وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذاً اَبَداً ٥٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَمَنْ | kim olabilir? |
|
| 2 | أَظْلَمُ | daha zalim |
|
| 3 | مِمَّنْ | kimseden |
|
| 4 | ذُكِّرَ | hatırlatılan |
|
| 5 | بِايَاتِ | ayetleri |
|
| 6 | رَبِّهِ | Rabbinin |
|
| 7 | فَأَعْرَضَ | fakat yüz çeviren |
|
| 8 | عَنْهَا | onlardan |
|
| 9 | وَنَسِيَ | ve unutandan |
|
| 10 | مَا | şeyi |
|
| 11 | قَدَّمَتْ | öne sürdüğü |
|
| 12 | يَدَاهُ | ellerinin |
|
| 13 | إِنَّا | gerçekten biz |
|
| 14 | جَعَلْنَا | koyduk |
|
| 15 | عَلَىٰ | üzerine |
|
| 16 | قُلُوبِهِمْ | onların kalbleri |
|
| 17 | أَكِنَّةً | engel olan örtüler |
|
| 18 | أَنْ |
|
|
| 19 | يَفْقَهُوهُ | onu anlamalarına |
|
| 20 | وَفِي | ve içine |
|
| 21 | اذَانِهِمْ | kulaklarının |
|
| 22 | وَقْرًا | ağırlıklar |
|
| 23 | وَإِنْ | eğer |
|
| 24 | تَدْعُهُمْ | onları çağırsan da |
|
| 25 | إِلَى |
|
|
| 26 | الْهُدَىٰ | doğru yola |
|
| 27 | فَلَنْ | asla |
|
| 28 | يَهْتَدُوا | doğru yola gelmezler |
|
| 29 | إِذًا | o halde |
|
| 30 | أَبَدًا | asla |
|
Arada عرض : عَرْضٌ uzunluğun zıddıdır ve genişlik/en anlamına gelir. عُرْضٌ sözcüğü ise hassaten 'yan' manasında kullanılmıştır. عارِضٌ kelimesinin aslı 'yanı görünen' demektir. Ancak bazen bulut, bazen kişiye ârız olan bir hastalık, bazen yanak, bazen de diş için kullanılır.
Kuran-ı Kerim'de de geçen عُرْضَة sözcüğü bir şeye yapılan engel anlamındadır. İf'al formundaki أعْرَضَ fiili yanını gösterdi demektir ve لِ harfi ceriyle kullanıldığında ise bir şeyin yanı göründü ve uzanıp almak mümkün hale geldi anlamına gelir. عَنْ harfi ceriyle kullanımına gelince yan dönerek uzaklaştı demek olur. عَرَضٌ sabitliliği ve devamlılığı olmayan şey hakkında kullanılır. Tef'il babındaki عَرَّضَ şekli doğru/yalan veya zâhir/batın olmak üzere iki yönlü bir sözdür. Son olarak عَرْضٌ kelimesine alimler tarafından uzunluk, genişlik ya da bedel/karşılık olarak mana verilmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 79 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri arz, araz, aruz, ârızî,mâruz, mâruzat, târiz, itiraz, muâraza, muârız, taarruz, arıza, ırz ve arzuhaldir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. مَنْ istifham ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. اَظْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. مَنْ müşterek ism-i mevsûl مِنْ harf-i ceriyle اَظْلَمُ ‘ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası ذُكِّرَ ’dir. İrabdan mahalli yoktur.
ذُكِّرَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naibi faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. بِاٰيَاتِ car mecruru ذُكِّرَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّه۪ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir ه۪ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَعْرَضَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْهَا car mecruru اَعْرَضَ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَسِيَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مَا müşterek ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası قَدَّمَتْ يَدَاهُ ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur.
قَدَّمَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te'nis alametidir. يَدَاهُ fail olup ref alameti elif ‘dir. İzafetten dolayı ن harfi hazf edilmiştir. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَدَّمَتْ fiili,sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi قدم ’dir.
ذُكِّرَ fiili,sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi ذكر ‘dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اَعْرَضَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi عرض ’dır.
İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَظْلَمُ ism-i tafdil kalıbındandır.İsm-i tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsm-i tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsm-i tafdilin sıfat-ı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir. İsm-i tafdilden önce gelen isme mufaddal, sonra gelen isme mufaddalun aleyh denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
نَا mütekellim zamiri اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. جَعَلْنَا cümlesi, اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
جَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى قُلُوبِهِمْ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَكِنَّةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel mef’ûlun lieclih olarak mahallen merfûdur. Muzâf hazf edilmiştir. Takdiri; كراهة أن يفقهوه (Anlamayı kerih görerek) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
يَفْقَهُوهُ fiili ن ‘un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ car mecruru atıf harfi وَ ‘la عَلٰى قُلُوبِهِمْ ‘e matuftur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. وَقْراً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlün lieclih ; Fiilin oluş sebebini bildiren mef’ule denir. Mef’ûlün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. 2 tür kullanımı vardır: 1) Harfi cersiz kullanımı. 2) Harfi cerli kullanımı.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذاً اَبَداً
وَ atıf harfidir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil cümlesidir. تَدْعُهُمْ şart fiili olup, illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اِلَى الْهُدٰى car mecruru تَدْعُهُمْ fiiline müteallik olup, elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
يَهْتَدُٓوا fiili نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.
اِذاً cevap harfidir. اَبَداً zaman zarfı يَهْتَدُٓوا fiiline mütealliktir.
يَهْتَدُٓو fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ فَاَعْرَضَ عَنْهَا وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
وَمَنْ اَظْلَمُ مِمَّنْ ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnad olup, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formundadır.
Cümle, istifham üslubunda gelmiş olsa da gerçekte kasıt soru değil yüz çevirmenin, zalimliğin son noktası olduğunu bildirmektir. Bu nedenle inkârî manadaki terkip, mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca bu üslup tecâhül-i ârif sanatıdır.
Rabbinin ayetlerinin hatırlatıldığı ve hemen bu ayetlerden yüz çevirenden daha zalimi yoktur demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İstifham ismi مَنْ , mübteda konumunda, inkârî manadadır. اَظْلَمُ haberdir. Müsned olan اَظْلَمُ , ism-i tafdil kalıbında gelerek mübalağa ifade etmiştir.
اَظْلَمُ ‘ya müteallik ikinci müşterek ism-i mevsûl مَنْ ‘in sıla cümlesi olan ذُكِّرَ بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.
Veciz ifade kastına matuf بِاٰيَاتِ رَبِّه۪ izafeti, ayetlerin şanı içindir. Yüz çevirenlere ait zamirin Rab ismine izafesi, Allah’ın rububiyet vasfıyla ona olan rahmet ve lütfunun hatırlatılması kastına matuftur.
Ism-i mevsûl مَنْ ile istifham harfi olan مَنْ arasında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
فَاَعْرَضَ cümlesi, takip ifade eden atıf harfi ف ile sıla cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Aynı üsluptaki وَنَسِيَ مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
نَسِيَ fiilinin mef’ûlu konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَٓا ‘nın sıla cümlesi olan قَدَّمَتْ يَدَاهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ذُكِّرَ - نَسِيَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
قَدَّمَتْ يَدَاهُ cümlesi, cüz-kül alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
مَا قَدَّمَتْ يَدَاهُ ifadesinde ellerin zikredilme sebebi, fiillerin çoğunun onlar aracılığıyla işlenmesidir. Burada tağlîb yoluyla tüm fiiller eller aracılığıyla işleniyormuş gibi gösterilmiştir. (Kur'an’daki Deyimler ve Zemahşeri'nin Keşşâf’ı)
اِنَّا جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ
Önceki cümle için ta’liliyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâli ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اِنَّ ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan جَعَلْنَا عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً اَنْ يَفْقَهُوهُ وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراًۜ cümlesi, اِنَّ ’nin haberidir.
Cümlede müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir. Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Fiilin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Önceki cümledeki Rab isminden bu cümlede heybeti artırmak için azamet zamirine dönülmesinde iltifat sanatı vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. جَعَلْنَا fiiline müteallik olan عَلٰى قُلُوبِهِمْ car mecruru, siyaktaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki يَفْقَهُوهُ cümlesi, masdar teviliyle mef’ûlün lieclih konumundadır. Masdar-ı müevvel, takdiri كراهة (Kerih görerek) olan mahzuf muzâfın, muzâfun ileyhidir. Muzâfun hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Masdar-ı müevvel, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir.
وَف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراً ibaresi, aynı üslupta gelerek عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً ibaresine atfedilmiştir.
Mef’ûl olan اَكِنَّةً ve وَقْراً kelimelerindeki nekrelik kesret, nev ve tahkir ifade eder.
ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ ifadesindeki ف۪ٓي harfinde de istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla اٰذَانِهِمْ , içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü kulak, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Bu kimselerin ne denli duyarsız olduklarına işaret etmek için bu üslup kullanılmıştır.
قُلُوبِهِمْ - اٰذَانِهِمْ - يَدَاهُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
عَلٰى قُلُوبِهِمْ اَكِنَّةً ve ف۪ٓي اٰذَانِهِمْ وَقْراً ifadelerinde istiare vardır. Çünkü burada gerçek manada kalp üzerinde perde, kulakta da ağırlık yoktur. Anlatılmak istenen şudur: Allah Teâlâ Peygamberine, onlara duyurup dinletmek üzere Kur'an’ı okumasını emredince, Kur'an’ı dinlemeyi katlanılmaz bir şey olarak bulmuşlar; bu sebeple de kalpleri üzerinde onu öğrenmeye mani bir perde, kulaklarında da onu anlamaya engel bir ağırlık bulunan kimseler gibi olmuşlardır. Şu var ki bütün bunları onlar, bizzat kendileri yapmış ve seçimleri sebebiyle sorumlu duruma düşmüşlerdir. Durum böyle olmasaydı Kur'an’a sırt döndükleri için yerilmezler, onu dinlemekten kaçınmaları hususunda mazur sayılırlardı. (Şerîf er-Râdî, Kur'an Mecazları)
Bu kelam, onların yüz çevirmelerinin ve unutmalarının sebebini beyan ederek kalplerinin mühürlü olduğunu bildirmektedir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذاً اَبَداً
Şart üslubundaki terkip, atıf harfi وَ ‘la اِنَّا جَعَلْنَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada inşâ cümlesi haber cümlesine atfedilmiştir. Inşâ cümlesinin haberî manada olması, haber cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Haber üslubundan inşâ üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Şart cümlesi olan تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى , müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi olan فَلَنْ يَهْتَدُٓوا اِذاً اَبَداً , menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. Muzari fiili nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren nefy harfi لَنْ , cümleyi tekid etmiştir.
الْهُدٰى ve يَهْتَدُٓوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Cümledeki اِذاً , cevap harfi, اَبَداً ise zaman zarfıdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Fiillerin muzari fiil sıygasıyla gelmesi hudûs, teceddüt, tecessüm ve istimrar ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَنْ يَهْتَدُٓوا - الْهُدٰى kelimeleri arasında tıbâk-ı selb, iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اِنْ şart harfi, asıl şart edatlarındandır. Çoğu zaman şartın vukuunda şek ifade eder.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
…وَاِنْ تَدْعُهُمْ اِلَى الْهُدٰى [Sen onları hidayete…] cümlesi, Peygamberimizin mukadder sualine cevap mahiyetindedir. Bu sual, Peygamberimizin, onların Müslüman olmalarına fazla önem vermesinden anlaşılmaktadır. Sanki Peygamberimiz "Ben niçin onları davet etmeyeyim?" demiş de buna cevap olarak böyle denilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)