وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً ٨٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَنُنَزِّلُ | ve biz indiriyoruz |
|
| 2 | مِنَ | -dan |
|
| 3 | الْقُرْانِ | Kur’an- |
|
| 4 | مَا | şeyler |
|
| 5 | هُوَ | o |
|
| 6 | شِفَاءٌ | şifa (olan) |
|
| 7 | وَرَحْمَةٌ | ve rahmet |
|
| 8 | لِلْمُؤْمِنِينَ | mü’minlere |
|
| 9 | وَلَا | ama (bu) |
|
| 10 | يَزِيدُ | artırmaz |
|
| 11 | الظَّالِمِينَ | zalimlerin |
|
| 12 | إِلَّا | başka bir şey |
|
| 13 | خَسَارًا | ziyanından |
|
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. نُنَزِّلُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. مِنَ الْقُرْاٰنِ car mecruru نُنَزِّلُ fiiline mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl مَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası هُوَ شِفَٓاءٌ ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
Munfasıl zamir هُوَ mübteda olarak mahallen merfûdur. شِفَٓاءٌ haber olup damme ile merfûdur. رَحْمَةٌ atıf harfi و ’la makabline matuftur. لِلْمُؤْمِن۪ينَ car mecruru شِفَٓاءٌ veya رَحْمَةٌ ’e müteallik olup, cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
نُنَزِّلُ fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً
Fiili cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لاَ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَز۪يدُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. الظَّالِم۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ى ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. اِلَّا hasr edatıdır. خَسَاراً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
الظَّالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْاٰنِ مَا هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
نُنَزِّلُ fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
نُنَزِّلُ fiili, تفعيل babındadır. Bu babın fiile kattığı anlamların (kesret, mef’ûlu bir vasfa nispet etmek, izale, sayruret ve fiilin muayyen zamanda meydana gelişi, tevcih, huzur, isimden fiil türetme) bir çoğu bu fiilin anlamında görülebilmektedir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنَ الْقُرْاٰنِ car mecruru, önemi dolayısıyla mef’ûle takdim edilmiştir.
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûlün sılası olan هُوَ شِفَٓاءٌ وَرَحْمَةٌ لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Şifanın, Kur’ân’a isnadı aklî mecazdır. Ya da burada mekni istiare düşünülebilir. Kur’ân, insanı iyileştiren ilaca benzetilmiştir.
وَرَحْمَةٌ tezâyüf nedeniyle habere atfedilmiştir.
مِنَ beyaniyedir, çünkü Kur'an'ın hepsi öyledir. ‘Bazı’ manasında olduğu da söylenmiştir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)
Burada مِنَ harf-i ceri, ba’ziyyet (kısım) değil cins manası için getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Burada dünya türlü türlü kaygı ve hastalıklar, bela ve sıkıntı ile dolu bir hastaneye, Peygamber bir doktora, Kur’an’da şifa verici ilaç ve yeterli gıdaya benzetilmiş oluyor. Şüphe ve iki yüzlülük, kâfirlik ve uyuşmazlık, zulüm ve haksızlık, hırs, ümitsizlik, işsizlik, cahillik, taklit, bağnazlık, kötü niyetli olmak gibi ahlakî ve sosyal, psikolojik hastalıklara karşı Kur’an’ın şifa ve rahmet olduğu kesin bir gerçektir. Bundan başka maddi hekimliğin, tedavisinde aciz kaldığı nice vücut hastalıklarına karşı da Kur’an’ın şifa bağışlayan özellikleri, yetkili kişilerin öteden beri gördükleri bir husustur. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Hastalığı gidermek, sıhhati temin edecek şeyleri tamamlamaya gayret etmekten daha önce olduğu için Cenab-ı Allah da bu ayette, önce şifadan bahsetmiş, sonra, bunun peşinden de rahmetten söz etmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَلَا يَز۪يدُ الظَّالِم۪ينَ اِلَّا خَسَاراً
Ayetin son cümlesi atıf harfi وَ ’la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Kasrla tekid edilmiş muzari fiil cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Muzâri fiil, hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir.
Nefy harfi لَا ve istisna edatı ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır.
يَز۪يدُ maksur/sıfat, خَسَاراً maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur.
Cümlede istiare sanatı vardır. Bu ifadede zalimler, kıymeti düşen mala benzetilmiştir. Çünkü hasar gerçekte maddi şeyler için söz konusudur. Bununla kastedilen, inkarın derinliğini bildirmektir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Mef’ûl olan خَسَاراً , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. Kelimedeki nekrelik, nev, kesret ve tahkir ifade eder.
شِفَٓاءٌ - رَحْمَةٌ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı, رَحْمَةٌ - خَسَاراً ve وَرَحْمَةٌ - الظَّالِم۪ينَ ve الظَّالِم۪ينَ - لِلْمُؤْمِن۪ينَۙ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı hafîy sanatı vardır.
Burada da Kur'an’ın müminler için şifa olduğu ifade edilince zalimler için nasıl olup da zarar olduğu konusunda bir şüphe oluşabileceği için ayet nefy ve istisna ile kasr şeklinde devam etmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Hakkı sevmeyenler inanmazlar da o şifa ve rahmetten faydalanamazlar ve bu şekilde zararlarını artırmaktan başka bir şey yapmazlar, kendi nefislerine zulmederler. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
O kâfirler kendi fiilleriyle kendileri hüsranı arttırdıkları halde, bunun Kur’an'a isnad edilmesi, Kur’an’ın buna sebep olması itibariyledir. Bu da Kur’an’ın şifa vesilesi olduğu gibi helak vesilesi de olmak gibi taaccüp edecek bir kitap olduğunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)