Yusuf Sûresi 107. Ayet

اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ  ١٠٧

Yoksa Allah tarafından kendilerini kuşatacak bir azabın gelmeyeceğinden veya onlar farkında olmadan kıyametin ansızın gelip çatmayacağından emin mi oldular?
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 أَفَأَمِنُوا onlar emin midirler? ا م ن
2 أَنْ
3 تَأْتِيَهُمْ kendilerine gelmeyeceğinden ا ت ي
4 غَاشِيَةٌ sargın bir belanın غ ش و
5 مِنْ
6 عَذَابِ azabından ع ذ ب
7 اللَّهِ Alah’ın
8 أَوْ veya
9 تَأْتِيَهُمُ kendilerine gelmeyeceğinden ا ت ي
10 السَّاعَةُ O sa’atin س و ع
11 بَغْتَةً ansızın ب غ ت
12 وَهُمْ ve onlar
13 لَا hiç
14 يَشْعُرُونَ farkında değillerken ش ع ر
 

اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً

 

Fiil cümlesidir. Hemze istifhâm harfidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَمِنُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

تَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. غَاشِيَةٌ  fail olarak damme ile merfûdur. مِنْ عَذَابِ  car mecruru  غَاشِيَةٌ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. تَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. السَّاعَةُ  fail olarak damme ile merfûdur.  بَغْتَةً  hal olup fetha ile mansubdur.

اَوْ  ;Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  


 وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا يَشْعُرُونَ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَشْعُرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

 

اَفَاَمِنُٓوا اَنْ تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  وَمَا يُؤْمِنُ اَكْثَرُهُمْ بِاللّٰهِ  cümlesine atfedilmiştir.

Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber cümlesinden inşâ cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Hemze inkârî istifham harfidir. Cümle istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Kur’ân-ı Kerîm’de sıkça başvurulan bir üslup olarak karşımıza çıkan istifhâm-ı inkârî ile kabul edilmeyen/edilmemesi gereken bir olgunun neden hala farkına varılmadığı sorgulanmaktadır. (Avnullah Enes Ateş, İstifhâm Üslûbunun Mecâzi Kullanımları ve Meallere Yansıması )

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

Mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden cümle, istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen tehdit ve tevbih kastı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ  cümlesi,  اَفَاَمِنُٓوا  fiilinin mef’ûlü konumundadır. Müspet muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Fail olan  غَاشِيَةٌ  kelimesinin ism-i fail vezninde gelmesi bu özelliğin hudûs ve yenilenmesine, kelimedeki nekrelik ise onun tahayyül edilemez derece ve çeşitte olduğuna işarettir. 

مِنْ عَذَابِ اللّٰهِ  car-mecruru  غَاشِيَةٌ ’un mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  عَذَابِ اللّٰهِ  izafetinde, lafz-ı celâle muzâf olan  عَذَابِ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ  cümlesinde istiare sanatı vardır. غَاشِيَةٌ  kelimesi  أتي  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Felaketin bir şahıs gibi gelecek olması onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca ayette Allah tarafından olması onun korkunçluğunu tekit etmektedir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır. 

Sebep müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatıdır.

غَاشِيَةٌ مِنْ عَذَابِ  ifadesinde istiare vardır. Bununla kastedilen, “bir şeyi kaplayan, onu her yandan kuşatan ve onu bütün yanlardan görünmesini önleyen” bir örtü gibi kendilerini saran azabın ve üzerlerindeki felaketin tasvirinde vurgulu anlatım sağlamaktadır. (Şerîf er-Râdî, Kur’an Mecazları)

اَوْ  atıf harfiyle …تَأْتِيَهُمْ غَاشِيَةٌ  cümlesine atfedilen,  اَوْ تَأْتِيَهُمُ السَّاعَةُ بَغْتَةً  cümlesinin atıf sebebi, hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Hal olan  بَغْتَةً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

Hal, cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır.

تَأْتِيَهُمُ  fiilinin  السَّاعَةُ ‘ ya nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan gelme fiili zamana isnad edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı vardır. Saatin gelmesi ibaresi sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

غَاشِيَةٌ ’un ve  السَّاعَةُ ’un  اتى  fiiline isnadı, aklî mecazdır.

وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ  cümlesi de vav harfiyle gelen haldir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlenin müsnedi olan  لَا يَشْعُرُونَ , menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil cümlesi olması hükmü takviye,istimrar ve teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. 

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu cümle, müsnedün ileyhi haber olan fiilin önüne geçmiş tekidli bir cümledir. Bu cümlede bu takdim nefyi (olumsuzluğu) tekid eder. Olumsuzluğun tekidi onlar kesinlikle hissetmezler, yani hisleri kaybolmuştur demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.305)

تَأْتِيَهُمُ  lafzının tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.