ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ٤٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قِيلَ | denildi ki |
|
| 2 | يَا نُوحُ | Nuh |
|
| 3 | اهْبِطْ | in |
|
| 4 | بِسَلَامٍ | selam ile |
|
| 5 | مِنَّا | bizden |
|
| 6 | وَبَرَكَاتٍ | ve bereketlerle |
|
| 7 | عَلَيْكَ | sana |
|
| 8 | وَعَلَىٰ | ve üzerine |
|
| 9 | أُمَمٍ | ümmetler |
|
| 10 | مِمَّنْ | olanlardan |
|
| 11 | مَعَكَ | seninle birlikte |
|
| 12 | وَأُمَمٌ | ve (bazı) ümmetlere |
|
| 13 | سَنُمَتِّعُهُمْ | geçimlik vereceğiz |
|
| 14 | ثُمَّ | sonra |
|
| 15 | يَمَسُّهُمْ | onlara dokunacaktır |
|
| 16 | مِنَّا | bizden |
|
| 17 | عَذَابٌ | bir azap |
|
| 18 | أَلِيمٌ | acıklı |
|
ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ
Fiil cümlesidir. قٖيلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mekulü’l-kavli, يَا نُوحُ ’dur. قٖيلَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
يَا nida harfidir, نُوحُ münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur. Nidanın cevabı اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا ‘dir.
اهْبِطْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri انت ’dir. بِسَلَامٍ car mecruru اهْبِطْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. مِنَّا car mecruru بِسَلَامٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. بَرَكَاتٍ atıf harfi و ’la بِسَلَامٍ ‘e matuftur. عَلَيْكَ car mecruru بَرَكَاتٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَلٰٓى اُمَمٍ car mecruru بَرَكَاتٍ ’nin mahzuf sıfatına veya بَرَكَاتٍ ’e mütealliktir. مَنْ müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle اُمَمٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. مَعَ mekân zarfı mahzuf sılaya mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اُمَمٌ mübteda olup damme ile merfûdur. Haberi mahzuftur. Takdiri, من ذرّيتك أمم (Senin zürriyetinden olan ümmetler) şeklindedir. سَنُمَتِّعُهُمْ cümlesi, اُمَمٌ sıfatı olarak mahallen merfûdur.
Fiilinin başındaki سَ harfi tekid ifade eden istikbal harfidir. نُمَتِّعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.
ثُمَّ tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَمَسُّهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنَّا car mecruru عَذَابٌ ’in mahzuf haline mütealliktir. عَذَابٌ fail olup damme ile merfûdur. اَلٖيمٌ kelimesi عَذَابٌ ’in sıfatı olup damme ile merfûdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette ilki fiil cümlesi ikincisi müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ثُمَّ ; Matuf ve matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ harfinin zıttıdır. ثُمَّ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُمَتِّعُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi متع ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَل۪يمٌ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
ق۪يلَ يَا نُوحُ اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
ق۪يلَ fiilinin mekulü’l-kavli olan يَا نُوحُ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. Mef’ûle dikkat çekmek için meçhul bina edilmiştir.
Nidanın cevabı olan اهْبِطْ بِسَلَامٍ مِنَّا وَبَرَكَاتٍ عَلَيْكَ وَعَلٰٓى اُمَمٍ مِمَّنْ مَعَكَۜ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
بَرَكَاتٍ tezayüf nedeniyle بِسَلَامٍ ‘e atfedilmiştir.
بِسَلَامٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
بِسَلَامٍ car mecruru اهْبِطْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
مِنَّا car mecruru بِسَلَامٍ ’in, عَلَيْكَ ve ona atfedilen عَلٰٓى اُمَمٍ car mecruru ise بَرَكَاتٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatların hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
مَنْ müşterek ism-i mevsûlu مِنْ harf-i ceriyle اُمَمٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Mevsulün sılası mahzuftur. مَعَكَۜ , bu mahzuf sılaya mütealliktir.
بِسَلَامٍ ve بَرَكَاتٍ kelimelerindeki nekrelik kesret, nev ve tazim, اُمَمٍ ’deki nekrelik ise muayyen olmayan nev ve kesret ifade eder.
Bu kelam, Allah tarafından Nuh'un (a.s) tevbesinin kabulünü ve hüsrandan kurtulup bütün işlerinde hayırlara ereceğini bildiren bir müjdedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Bu boğulma işi, bütün yeryüzünü kaplayıp, Nuh (a.s) da gemiden çıktığı zaman yeryüzünde yararlanılabilecek hiçbir canlı ve bitki olmadığını anlayınca, âdeta nasıl yaşayacağı, yeme ve içme ile ilgili ihtiyaçlarını nasıl gidereceği hususunda endişeye düştü. İşte Cenab-ı Hakk, “Bizden bir selam ile in!” buyurduğu zaman onun bu endişeleri yok oldu. Çünkü bu, her türlü sıkıntıya karşı bir emniyetin olduğuna delalet etmektedir. Bu ise ancak güvenlik ve bol rızık içinde bulunmakla olabilir. Allah Teâlâ, selamette olmayı vadedince bunun peşinden ona “bereket” vadetmiştir. Bu da hayatı devam edip sürdürmekten, var olmaya sebattan ve arzu edilen şeyleri elde etmekten ibarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Hz. Nuh’la beraber olanlara “birçok ümmet” denilmesi, grup grup olmalarından, ileride ümmetlerin bu nesillerden gelmesinden veya “seninle beraber olanlardan meydana gelen ümmetler” manasında olması dolayısıyladır.
Bu ümmetlerden murad, müminlerdir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
وَاُمَمٌ سَنُمَتِّعُهُمْ ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اُمَمٌ , mahzuf haber için mübtedadır. Cümlenin takdiri من ذرّيتك أمم şeklindedir. Haberin hazfi, îcâz-ı haif sanatıdır.
سَنُمَتِّعُهُمْ cümlesi, اُمَمٌ için sıfattır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Vaad ifade eden istikbal harfi سَ , cümleyi tekid etmiştir.
Muzari fiil hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
س harfinin dünyada gerçekleşecek olayları, سوف harfinin ise, ahirette gerçekleşecek olayları ifade etmek için kullanıldığı belirtilmiştir. (Necmettin Çalışkan, Abdurrahman Hasan Habenneke El- Meydânî Ve Tefsîri)
ثُمَّ يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ cümlesi, tertip ve terahî ifade eden ثُمَّ atıf harfiyle, سَنُمَتِّعُهُمْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنَّا car mecruru, ihtimam için faile takdim edilmiştir.
يَمَسُّهُمْ مِنَّا عَذَابٌ اَل۪يمٌ ifadesinde istiare sanatı vardır. عَذَابٌ kelimesi, يَمَسُّهُمْ fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Azabın bir şahıs gibi dokunacak olması azabın şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette azabın tekrarlanması, elim olmakla sıfatlanması onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Müsnedün ileyh olan عَذَابٌ kelimesinin nekra gelişi tazim, kesret ve tarifi imkansız bir nev olduğunu ifade eder. Ayrıca, mübalağa vezninde maddi bir varlık sıfatı olan اَل۪يمٌ ’le sıfatlarak kişileştirilmiştir. Azabın korkunçluğunu artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
اَل۪يمٌ kelimesi عَذَابٌ için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
E-li-me kökünden gelen "elem" acı, ağrı; اَل۪يمٌ ise acı çektiren, elem veren demektir. Eğer burada "elîm" acı duyan anlamına alınırsa, bu azabın değil, fakat azap edilenin sıfatı olur. O takdirde ifadede mübalağa (manayı te'kid) vardır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm, Bakara/10)
Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “ عَذَابٌ مُه۪ينٌ ”, “ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ ”, “ عَذَابٌ اَل۪يمٌ”, “ عذاب شديد ” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, ceza amelin cinsindendir. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir.
عَذَابٌ عَظ۪يمٌ Azim azab ifadesi 14 kere geçerken عَذَابٌ اَل۪يمٌ ifadesi 46 kere geçmiştir.
Nuh (a.s) ile onunla beraber olan müminlerin soyundan geleceklerin hepsi, Müslüman ve mübarek değildir; fakat onların soyundan gelecek bazı ümmetler de Müslüman olmayacaklardır. Onlar, dünyada nimetlerden faydalanacak ahirette ise azaba uğrayacaklardır. Onların azaba uğratılmaları, ya yalnız ahirette, ya da hem dünya hem de ahirette olacaktır. Muhammed b. Kâ'b el-Karazî diyor ki: “Bu ayetteki selam kapsamına kıyamete kadar gelecek bütün erkek ve kadın müminler dahildir. Ve ondan sonra zikredilen geçici faydalandırma ve azap kapsamına da bütün kâfirler dahildir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
نُمَتِّعُ - بِسَلَامٍ - بَرَكَاتٍ ve عَذَابٌ - اَل۪يمٌ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اُمَمٍ - مِنَّا ve عَلٰٓى kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
سَلَامٍ - عَذَابٌ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.