Yusuf Sûresi 15. Ayet

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ  ١٥

Yûsuf’u götürüp kuyunun dibine bırakmaya karar verdikleri zaman biz de ona, “Andolsun, (senin Yûsuf olduğunun) farkında değillerken onların bu işlerini sen kendilerine haber vereceksin” diye vahyettik.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَلَمَّا nihayet
2 ذَهَبُوا götürdüler ذ ه ب
3 بِهِ onu
4 وَأَجْمَعُوا ve karar verdiler ج م ع
5 أَنْ
6 يَجْعَلُوهُ atmaya ج ع ل
7 فِي
8 غَيَابَتِ dibine غ ي ب
9 الْجُبِّ kuyunun ج ب ب
10 وَأَوْحَيْنَا ve biz vahyettik و ح ي
11 إِلَيْهِ O’na
12 لَتُنَبِّئَنَّهُمْ andolsun haber vereceksin ن ب ا
13 بِأَمْرِهِمْ onların işlerini ا م ر
14 هَٰذَا bu
15 وَهُمْ ve onlar
16 لَا hiç değillerken
17 يَشْعُرُونَ farkında ش ع ر
 
Kardeşleri, Yûsuf’u koruyacaklarına dair babalarına güvence verince Hz. Ya‘kub, Yûsuf’u onlarla birlikte gönderdi. Kardeşleri onu kuyuya atmaya oy birliği ile karar verdiler ve kararı hemen uyguladılar.
 Kardeşlerinin yaptıklarını bir gün kendilerine haber vereceğine dair Yûsuf’a yapılan vahiyle ilgili olarak iki görüş vardır: a) Hz. Yûsuf’a peygamberlik daha o zamandan verilmiştir. Nitekim bu vaad daha sonra gerçekleşmiş ve Hz. Yûsuf kardeşlerinin kendisine yaptıklarını ileride onlara haber vermiştir (âyet 89). b) Buradaki vahiyden maksat, ilhamdır; henüz peygamberlik verilmemiştir. Nitekim bu tür ilhamlara Kur’ân-ı Kerîm’de vahiy denildiğine çokça rastlanmaktadır (Râzî, XVIII, 99).

Kaynak :Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 221
 
جبّ Cebbe : جُبّ kuyu demektir. Böyle isimlendirilmesinin sebebi ya sert bir yerde kazılmış olması ki buna جَبُوب denir; ya da içinin sadece kazılmış ama örülmemiş olmasıdır. جَبّ bir şeyi kökünden kesmektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de isim kalıbında 2 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri cübbe ve jipondur (kelime bu kökten Fransızcaya geçmiştir). (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
 

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ 

 

فَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder.  فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَمَّٓا  kelimesi  حين  (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. ذَهَبُوا بِه۪  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri,  جعلوه فيها  (Orada yaptılar) şeklindedir.

ذَهَبُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  ذَهَبُوا  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَجْمَعُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  على  harf-i ceriyle  اَجْمَعُٓوا  fiiline mütealliktir. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَجْعَلُوهُ  fiili  ن ’un  hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.  ف۪ي غَيَابَتِ  car mecruru  يَجْعَلُوهُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الْجُبّ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

لَمَّا : Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. a. (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b. (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c. Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir.  d. Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَجْمَعُٓوا  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  جمع ’dir.   

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


 وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا 

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اَوْحَيْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  ناً  fail olarak mahallen merfûdur. اِلَيْهِ  car mecruru  اَوْحَيْنَٓا  fiiline mütealliktir.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.   

تُنَبِّئَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Fiilin sonundaki  ن  tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Muttasıl zamir  هُمْ mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. 

بِاَمْرِ  car mecruru  تُنَبِّئَنَّ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هٰذَا  işaret ismi  بِاَمْرِهِمْ ’den bedel olarak mahallen mecrurdur. 

Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.) 

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْحَيْنَٓا  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  وحي ‘dir.

تُنَبِّئَنَّهُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نبأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


 وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

 

İsim cümlesidir.  تُنَبِّئَنَّ ’deki gaib zamirinin hali olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. لَا يَشْعُرُونَ  cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يَشْعُرُونَ  fiili  ن ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesidir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

 

فَلَمَّا ذَهَبُوا بِه۪ وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ

 

فَ , istînâfiyedir. Ayetin başında “Bunun üzerine de Yakub, Yusuf’a izin verdi ve onu, onlarla beraber gönderdi…” şeklinde takdir edilen meskutun anh mevcuttur.

Şart üslubunda gelen terkipte  لَمَّا  edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden   ذَهَبُوا بِه۪  şart cümlesi,  لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.

Haynûne manasındaki  لَمَّا  aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)

لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

وَاَجْمَعُٓوا اَنْ يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ  cümlesi şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَجْعَلُوهُ ف۪ي غَيَابَتِ الْجُبِّۚ  cümlesi, masdar tevilinde olup takdir edilen  على  harfiyle اَجْمَعُٓوا  fiiline müteallıktır. 

Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Şartın, takdiri  جعلوه فيها (Onu orada yaptılar) olan cevabı mahzuftur. Bu îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar. 

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اَجْمَعُٓوا - يَجْعَلُ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.


 وَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ

وَ , istînafiyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlenin وَ  ziyade kabul edilerek şartın cevabı olduğu da söylenmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَوْحَيْنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. 

“Buradaki vahiyden maksat, nübüvvet ve risalettir.” Bu, muhakkik alimlerden büyük bir cemaatin görüşüdür. Bu görüşü benimseyenler, daha sonra Yusuf’un (a.s) o zaman bülûğa erip ermediği hususunda ihtilaf etmişlerdir... Bu cümleden olmak üzere bir kısmı, “O, o zaman bülûğa ermişti ve yaşı da on yedi idi.” derken diğerleri de onun o vakit henüz çocuk olduğunu, ancak ne var ki İsa (a.s) hakkında da söz konusu olduğu gibi aklını kemâle erdirip vahyi ve nübüvveti almaya elverişli ve kabiliyetli hale getirdiğini söylemektedirler.

Buradaki vahiyden maksat, ilhamdır. Bu, Cenab-ı Hakk'ın, “Musa'nın anasına.... diye vahyettik (اَوْحَيْنَٓا)” (Kasas Suresi, 7) ve “Rabbin bal arısına ... diye ilham etti (أوحي)” (Nahl Suresi, 68) ayetinde geçen vahiy kelimesi gibidir. Birinci görüş evlâdır; çünkü, vahyin zahiri manası budur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَا  وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ

 

Kasem üslubundaki terkip istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. 

Cümle, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf kasem, kasemin cevabının başına gelen lam ve nûn-u sakile ile tekid edilmiş cevap olan  لَتُنَبِّئَنَّهُمْ بِاَمْرِهِمْ هٰذَ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. 

بِاَمْرِهِمْ ‘den bedel olan ve olaya işaret eden  هٰذَا ’da istiare vardır. 

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

İşaret ismi, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarır. Öyle ki kendisinden bahsedilen şey çok net olarak ortaya çıkar. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna delalet eder. 

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  نَّ , fiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri, Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

[Onu götürüp (kör) kuyunun dibine bırakmaya ittifakla karar verince bunu yaptılar. Onlar farkında değilken biz de Yusuf’a vahyettik ki “Onlara bu yaptıklarını elbet bir gün anlatacağız.”] Yusuf’a (a.s) bu vahiyden maksat, onun bu sıkıntıdan kurtulacağını, onlara bir gün galip geleceğini ve onların, onun kudreti ve hakimiyeti altına gireceklerini bildirmek suretiyle Yusuf'un kalbini takviye etmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Ayette cevap farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcaz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar Kur’an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

[onlara bir bir haber vereceksin] ifadesi, onlara yönelik bir tehdit anlamında, Nun ile  لَنَٓنَبِّئَنَّهُمْ  (Onlara bir bir haber vereceğiz!) şeklinde de okunmuştur. Bu okuyuşa göre arkadan gelen “kendileri bunun farkında olmadıkları bir sırada” ifadesi “Biz kendisine şöyle vahyetmekteydik.” ifadesine bağlı olmaktadır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Hal  وَ ’ ıyla gelen,   وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ  cümlesi  لَتُنَبِّئَنَّهُمْ  fiilindeki gaib zamirden haldir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan açıklama biçimidir.

Cümlenin müsnedi olan  لَا يَشْعُرُونَ , menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye ifade eder.

Ayetteki muzari fiiller hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Nefy harfinin müsnedün ileyhden sonra gelmesi ve müsnedin de fiil olması halinde bu terkip hükmü takviye ifade eder. Ancak bazı karineler vasıtasıyla tahsis de ifade edebilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu cümle, müsnedün ileyhi haber olan fiilin önüne geçmiş tekidli bir cümledir. Bu cümlede bu takdim nefyi (olumsuzluğu) tekid eder. Olumsuzluğun tekidi onlar kesinlikle hissetmezler, yani hisleri kaybolmuştur demektir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 4, s.305)