Ra'd Sûresi 38. Ayet

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةًۜ وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ  ٣٨

Andolsun, senden önce de peygamberler gönderdik. Onlara da eşler ve çocuklar verdik. Allah’ın izni olmadan hiçbir peygamber bir mucize getiremez. Her ecelin (vadenin) bir yazısı vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun
2 أَرْسَلْنَا biz gönderdik ر س ل
3 رُسُلًا elçiler ر س ل
4 مِنْ
5 قَبْلِكَ senden önce ق ب ل
6 وَجَعَلْنَا ve verdik ج ع ل
7 لَهُمْ onlara
8 أَزْوَاجًا eşler ز و ج
9 وَذُرِّيَّةً ve çocuklar ذ ر ر
10 وَمَا değildir
11 كَانَ mümkün ك و ن
12 لِرَسُولٍ hiçbir elçinin ر س ل
13 أَنْ
14 يَأْتِيَ getirmesi ا ت ي
15 بِايَةٍ bir ayet ا ي ي
16 إِلَّا olmadan
17 بِإِذْنِ izni ا ذ ن
18 اللَّهِ Allah’ın
19 لِكُلِّ her ك ل ل
20 أَجَلٍ sürenin ا ج ل
21 كِتَابٌ bir yazısı (vardır) ك ت ب
 

Müşrikler peygamberin insan üstü varlık olacağını sanıyor, Hz. Muhammed’in eş ve çocukları olduğu için onun peygamberliğine itiraz ediyorlardı. Oysa Kur’ân-ı Kerîm beşerî özellikler bakımından peygamberlerin insan üstü varlıklar olmadığını, onların da birer insan olduğunu (İbrâhim 14/11; Kehf 18/110; Fussılet 41/6), eş ve çocukları bulunmasının peygamber olmaya engel teşkil etmediğini haber vermektedir. Mûcizeye gelince o da peygamberin elinde değil, Allah’ın kudretinde olup ancak onun ezelî ilminde belirlediği zaman meydana gelir. Müşriklerin istediği mûcizenin hemen gelmemesi onun hiç gelmeyeceğini göstermez. Allah’ın hikmet ve takdiri onun ne zaman gerçekleşmesini gerektiriyorsa o zaman gerçekleşir.

  “Süreli her şeyin bir kaydı vardır” meâlindeki cümlede yer alan kayıt kelimesinin âyetteki karşılığı “kitap”tır. Buradaki kitabı “şeriat vahyi” olarak anlayıp âyeti, “Allah’ın takdir ettiği her süre için gönderdiği bir kitap vardır” şeklinde yorumlayanlar da olmuştur (Şevkânî, III, 99-100; Esed, II, 494). 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri

 Cilt: 3 Sayfa: 296-297

 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةًۜ 

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

اَرْسَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. رُسُلاً  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِ  car mecruru  اَرْسَلْنَا  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  كَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَعَلْنَا  fiili, atıf harfi  وَ  ile  اَرْسَلْنَا  fiiline matuftur.  

جَعَلْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Değiştirme anlamında kalp fiilidir.  لَهُمْ  car mecruru  جَعَلْنَا  fiiline mütealliktir. اَزْوَاجاً  mef’ûlün bih olup fetha ile mansubdur. ذُرِّيَّةًۜ  atıf harfi  وَ  ile  اَزْوَاجاً ‘e matuftur. 

Atıf harflerinden biri kullanılarak iki kelimeyi veya iki cümleyi birbirine bağlamaya atf-ı nesak denir. Atıf harfinden önce gelene matufun aleyh, sonra gelene matuf denir. Matuf ve matufun aleyh arasında îrab bakımından, sıyga bakımından, cümlelerin haberî veya inşâî olması bakımından uyum olur. Mana bakımından aralarında uygunluk varsa fiil isme atfedilebilir. Müstetir zamir atıf olmaz. Matufun îrabı her zaman için matufun aleyhe uyar.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَرْسَلْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir. 

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.


وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  لِرَسُولٍ  car mecruru  كَانَ ‘in mahzuf haberine mütealliktir. أن  ve masdar-ı müevvel,  كَانَ ‘in muahhar ismi olarak mahallen merfudur. 

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتِيَ  fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir.  بِاٰيَةٍ  car mecruru  يَأْتِيَ  fiiline mütealliktir. اِلَّا  istisna edatıdır.  بِاِذْنِ  car mecruru mahzuf müstesnaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâli muzâfun ileyh olarak kesre ile mecrurdur.

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi) denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

 

İsim cümlesidir. لِكُلِّ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  اَجَلٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. كِتَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.

 

وَلَقَدْ اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةًۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. 

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. 

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda, vurgu kasem cevabına yapıldığından kasem cümlesi telaffuzda terk edilir. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur’an'da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur’an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap olan  اَرْسَلْنَا رُسُلاً مِنْ قَبْلِكَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Mef’ûl olan  رُسُلاً ‘deki nekrelik kesret ve tazim ifade eder.

اَرْسَلْنَا - رُسُلاً  kelimeleri arasında, iştikak-ı cinas ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Aynı üslupta gelen  وَجَعَلْنَا لَهُمْ اَزْوَاجاً وَذُرِّيَّةً  cümlesi, kasemin cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  لَهُمْ  car-mecruru, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

اَرْسَلْنَا - جَعَلْنَا  fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.

Birbirine temasül nedeniyle atfedilen mef’ûl konumundaki  اَزْوَاجاً - ذُرِّيَّةً  kelimelerindeki nekrelik kesret ve tazim içindir. Bu kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

وَمَا كَانَ لِرَسُولٍ اَنْ يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِۜ

 

Cümle, kasemin cevabına atıf harfi  وَ ’la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır. 

Menfî nakıs fiil  كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. لِرَسُولٍ  car mecruru,  كَانَ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَأْتِيَ بِاٰيَةٍ اِلَّا بِاِذْنِ اللّٰهِ  cümlesi, masdar teviliyle  كَانَ ‘nin muahhar ismidir. Masdar-ı müevvel, müspet muzari fiil cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِلَّا  istisna edatıdır.  بِاِذْنِ اللّٰهِ  car-mecruru, hal konumundaki mahzuf müstesnaya mütealliktir.

Zamir makamında ism-i celilin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek, mehabeti artırarak tehditte mübalağa içindir. Bu tekrarda tecrîd, ıtnâb, iltifat ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  بِاِذْنِ اللّٰهِ  izafetinde Allah Teâlâya muzaf olan  بِاِذْنِ  tazim edilmiştir. 

ما كانَ  terkibi, olumsuzlukta mübalağaya delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Rad/38) 

مَا كَانَ ’li olumsuz sıygalar gerçekleşmesi aklen caiz olmayan umumi olumsuzluk için kullanılır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 3/79)

الإتْيانُ  göstermekten,  الإذْنُ  ise yaratmaktan istiaredir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)

بِاٰيَةٍ ’deki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124) 

اَرْسَلْنَا رُسُلاً  ile  بِاِذْنِ اللّٰهِۜ  ifadeleri arasında mütekellimden gaibe geçişe güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger), Arap Dili Ve Belâğatı İltifat Sanatı)

 

لِكُلِّ اَجَلٍ كِتَابٌ

 

Beyânî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.

Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede, takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لِكُلِّ اَجَلٍ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  كِتَابٌ  muahhar mübtedadır.

Müsnedün ileyhin ve  اَجَلٍ ’in nekre gelişi, tazim ifade eder. 

Ayetteki  كِتَابٌ  sözcüğü ile hem kesin olarak belirlenmiş ecel hem de bildiğimiz kitap kastedilir.

رُسُلاً - اٰيَةٍ - كِتَابٌ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu cümle önceki cümleyi pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla ona benzer manada gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.

كِتَابٌ  sözcüğü,  لِكُلِّ اَجَلٍ  ifadesi ile sonraki ayetin başında bulunan  يَمْحُوا اللّٰهُ مَا يَشَٓاءُ وَيُثْبِتُۚ  ifadesi arasına girmiştir. Cümlenin baş tarafı, kendisiyle kesin olarak belirlenmiş ecel”in kastedildiğini ifade ederken, son tarafı bildiğimiz kitabı ifade eder. (Dr Mustafa Aydın, Arap Dili Belâgatında Bedî’ İlmi ve Sanatları)

Her bir vadenin yazılmış bir hükmü vardır, yani Allah’ın hükme bağladığı her bir işin Allah nezdinde yazılmış, yazı ile tespit edilmiş bir hali vardır. Bunu Hasen ifade etmiştir. Ayette takdim ve tehir olduğu da söylenmiştir. Mana; “Her bir yazının bir vadesi vardır” şeklindedir. Bu açıklamayı Ferrâ’ ve Dahhâk yapmıştır ki Yüce Allah’ın yazmış olduğu her bir işin bilinen bir vakti, belli bir süresi vardır, demektir. Bunun bir benzeri de Yüce Allah’ın: “Her bir haberin kararlaştırılmış bir zamanı vardır” (el-En’âm, 6/67) ayetidir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

لِكُلِّ أجَلٍ كِتابٌ  cümlesi tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr)