Tevbe Sûresi 66. Ayet

لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْۜ اِنْ نَعْفُ عَنْ طَٓائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟  ٦٦

Boşuna özür dilemeyin! Çünkü siz, (sözde) iman ettikten sonra küfrünüzü açığa vurdunuz. İçinizden (tövbe eden) bir zümreyi affetsek bile, suçlarında ısrar etmeleri sebebiyle, diğer bir zümreye azap edeceğiz.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 لَا
2 تَعْتَذِرُوا hiç özür dilemeyin ع ذ ر
3 قَدْ andolsun
4 كَفَرْتُمْ siz inkar ettiniz ك ف ر
5 بَعْدَ sonra ب ع د
6 إِيمَانِكُمْ inandıktan ا م ن
7 إِنْ eğer
8 نَعْفُ affetsek bile ع ف و
9 عَنْ
10 طَائِفَةٍ bir kısmını ط و ف
11 مِنْكُمْ sizden
12 نُعَذِّبْ azab edeceğiz ع ذ ب
13 طَائِفَةً bir kısmına da ط و ف
14 بِأَنَّهُمْ dolayı
15 كَانُوا ك و ن
16 مُجْرِمِينَ suç işlediklerinden ج ر م
 

Bu âyetlerde münafık karakteri ve münafıkların davranışlarıyla ilgili tasvire yeni kesitler eklenmekte, bir taraftan müslümanlar onların görünen yüzlerine aldanmamaları için uyarılmakta, diğer taraftan da Allah’ın âyetleri, peygamberi ve müslümanlarla alay eden münafıklarakendilerinden önceki inkârcı kavimlerin acı sonları hatırlatılmaktadır. Burada işaret edilen münafıklara ait söz ve davranışlar, tefsirlerde daha çok Tebük Seferi öncesinde ve bu sefer esnasında yaşanan olaylarla açıklanır; bu konudaki rivayetler âyetlerin yorumuna ışık tutmakla beraber, âyetlerin üslûbu ve sözün akışından daha çok münafık tiplemesinin hedeflendiği anlaşılmaktadır (münafıklar hakkında ayrıca bk. Bakara2/8-20; Nisâ 4/138-140, 142-146; Münâfikun 63/1-8). Tefsirlerde 61. âyetin inişi ile ilişkilendirilen bazı rivayetlere yer verilir. Bunlardan biri şöyledir: Bazı münafıklar özel sohbetlerinde Resûlullah’ı çekiştiriyorlardı, sonra içlerinden biri “Aman bunlar onun kulağına gitmesin” diye ikazda bulununca, “O her söze kolayca kanar, söylediklerimizi inkâr ederiz, üstüne bir de yemin ettik mi bize inanır” şeklinde cevaplar veriyorlardı (Taberî, X, 168-169). Resûl-i Ekrem’in, münafıkların yalanlarını yüzlerine vurmadığı ve özellikle yemine çok değer verdiği gerçeğinden hareketle söz konusu rivayetlerle âyet arasında bağ kurulabilir. Fakat burada asıl amacın münafıkların tutumlarından bir kesit verip onların zihniyetini mahkûm etmek ve bu vesileyle dikkatleri Hz. Peygamber’in yüksek ahlâkına yöneltmek olduğu anlaşılmaktadır. Diğer taraftan münafıkların, “O her söylenene kulak veriyor” anlamındaki sözleriyle, Resûlullah’ın bazı sesler işitip onu vahiy olarak yansıttığı iddiasında bulunmuş oldukları yorumu da yapılmıştır. “Allah’ın resulünü incitenler” şeklinde tercüme edilen kısmı “peygamberi yerip kınayanlar” şeklinde anlamak da mümkündür (Esed, I, 366). Âyetin, “O sizin için hayırlı olana kulak veriyor” şeklinde tercüme edilen kısmı şöyle izah edilebilir: Resûlullah gelişigüzel tahminlerle insanlar hakkında yargıda bulunmaz, Allah’a olan derin imanının yanı sıra müminlere de büyük bir güven duyar ve söylenenleri böyle iyi niyet temeline dayanan bir anlayışla değerlendirir. Bu cümlede onun kulak verdiği bildirilen şeyle kastedilenin, bütün insanlığın hayrına olan “vahiy” olduğu da söylenmiştir. Allah’ın mesajını ileten elçi olması itibariyle 62. âyette Hz. Peygamber de Allah’ın yanı sıra zikredilmiş fakat kimin hoşnut kılınması gerektiğini belirten zamir tekil kullanılmıştır. Bazı müfessirler bununla ilgili olarak, resulünün rızâsını kazanmanın Allah’ın da rızâsını kazanma mânasına geldiği yönünde açıklamalar yaparken, bazıları da burada hoşnutluğuna erişilmesi hedeflenecek yegâne varlığın Cenâb-ı Allah olduğuna işaret bulunduğunu belirtmişlerdir (Şevkânî, II, 429). 63 ve 64. âyetler arasında şöyle bir bağ kurulabilir: Allah ve resulüne karşı çıkan, din özgürlüğünü yok etmek için uğraş veren kimseler, bu durumları dünyada açığa çıkmış olsa da olmasa da içinde ebedî olarak kalacakları cehennem azabına çarptırılacaklardır, en büyük rezil-rüsvâ olma aslında budur. Münafıklar bunu bilip dururken, sadece dünyada rezil olmaktan, haklarında bir sûre indirilip kalplerindekinin ortaya dökülmesinden endişe etmektedirler. Münafıkların ileri sürdükleri mazeretin geçersizliğini belirten 65. âyet, dolaylı bir tarzda müminlere yönelik olarak da dinî ve itikadî konuların şaka ve eğlence konusu edilemeyeceği hususunda ciddi bir uyarı ihtiva etmektedir. Münafıkların bir kısmı iman ile küfür arasında bocalayan, diğer bir kısmı ise bilinçli olarak ve ısrarla inkârcılığını sürdüren fakat müslümanlara karşı bunu gizlemeye çalışan kişilerdir. İşte 66. âyette, aklını ve iradesini doğru yönde kullanmayı, içindeki hak-bâtıl mücadelesini imanın galibiyetiyle sonuçlandırmayı başaranlara yüce Allah’ın bağış kapısının açık bulunduğu, inkârcılıkta ısrar edenler için ise kötü âkıbetin kaçınılmaz olduğu haber verilmektedir. 67. âyette münafık karakterine ve 68. âyette münafıkların acı âkıbetlerine değinildiği gibi, 71. âyette mümin karakterine ve 72. âyette de onların mutlu sonlarına işaret edilerek iki grup arasında bir mukayese yapılmasına imkân sağlanmıştır. 69-70. âyetlerde, gerçekte inkârcı oldukları halde iman etmiş gibi görünen münafıkların âkıbetlerinin açıktan açığa peygamberlere karşı mücadele veren inkârcılardan daha iyi olmayacağı belirtilmekte, güç ve servet sahibi olsalar da inkârcıların boş davalar uğruna yaptıklarının gerek dünyada gerekse âhirette ziyan olup gittiği (bu konuda bk. Âl-i İmrân3/10, 116-117) hatırlatılıp münafıkların da bundan ders almaları gerektiği uyarısı yapılmaktadır. 

 

(Kuran Yolu/Diyanet tefsiri)

 

لَا تَعْتَذِرُوا قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْۜ 

 

Fiil cümlesidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْتَذِرُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. كَفَرْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur.  بَعْدَ  zaman zarfı  كَفَرْتُمْ  fiiline mütealliktir. ا۪يمَانِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

تَعْتَذِرُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  عذر ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşâreket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır. 

 اِنْ نَعْفُ عَنْ طَٓائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟

 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نَعْفُ  şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. عَنْ طَٓائِفَةٍ  car mecruru  نَعْفُ  fiiline mütealliktir.  مِنْكُمْ  car mecruru  طَٓائِفَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. 

فَ  karînesi olmadan gelen  نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً  cümlesi şartın cevabıdır.

نُعَذِّبْ  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. طَٓائِفَةً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. أَنَّ  ve masdar-ı müevvel  بِ  harf-i ceriyle  نُعَذِّبْ  fiiline mütealliktir

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمْ  muttasıl zamiri  أَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle  اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.   

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. isim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.

كَانُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. مُجْرِم۪ينَ۟  kelimesi كَانُوا ’nun haberi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا  (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

نُعَذِّبْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  عذب ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

مُجْرِم۪ينَ۟  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

لَا تَعْتَذِرُوا

Ayetin ilk cümlesi, istînâfiyye olarak gelmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Muzari fiil sıygasında gelerek, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.


 قَدْ كَفَرْتُمْ بَعْدَ ا۪يمَانِكُمْۜ

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen bu cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Tahkik harfi  قَدْ  ile tekid edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

قَدْ  mazi fiile dahil olduğunda kesinlik ifade eder. Ayrıca mazi fiildeki sebat ve temekkün manası onların küfürde ne kadar istikrarlı olduklarına işaret etmiştir.

قَدْ  sadece fiilin başına gelen bir tekid harfidir. Muzari fiilin başına geldiği zaman bazen azlık bazen de çokluğa delâlet eder. Ancak belâgat alimlerinin sözlerinden anladığımıza göre; fiilin gerçekleştiği anlatılmak isteniyorsa  قَدْ  harfi, başına geldiği fiil için ister mazî ister muzari olsun tekid ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)


اِنْ نَعْفُ عَنْ طَٓائِفَةٍ مِنْكُمْ نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkip şart üslubundadır. Şart cümlesi olan  نَعْفُ عَنْ طَٓائِفَةٍ مِنْكُمْ , müspet muzari fiil sıygasında, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir.

مِنْكُمْ  car mecruru  طَٓائِفَةٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

طَٓائِفَةً ’deki nekrelik, muayyen olmayan cins içindir.

نَعْفُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

اِنْ  şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder. 

فَ  karînesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟  cümlesi, masdar tevilinde, sebep bildiren  بِ  harfiyle  نُعَذِّبْ  fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

نُعَذِّبْ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de  tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

Cümlede  اَنَّ ’nin haberi, nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

كَان ’nin haberi ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin devamlı olduğuna işaret etmiştir. كَان  ile birlikte cümlede ism-i faile isnad, onların mücrimlik vasfını vurgulamıştır.

كَان ’nin  haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, c. 5, s. 124)

طَٓائِفَةً ’deki nekrelik ‘herhangi bir’ manasında cins ifade eder.

طَٓائِفَةٍ  kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

مُجْرِم۪ينَ۟ - كَفَرْتُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اِنْ نَعْفُ عَنْ طَٓائِفَةٍ مِنْكُمْ  cümlesi ile  نُعَذِّبْ طَٓائِفَةً بِاَنَّهُمْ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

كَفَرْتُمْ - ا۪يمَانِكُمْ  ve  نَعْفُ - نُعَذِّبْ  kelime grupları arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

بِاَنَّهُمْ كَانُوا مُجْرِم۪ينَ۟  deki  ب , sebebiyyedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مُجْرِم۪ينَ۟  ism-i fail olarak geldiği için devamlılık ifade eder, ayrıca bir de  كَان  gelmiştir.

Allah Teâlâ, bu istihzanın bir küfür olduğunu beyan buyurmuştur. Akıl da eğlence olsun diye küfür (inkâr) olacak bir şeyi yapmanın caiz olmadığını gösterir. Binaenaleyh onların, “Biz lafa dalmış, şakalaşıyorduk.” şeklindeki sözlerinin, istihza hususunda geçerli bir mazeret olmadığı sabit olmuş olur. Dolayısıyla aslında bu bir özür olmayınca Allah Teâlâ onları mazeret olarak bunu ileri sürmekten men etmiştir. Çünkü batıl sözlerden men etmek gerekir. İşte bundan dolayı Cenab-ı Allah, “Özür dilemeye kalkmayın.” yani “Bu suçu savuşturmak için böyle bir mazeret ileri sürmeyiniz.” buyurmuştur. (Fahreddin er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Burda ikinci grubun suçunun, birincisinden daha ağır ve daha çok olduğuna dikkat çekmek vardır. Binaenaleyh hüküm, bu ağır suça bağlanmış olur. Hem bu ifade de bu suçun hâlâ devam ettiğine, bitmediğine ve dolayısıyla da azap etmeyi gerektirdiğine bir dikkat çekme bulunmaktadır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)