Tevbe Sûresi 53. Ayet

قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ  ٥٣

Yine de ki: “İster gönüllü, ister gönülsüz olarak harcayın, sizden asla kabul olunmayacaktır. Çünkü siz fasık bir topluluksunuz.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قُلْ de ki ق و ل
2 أَنْفِقُوا sadaka verin ن ف ق
3 طَوْعًا gönüllü ط و ع
4 أَوْ veya
5 كَرْهًا gönülsüz ك ر ه
6 لَنْ
7 يُتَقَبَّلَ kabul edilmeyecektir ق ب ل
8 مِنْكُمْ sizden
9 إِنَّكُمْ çünkü siz
10 كُنْتُمْ oldunuz ك و ن
11 قَوْمًا bir kavim ق و م
12 فَاسِقِينَ yoldan çıkan ف س ق
 
طوع Tavea: طَوْعٌ boyun eğmek ve inkıyad etmektir. Zorlamanın ( كَرْهٌ ) zıddıdır. طاعَةٌ Taat sözcüğü de ona benzer fakat daha çok emre uyma, itaat etme ve belirlenen şeyin peşinden gitmek anlamında kullanılır. Tefe’ul babındaki تَطَوُّعٌ kelimesi kendini itaat etmeye zorlamak, bir şeyi boyun eğerek yüklenip üzerine almaktır. أطاعَ – يُطِيعُ- إطاعَةٌ boyun eğdi ve itaat etti manasına gelir. İstif’al veznindeki türevi إسْتِطاعَةٌ dır. Kendisi vasıtasıyla bir fiili yerine getirmenin kolay ya da mümkün hale geleceği bir şeyin var olması demektir ve kudretten daha dar anlamlıdır. (Meallerde umumiyetle güç yetirme olarak anlamlandırılmıştır.) Bu kelimenin zıddı ise acz عَجْزٌ dir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 129 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri taat, itaat, mûtî ve tav olmaktır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ

 

Fiil cümlesidir.  قُلْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اَنْفِقُوا طَوْعاً ’dur.  قُلْ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَنْفِقُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. طَوْعًا  hal olup fetha ile mansubdur.  كَرْهًا  atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.

لَنْ  muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.

يُتَقَبَّلَ  fetha ile mansub meçhul muzari fiildir. اَنْفِقُوا  fiilinin delaletiyle naib-i fail mahzuftur. Takdiri,  لن يتقبّل منكم ما أنفقتموه (İnfak ettiğiniz şeyler asla kabul edilmeyecektir.) şeklindedir. مِنْكُمْ  car mecruru  يُتَقَبَّلَ  fiiline mütealliktir.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَنْفِقُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نفق ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

يُتَقَبَّلَ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  قبل ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.  

 

 

اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.

كُمْ  muttasıl zamir  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كُنْتُمْ  ‘ün dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. قَوْماً  kelimesi  كُنْتُمْ ’un haberi olup fetha ile mansubdur. فَاسِق۪ينَ  kelimesi  قَوْماً ’in sıfatı olup nasb alameti  ي ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاسِق۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  فسق  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قُلْ اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَنْفِقُوا طَوْعاً اَوْ كَرْهاً  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle emir sıygasında olduğu halde vaz edildiği mana dışında korkutma, gözdağı verme, meydan okuma manasında gelmiştir. Dolayısıyla cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.

طَوْعاً - كَرْهاً (İsteyerek - istemeyerek) kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve muvazene sanatları vardır. 

طَوْعاً  hal konumunda mansubdur.  كَرْهاً , aynı kalıpta gelerek, tezat nedeniyle  طَوْعاً  ’a atfedilmiştir. Masdar kalıbında gelmeleri, mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerir. Yani; ism-i fail ve ism-i mef’ûlü de ifade eder. Bu halin zamandan ari oluşuna işaret eder

Beyzâvî ayetteki emrin, ihbârî anlamda olup münafıkların dünya ve ahirette başlarına gelecek durumu anlattığını söylemiştir. Bu ifadenin emir sıygasında gelmesi, anlatılan durumun kesinlikle vâki olacağını bildirmek içindir.

Cenab-ı Hakk,  طَوْعاً اَوْ كَرْهاً  [Gerek gönül rızasıyla gerek istemeyerek…] buyurmuştur. Bu iki masdar ile ism-i fail manası kastedilmiştir. Yani bunlar,  طَائِعِينَ اَوْ كَارِهِينَ “isteyenler veya istemeyenler olarak” demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Emir üslubunda olması, adem-i kabulde her ikisinin de eşit olduğunu kuvvetlice ifade etmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

ولا يُنْفِقُونَ إلّا وهم كارِهُونَ  ayetinde onların ancak gönülsüzce infak ettikleri belirtildikten sonra burada  طَوْعًا  ibaresiyle belli durumlarda kısmî rıza ile yaptıkları infakın da razı olmadan yapılan infakın kapsamına girdiği ifade edilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu cümle her ne kadar zahiren emir şeklinde ise de bir şart ve ceza (cevap) manasındadır. Bunun manası, “İster isteyerek ister isteksiz olarak infak edin, yaptığınız infak kesinlikle kabul olunmayacaktır.” şeklindedir. Haber ve emir şeklindeki cümleler, birbirine yakındırlar. Binaenaleyh bunların her birinin, diğeri yerinde kullanılması güzel ve yerindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 لَنْ يُتَقَبَّلَ مِنْكُمْۜ 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlede fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümleye istikbalde asla manası kazandıran nefy harfi  لَنْ  aynı zamanda tekid ifade eder. Menfi muzari fiil cümlesi faide-i haber talebî kelamdır. 

يُتَقَبَّلَ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)


اِنَّكُمْ كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

اِنَّ ’nin haberi olan  كُنْتُمْ قَوْماً فَاسِق۪ينَ , nakıs fiil  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.  كُنْتُمْ ’un haberi  قَوْماً ‘dir. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَاسِق۪ينَ  kelimesi  قَوْماً  için sıfattır. İsm-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, C. 5, Duhan s.124) 

Son cümlede zamir makamında  فَاسِق۪ينَ  kelimesinin zahir olarak zikredilmesi mevzubahis kimselerin fasık olduğuna dikkat çekmek için yapılan iltifat ve ıtnâb sanatıdır. 

Bu cümle, infak ettikleri mallarının kabul edilmeyişinin, onların fasık olmaları yüzünden olduğuna bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)