رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِكُمْۜ اِنْ يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ اَوْ اِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْۜ وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً ٥٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | رَبُّكُمْ | Rabbiniz |
|
| 2 | أَعْلَمُ | daha iyi bilir |
|
| 3 | بِكُمْ | sizi |
|
| 4 | إِنْ | eğer |
|
| 5 | يَشَأْ | dilerse |
|
| 6 | يَرْحَمْكُمْ | size acır |
|
| 7 | أَوْ | veya |
|
| 8 | إِنْ | eğer |
|
| 9 | يَشَأْ | dilerse |
|
| 10 | يُعَذِّبْكُمْ | size azabeder |
|
| 11 | وَمَا |
|
|
| 12 | أَرْسَلْنَاكَ | biz seni göndermedik |
|
| 13 | عَلَيْهِمْ | onların üzerine |
|
| 14 | وَكِيلًا | bir vekil |
|
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِكُمْۜ
İsim cümlesidir. رَبُّكُمْ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır.
Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَعْلَمُ mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. بِكُمْ car mecruru اَعْلَمُ ’ye mütealliktir.
اَعْلَمُ ism-i tafdil kalıbındandır. İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنْ يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ اَوْ اِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْۜ
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَشَأْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.
فَ karînesi olmadan gelen يَرْحَمْكُمْ cümlesi şartın cevabıdır.
يَرْحَمْكُمْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
اَوْ atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. يَشَأْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.
فَ karînesi olmadan gelen يُعَذِّبْكُمْ cümlesi şartın cevabıdır.
يُعَذِّبْكُمْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو’dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَوْ ;Türkçede “veya, yahut, ya da yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُعَذِّبْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عذب ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef’ûlu herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً
Fiil cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَٓا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَرْسَلْنَاكَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
Muttasıl zamir كَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
عَلَيْهِمْ car mecruru وَك۪يلاً’e mütealliktir. وَك۪يلاً kelimesi اَرْسَلْنَاكَ ’deki mef’ûlden hal olup fetha ile mansubdur.
اَرْسَلْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi رسل ’dir.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
رَبُّكُمْ اَعْلَمُ بِكُمْۜ
Fasılla gelen ayet, önceki ayetteki ism-i mevsûlden bedeldir. Fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Veciz anlatım kastıyla gelen, رَبُّكُمْ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olan mütekellim zamiri dolayısıyla muhataplar, şan ve şeref kazanmıştır. Ayrıca müsnedün ileyh konumundaki bu izafette, Allah’ın rububiyet vasfıyla onlar üzerindeki ihsan ve faziletlerini hatırlatmak manası vardır.
Önceki ayetteki mütekellim zamirinden rububiyet vasfını öne çıkarmak için zamir makamında zahir olarak zikredilen Rab isminde tecrîd, ıtnâb ve iltifat sanatları vardır.
Müsned olan اَعْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
Bu cümle, “sözün en güzelini” kelamını tefsir etmektedir. Yani onlara bu söz ve benzerlerini söyleyin ve onların cehennem ehli olduklarını açıkça söylemeyin; zira bu onları şerre kışkırtır. Kaldı ki akıbetleri ancak Allah'ın bileceği bir şeydir; belki de onları imana hidayet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
اِنْ يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ اَوْ اِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْۜ
Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir.
Şart üslubunda gelen terkipte اِنْ يَشَأْ cümlesi, şarttır. Müspet muzari fiil sıygasında gelerek istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
ف karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan يَرْحَمْكُمْ müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
اِنْ يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ terkibi, atıf harfi اَوْ ile önceki şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Aynı üslupta gelen iki şart cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يَرْحَمْكُمْ - يُعَذِّبْكُمْ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اِنْ - يَشَأْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümledeki muzari fiiller, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
يَشَأْ fiillerinin mef’ûlünün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Genel olarak شَٓاءَ fiilinin mef'ûlü bu cümlede olduğu gibi hazf edilir. Çünkü ibhâm; ilgi uyandırır, muhatabı dinlemeye teşvik eder. Ancak mef'ûl alışılmadık, garîb bir şey olursa bu kuralın dışına çıkılarak zikredilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi )
Matuf olan cümlede يَشَأْ fiilinin tekrarı, her iki durumda da dilemenin Allah’ın elinde olduğunu tekid etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَك۪يلاً
وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Bir cümlenin öğeleri arasına veya anlamca ilgili iki cümle arasına anlamı pekiştirmek, güzelleştirmek veya tenzih, tazim, tenbih, dua gibi amaçlarla bir kelime, cümle yahut cümleler getirilerek ıtnâb sağlanır. Bu cümleler, genellikle öndeki kelime veya cümleyle bağlantılı olarak sırası ve yeri gelmişken hemen kaydedilmesi gerekli açıklayıcı notlar şeklinde gelir. (TDV İslam ansiklopedisi. Itnâb bab.)
Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Mazi fiilin مَٓا harfiyle olumsuzlanması, لَمْ harfiyle olumsuzlanmasından daha kuvvetlidir. Çünkü مَٓا harfiyle olumsuzlanmış mazi fiil, لَمْ ile olumsuzlanmış mazi fiilin aksine, kasemin cevabı menzilindedir. Dolayısıyla bu tabir tekitli bir olumsuzluk demektir. (Samerrâî, Beyanî Tefsir yolu, c. 3, s. 219, Hûd/52)
اَرْسَلْنَاكَ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
Çünkü Efendimizin onlara vekil yani şahit olmadığı söylenmiş sadece davetçi olduğu manası kastedilmiştir. Yani cümlede kasr manası vardır. ما أنْتَ إلّا نَذِيرٌ (Sen bir uyarıcıdan başka bir şey değilsin) manasındadır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kasr-ı mevsuf ale’s-sıfattır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.
وَك۪يلاً ’e müteallık olan car-mecrur عَلَيْهِمْ ’in amiline takdimi, ihtimam ve fasılaya riayet içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)