وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ ٢٧
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْجَٓانَّ iştigal üzere, mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. خَلَقْنَاهُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ ikinci mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
مِنْ قَبْلُ car mecruru خَلَقْنَا fiiline müteallik olup, cer mahallinde muzâftır. Kelimenin merfû oluşu muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Ötre muzâfun ileyhten ivazdır. مِنْ نَارِ car mecruru خَلَقْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. السَّمُومِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
قَبْلَ ve بَعْدَ muzâfun ileyhleri hazf edilince zamme üzere mebni olurlar: Bu durumdaki izafete izafetten munkatı’ zarflar (izafetten kesilen zarflar) denir. قَبْلَ zarfı, hem cümleye hem de tek kelimeye (müfrede) muzâf olanlar grubundadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûl fiilden önce gelir ve fiilin sonunda da bu mef’ûle ait bir zamir bulunursa buna iştigal denir. (M.Meral Çörtü, Nahiv, s. 282)
وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. الْجَٓانَّ , iştigal olmak üzere mansubdur. Takdiri خَلَقْنَاهُ (Yarattık.) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür.
Cümle mahzufla birlikte, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ûl fiilden önce gelir ve fiilin sonunda da bu mef’ûle ait bir zamir bulunursa buna iştigal denir. (M. Meral Çörtü, Nahiv, s. 282)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ cümlesi, tefsiriyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.
خَلَقْنَاهُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
مِنْ قَبْلُ kelimesinin muzâfun ileyhi mahzuftur. Kelimedeki ötre mahzuftan ivazdır.
Ayetteki ilk مِنْ ibtidaiyye, ikinci مِنْ ise ba’ziyye’dir. Bu kelimelerde tam cinas ve reddü'l-acüz ale's-sadr vardır.
السَّمُومِ - نَارِ - جَٓانَّ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Müfessirler, Adem’in (a.s), insanın atası olması gibi, cinlerin atasının da can olduğu açıklamasını yapmışlardır.
وَالْجَٓانَّ ‘yi nasb eden خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ fiilinin tefsir ettiği gizli fiildir. Cini, insandan önce yarattık demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
الْجَٓانَّ ’ı da daha önceden “yani, Âdem’in yaratılıştan önce yarattık.” Hasen der ki: Bununla İblis kastedilmektedir. Yüce Allah İblisi, Âdem (a.s)’dan önce yaratmıştır. Ona, الْجَٓانَّ adının verilmesi, gözle görülmeyip gözden saklı olmasındandır. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)
والجانَّ خَلَقْناهُ cümlesi, Âdem (a.s) ve şeytanın askerleri arasındaki düşmanlığı daha iyi açıklamak için idmâc (bir araya getirip birbirine girdirmek) ve açıklama yolu ile gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)
Takdim ve tehir, bazen varlıkların dünyadaki kıdem ve öncelik sırasına göre gerçekleşir. Ayet ve suredeki söz diziminin bu esasa göre düzenlendiğini görürüz. Daha eski (kadîm) olanla başladıktan sonra diğerlerini getirir. Bu hususu Yüce Allah’ın وَمَا خَلَقْتُ الْجِنَّ وَالْاِنْسَ اِلَّا لِيَعْبُدُونِ [Ben cinleri ve insanları, yalnızca bana ibadet etsinler diye yarattım!] (Zariyat/56) sözünde görmekteyiz. Allah Teâlâ, cinleri insanlardan daha önce yaratmıştır. Bunun delili de وَالْجَٓانَّ خَلَقْنَاهُ مِنْ قَبْلُ مِنْ نَارِ السَّمُومِ [Ondan önce de cinni (n babası olan İblis‟i) öldürücü/zehirleyici ateşten/alevden yaratmıştık] (Hicr/27) şeklindeki ayettir. Dolayısıyla önce cinleri sonra insanları zikretmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, et-Ta‘bîru’l-Kur’ânî, s. 51-53)