اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلَأِ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰىۢ اِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُواۜ قَالُوا وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَاۜ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْۜ وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ ٢٤٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | أَلَمْ |
|
|
| 2 | تَرَ | görmedin mi? |
|
| 3 | إِلَى |
|
|
| 4 | الْمَلَإِ | ileri gelenlerini |
|
| 5 | مِنْ |
|
|
| 6 | بَنِي | oğullarının |
|
| 7 | إِسْرَائِيلَ | İsrail |
|
| 8 | مِنْ |
|
|
| 9 | بَعْدِ | sonra |
|
| 10 | مُوسَىٰ | Musa’dan |
|
| 11 | إِذْ | hani |
|
| 12 | قَالُوا | demişlerdi |
|
| 13 | لِنَبِيٍّ | Peygamberlerine |
|
| 14 | لَهُمُ | onlar |
|
| 15 | ابْعَثْ | gönder |
|
| 16 | لَنَا | bize |
|
| 17 | مَلِكًا | bir hükümdar |
|
| 18 | نُقَاتِلْ | (onun önderliğinde) savaşalım |
|
| 19 | فِي | -nda |
|
| 20 | سَبِيلِ | yolu- |
|
| 21 | اللَّهِ | Allah |
|
| 22 | قَالَ | dedi |
|
| 23 | هَلْ |
|
|
| 24 | عَسَيْتُمْ | olurmu ki? |
|
| 25 | إِنْ | eğer |
|
| 26 | كُتِبَ | yazılınca (farz kılınınca) |
|
| 27 | عَلَيْكُمُ | size |
|
| 28 | الْقِتَالُ | savaş |
|
| 29 | أَلَّا |
|
|
| 30 | تُقَاتِلُوا | savaşmazsanız |
|
| 31 | قَالُوا | dediler ki |
|
| 32 | وَمَا |
|
|
| 33 | لَنَا | bizler |
|
| 34 | أَلَّا |
|
|
| 35 | نُقَاتِلَ | neden savaşmayalım |
|
| 36 | فِي |
|
|
| 37 | سَبِيلِ | yolunda |
|
| 38 | اللَّهِ | Allah |
|
| 39 | وَقَدْ | oysa |
|
| 40 | أُخْرِجْنَا | biz çıkarılıp sürüldük |
|
| 41 | مِنْ | -dan |
|
| 42 | دِيَارِنَا | yurtlarımız- |
|
| 43 | وَأَبْنَائِنَا | ve oğullarımız(ın arasın)dan |
|
| 44 | فَلَمَّا | fakat |
|
| 45 | كُتِبَ | yazılınca |
|
| 46 | عَلَيْهِمُ | kendilerine |
|
| 47 | الْقِتَالُ | savaş |
|
| 48 | تَوَلَّوْا | yüz çevirdiler |
|
| 49 | إِلَّا | hariç |
|
| 50 | قَلِيلًا | pek azı |
|
| 51 | مِنْهُمْ | içlerinden |
|
| 52 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 53 | عَلِيمٌ | bilir |
|
| 54 | بِالظَّالِمِينَ | zalimleri |
|
اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلَأِ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰىۢ اِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. Hemze istifham harfidir. لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَرَ illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Bilmek anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. إِلَى ٱلۡمَلَإِ car mecruru تَرَ fiiline mütealliktir.
مِنْ بَن۪ٓي car mecruru الْمَلَأِ ’ nin mahzuf haline müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’ dir. Aynı zamanda muzâftır. اِسْرَٓائ۪لَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır. مِنْ بَعْدِ car mecruru الْمَلَأِ ’ nin ikinci mahzuf haline mütealliktir. مُوسٰى muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. اِذْ zaman zarfı olup, mahzuf muzâfa mütealliktir. Takdiri; ألم تر إلى قصة الملأ (Melenin kıssasını bilmediniz mi) şeklindedir. قَالُوا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. لِنَبِيٍّ car mecruru قَالُوا fiiline mütealliktir. لَهُمُ car mecruru نَبِيٍّ ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Mekulü’l-kavli ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً ’ dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
ابْعَثْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘ dir. لَنَا car mecruru mahzuf hale mütealliktir. مَلِكاً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
فَ karînesi olmadan gelen نُقَاتِلْ cümlesi şartın cevabıdır.
نُقَاتِلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. فِی سَبِیلِ car mecruru نُقَاتِلْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır. a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur. b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder. c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur. d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نُقَاتِلْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مَلِكاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُواۜ
Fiil cümlesidir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’ dir. Mekulü’l-kavli هَلْ عَسَيْتُمْ ’ dur. قَالَ fiilinin mef’ûlu n bihi olarak mahallen mansubdur.
هَلْ istifham harfidir. عَسَیۡ terecci harfi, elif üzere mukadder fetha ile mebni nakıs fiildir. كَانَ gibi ismini ref, haberini nasb eder.
تُمۡ muttasıl zamiri عَسَيْتُمْ ’ nın ismi olarak mahallen merfûdur.
إِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كُتِبَ şart fiili olup, fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. عَلَيْكُمُ car mecruru كُتِبَ fiiline mütealliktir. الْقِتَالُ naib-i fail olup damme ile merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri; فلا تبادرون إلى القتال (Savaşmak için acele etmeyin) şeklindedir.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, عَسَیۡ fiilinin haberi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لاَ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُقَاتِلُوا fiili نَ ‘ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُقَاتِلُوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi قتل ’ dir.
قَالُوا وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَاۜ
Fiil cümlesidir. قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ ’ dir. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
وَ harfi rabıta için zaiddir. İstifham ismi مَا mübteda olarak mahallen merfûdur. لَـنَٓا car mecruru mahzuf habere mütealliktir. اَنْ ve masdar-ı müevvel, takdir edilmiş في harf-i ceriyle mahzuf habere mütealliktir. Takdiri; أيّ شيء ثابت لنا في ترك القتال؟ (Savaşmayı terk edersek bize ne gerekir) şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لاَ nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نُقَاتِلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. فِی سَبِیلِ car mecruru نُقَاتِلَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَا cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. وَ haliyyedir. قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. اُخْرِجْنَا sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mütekellim zamir نَا naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ دِيَارِنَا car mecruru اُخْرِجْنَا fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamir نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَبْنَٓائِنَا atıf harfi وَ ’ la مِنْ دِيَارِنَا ’ ya matuftur.
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُخْرِجْنَا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi خرج ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. لَمَّا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup cümleye muzâf olur. تَوَلَّوۡا۟ fiiline mütealliktir. كُتِبَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
كُتِبَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. عَلَيْهِمُ car mecruru كُتِبَ fiiline mütealliktir. ٱلۡقِتَالُ naib-i fail olup damme ile merfûdur.
تَوَلَّوۡا۟ fiili, iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. إِلَّا istisna edatı olup, istisna-i muttasıldır. قَل۪يلاً müstesna olup fetha ile mansubdur. مِّنۡهُمۡ car mecruru قَل۪يلاً ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır.İstisnanın 3 unsuru vardır:
1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.
2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.
3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.
İstisnanın kısımları 3’e ayrılır:1. Muttasıl istisna 2. Munkatı istisna 3. Müferrağ istisna.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّوْا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’ dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
قَل۪يلاً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. عَل۪يمٌ haber olup damme ile merfûdur. بِالظَّالِم۪ينَ car mecruru عَلِیمُ ’ e müteallik olup, cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
ظَّالِم۪ينَ ; sülâsi mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
عَل۪يمٌ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلَأِ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ مِنْ بَعْدِ مُوسٰىۢ اِذْ قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِۜ
Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir.
Hemze takriri manada istifham harfi, لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir. Takrir, mütekellimin, muhatabın ikrarını sağlamak için kullandığı bir üsluptur.
Takrir (itirafa zorlama): Muhatabın bildiği birşey soru şeklinde dile getirilir ve ondan bunu tasdik etmesi istenir. Bunda iknâ edici, inandırıcı delil vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri, Meânî İlmi)
Menfî muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, gerçek manada soru olmayıp, kınama ve azarlama manasındadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana ifade ettiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla istifhamda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
اِلَى الْمَلَأِ car-mecruru اَلَمْ تَرَ fiiline, مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ car-mecruru الْمَلَأِ ’nin birinci mahzuf haline, مِنْ بَعْدِ مُوسٰىۢ ise الْمَلَأِ ‘in ikinci mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Allah Teâlâ’nın ‘’görmedin mi?’’ uyarısıyla asıl amaç emir ve yasaklarını hatırlatmak ve yüce kudretini muhataba göstermektir.
تَرَ fiili aklî (manevi) bir durumla ilgili olup basiretle (hissî) ilgili değildir. İlim manasında rü’yet kelimesinin kullanılmasında, sebep müsebbep alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Zikredilen rü’yet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilir; manevi, aklî ve görülmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konulmuştur.
الْمَلَأِ ‘nin mahzuf haline müteallik olan zaman zarfı إِذۡ ‘in muzafun ileyhi قَالُوا لِنَبِيٍّ لَهُمُ ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Halidî, Vakafât, S.107)
لَهُمُ car-mecruru, لِنَبِيٍّ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan ابْعَثْ لَنَا مَلِكاً نُقَاتِلْ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَنَا , durumun onlara ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
سَبِیلِ ٱللَّهِ izafetinde lafza-i celâle muzâf olan سَبِیلِ , şan ve şeref kazanmıştır.
سَبِیلِ ٱللَّهِ [Allah’ın yolu] ibaresinde tasrîhî istiâre vardır. سَبِیلِ kelimesi yol demektir. Hedefe ulaştırması bakımından benzer oldukları için din yola benzetilmiştir. Müşebbeh (müstear leh) hazfedilmiş, müşebbehün bih (müstear minh) olan yol zikredilmiştir.
فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ ibaresinde فِی harfi de إلى harfi yerine istiare edilmiştir. Allah’ın dini, mazruf yerine konmuştur. Bilindiği gibi فِی harfinde zarfiyet manası vardır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır.
Bütün kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlin zikrinde tecrîd sanatı vardır.
Kur’an'da geçen أولم تر ile ألم تر arasındaki fark için, و harfiyle gelen tabirin gözle görülen konularda olduğu, diğerinin ise aklî bir düşünceyle delil çıkarmak konularında kullanıldığı söylenmiştir.
أولم تر tabirinin, hayatta misali çok görülen konularda kullanıldığı da söylenmiştir.
ألم تر tabirinin de, çok rastlanmayan konularda kullanıldığı söylenmiştir. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, c. 2, s. 329)
اَلَمْ تَرَ ifadesi zahiren istifhâm ise de muhatabı taaccübe sevk eden bir ifadedir. (Sahip Aktaş, Kur’an’da İstifhâm Üslûbu)
اَلَمْ تَرَ اِلَى الْمَلَأِ مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ [İsrailoğulları’ndan ileri gelen kimseleri görmedin mi?] أَلَمۡ تَرَ [Görmedin mi?] sorusu “Sana haber verilip de gözünle görmüş gibi bilgi sahibi olmadın mı?” anlamına gelir. ٱلۡمَلَإِ ileri gelen kimselerdir ve topluluk anlamında kullanılan müfred bir isimdir. Bir görüşe göre bu kelime kabın dolmasından gelir. Daha fazlasını taşımayacak miktarda şeyin bir yerde toplanmasıdır. Bir görüşe göre “güç, kudret” anlamına gelen المَلاءَ kelimesinden gelir. ٱلۡمَلَإِ, yapmak için toplandıkları işin üstesinden gelmede başkasına ihtiyaçları olmayan, onu yapabilen topluluktur. “İsrailoğullarından” ifadesi Yakub’un evladından demektir. “Musa’dan sonra” ifadesi Musa’nın ölümünden sonra demektir. Bu ayetin öncesinde Allah Teâlâ [Allah yolunda savaşın!] (Bakara 2/190) buyurmuş ve İsrailoğulları’nın önce başlayıp sonra muhalefet ettikleri savaş hakkındaki kıssayı anlatmıştı ki bunlar (Hz. Peygamber (s.a.v) ‘in çağdaşı olan İsrailoğulları) onların (atalarının) yaptığını yapmasın. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
ٱلۡمَلَإِ , doldurmak demektir. Bu kelime cemaat ismi olup tekili yoktur. Ayette geçen İsrailoğullarının melesi, göz dolduranları, önde gelenleri demektir. Bunlar korku salarak gözleri ve ziynet olarak da meclisleri doldururlar veya evleri arzu edilen nimetlerle doludur.
ٱلۡمَلَإِ kavim, رَهْط (cemaat, topluluk) gibi tekili olmayan bir çoğul isimdir ki toplandıkları zaman göz veya yer dolduran bir cemaat veya cemiyet anlamıyla insanların eşrafına; yani ileri gelen, görüş, fikir ve itibar sahibi olan, işleri bitirip, çözüm ve sonuca bağlayacak nitelik ve yetkiye sahip bulunan heyete denir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Süleyman , Davud (a.s) ve Tâlût ile ilgili konuya giriş yapılmıştır. Onların zamanı İsrailoğulları'nın en kuvvetli olduğu zamandır.
Ayetteki, مِنۢ بَنِیۤ إِسۡرَ ٰۤءِیلَ cer edatı ba’diyet içindir; yani ‘bazıları, bir kısmı’ manasındadır. مِنۢ بَعۡدِ مُوسَىٰۤ [Musa'dan sonra] demek, Musa'nın ölümünden sonra demektir. Buradaki مِنۢ edatı ise ibtidaî gaye içindir yani, “.....den itibaren” manasına gelir. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)
قَالَ هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُواۜ
Beyanî istînâf cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Müsbet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Fiilin mekulü’l-kavli olan هَلْ عَسَيْتُمْ اِنْ كُتِبَ عَلَيْكُمُ الْقِتَالُ اَلَّا تُقَاتِلُواۜ cümlesi istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Nakıs fiil عَسَيْ ‘nın dahil olduğu isim cümlesi formunda gelmiştir.
Mekulü’l-kavle dahil olan şart üslubundaki terkipte إِن كُتِبَ عَلَیۡكُمُ ٱلۡقِتَالُ cümlesi şarttır. Mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart fiili olan كُتِبَ , meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın, takdiri; لا تقاتلوا (Savaşmayın) olan cevabı mahzuftur.
Bu takdire göre, mezkür şart ve mahzuf cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır. Şart cümlesi, itiraziyye hükmündedir.
İ‘tirâz, kelâmın ortasında veya bir manada birleşen iki kelâmın arasında irabtan mahalli olmayan bir veya birkaç cümlenin -herhangi bir vehmi defetme gayesi gütmeden- bir nükteden ve faydadan ötürü zikredilmesidir. (Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme. ar. Gör. Ömer Kara)
اَلَّا , masdar harfi أن ve nefiy harfi لا ‘dan müteşekkildir. Masdar harfi أن ve akabindeki لّا تقاتلوا cümlesi, masdar teviliyle عَسَیۡتُمۡ ‘ ün haberidir. Masdar-ı müevvelin, menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
أَلَّا تُقَـٰتِلُوا۟ۖ ifadesi, “Sizin savaştan korkacağınızı zannediyorum...” anlamında muhataba beklenen ve olması umulan şeyi sormak için bu ifadenin başına هل soru edatı getirilmiş ve bu istifhamla istifham-ı inkârî değil, istifham-ı takrirî kastedilmiştir. Beklenen şeyin mutlaka tahakkuk ettiği ve soru soran kimsenin, beklentisinin gerçekleştiği ortaya çıkmıştır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
قَالُوا وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَاۜ
Cümle istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
Müsbet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. قَالُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesine dahil olan وَ , cümlenin öncesiyle rabıtası için zaiddir. Veya bu cümle, mukadder bir cümleye وَ ’ la atfedilmiştir. Takdir; ... نقاتل وما لنا (Savaşırız, bize ne oluyor ki….) şeklindedir.
Mekulü’l-kavl, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen, gerçek manada soru olmayıp, inkâr manasındadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana ifade ettiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
İstifham harfi مَا ‘ nın mübteda olduğu cümlede haberin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Car-mecrur لَـنَٓا , bu mahzuf habere mütealliktir.
لَـنَٓا - عَلَيْكُمُ arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
اَلَّا , masdar harfi أن ve nefiy harfi لا ‘dan müteşekkildir. Masdar harfi أن ve akabindeki لّا نُقَاتِلَ ف۪ي سَب۪يلِ اللّٰهِ cümlesi, masdar tevilinde takdir edilen فِی harfiyle, mahzuf habere mütealliktir. Masdar-ı müevvelin, muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmesi cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
فِی سَبِیلِ ٱللَّهِ bu ayette tekrar edilmiştir. Tabirin, konudaki önemine binaen yapılan tekrarında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نُقَاتِلَ - تُقَاتِلُواۜ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَقَدْ اُخْرِجْنَا مِنْ دِيَارِنَا وَاَبْنَٓائِنَاۜ cümlesi mütekellim zamirinden haldir. Tahkik harfi قَدۡ ‘la tekid edilmiş, müsbet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber talebî kelamdır.
وَاَبْنَٓائِنَاۜ , temasül nedeniyle مِنْ دِيَارِنَا ‘a atfedilmiştir.
اُخْرِجْنَا fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.
Burada yer alan soru edatı, inkâr anlamındaki bir sorudur. Yani biz hangi sebebe ve amaca dayanarak savaşı terk edelim ki? Oysa bizim savaş yapmamızı gerektiren haklı sebeplerimiz bulunuyor. Çünkü bizler ülkemizden, vatanlarımızdan çıkarıldık, ailemizden ve çocuklarımızdan uzaklaştırıldık. O halde neden savaşmayalım? (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
[Allah yolunda neden savaşmayalım] demelerinin üç vechi vardır:
1. Bu soru inkâr [yadırgama] anlamındadır. Yani “Hangi şeyden dolayı savaşmayalım ki!” Bunda أن edatının hazfi veya zikri caizdir. Her iki kullanım da Kur’an-ı Kerim’de vardır. مَا لَكَ لَا تَأْمَنَّۭۖا عَلٰى يُوسُفَ [Yûsuf konusunda neden bize güvenmiyorsun?] (Yûsuf 12/11), وَمَا لَكُمْ لَا تُؤْمِنُونَ بِاللّٰهِۚ [Ne oluyor da Allah’a iman etmiyorsunuz!] (Hadîd 57/8), مَا لِيَ لَٓا اَرَى الْهُدْهُدَۘ [Neden hüdhüdü göremiyorum!] (Neml 27/20) ayet-i kerimeleri de böyledir. أن hazfedildiği zaman manası “Ne için” demek olur. أن hazfedilmezse manası “Yapmama ne mani olacaktır?” demektir.
2. Bu bir istifhamdır. Ancak: ‘’Savaşmamamızda bizim için nasıl bir yarar var?’’ anlamındadır
3. Bu bir nefydir. Anlamı “Savaşmama şansımız yoktur.” şeklindedir.
أُخۡرِجۡنَا مِن دِیَـٰرِنَا وَأَبۡنَاۤىِٕنَاۖ [Yurtlarımızdan çıkarılmış, çocuklarımızdan uzaklaştırılmış olduğumuz halde…] Burada “uzaklaştırılmış” ifadesi takdir edilir. Çünkü أَبۡنَاۤىِٕنَاۖ kelimesinin دِیَـٰرِنَا kelimesine atfedilmesi uygun değildir. Ancak çıkarma kelimesinin uzaklaştırma anlamında mecaz olarak kullanılması halinde mümkün olur. O zaman hem çocuklar hem de yurtlar için kullanılabilir. Yani “hem yurtlarımızdan hem de çocuklarımızdan uzaklaştırıldık.” (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَقَدۡ أُخۡرِجۡنَا cümlesi, inkâr yani olumsuzluk manası için sebep bildirir. Yani onlar bu durumdayken, insanlar arasında savaştan kaçacak en son insanlardır. Çünkü insanın başına gelen zarar, keder, evlerinden ve çocuklarından ayrılma gibi durumlar dünya sevgisini azaltır.( Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْۜ
فَ istînâfiyye, لَمَّا şart manalı cümleye muzaf olan zaman zarfıdır. Şart üslubunda gelen cümlede muzâfun ileyh olan كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كُتِبَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Cevap cümlesi olan تَوَلَّوْا اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
اِلَّا istisna harfi, قَل۪يلاً مِنْهُمْۜ müstesnadır. Cümledeki istisna, هُمۡ ’ la kavim kastedildiği için mutttasıldır.
مِنْهُمْۜ car-mecruru, قَل۪يلاً ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
قَل۪يلاً ‘deki nekrelik kıllet ifade eder.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtiaî kelam olan terkip şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
كُتِبَ - قَالُوا۟ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
نُقَـٰتِلَ - ٱلۡقِتَالُ - تُقَـٰتِلُوا۟ۖ ve قَالُوا۟ - قَالَ gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale's’-sadr sanatları vardır.
فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ الْقِتَالُ تَوَلَّوْا اِلَّا قَل۪يلاً مِنْهُمْۜ [Kendilerine savaş yazılınca, içlerinden pek azı hariç, geri dönüp kaçtılar.] Savaştan kaçmayanların sayısı 313 ’tür. Onlar nehrin suyundan kana kana içmemişlerdi. Allah’ın has kulları İsrailoğulları arasında çok azdı. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)- Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ik ı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ
وَ , istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bütün celâl ve kemâl sıfatları bünyesinde toplayan اللّٰهُ lafzının cümlede müsnedün ileyh olması, O’nun azamet ve kudretini ifade etmenin yanı sıra telezzüz ve teberrük içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müsned olan عَل۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
عَل۪يمٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
بِالظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
Ayette هم şeklinde zamir değil de ظَّالِم۪ينَ şeklinde zahir ismin kullanılması, onları zemmetmek kastıyla yapılan ıtnâbtır.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Allah zalimleri bilendir.] ifadesinde Allah Teâlâ, onları biliyor olduğunu beyan ederken, bunun içine hesap ve cezayı idmâc etmiştir. Aynı zamanda bu cümlede lazım-melzum alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
Dinleyenin vicdanına korku salmak ve korkuyu artırmak için lafza-ı celalin zahir olarak zikredildiği cümle, konudan bağımsız olarak, atasözü gibi insanlar arasında kullanılması nedeniyle mesel tarikinde tezyil cümlesidir. Tezyîl cümleleri ıtnâb sanatı babındandır.
Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekit etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekit etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) -Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
وَاللّٰهُ عَل۪يمٌ بِالظَّالِم۪ينَ [Allah zalimleri iyi bilir.] Yani Allah onların cezasını iyi bilir ki onlar bu fiiller nedeniyle zalimdirler. Allah Teâlâ onları da başkalarını da biliyor olduğu halde burada hususen onları bildiğini ifade etmesinin sebebi tehdit maksadıdır. Bu şekilde söylemek en etkili tehdittir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr), Bakara/95, Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Ayetin bu son cümlesi, bir çok ayette tekrarlanmıştır. Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murat sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekid edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf Suresi 28, s. 314)