Enfâl Sûresi 70. Ayet

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ  ٧٠

Ey Peygamber! Elinizdeki esirlere söyle: Eğer Allah, kalplerinizde (iman, ihlâs, iyi niyet gibi) bir hayır (olduğunu) bilirse, sizden alınan fidyeden daha hayırlısını size verir ve sizi bağışlar. Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 النَّبِيُّ peygamber ن ب ا
3 قُلْ söyle ق و ل
4 لِمَنْ kimselere
5 فِي bulunan
6 أَيْدِيكُمْ ellerinizde ي د ي
7 مِنَ -den
8 الْأَسْرَىٰ esirler- ا س ر
9 إِنْ eğer
10 يَعْلَمِ bilirse ع ل م
11 اللَّهُ Allah
12 فِي olduğunu
13 قُلُوبِكُمْ sizin kalblerinizde ق ل ب
14 خَيْرًا bir hayır خ ي ر
15 يُؤْتِكُمْ size verir ا ت ي
16 خَيْرًا daha hayırlısını خ ي ر
17 مِمَّا (fidye)den
18 أُخِذَ alınan ا خ ذ
19 مِنْكُمْ sizden
20 وَيَغْفِرْ ve bağışlar غ ف ر
21 لَكُمْ sizi
22 وَاللَّهُ Allah
23 غَفُورٌ bağışlayandır غ ف ر
24 رَحِيمٌ esirgeyendir ر ح م
 

Peygamberimizin amcası Abbas gibi bir kısım esirler gizlice müslüman olmuşlardı, bir kısmının İslâm’a meyli vardı. Bazıları savaşa razı değildi, ar veya zor belâsı gelmişlerdi, bazıları da amansız İslâm düşmanıydılar, söz verseler bile buna sadık kalmayacak, ilk fırsatta yine müslümanlara karşı hareket edeceklerdi. Bağlı olarak Medine’ye getirilen, içlerinde Hz. Peygamber’in, sabaha kadar iniltisini duyduğu için uyuyamadığı amcasının da bulunduğu esirler perişandı. İç dünyaları bakımından hepsi aynı muameleyi hak etmiyordu; dışa vuran halleri, savaşçı konumları bakımındansa hepsine eşit davranmak gerekiyordu. Fidye karşılığı salınmalarına karar verilince Resûlullah, amcası Abbas’a kendisinin ve bazı yakınlarının fidyelerini vermesini teklif etti. Amcası bu kadar meblağa gücünün yetmeyeceğini, verirse yoksul, dilenci durumuna düşeceğini ileri sürünce ona yakında başka servetlere kavuşacağı müjdesini verdi ve âyetin “sizden alınandan daha iyisini size verir ve sizi bağışlar” şeklinde çevrilen kısmını okudu. Hz. Abbas müslüman olduktan sonra bu olaya atıf yaparak “Allah bana maddî olarak, ödediğim fidyeden daha fazlasını lutfetti; ikinci vaadi günahlarımı bağışlamaktı, onu da umuyorum” demiştir (İbn Kesîr, IV, 35-36; Zemahşerî, II, 186). Bu yoruma göre Allah’ın vereceği daha hayırlı karşılık mal ve bağışlama olmaktadır. Bu karşılığı iman olarak anlayan müfessirler de vardır. Gizli iman taşıyanlar bakımından Allah’ın vereceğini, dünyada mal, âhirette oraya uygun ödül olarak anlamak da mümkündür.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

 

Cilt: 2 Sayfa: 710

 
سري Seraye : سُرَى gece yolculuk yapmak veya yürümek demektir. Bu anlamda fiil olarak سَرَى ve أسْرَى formlarında gelir. Meryem suresi 24. ayette geçen سَرِيٌّ sözcüğü gece akıp giden bir nehir demektir. Başka bir görüşe göre de ayetteki bu kelime yükseklik veya yüksek anlamına gelen سَرْوٌ sözcüğünden gelir. Bu durumda Allahu Teala burada Hz. İsa’ya ve ona has kıldığı yüce ve yüksek paye, asalet, onur ve şerefe işaret etmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 8 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri Esra (gece yürüyüşü), sâri ve sirayettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ

 

يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir. النَّبِيُّ  münadadan bedel veya atf-ı beyan olup damme ile merfûdur. Nidanın cevabı  قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ ‘dur. 

Fiil cümlesidir. قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle  قُلْ  fiiline mütealliktir. ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ  car mecruru mahzuf sılaya müteallik olup  ی  üzere mukadder damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

مِنَ الْاَسْرٰٓى  car mecruru ism-i mevsûlun mahzuf haline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur. Mankus isimdir. Mekulü’l kavli,  اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ‘dur.  

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَعْلَمِ  şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. ف۪ي قُلُوبِكُمْ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. خَيْراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen يُؤْتِكُمْ خَيْراً  cümlesi şartın cevabıdır.  

يُؤْتِكُمْ  illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خَيْراً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl  مِنْ  harf-i ceriyle  خَيْراً ‘e mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُخِذَ مِنْكُمْ  ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اُخِذَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْكُمْ  car mecruru  اُخِذَ  fiiline mütealliktir. يَغْفِرْ لَكُمْ  atıf harfi  وَ ’la  يُؤْتِكُمْ  fiiline matuftur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يَغْفِرْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir.  لَكُمْۜ  car mecruru يَغْفِرْ  fiiline mütealliktir. 

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) 

Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Mankus isimler: Sondan bir önceki harfi kesralı olup son harfi de “ya (ي)” olan isimlere “mankus isimler” denir. Mankus isimlerin irab durumu şöyledir: a) Merfu halinde takdiri damme ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi),  b) Mansub halinde lafzi olarak yani fetha ile (رَاعِيًا  – اَلرَّاعِيَ  gibi),  c) Mecrur halinde takdiri kesra ile (رَاعٍ – اَلرَّاعِي  gibi) irab edilir. 

Yani mankus isimler ref ve cer durumlarında maksur isimler gibi takdiri irab edilir. Bu durumda damme ve kesra harekeleri son harflerinin üzerinde açıkça görülmez, fakat var olduğu kabul edilir. Nasb hallerinde ise lafzi olarak irab edilir, son harfin üzerinde fetha harekesi açık bir şekilde görünür. Mankus isimler nekre halinde yani başlarında elif lam olmaksızın kullanıldığında ref ve cer durumlarında sonlarındaki “ya” harfi düşürülür. Ancak meydana gelen bu değişikliğe işaret olmak üzere kelimenin sonundaki kesra harekesi tenvinli kesra olur. İrabı ise yine takdiren olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُؤْتِكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أتي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

خَيْراً  kelimesi ismi tafdil kalıbındandır. Çok kullanıldığı için başındaki hemze hafifletilmiştir.

İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

   وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. غَفُورٌ  haber olup damme ile merfûdur. رَح۪يمٌ  ikinci haber olup damme ile merfûdur.

غَفُورٌ -  رَح۪يمٌ  kelimeleri, mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mütekellim Allah Teâlâ, muhatap Hz. Peygamber’dir.  اَيُّهَا  münada, النَّبِيُّ , ondan bedeldir.

يَٓا اَيُّهَا النَّبِيُّ  nidasıyla, konunun önemine dikkat çekilmiştir.

Nidanın cevabı olan  قُلْ لِمَنْ ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  başındaki harf-i cerle  قُلْ  fiiline mütealliktir.  ف۪ٓي اَيْد۪يكُمْ مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ  bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. مِنَ الْاَسْرٰٓىۙ  car-mecruru, mahzuf sıladaki zamirin mahzuf haline mütealliktir.

قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ وَيَغْفِرْ لَكُمْۜ  terkibi şart üslubunda gelmiştir.

اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً  cümlesi şarttır. Müspet muzari fiil sıygasında gelerek istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak ve emre teşvik içindir.

ف۪ي قُلُوبِكُمْ  car-mecruru, mahzuf mef’ûle mütealliktir. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

İkinci mef’ûl olan  خَيْراً ‘daki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

ف۪ي قُلُوبِهِمْ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla kalp içine birşey konulabilen kaba benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kalp hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Ancak bu kimselerin fikirlerindeki hayrı etkili bir şekilde ifade etmek üzere bu harf kullanılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. 

خَيْراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

ف  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  يُؤْتِكُمْ خَيْراً مِمَّٓا اُخِذَ مِنْكُمْ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Ayetteki bu ikinci  خَيْراً  kelimesi, ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kelimenin tekrarında ıtnâb, tam cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَٓا  ‘nın başındaki  مِنْ  harf-i ceriyle  خَيْراً ‘ e mütealliktir. Sılası olan  اُخِذَ مِنْكُمْ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

يُؤْتِكُمْ  - اُخِذَ  kelimeleri arasında tıbak-ı hafî sanatı vardır.

اُخِذَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır.  Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayetteki şart ve cevap cümleleri arasında müzâvece ve müşakele sanatları vardır.

Müzâvece : Zevc kelimesi eş, tezevvüc ise evlenmek demektir. Istılah olarak da seci, vezin veya bir konuda birbirine benzeyen lafızların kelamda yer almasıdır. Bir diğer tarifi de “Şart ve ceza cümlelerinde iki mananın eşleşmesi” dir. Müzâvece sadece cezada vuku bulur. Buna tezâvüc de denir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Bedî' İlmi)

وَيَغْفِرْ لَكُمْ  cümlesi,  وَ ’la, يُؤْتِكُمْ خَيْراً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müfessirler bu ayetin, sadece Hazret-i Abbas hakkında mı, yoksa bütün (Bedir) esirleri hakkında mı olduğu hususunda ihtilaf etmişlerdir. Bu cümleden olarak bazıları, bunun sadece Abbas (r.a) hakkında nazil olduğunu söylerken, diğer bazıları bunun, bütün esirler hakkında nazil olduğunu söylemişlerdir.

Bu ikinci görüş daha makbuldür. Çünkü ayetin zahiri, şu altı sebepten dolayı, umumi olmasını gerektirir: 1) Ayetteki, اَيْد۪يكُمْ  [ellerinizdeki]  kelimesi; 2) الْاَسْرٰٓى [Esirlere] kelimesi; 3) قُلُوبِكُمْ [Kalpleriniz] lafzı 4) يُؤْتِكُمْ خَيْراً [Size daha hayırlısını verir…] ifadesi; 5) اُخِذَ مِنْكُمْ [Sizden alınanlardan ] tabiri; 6) يَغْفِرْ لَكُمْ  [Sizi bağışlar] ifadesi... Bu altı ifade, ayetin umumi olduğuna delalet ederken, ayetin hususu olmasını gerektiren şey nedir? Bu konuda söylenecek son söz şudur: Ayetin nüzul sebebi, Hazret-i Abbas hadisesi olsa bile sebebin hususiliğine bakılmaz, aksine lafzın umumiliği nazar-ı itibara alınır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

63, 64 ve 70. ayet arasında reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.

Allah Teâlâ'nın, اِنْ يَعْلَمِ اللّٰهُ ف۪ي قُلُوبِكُمْ خَيْراً [Eğer Allah kalplerinizde bir hayır olduğunu bilirse, şöyle şöyle yapar.] şeklindeki buyruğu, bir şart-ceza cümlesidir. (Burada) şart bu bilmenin meydana gelmesidir. Halbuki şart ve cezanın (yani onun neticesi) gelecekle ilgilidir ki bu da Allah'ın ilminin hâdis (sonradan) olmasını gerektirir, " Buna şöyle cevap verilir: "Ayetin lafzının zahiri her ne kadar Hişâm'ın ileri sürdüğü şeyi iktiza ediyorsa da deliller Allah'ın ilminin muhdes (sonradan meydana gelen) bir ilim olmasının imkânsız olduğuna delalet ettiği için şöyle denilmesi gerekir: Allah Teâlâ, ilmin mevcut olması, malumun (yani bilinen şeyin) mevcut olmasına delalet edeceği için ayette ilmi zikretmiş ve bununla malumu (bilinen şeyi) murad etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

  وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ

 

 

Cümle, atıf harfi وَ ‘la nidanın cevabına atfedilmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde, bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil  اللّٰهِ  isminin müsnedün ileyh olarak zikredilmesi tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek, ikazı artırarak emre itaati kuvvetlendirmek ve onun yüceliğine dikkat çekmek için zamir makamında zahir ismin  tekrarlanmasında iltifat, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Allah'ın غَفُورٌ  ve  رَح۪يمٌ  sıfatlarının tenvinli gelişi bu sıfatların Allah Teâlâ’da varlık derecesinin tasavvur edilemez olduğuna işaret eder. Haber olan iki vasfın aralarında  و  olmaması Allah Teâlâ’da ikisinin birden mevcudiyetini gösterir. 

غَفُورٌ - رَح۪يمٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır. Bu iki kelimenin ayetin anlamıyla olan mükemmel uyumu teşâbüh-i etrâf  sanatıdır. Her ikisi de mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

يَغْفِرْ - غَفُورٌ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu cümle mağfiret vadeder.

Mesel tarikinde tezyîl olan bu cümle ıtnâb babındandır. Tezyîl cümlesi, önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Öncesinde konusu geçen meselin vuku bulmasından bağımsız olarak, ara vermeden başka bir ifadeye yer verilmesidir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Bu son cümle Kur'an’da ufak değişikliklerle tekrarlanmıştır. Böyle cümleler çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitlensin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır

Böyle tekrarlanan kelimeler, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Fussilet  Suresi 44, C. 2, s. 189)

Burada zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü (Allah kelimesinin masdarı olan) ulûhiyet, Allah Teâlâ'nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Cenab-ı Allah  وَاللّٰهُ غَفُورٌ رَح۪يمٌ [Allah Gafûr ve Rahîmdir] buyurmuştur.

Bu daha önce geçen  يَغْفِرْ لَكُمْ [Ve sizi bağışlar.]  ifadesini tekid etmektedir. Buna göre mana, "Allah Gafûr ve Rahîm iken, nasıl mağfiret vaadini tutmaz " şeklindedir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb)