وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟ ٨٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَيَوْمَ | ve gün |
|
| 2 | نَبْعَثُ | getireceğimiz |
|
| 3 | فِي | içinde |
|
| 4 | كُلِّ | her |
|
| 5 | أُمَّةٍ | ümmet |
|
| 6 | شَهِيدًا | bir şahid |
|
| 7 | عَلَيْهِمْ | üzerlerine |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | أَنْفُسِهِمْ | kendi aralarından |
|
| 10 | وَجِئْنَا | getireceğiz |
|
| 11 | بِكَ | seni de |
|
| 12 | شَهِيدًا | şahid |
|
| 13 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 14 | هَٰؤُلَاءِ | bunların |
|
| 15 | وَنَزَّلْنَا | ve indirdik |
|
| 16 | عَلَيْكَ | sana |
|
| 17 | الْكِتَابَ | bu Kitabı |
|
| 18 | تِبْيَانًا | açıklayan |
|
| 19 | لِكُلِّ | her |
|
| 20 | شَيْءٍ | şeyi |
|
| 21 | وَهُدًى | ve yol gösterici olarak |
|
| 22 | وَرَحْمَةً | ve rahmet olarak |
|
| 23 | وَبُشْرَىٰ | ve müjde olarak |
|
| 24 | لِلْمُسْلِمِينَ | müslümanlara |
|
وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ
وَ istînâfiyyedir. Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri أذكر olan mahzuf fiile mütealliktir. نَبْعَثُ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Fiil cümlesidir. نَبْعَثُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. ف۪ي كُلِّ car mecruru نَبْعَثُ fiiline mütealliktir. اُمَّةٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
شَه۪يداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. عَلَيْهِمْ car mecruru شَه۪يداً ’e mütealliktir. مِنْ اَنْفُسِهِمْ car mecruru شَه۪يداً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
جِئْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. بِكَ car mecruru جِئْنَا fiiline mütealliktir. شَه۪يدًا kelimesi بِكَ ’deki zamirin hali olup fetha ile mansubdur. عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ car mecruru شَه۪يدًا ’e mütealliktir.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. نَزَّلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْكَ car mecruru نَزَّلْنَا fiiline mütealliktir. الْكِتَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. تِبْيَاناً sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur.
لِكُلِّ car mecruru تِبْيَاناً ’e mütealliktir. شَيْءٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. هُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى kelimeleri atıf harfi وَ ’la تِبْيَاناً ’e matuftur. هُدًى ve بُشْرٰى kelimeleri mukadder fetha ile mansubdur. لِلْمُسْلِم۪ينَ car mecruru بُشْرٰى ’ya müteallik olup, cer alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ûldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin?” soruları sorularak bulunur.
Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harf-i cersiz kullanımı. 2) Harf-i cerli kullanımı
1. Harf-i cersiz kullanımı: Harf-i cersiz olması için şu şartlar gereklidir:
a. Mef’ûlün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır. b. Nekre (belirsiz) olmalıdır.
c. Mef’ûlün leh olacak masdarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir. d. Fiilin faili ile mef’ûlun faili aynı olmalıdır. e. Fiilin oluş zamanı ile mef’ûlun lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ûlun lehin harf-i cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَزَّلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُسْلِمٖينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِۜ
وَ , atıf harfidir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Zaman zarfı يَوْمَ , takdiri اذكر (Zikret) olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
يَوْمَ ‘nin muzâfun ileyhi olarak mahallen mecrur olan نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً عَلَيْهِمْ مِنْ اَنْفُسِهِمْ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ car mecruru, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan شَه۪يداً ’le, peygamberler kastedilmiştir. Bu kelimedeki nekrelik, tazim ve kesret, اُمَّةٍ ’in nekreliği ise nev ve kesret ifade eder.
عَلَيْهِمْ car-mecruru شَه۪يداً ‘e, مِنْ اَنْفُسِهِمْ car- mecruru ise شَه۪يداً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil, sebat, temekkün ve istikrar ifade eder.
نَبْعَثُ ve جِئْنَا fiillerinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûle takdim edilmiştir.
نَبْعَثُ ve جِئْنَا fiilleri arasında muzariden maziye geçişte iltifat sanatı vardır.
Allah Teâlâ, Hz. Muhammed (s.a.v)’i onlara şahit getireceğini söylerken …وَجِئْنَا بِكَ buyurarak mazi fiil kullanmıştır. İstikbalden bahsederken mazi fiil kullanılması söylenenlerin kesin olarak gerçekleşeceğine delalet eder.
Henüz gerçekleşmemiş olayları ifade ederken muzari fiil yerine, olayın vuku bulacağının kesinliğine delalat etmek üzere mazi fiil kullanılmasında mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
‘Geldi’ manasındaki جاء fiili, بِ harf-i ceriyle kullanıldığında ‘getirdi’ manasına gelir. Bu tazmin sanatıdır.
وَيَوْمَ نَبْعَثُ ف۪ي كُلِّ اُمَّةٍ شَه۪يداً [Her millete şahit göndeririz] dedikten sonra وَجِئْنَا بِكَ شَه۪يداً عَلٰى هٰٓؤُ۬لَٓاءِ [seni onlara şahit göndeririz] buyurulması umumdan sonra hususun zikri babında ıtnâbdır.
Bu ayet-i kerimede Peygamberimizin şehadeti ile ilgili kullanılan fiilin değişmesinin yanı sıra (نَبْعَثُ fiilinden جِئْنَا fiiline) Efendimizin şehadetinin diğer peygamberlerin şehadetinden farklı olarak ihbari kalıptan muhataba, muzari fiilden mazî fiile geçmesini de müfessirler Peygamberimizin faziletine ve şehadetinin diğerlerinden önce olacağına yorumlamışlardır. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları)
Bu, mükellefleri günahlardan alıkoyacak olan, bir diğer vaîd (tehdit) dir. Ayetle ilgili şu iki görüş vardır: 1. Bu ifade ile her peygamberin (kıyamette) kendi ümmeti aleyhine şahit olacağı kastedilmiştir.
2. Dünyada mevcut olan her topluluk ve kavmin içinde mutlaka aleyhlerine şahitlik edecek bir kimse bulunur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Bu ayet 84. ayetteki sözlerle aynı şekilde başlıyor. Bu tekrar, tehdidi artırmak için yapılmış ıtnâbdır. İki ayet arasında tekrir ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf Sûresi, C. 7, S. 314)
وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ وَهُدًى وَرَحْمَةً وَبُشْرٰى لِلْمُسْلِم۪ينَ۟
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِكَ car mecruru, ihtimam için mef’ûl olan الْكِتَابَ ’ye takdim edilmiştir.
نَزَّلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
لِكُلِّ شَيْءٍ mef’ûlü lieclih olan تِبْيَاناً ’e mütealliktir.
تِبْيَاناً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Kitabın indiriliş sebeplerinin her şey için bir açıklama, doğru yolu gösteren bir rehber, bir rahmet ve müslümanlar için bir müjde şeklinde sıralanması taksim sanatıdır.
شَيْءٍ ve تِبْيَاناً kelimelerinin nekreliği, nev, kesret ve tazim ifade eder.
تِبْيَاناً ’e tezâyüf sebebiyle atfedilen هُدًى - رَحْمَةً - بُشْرٰى kelimelerindeki nekrelik de nev, kesret ve tazim ifade eder.
شَه۪يداً - كُلِّ kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَهُدًى - رَحْمَةً - بُشْرٰى kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
الْكِتَابَ ’taki marifelik ahd içindir. O da Kur’an’dır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Allah Teâlâ daha sonra وَنَزَّلْنَا عَلَيْكَ الْكِتَابَ تِبْيَاناً لِكُلِّ شَيْءٍ [Sana bu kitabı, herşey için bir tibyan... olmak üzere peyderpey indirdik.] buyurmuştur. Bu ifadenin, daha önceki ifade ile irtibat ve münasebeti şudur: Cenab-ı Hak, “Seni de onların üzerine bir şahit olarak getireceğiz.” buyurunca, insanların mükellef tutuldukları bütün hususlardaki mazeret ve engellerini giderdiğini; dolayısı ile kendilerinin ileri surebilecek hiçbir hüccet ve mazeretlerinin kalmadığını beyan buyurmuştur. Fakihler ise şöyle demişlerdir: “Kur'an, her şey için bir tibyan (açıklama)’dır. Çünkü Kur'an, icmâ, haber-i vâhid ve kıyasın hüccet olduğuna delalet eder. Binaenaleyh bu temel delillerden herhangi biri ile sabit olan bir hüküm, Kur'an ile sabit olmuş bir hüküm olmuş olur.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)