رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً ٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | رَبُّكُمْ | Rabbiniz |
|
| 2 | أَعْلَمُ | daha iyi bilir |
|
| 3 | بِمَا | şeyleri |
|
| 4 | فِي |
|
|
| 5 | نُفُوسِكُمْ | içlerinizdeki |
|
| 6 | إِنْ | eğer |
|
| 7 | تَكُونُوا | siz olursanız |
|
| 8 | صَالِحِينَ | iyi kişiler |
|
| 9 | فَإِنَّهُ | şüphesiz O |
|
| 10 | كَانَ |
|
|
| 11 | لِلْأَوَّابِينَ | tevbe edenleri |
|
| 12 | غَفُورًا | bağışlayandır |
|
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ
İsim cümlesidir. رَبُّكُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur.
مَا müşterek ism-i mevsûl بِ harf-i ceriyle اَعْلَمُ ’ya mütealliktir. ف۪ي نُفُوسِكُمْ car mecruru mahzuf sılaya mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَعْلَمُ ; ism-i tafdildir. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
تَكُونُوا şart fiili olup, ن ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı تَكُونُٓوا ‘nin ismi olarak mahallen merfûdur. صَالِح۪ينَ kelimesi, تَكُونُوا ‘nin haberi olup nasb alameti ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن تكونوا صالحين فهو يغفر لكم (Salih olursanız O sizi mağfiret eder.) şeklindedir.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
هُ muttasıl zamir اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. كَانَ ‘nin dahil olduğu cümle, اِنّ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَ ’nin ismi müstetir olup takdiri هو ’dir. لِلْاَوَّاب۪ينَ car mecruru غَفُوراً ’e mütealliktir. غَفُوراً kelimesi كَانَ ’nin haberi olup fetha ile mansubdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
صَالِح۪ينَ ; sülâsi mücerredi صلح olan filin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلْاَوَّابِينَ - غَفُورًا kelimeleri mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِمَا ف۪ي نُفُوسِكُمْۜ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen رَبُّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan muhatap zamiri dolayısıyla muhataplar şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca müsnedün ileyh konumundaki bu izafet, Allah’ın rububiyet vasfına vurgu içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
Müsned olan اَعْلَمُ , ism-i tafdil vezninde gelerek, mübalağa ifade etmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl, başındaki harf-i cerle اَعْلَمُ ‘ye mütealliktir. Sılası mahzuftur. ف۪ي نُفُوسِكُمْ bu mahzuf sılaya mütealliktir. Sılanın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Anne babaya iyilik etme emri için tezyîldir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu cümle önceki cümleyi pekiştirmek, daha iyi anlaşılmasını sağlamak amacıyla gelmiş, tezyîl yoluyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Şart üslubunda gelen terkipte, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi olan اِنْ تَكُونُوا صَالِح۪ينَ , şart cümlesidir.
اِنْ , vuku bulması nadir olan durumlarda kullanılan şart harfidir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın takdiri, فهو يغفر لكم (O sizi mağfiret eder.) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Şartın cevabının hazfi, icaz-ı hazif sanatıdır. Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan serbestçe düşünebilmesini sağlar.
Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümleye daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Rabıta harfi فَ ile gelen فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً cümlesi şartın mukadder cevabının ta’lilidir. Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
فَاِنَّهُ كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً cümlesi, mahzuf cevabın ta’lili hükmündedir. اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ile tekit edilen isim cümleleri çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
اِنَّ ’nin haberi olan كَانَ لِلْاَوَّاب۪ينَ غَفُوراً cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. لِلْاَوَّاب۪ينَ car mecruru, siyaktaki önemine binaen amili olan غَفُوراً ‘a takdim edilmiştir.
فعّال veznindeki لْاَوَّاب۪ينَ , mübalağa ifade etmiştir.
Müsned olan غَفُوراً mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, sıfatın onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
كَانَ ’nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s. 124)
إنْ تَكُونُوا صالِحِينَ [Eğer salih kimseler iseniz] yani emrolunduğunuz o şeye uyun. Burada zamirin şekli değişip cemi muhatab zamirine geri dönülmüştür. Çünkü bunda bütün insanlar ortaktır. Bu yüzden çoğul zamiri buna daha uygundur. أوّابٌ kelimesinde betimlemenin daha kuvvetli olması için mübalağa sıygası kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayet bütün kısalığına rağmen Müslümanın kendi nefsine daha çok dikkat edip gözetlemesi için, zorluktan sonra kolaylık ve uyarı manalarını birleştirmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Cenab-ı Allah, sonra “Eğer siz iyi kimseler olursanız şüphesiz ki Allah da daima kendine dönenleri bağışlayıcıdır.” buyurmuştur. Bu, “Sizler, kalplerinizin halleri bakımından fesatlardan berî (uzak) olursanız, bütün işlerinizde Allah'a başvuranlar ve O'na yönelenler olursunuz. Allah'ın, böyle olanlar hakkındaki adeti, onları bağışlamak ve günahlarını affetmektir.” demektir. “Evvâb”, âdeti ve alışkanlığı, Allah'ın emrine başvurmak ve O'nun fazlına sığınıp kendilerine şefaatçi (yardımcı) olacağı zannı ile müşriklerin, Allah'tan başka cansız varlıklara tapmaları gibi hiçbir şefaatçinin şefaatine başvurup güvenmeyen kimse demektir. Bu kelime, فَعَّالٌ veznindedir ve tıpkı قَتَّالٌ (çok öldüren), ضَرَّابٌ (çok döven) kelimeleri gibi çokluk ve devamlılık manasını ifade eder. Bu ayetin maksadı şudur: İlk ayet, ana babaya her bakımdan itaat ve saygı göstermenin vâcip olduğuna delalet edip, sonra da evlattan, nadiren de olsa onlara karşı itaati zedeleyecek şeyler zaman zaman sudur edeceği için, Cenab-ı Hak, “Rabbiniz sizin içinizdekini en iyi bilendir.” buyurmuştur. Yani “O, sizin kalplerinizin hallerini bilir. Eğer bu kusur ve sürçmeler, ana babanıza asi olmak niyetiyle değil de beşerî zaaf ve yaratılışınız gereği ortaya çıkmış ise bunlar affedilebilir.” demektir. Allah en iyi bilendir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)