Enfâl Sûresi 43. Ayet

اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلاًۜ وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  ٤٣

Hani Allah sana onları uykunda az gösteriyordu. Eğer sana onları çok gösterseydi elbette gevşerdiniz ve o iş hakkında birbirinizle çekişirdiniz. Fakat Allah (sizi bunlardan) kurtardı. Çünkü O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِذْ hani
2 يُرِيكَهُمُ sana onları gösteriyordu ر ا ي
3 اللَّهُ Allah
4 فِي
5 مَنَامِكَ uykunda ن و م
6 قَلِيلًا az ق ل ل
7 وَلَوْ ve eğer
8 أَرَاكَهُمْ sana onları gösterseydi ر ا ي
9 كَثِيرًا çok ك ث ر
10 لَفَشِلْتُمْ çekinirdiniz ف ش ل
11 وَلَتَنَازَعْتُمْ ve çekişirdiniz ن ز ع
12 فِي
13 الْأَمْرِ (savaş) iş(in)de ا م ر
14 وَلَٰكِنَّ fakat
15 اللَّهَ Allah
16 سَلَّمَ kurtardı س ل م
17 إِنَّهُ doğrusu O
18 عَلِيمٌ bilir ع ل م
19 بِذَاتِ özünü
20 الصُّدُورِ göğüslerin ص د ر
 

Allah hem bu savaşın olmasını hem de müslümanların yenmelerini istediği için bunun maddî, stratejik ve psikolojik sebeplerini de hazırlamış ve yaratmıştır. Savaştan önce Resûlullah rüyasında düşman askerlerinin sayısının az olduğunu müşahede etmişti. Rüyasını müslümanlara anlattı, fakat yorumlamadı. Dinleyenler anlatılanı olduğu gibi, açık bir bilgi olarak değerlendirdiler ve düşmanın sayısının az olduğunu anlayarak cesaret kazandılar. Halbuki rüya sembolik idi, yorumlanması gerekiyordu. Rüyadaki azlık, sayıca azlığa değil, zayıflık ve moralsizliğe delâlet ediyordu, ama Hz. Peygamber siyaseten rüyasını yorumlamadı. 

Düşmanla fiilen karşılaşma gerçekleşince iki mûcizevî görüntü daha hâsıl oldu; bu defa gerçekte sayıları çok olan düşman askerleri müminlere az göründü, sayıları 300 civarında olan müslümanlar da müşriklere daha az gösterildi. Bu karşılıklı yanlış tesbitler, gerçek dışı görüntüler, Allah’ın murat ettiği sonucun gerçekleşmesine yönelik bulunuyordu; müminleri olduklarından da az gören müşrikler savaşı ciddiye almıyor, işe gerektiği gibi sarılmıyorlardı. 1000 kişilik tam donanımlı müşrik ordusunu olduğundan daha az ve zayıf gören müminlerin de moralleri güçleniyordu, hem imanları hem de gördükleri zulümden dolayı müşriklere nisbetle daha ziyade olan motivasyonları bir kat daha artıyordu.

 Bütün bunlar Allah murat ettiği için böyle oluyor; yani fevkalâde hallerde müminlerin, ellerinden geleni eksiksiz yapmalarına rağmen, yine de yardıma ihtiyaçları olduğunda, tabii olguların üstünde ve onların yapıp yaratıcısı olan ilâhî irade, insanların algılarını da sonucu etkilemeye elverişli olacak şekilde değiştiriyordu. Böyle oluyordu; çünkü bütün işler O’na ait, O’na râci idi; kendi başına olup biten hiçbir şey yoktu.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 

 Cilt: 2 Sayfa: 693-694

 

اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلاًۜ 

 

Zaman zarfı  اِذْ, takdiri أذكر  olan mahzuf fiilin mef’ûlün bihi olarak mahallen mansubdur.  يُر۪يكَهُمُ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

يُر۪يكَهُمُ  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mecrurdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur.

ف۪ي مَنَامِكَ  car mecruru  يُر۪يكَهُمُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamnda muzaftır. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. قَل۪يلاً  üçüncü mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.

2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir.

Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُر۪يكَهُمُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأي ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ

 

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَوْ  gayri cazim şart harfidir.  اَرٰيكَهُمْ  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كَ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mecrurdur. كَث۪يراً  üçüncü mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

لَ  harfi  لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır. 

فَشِلْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.

وَ  atıf harfidir.  لَ  harfi  لَوْ ’in cevabının başına gelen rabıtadır. 

تَنَازَعْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَمْرِ  car mecruru  لَتَنَازَعْتُمْ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir.  لٰكِنَّ  istidrak harfidir.  اِنَّ  gibi ismini nasb haberini ref eder. Bazı müfessirlere göre  لٰكِنَّ  de  اِنَّ  gibi cümleyi tekid eder.

اللّٰهَ  lafza-i celâl  لٰكِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur.  سَلَّمَ  cümlesi,  لٰكِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

سَلَّمَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.

تَنَازَعْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفاعَلَ  babındadır. Sülâsîsi  نزع ’dir. 

Bu bab fiile müşareket (ortaklık/işteşlik), tekellüf ve tezahür( görünmek ve zorlanmak), tedrîc (bir işin aşamalı olarak ,aralıklarla ve yavaş yavaş meydana gelmesi), mutavaat (mufaale babına ait bir fıilin dönüşlülüğü için kullanılması) ve mücerred mana (türemiş olduğu mücerred fiille aynı manada kullanılması) anlamları katar.

سَلَّمَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  سلم  ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

اَرٰي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi رأي ’dır. 

 

 

 

 

اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

هُ  muttasıl zamiri  إِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.  عَل۪يمٌ  kelimesi, إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. بِذَاتِ  car mecruru  عَل۪يمٌ ’e mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الصُّدُورِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

عَل۪يمٌ  kelimesi, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اِذْ يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلاًۜ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayette îcâz-ı hazif sanatı vardır.

اِذْ  zaman zarfı, takdiri  اذكر  (Hatırla) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلاً  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

ف۪ي مَنَامِكَ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla uyku içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamış demektir. Çünkü uyku hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak durumun önemine dikkat çekmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

Veciz ifade kastına matuf  مَنَامِكَ  izafetinde, Hz.Peygambere ait zamire muzâf olan  مَنَامِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

يُر۪يكَهُمُ  fiilinin üçüncü mef’ûlü olan  قَل۪يلاًۜ ‘deki nekrelik, kıllet ifade eder.

مَنَامِ  kelimesinden maksat, uykunun meydana geldiği yer olan gözdür (yani bu kelime ism-i mekândır)." (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

"Allah Hz Muhammed'e, uykusunda Kureyş kâfirlerini az gösterdi. O da bunu ashabına bildirdi. Bunun üzerine onlar, "Peygamberin rüyası haktır; düşman azdır" dediler. Bu da onların cesaretlenmesine ve kalplerinin kuvvetlenmesine sebep oldu. Bu, Allah Teâlâ'nın, Bedir'e katılan Müslümanlara vermiş olduğu nimetlerinin ikinci nev'idir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

 وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً لَفَشِلْتُمْ وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَۜ

 

 

Cümle atıf harfi  وَ ’la  يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Şart cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

لَوۡ  şartiyyedir. لَوۡ  gayrı cazim şart edatıdır. Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmediğini bildiren bir edattır. 

Şart üslubunda gelen terkipte müspet mazi fiil sıygasındaki  اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً  cümlesi şarttır.

Şartın cevabı olan  لَ  karinesiyle gelen  لَفَشِلْتُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

وَلَتَنَازَعْتُمْ فِي الْاَمْرِ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle şartın cevabına atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

فِي الْاَمْرِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  الْاَمْرِ , içine girilebilen maddi bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamış demektir. Çünkü iş, durum hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak mübalağa kastıyla bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.

الْاَمْرِ ‘deki marifelik, ahd içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

لَوْ  harfinin geldiği cümlelerde hem şart hem de ceza fiili mazi olur. Ancak bir nükte için muzariye de dahil olabilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

لَوْ  edatı; şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوْ  edatını “şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. Yani şartın imkânsızlığında cevabın da imkânsızlığını ifade eden bir edat olmaktadır. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

يُر۪يكَهُمُ اللّٰهُ ف۪ي مَنَامِكَ قَل۪يلاًۜ  cümlesiyle,  اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

يُر۪يكَهُمُ - اَرٰيكَهُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

قَل۪يلاًۜ - كَث۪يراً  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

وَلٰكِنَّ اللّٰهَ سَلَّمَ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  وَلَوْ اَرٰيكَهُمْ كَث۪يراً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. İnşâ cümlesinden haber cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

İstidrak manasındaki, tekid ifade eden  لٰكِنَّ ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

İstidrak harfi  لَـٰكِنَّ ’nin ismi, Allah Teâlânın sonsuz kudretinin muhatapların zihnine iyice yerleştirmek, onlara yardımcı olduğunu bildirmek için zamir makamında zahir istekrarlanmıştır. Bu tekrarda iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لٰكِنَّ ’nin haberi olan  سَلَّمَ , mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

İsim cümleleri sübut ifade eder.İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İstidrak sözlükte; ‘telafi etmek, düzeltme, doğrulama, karşılama’ anlamlarına gelir. Terim olarak istidrak, önceki kelamdan kaynaklanan tevehhümü, istisnaya benzer bir şeyle –ki bu, lakin demektir– ortadan kaldırmaktır.  (Dr. Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî‘İlmi Ve Sanatları)

Bu ayette, psikolojik durumun önemi ortaya konmuştur.

 

  اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ

 

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrarî teceddüt ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  عَل۪يمٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. بِذَاتِ الصُّدُورِ  car mecruru  عَل۪يمٌ ‘a mütealliktir.

بِذَاتِ الصُّدُورِ [kalplerin sahibi] ifadesinde istiare vardır. Kalp, sahip olunan bir şey yerine konmuştur.

Kalp yerine  صُّدُورِ  kelimesinin gelmesi hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürseldir. 

اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesinde lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım; ‘’Allah sînelerin özünü bilir.’’sözü, melzûm; ‘’Allah içinizdekilerini bilir ve bu fikirlerin tersine davranmanızdan dolayı sizi hesaba çeker’’manasıdır. 

Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Bu ifadede Allah sînelerin özünü bilir manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.

Ayrıca bu cümlede tağlib sanatı vardır. Allah Teâlâ her şeyi bilir. Özellikle ‘sînelerin özünü bilir’ buyurulması, kalpteki duyguların insanın hareketlerinde temel teşkil etmesindendir

Bu cümle, ‘onlar sizin kitabınıza inanmazlar’ manasında tarizdir. 

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde olmayan tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Ayetin fasılası Kur’an-ı Kerim’in diğer ayetlerinde de ufak değişikliklerle mevcuttur.

Böyle tekrarlanan öğeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.  Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkaf/28, c. 7, S. 314)

Bu ayetteki tekid, hem binasında hem de manasındadır. Binasındaki tekidler açıkça görülür. Bu konunun asıl unsuru olan  اِنَّ  harfiyle tekid edilmiştir,  عَل۪يمٌ  kelimesi mübalağa sıygasındadır ve  بِذَاتِ الصُّدُورِ  tabiri geçmiştir. Burada  فِي الصُّدُورِ  buyurulmamıştır, çünkü  عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  sözü, onun zatını, hakikatini ve onun etinin, kanının içinden akıp geçenleri vs. bilmeyi ifade eder. Bunları bildiği konusunda en ufak bir şüphe yoktur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Şura/28, c. 3, 173)

Ayette kalpler olarak tercüme edilen صدور  kelimesinin müfredi olan  صدر  (sadr) kelimesi, sözlükte “göğüs, sine, vücudun boyunla karın arasında bulunan ve kalp, akciğer vb. organları içine alan bölüm” demektir. Burada mahalliyet alakasıyla  صدر (sadr) kelimesiyle kalp veya akıl kastedilmiş olabilir. Mahal zikredilmiş, fakat o mahallin içindeki kalp kastedilmiştir. (Tahir Taşdelen, Mülk Suresi’nin Edebi Tahlili Ve Türkçe Kur’ân Mealine Yansıması)

اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  cümlesi, makabli için bir zeyl olup takva emrinin illetini beyan eder.

Ayrıca bu cümlede tağlîb sanatı vardır. Allah Teâlâ her şeyi bilir. Özellikle ‘’sinelerin özünü bilir’’ buyurulması, kalpteki duyguların insanın hareketlerinde temel teşkil etmesindendir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an) 

اِنَّهُ عَل۪يمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ  [Şüphesiz ki O,sinelerde olanı bilir] cümlesi; gizli günah işlemekten ve Allah’ın sadece görünen şeyleri bildiği vehminden sakındırmak için gelmiş bir tezyîl cümlesidir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اِنَّ  harfi, belâgatta geçen üsluba göre önceki cümlenin illetini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)