen bir sorunun olduğu ayetlerde cevap olarak gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâğat Dersleri Meânî İlmi)

اَمْوَالُكُمْ - اَوْلَادُكُمْ  kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

Ayette, cem mea taksim sanatı vardır. اَمْوَالُكُمْ وَاَوْلَادُكُمْ kelimelerinde taksim, فِتْنَةٌۙ  kelimesinde, 

‘iki veya daha çok lafzı bir hüküm altında toplama’ şeklinde tarif edilen cem sanatı vardır.

Fitne kelimesi rafine işlemi manasındadır. Posa ile cevherin ayrışmasını ifade eder. Posa mı olacağız yoksa cevher mi? Biz çocuklarımızı eğitmeyi düşünürken bir taraftan da onlar bizi eğitirler.

Mallarımız bize hizmet mi ediyor, yoksa biz mi onlara hizmet ediyoruz? Bunlar fitnedir, çünkü kalbi dünya ile meşgul eder ve insanı mevlâsının hizmetinden alıkoyar. 

Cenab-ı Allah, daha sonra ahiret mutluluklarının, dünyevî mutluluklardan daha hayırlı olduğuna; çünkü ahiretin gerek şeref gerek mükâfat gerekse müddet bakımından daha fazla olduğuna ve ahiretin sonsuz ve baki olduğuna dikkat çekmek için  وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟  buyurmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burada malın evlada takdimi bu makamda ihanetin merkezi olması dolayısıyladır. İhanet sebeplerinin en kuvvetlisi olduğu için evlad, mallara atfedilmiştir. Çünkü insanların çoğunun mal toplamaktan maksadı kendilerinden sonra çocuklarına bırakma isteğidir. Bunun için Kur’an’daki uyarılarda bu iki kelime çoğunlukla birlikte gelir. Ayetteki şekil bunların fitne olduğunu mübalağalı olarak ispat için iddiaî kasr şeklinde gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

فِتْنَةٌ  kelimesinde cem’ sanatı vardır. Cem’ sanatı, üslupta îcâz sağlayan sanatlardandır. Çünkü iki veya daha fazla şeyi bir hükümde birleştirir. Bu hükümler ayrı ayrı zikredilirse kelam uzar. Yanısıra hükmün zikrinin gecikmesi muhatabın merakını celbeder. Bu arada fikir yürütmeye başlar. Böylece nefiste iyice yerleşir. Bir hükümde birleştirilen şeylerin sayısı arttıkça bu merak da buna paralel olarak artar. Bu sayede heyecan artar, dikkatler uyanık tutulur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi)

فِتْنَةٌ  ; Kendisine sunulan koşulların uygun olmaması sonucu nefsin zorlanması, bozulması ve şaşkınlığa uğramasıdır. Huzeyfe (r.a) şu hadisi rivayet etmiştir “Ailesi ve malı kişinin fitnesidir, namaz ve sadaka bu fitneye kefaret olur.’’ (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Tegabun/15)  


وَاَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟

Hükümde ortaklık nedeniyle وَ ‘la …وَاعْلَمُٓوا اَنَّـمَٓا  cümlesine atfedilmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümlenin başında takdiri  اعْلَمُٓوا  olan fiil mahzuftur. Bu takdire göre mahzufla birlikte cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olan  اَنَّ اللّٰهَ عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟ , masdar tevilinde mahzuf  اعْلَمُٓوا  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir.

Masdar-ı müevvel;  اَنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsnedin ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve muhabbet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır. 

عِنْدَهُٓ اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟  cümlesi  اَنَّ  ‘nin haberidir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve icaz-ı hazif sanatları vardır.  عِنْدَهُ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. اَجْرٌ عَظ۪يمٌ۟  muahhar mübtedadır.  

اَجْرٌ ‘un sıfatı olan  عَظ۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

عِنْدَهُٓ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olması  عِنْدَ  için şan ve şeref ifade eder.

Müsnedün ileyh olan  اَجْرٌ  kelimesinin nekre gelmesi tazim ve kesret ifade etmiştir. 

Cümlede istiare sanatı vardır. Allah’a, peygambere ve emanete hainlik etmeyenlerin mükafatı, işçiye ödenen ücrete benzetilmiştir.