وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَا | ve |
|
| 2 | أَنْزَلْنَا | indirmedik |
|
| 3 | عَلَيْكَ | sana |
|
| 4 | الْكِتَابَ | Kitabı |
|
| 5 | إِلَّا | dışında |
|
| 6 | لِتُبَيِّنَ | açıklaman |
|
| 7 | لَهُمُ | onlara |
|
| 8 | الَّذِي | şeyi |
|
| 9 | اخْتَلَفُوا | ayrılığa düştükleri |
|
| 10 | فِيهِ | hakkında |
|
| 11 | وَهُدًى | ve yol gösterici |
|
| 12 | وَرَحْمَةً | ve rahmet |
|
| 13 | لِقَوْمٍ | bir kavim için |
|
| 14 | يُؤْمِنُونَ | inanan |
|
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَنْزَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكَ car mecruru اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir. الْكِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اِلَّا hasr edatıdır.
لِ harfi, تُبَيِّنَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, لِ harf-i ceriyle اَنْزَلْنَا fiiline mütealliktir.
تُبَيِّنَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. لَهُمُ car mecruru تُبَيِّنَ fiiline mütealliktir. Müfred müzekker has ism-i mevsûl الَّذِي mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اخْتَلَفُوا ’dür. Îrabtan mahalli yoktur.
اخْتَلَفُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪يهِۙ car mecruru اخْتَلَفُوا fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. هُدًى mahzuf اَنْزَلْنَا fiilinin mef’ûlun lieclihi olup mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. رَحْمَةً atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. لِقَوْمٍ car mecruru رَحْمَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. يُؤْمِنُونَ cümlesi, قَوْمٍ ’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur.
يُؤْمِنُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul وَ ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْزَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
يُؤْمِنُونَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ‘dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
تُبَيِّنَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi بين ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اخْتَلَفُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi خلف ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَمَٓا اَنْزَلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ اِلَّا لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِۙ
وَ atıf harfidir. Ayetin ilk cümlesi atıf harfi وَ ‘ la kasemin cevabı olan لَقَدْ اَرْسَلْـنَٓا اِلٰٓى اُمَمٍ مِنْ قَبْلِكَ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Cümle kasr üslubuyla tekid edilmiştir.
اَنْزَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan الْكِتَابَ ’ye takdim edilmiştir.
İstisna edatı اِلَّا , cümlede nefiy harfiyle birlikte kasr ifade etmiştir. İki tekit hükmündeki kasr, fiille müteallıkı arasındadır. اَنْزَلْنَا , maksur/sıfat, mecrur mahaldeki masdar-ı müevvel maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِتُبَيِّنَ لَهُمُ الَّذِي اخْتَلَفُوا ف۪يهِ cümlesi, harf-i cerle اَنْزَلْـنَٓا fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. عَلَيْكَ car mecruru, durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûl olan الَّذِي ’ye takdim edilmiştir.
تُبَيِّنَ fiilinin mef’ûlü konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذِي ’nin sılası olan اخْتَلَفُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
تُبَيِّنَ ile اخْتَلَفُوا kelimeleri arasında tıbâk-ı mülhak vardır. İhtilaf etmek açıklamanın zıttı olmamakla birlikte ihtilaf edilen şeyler açıklanmadığında müphem kalacağından (veya açıklanmış şeyler insanı rahatlatıp ihtilaf konusu olan şeyler karışıklığa sebep olduğundan) bu iki kelime arasında tıbâk-ı manevi vardır.
وَهُدًى وَرَحْمَةً لِقَوْمٍ يُؤْمِنُونَ
وَ , atıftır. Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri اَنْزَلْنَا olan mahzuf fiilin mef’ûlun lieclihidir. Bu takdire göre cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
رَحْمَةً kelimesi tezâyüf nedeniyle هُدًى kelimesine atfedilmiştir.
لِقَوْمٍ car-mecruru, رَحْمَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan يُؤْمِنُونَ cümlesi de لِقَوْمٍ için sıfattır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
هُدًى وَرَحْمَةً ve لِقَوْمٍ kelimelerindeki nekrelik, kesret, nev ve tazim ifade eder.
هُدًى - رَحْمَةً - يُؤْمِنُونَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَهُدًى ve رَحْمَةً kelimeleri, bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Hidayetin rahmetten önce zikredilmesi, vücut olarak hidayetin önce olmasından dolayı olsa gerektir. Kur'an’ın hidayet ve rahmet olması müminlere tahsis edilmiştir; çünkü Kur'an’ın eserlerini ganimet edinen müminlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Keşşâf sahibi şöyle demiştir: هُدًى ve رَحْمَةً ifadeleri, (...تُبَيِّنَ...) ifadesinin mahalline matufturlar. Ancak ne var ki bu iki kelime, mef’ûlün leh olarak mansubdur. Çünkü bu ikisi, kitabı indirenin fiilleridir (işidir). لِتُبَيِّنَ fiilinin başına لِ gelmiştir, çünkü bu indirenin değil, muhatabın işidir. Mef’ûlün leh ancak o failin işi olduğu zaman mansub kılınır.
Kelbî şöyle demiştir: “Cenab-ı Hakk’ın, Kur'an’ı inanan kimseler için bir hidayet ve rahmet olarak vasfetmesi, onun herkes için böyle olmasına aykırı değildir. Cenab-ı Hakk, Kur'an’ın bütün insanlar için hidayet olduğunu ayrıca Bakara Suresi 185 ayetinde de beyan etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Allah Teâlâ bu ayette, Kur'an’ı indirmesinin iki sebebini beyan ediyor. Bunlardan biri, insanların ihtilaf ettikleri zor meselelerin gerçek yüzünün açıklanmasıdır. Bunlar da Allah Teâlâ’nın çeşitli sıfatları, öldükten sonra dirilme, cennet ve cehenneme konulma, helal ve haramı birbirinden ayırt etme gibi akılla bilinemeyecek şeylerdir. Diğeri ise iman eden insanlara doğruyu gösterme ve kendilerine merhamet etmedir. Zira Kur'an’a iman edenler, onun emir ve yasaklarına uymak suretiyle dünya ve ahirette Allah’ın gazap ve azabından kendilerini kurtarmış ve çeşitli nimetlerine kavuşmuş olurlar. Kur'an’dan daha büyük bir merhamet kaynağı düşünülebilir mi? (Taberi Tefsiri, Câmiu’l-Beyân fî Tefsîri’l-Kur’ân)
Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden و- نَ ve ي - نَ harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.
Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)