زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۢ وَالَّذ۪ينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٢١٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | زُيِّنَ | süslü gösterildi |
|
| 2 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 3 | كَفَرُوا | inkar edenler€ |
|
| 4 | الْحَيَاةُ | hayatı |
|
| 5 | الدُّنْيَا | dünya |
|
| 6 | وَيَسْخَرُونَ | ve alay ederler |
|
| 7 | مِنَ |
|
|
| 8 | الَّذِينَ | kimselerle |
|
| 9 | امَنُوا | inanan(lar) |
|
| 10 | وَالَّذِينَ | ve kimselerle |
|
| 11 | اتَّقَوْا | takva sahipleri |
|
| 12 | فَوْقَهُمْ | onlardan üstündürler |
|
| 13 | يَوْمَ | gününde |
|
| 14 | الْقِيَامَةِ | kıyamet |
|
| 15 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 16 | يَرْزُقُ | rızık verir |
|
| 17 | مَنْ | kimseye |
|
| 18 | يَشَاءُ | dilediği |
|
| 19 | بِغَيْرِ |
|
|
| 20 | حِسَابٍ | hesapsız |
|
Sehara سخر :
تَسْخِيرٌ bir şeyi ait olduğu amaç ve maksade doğru zorla veya zor kullanarak sevk etmektir. مُسَخِّرٌ sözcüğü bir fiili mukadder kılan, takdir eden anlam ına gelir. سُخْرِيٌّ ise kendi iradesiyle boyun eğen anlamındadır. سَخِرَ alay etmek, alaya almak ve istihza etmek demektir. Alay edenin fiiline de سُخْرِيَّةٌ ve سِخْرِيَّةٌ denir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 42 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres)
Türkçede kullanılan şekilleri musahhar (ele geçirilmiş) ve maskaradır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۢ وَالَّذ۪ينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ
Fiil cümlesidir. زُيِّنَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. ٱلَّذِینَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle زُیِّنَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا۟ ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. الْحَيٰوةُ kelimesi زُيِّنَ fiilinin naib-i faili olup damme ile merfûdur. الدُّنْيَا kelimesi الْحَيٰوةُ ’ un sıfatı olup, elif üzere mukadder damme ile merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
یَسۡخَرُونَ fiili نَ ‘ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. ٱلَّذِینَ cemi müzekker has ism-i mevsûl مِنَ harf-i ceriyle یَسۡخَرُونَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl ٱلَّذِینَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası ٱتَّقَوۡا۟ ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
ٱتَّقَوۡا۟ fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَوۡقَ mekân zarfı, mübteda ٱلَّذِینَ ‘ nin mahzuf haberine mütealliktir. Muttasıl zamir هُمۡ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Zaman zarfı یَوۡمَ , mahzuf habere mütealliktir. ٱلۡقِیَـٰمَةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur.Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
زُیِّنَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi زين ’ dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
ٱتَّقَوۡا۟ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقى ’ dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
الدُّنْيَا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. ٱللَّهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. یَرۡزُقُ cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. یَرۡزُقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’ dir. Müşterek ism-i mevsûl مَن mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası یَشَاۤءُ ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
یَشَاۤءُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِغَیۡرِ car mecruru یَرۡزُقُ ‘ nun mastarının mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri, يرزقه رزقا متلبّسا بغير حساب şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. حِسَابٍ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۢ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا şeklinde müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
زُيِّنَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle زُیِّنَ fiiline mütealliktir. Sılası olan كَفَرُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لِلَّذ۪ينَ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için naib-i faile takdim edilmiştir.
الدُّنْيَا kelimesi الْحَيٰوةُ için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
Tezyin etmek; güzel ve cazip göstermek, süslemek, yaratmak ve icat bakımından Allah'a isnad edilmektedir. Nitekim meçhul kipi ile زُیِّنَ [tezyin edildi] varid olması da bu hakikati belirtir. Çünkü her şeyin Hâlık’ı (Yaratıcısı) ancak Allah (c.c)' dur. Şeytan, hayvanî kuvvetler, dünyadaki güzel işler ve cazip şeyler ise, bizzat değil fakat zahirî ve mecazî (bi'l araz) tezyin edicilerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l -Akli’s - Selîm)
Süslü gösteren şeytandır; dünyayı onlara süsleyip, vesveseleriyle onu onların gözüne güzel göstermiş ve onlara sevdirmiştir; öyle ki artık ondan başkasını istememektedirler. Süslü gösteren Allah da olabilir ki, Allah bunları kendi hallerine bıraktığı (hızlân) için, dünyayı beğenmekte, sevmektedirler. Yahut süsleyenin (bunlara) mühlet tanıması تزين (süsleme) fiiliyle ifade edilmiştir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
وَيَسْخَرُونَ مِنَ الَّذ۪ينَ اٰمَنُواۢ cümlesi, atıf harfi وَ ‘la زُيِّنَ لِلَّذ۪ينَ كَفَرُوا الْحَيٰوةُ الدُّنْيَا cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , harf-i cerle یَسۡخَرُونَ fiiline mütealliktir. Sılası olan اٰمَنُوا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ءَامَنُوا۟ۘ - كَفَرُوا۟ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
وَالَّذ۪ينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِۜ
وَالَّذ۪ينَ اتَّقَوْا فَوْقَهُمْ يَوْمَ الْقِيٰمَةِ şeklindeki isim cümlesi atıf harfi وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ , mübteda konumundadır. Mevsûlü her zaman takibeden sılası اتَّقَوْا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
Cümlede müsnedün ileyhin ism-i mevsûl ile marife olması, arkadan gelen habere dikkat çekmek ve iman edenleri tazim ve teşvik içindir.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mekân zarfı فَوۡقَ ve zaman zarfı يَوْمَ , mübteda olan ٱلَّذِینَ ‘nin mahzuf haberine mütealliktir.
يَوْمَ الْقِيٰمَةِ izafetiyle az sözle çok anlam ifade edilmiştir. Bu üslup, îcâz sanatı yollarından biridir.
Boyun eğdirmek anlamındaki سۡخَرُ fiili مِنَ harfiyle kullanıldığında alay etmek manasına gelir. Dolayısıyla burada tazmin vardır.
ءَامَنُوا۟ۘ - ٱتَّقَوۡا۟ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
ٱلَّذِینَ ‘nin tekrarında ıtnâb, reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
مِنْ harfi ceri beyâniyyedir. Kâfirlerin müminlere yaptıklarını bildirmektedir. Müminlerin fakir ve perişan halleri kâfirlerin alaylarının sebebi ve kaynağı olmuştur.(Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, soru;1419)
وَیَسۡخَرُونَ [alaya alırlar] şeklinde istikbal (gelecek, Türkçede geniş zaman) kipinin kullanılması, onların, iman edenlerle alaylarının devam ettiğine delalet eder. Alay ettikleri Bilâl, Ammar ve Suheyb (r.a) gibi fakir müminlerdi. O müşrikler, bu muhterem Müslümanların dünyalığa itibar etmeyip ahirete yönelmelerinden dolayı onlarla eğleniyorlardı.(Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
[(Bu yüzden) onlar, iman edenlerle alay ederler.] Yani onları alaya alırlar ve: “Dünya hayatını bırakıp ibadetlerle kendilerine eziyet ediyorlar. Ne bu gün ne de yarın elde edebilecekleri bir yarar yokken boş yere rahatlarını bozuyorlar.” derlerdi. Allah Teâlâ onlara bu sayede müminlerin ahiret nimetlerini kazandıklarını haber vermiş ve: [Kıyamet günü takva sahipleri onların üstündedir.] buyurmuştur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Bu hakikatin isim cümlesi ile anlatılması devamlılığını gösterir.(Ebüssuûd, İrşâdü’l - Akli’s-Selîm)
Müminlerin وَٱلَّذِینَ ٱتَّقَوۡا۟ şeklinde ifade edilmesi, kıyamet günü müminlerin kâfirler üzerindeki üstünlüğünün takva olduğunu bildirmek ve bununla vasıflanmalarını teşvik etmek ve desteklemektir.(Âdil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, soru;1421)
فَوْقَهُمْ ‘da istiare vardır. Bu kelime aslında görülür şekilde üstte olmaktır. Bu ayette onların diğerlerine üstünlüğünün görünür şekilde olduğu hakkında, mübalağa için müstear olmuştur.
Ayetteki fevkıyyet, şeref ve derece bakımından mecazidir. (Âdil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati'l Kur'ani'l Kerim, soru;1422)
[Kıyamet günü takva sahipleri onların üstündedirler] sözünden murad, mekân (yer) itibarıyla üstte olmaktır. Çünkü müminler gökteki "illiyyûn"da, kâfirler ise yerdeki "siccîn" de olacaklardır. Ya da şeref ve derece bakımından üstte bulunmuş olması da muhtemeldir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb- Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاللّٰهُ يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil lafza-i celâlle gelmesi teberrük, telezzüz ve haşyet uyandırma amacına matuftur.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan يَرْزُقُ مَنْ يَشَٓاءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl مَنْ ’in sılası muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil cümlede teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
İzafet formunda gelerek az sözle çok anlam ifade eden بِغَيْرِ حِسَابٍ car-mecruru, يَرْزُقُ fiiline mütealliktir.
Muzâfun ileyh olan حِسَابٍ ’deki tenvin tazim ve nev ifade eder.
Mesel tarikinde tezyîl olarak manayı muhatabın zihnine yerleştirmek için yapılmış ıtnâbdır.
[Allah dilediğine hesapsız lütufta bulunur.] Bir görüşe göre dünyada mümin veya kâfir herkese hesapsız lütufta bulunur, bir görüşe göre de onlara ahirette sonu gelmeyen, kesintisiz ve sıkıntısız bir şekilde geniş ve yeterli rızık verilecektir. Allah Teâlâ [Onlar cennete gireceklerdir ve kendilerine hesapsız rızık verilecektir.] (Mü’min 40/40)
Bir şeyi rastgele veren onu hesapsız olarak verir. Kesintisi olmayan şeyin hesabı da olmaz. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Allah (c.c), her iki cihanda da kime dilerse ona hesapsız rızık verir; dünyada bazen istidrâc (tedricî olarak azaba yaklaştırmak), bazen de imtihan için rızıkları genişletir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Kıyamet gününde müminlerin şerefini yüceltmek için yapılan tezyîl cümlesidir. Çünkü tezyîlin önceki cümleyle irtibatlı olmasına gerek yoktur. Dinleyen bu tezyîlden hazfedilmiş bir mananın olduğunu anlar. ( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)