Bakara Sûresi 74. Ayet

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ  ٧٤

Sonra bunun ardından kalpleriniz yine katılaştı; taş gibi, hatta daha katı oldu. Çünkü taş vardır ki, içinden ırmaklar fışkırır. Taş vardır ki yarılır da içinden sular çıkar. Taş da vardır ki, Allah korkusuyla (yerinden kopup) düşer. Allah, yaptıklarınızdan hiçbir zaman habersiz değildir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ثُمَّ sonra yine
2 قَسَتْ katılaştı ق س و
3 قُلُوبُكُمْ kalbleriniz ق ل ب
4 مِنْ -ından
5 بَعْدِ ard- ب ع د
6 ذَٰلِكَ bunun
7 فَهِيَ şimdi onlar
8 كَالْحِجَارَةِ taş gibi ح ج ر
9 أَوْ hatta
10 أَشَدُّ daha da ش د د
11 قَسْوَةً katıdır ق س و
12 وَإِنَّ çünkü
13 مِنَ
14 الْحِجَارَةِ öyle taş ح ج ر
15 لَمَا var ki
16 يَتَفَجَّرُ fışkırır ف ج ر
17 مِنْهُ içinden
18 الْأَنْهَارُ ırmaklar ن ه ر
19 وَإِنَّ ve şüphesiz
20 مِنْهَا öylesi de
21 لَمَا var ki
22 يَشَّقَّقُ çatlayıverir de ش ق ق
23 فَيَخْرُجُ çıkar خ ر ج
24 مِنْهُ ondan
25 الْمَاءُ su م و ه
26 وَإِنَّ ve şüphesiz
27 مِنْهَا ondan
28 لَمَا öylesi de var ki
29 يَهْبِطُ aşağı yuvarlanır ه ب ط
30 مِنْ -ndan
31 خَشْيَةِ korkusu- خ ش ي
32 اللَّهِ Allah
33 وَمَا ve değildir
34 اللَّهُ Allah
35 بِغَافِلٍ gafil غ ف ل
36 عَمَّا -dan
37 تَعْمَلُونَ yaptıklarınız- ع م ل
 

Sanki bu ayette taşlar (kalpler) üçe ayrılmış ve kalpleri katılaşmamış müminlerin kabiliyetlerine göre hizmet verişleri anlatılmaktadır.

1. Büyük beceri ve çalışmalarla bütün topluma faydalı ve berrak nehirler gibi olmak, yani bulunduğu yeri münbit hale getirmek (içinden nehirler fışkıranlar)

2. Birinciye güç yetiremiyorsa gözeler gibi en azından yakın çevresine faydalı olmak (Yarılıp içinden su çıkanlar)

3. Ya da ruhunu yüceltip marifetullah ile gönlünü doldurup kulları Allah’a yönlendirmek (Allah korkusundan parçalanarak dağlardan aşağı inenler)

Ayetin sonu Allah’ın amellerden gafil olmadığını hatırlatarak dikkati amellere çekiyor.

Min ba’di zâlike (Bunun ardından); ölmüş bir adamın tekrar hayat buluşunun ardından bile Allahın mesajını ciddiye almadınız.

Nur suresi 35. ayetin tefsirlerinde kalp, içinde Allah’ın nurunu taşıyan camdan bir kandile benzetilir.

Burda katılaşan, taşa dönüşen kalplerden bahsediliyor. Onun içine Allah’ın nuru girmesin diye taşlaştırdınız kalplerinizi deniliyor adeta. (Nouman Ali Han Özlü Tefsir Dersleri)

Allahu Teala’nın muradı Hz. Musa’nın kavminin akıllarını kullanmaları iken bunu yapmadıkları için kalpleri katılaşmış ve hatta daha da sertleşmiş; yani akılları adeta çalışmaz hale gelmiştir. Hatta taşa hakaret olmasın; içinden nehirler fışkıran ve yarılarak su kaynağı olan taşlar vardır. Hatta Allah’a duyduğu haşyetten dolayı inen taşlar, adeta atom fiziğini ifade etmektedir. Atom çekirdeği etrafında dönen elektronlar adeta Allah’a haşyet (saygı ve korku) ile ibadet etmektedir.

Hz. Musa’nın kalplerini yumuşatamadığı bu insanların adeta bugün de kalpleri yumuşamamaktadır.

 

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَةًۜ وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ

Fiil cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. Ayet  ثُمَّ  atıf harfi ile mukadder cümleye matuftur. Takdiri, فضربوها فحييت. (Ona vurdular hemen dirildi.) şeklindedir.

قَسَتْ  iki sakin harfin birleşmesi dolayısıyla mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. قُلُوبُ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

مِنْ بَعْدِ  car mecruru  قَسَتْ  fiiline mütealliktir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir.

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Munfasıl zamir هِيَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. كَ harfi  مِثْلِ  manasındadır. كَالْحِجَارَةِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اَشَدُّ  mahzuf mübtedanın haberi olup damme ile merfûdur. Takdiri, هِيَ ' dir. قَسْوَةً  temyiz olup fetha ile mansubdur.

وَ  istînâfiyedir. Haliyye olması da caizdir. İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

مِنَ الْحِجَارَةِ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’ nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَتَفَجَّرُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

يَتَفَجَّرُ  damme ile merfû muzari fiildir. مِنْهُ  car mecruru  يَتَفَجَّرُ  fiiline mütealliktir. الْاَنْهَارُ  fail olup damme ile merfûdur. 

اَوْ ;Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Temyiz; kendisinden önce geçen mübhem (manası açık olmayan) bir ismin manasına açıklık getiren camid, nekre bir isimdir. Yani; çeşitli manalar kastedilmeye elverişli önceki isim veya cümleden asıl maksadın ne olduğunu açıklamak üzere zikredilen camid (türememiş), mansub ve nekre isme temyiz denir. Temyizin manasını açıkladığı önceki isme veya cümleye de mümeyyez denir. Temyiz harfi cerli ve izafetle gelmediği müddetçe mansubdur. Mümeyyezin irabı ise cümledeki yerine göredir. Temyiz Türkçeye “bakımından, …yönünden” şeklinde tercüme edilebilir. Temyizi bulmak için “ne bakımdan, hangi açıdan” soruları sorulur.Temyiz 2’ye ayrılır:

1. Melfuz mümeyyez: Söylenmiş, cümlede görülen mümeyyez.

2. Melhuz mümeyyez: Düşünülen, cümlede açık olarak görülemeyen mümeyyez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri)

يَتَفَجَّرُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi, فجر ’dir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

اَشَدُّ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. 

خَيْرٌ  ve  شَرٌّ  kelimeleri Kur’an-ı Kerim’de umumiyetle ismi tafdil manasında gelmiştir. Bunların asılları  اَخْيَرُ  ve  اَشْرَرُ  veznindedir. Çok kullanıldıklarından dolayı Arap dilbilgisinde bu şekilde gelmektedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)  

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ

İsim cümlesidir.  وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

مِنْهَا  car mecruru  اِنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. 

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)

مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَشَّقَّقُ  ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. يَخْرُجُ  atıf harfi فَ  ile makabline matuftur. 

يَخْرُجُ  damme ile merfû muzari fiildir. مِنْهُ  car mecruru  يَخْرُجُ  fiiline mütealliktir. الْمَٓاءُۜ  fail olup damme ile merfûdur.

يَشَّقَّقُ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.  Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi, شقق ’dır. Aslı, يتشقق  şeklindedir. تَ  harflerinden biri ش ‘a idgam edildi. 

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ

 

Cümle, atıf harfi وَ  ile  اِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ  ‘e matuftur. İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

مِنْهَا  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)

 مَا  müşterek ism-i mevsûl  اِنَّ ’nin muahhar ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَهْبِطُ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

يَهْبِطُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘dir. مِنْ خَشْيَةِ  car mecruru  يَهْبِطُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

 وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ


İsim cümlesidir. و  istînâfiyyedir. مَا  olumsuzluk harfi olup  لَيْسَ  gibi amel eder. İsmini ref haberini nasb eder. 

اللّٰهُ  lafza-i celâl  مَا ’ nın ismi olup damme ile merfûdur. بِ  harf-i ceri zaiddir. غَافِلٍ lafzen mecrur,  مَا ’nın haberi olarak mahallen mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  عَنْ  harfi ceriyle  غَافِلٍ 'ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَعْمَلُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir mahzuftur. Takdiri, تعملونه  şeklindedir.

تَعْمَلُونَ  fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Burada بِ harfi manayı pekiştirmek için gelmiş olup zaiddir. Olumlu cümlelerde  لَ harfinin tekit ifade ettiği gibi olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  مَا ' nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, II, 142)

Kur'an-ı Kerim'de بِ harfi 22 yerde لَيْسَ ’nin, 19 yerde de مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmlâ Yönüyle Arapçada Zaidlik) 

غَافِلٍ , sülâsi mücerredi غفل  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

ثُمَّ قَسَتْ قُلُوبُكُمْ مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ 

Ayet  ثُمَّ  atıf harfiyle mahzuf bir ifadeye atfedilmiştir. Takdiri, فضربوها فحييت (Ona vurdular ve hemen canlandı…) şeklindedir. Bu ayetle önceki ayet arasında meskûtun anh vardır.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

ثُمَّ  bir mühletle birlikte sıralama bildirir.  ثُمَّ  edatı, birbirine bağlanan öğelerin, kısa da olsa bir süre sonra gerçekleştiklerini ifade eder. Bu edat, terahi ifade eder. 

İşaret ismi  ذٰلِكَ ’de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile duruma işaret edilmiştir. 

Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile müşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamda bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sûreleri Belâgî Tefsiri, Duhan/57, C. 5, s. 190)

قَسَتْ قُلُوبُكُمْ  ifadesinde istiare sanatı vardır. قَسَتْ  tabiri kalbin sertleşebilen bir maddeye benzetilmesiyle insanın aklını kullanıp gerçeği görmemesi anlamında müstear olmuştur.

مِنْ بَعْدِ ذٰلِكَ  ifadesi, öldürülen kimsenin diriltilmesinden sonra veya daha önce tek tek sayılan ve geçen olaylardan sonra anlamındadır. (Nesefî, Medâriku’t-Tenzîl Ve Hakâîku’t-Te’vîl)

فَهِيَ كَالْحِجَارَةِ اَوْ اَشَدُّ قَسْوَة

فَ ; ta’liliye, هِيَ كَالْحِجَارَةِ  cümlesi, ta’lil cümlesidir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  كَالْحِجَارَةِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir.

Müfredin müfrede benzetildiği teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir. Müşebbeh  هِيَ (kalpler), müşebbehe bih  الْحِجَارَةِ (Taşlar) dır.

اَوْ  atıf harfiyle makabline atfedilen  اَوْ اَشَدُّ قَسْوَة  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. 

اَشَدُّ , takdiri  هِيَ  olan mahzuf mübtedanın haberidir.  قَسْوَة  temyizdir.

Müsned olan  اَشَدُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

Arapçada temyizli ifadeler tekid bildirir. Müsnedün ileyhin muhtevasında kapalı olarak bulunan birim temyizle açıkça belirtildiğinden tekrar dolayısıyla tekid ifade eder. (TDV, Tekid)

قَسْوَة - اَشَدُّ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قَسْوَة - قَسَتْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki  قَسْوَة  kelimesi katı ve sert anlamına gelmektedir. Tıpkı taş katılığında bir sertlik... Ayette kalpler katılık ve sertlikte taşa benzetiliyor. Çünkü hiçbir şeyden ders ve ibret almıyorlar. Hiçbir öğüt ve vaaz kendilerini yumuşatmıyor. Bu kadar şeyler işitmelerine, ölünün dirilmesi olayını görmelerine ve daha birçok işaretlerin sunulmasına rağmen hiçbir şey onları etkilemedi ki bunlardan dağlar erir, kayalar yumuşardı. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)

Buradaki  اَشَدُّ [daha şiddetli] ifadesi, كَالْحِجَارَة ’deki  كَ ’ ye atıftır. Bu da iki anlama gelebilir: İlk ihtimal, مِثْلُ اَشَدُّ قَسْوَةٌ [daha şiddetli kasvet sahibi olan gibidir] anlamına gelmesidir ki bu durumda muzâf  مثل  hazfedilmiş, muzâfun ileyh onun yerine ikame edilmiş olur.

İkinci ihtimal ise, bunun bizzat kendisi daha şiddetli kasvet sahibidir anlamına gelmesidir. Anlam; bu kalplerin halini bilen kimse, onları ya taşa ya da taştan daha sert bir şeye benzetir. Örneğin: demir-çeliğe benzetir ya da onları bilen kimse taşa benzetir şeklindedir. Ya da onlar taştan daha kasvetlidir, denilmiş olabilir.

Şayet, “Neden ayette ً اَوْ اَشَدُّ قَسْوَة [daha kasvetli] denildi, oysa kasvetin ism-i tafdil şeklinde bir kullanımı اقسي  ve hayret fiili şeklinde kullanımı da mevcuttur?” dersen, şöyle derim: Ayetteki kullanım kasvetin aşırılığına daha açık ve güçlü delalet ettiği için tercih edilmiştir. Diğer bir izah da şöyledir: Burada “en kasvetli” manası kastedilmemiş, aksine kasvetin şiddetlilik niteliği ile nitelendirilmesi kastedilmiştir. Sanki “taşların kasveti çok şiddetlidir, ama onların kalbinin kasveti daha şiddetlidir” denilmek istenmiştir. (Zemahşerî, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

 وَاِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُۜ

وَ , istînâfiyye veya haliyyedir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  مِنَ الْحِجَارَةِ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir. 

اِنَّ ’nin muahhar ismi olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ya dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Sılası olan  يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, sonra gelecek habere merak uyandırarak dikkat çekmek amacına matuftur.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  مِنْهُ , ihtimam için, fail olan الْاَنْهَارُ ‘ya takdim edilmiştir

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنَّ  ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنَّ , cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen,  اِنَّ ’nin ismi ve haberinden ziyade cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c. 2 s.176)

لَمَا يَتَفَجَّرُ مِنْهُ الْاَنْهَارُ  [Ondan ırmaklar fışkırır.] cümlesinde mecaz-ı mürsel sanatı kullanılmıştır. Ancak ondan nehirler fışkırır demekle, nehirde akan su fışkırır denmek istenmiştir. Araplar mekânı zikredip o mekânda bulunan nesneyi kast ederler. Örnekte de nehir söylenip içinde akan suyun kast edilmesi de bu duruma örnektir. Belirti açıktır, ancak nehir değil nehrin içindeki su fışkırır. (Sâbûnî, Safvetü't Tefâsir)

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ

Aynı üslupta gelen  وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَشَّقَّقُ cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle  öncesine atfedilmiştir.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin muahhar ismi olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ya dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Sılası olan   يَشَّقَّقُ  cümlesi,  müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

فَيَخْرُجُ مِنْهُ الْمَٓاءُۜ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile  يَشَّقَّقُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  Car-mecrur  مِنْهُ , ihtimam için, fail olan  الْمَٓاءُۜ ‘ya takdim edilmiştir.

يَتَفَجَّرُ - يَخْرُجُ  ve  الْمَٓاءُۜ - الْاَنْهَارُۜ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Taşlar etkilenir ve reaksiyona uğrar; onlardan kimisi çatlar ondan su çıkar ve ırmaklar fışkırır. Kimisi Allah Teâlâ’nın muradına itaat ederek dağların başından aşağıya doğru yuvarlanır. Bunların kalpleri ise onun emrinden etkilenmez ve hiçbir reaksiyon (tepki) göstermez. Ayette geçen التفجر  ifadesi, genişleyerek ve çoğalarak açılmaktır. Korku da itaattan mecazdır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

 وَاِنَّ مِنْهَا لَمَا يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ

Cümle atıf harfi  وَ  ile  اِنَّ مِنَ الْحِجَارَةِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

اِنَّ ’nin muahhar ismi olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ya dahil olan  لَ , tekid ifade eden lam-ı muzahlakadır. Sılası olan  يَهْبِطُ مِنْ خَشْيَةِ اللّٰهِۜ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

مِنْ خَشْيَةِ  car mecruru  يَهْبِطُ  fiiline mütealliktir.  خَشْيَةِ اللّٰهِ  izafeti muzâfın tazimi içindir. 

Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması dolayısıyla Allah lafzında tecrîd sanatı vardır. 

Ayette taşların değişikliğe uğrama halleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır.

Taşların Allah’a haşyet duyması ifadesinde istiare vardır. Taşlar akıllı bir canlıya benzetilerek kişileştirilmiştir. Taşların bir şahıs gibi haşyet duyması Allah’ın azametini artırmada mübalağa ifade etmiştir.

 وَمَا اللّٰهُ بِغَافِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

وَ  istînâfiyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Nefy harfi  مَا ’nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.  مَا  harfi  ليس  gibi amel etmiştir. مَا ‘nın haberi olan  بِغَافِلٍ ’deki  بِ  harfi tekid ifade eden zaid harftir.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, hükmün illetini belirtmek ve ikazı artırmak için zamir makamında zahir ismin tekrarlanmasında  ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عن harf-i ceriyle birlikte  بِغَافِلٍ ‘ye müteallik olan masdar harfi  مَا ‘nın sılası olan  تَعْمَلُونَ  cümlesi,  müspet muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Burada  بِ  harfi manayı pekiştirmek için zaid olarak gelmiştir. Olumlu cümlelerde  ل  harfinin tekid ifade etmesi gibi olumsuz cümlelerde de  لَيْسَ  ve  مَا ’nın haberinin başında gelen  بِ  harfi tekid bildirir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.2, II, 142)

Haber olan  غَافِلٍ ‘nin ism-i fail sıygasında gelerek isim cümlesindeki sübut ve istimrar anlamını kuvvetlendirmiştir.

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübut ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Hitit Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili ve Belâgatı Anabilim Dalı, Kur’an-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya Delâleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi) 

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir.  İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

[Allah gafil değildir.] sözü “Allah onların yaptıklarını bilir.” ifadesinden daha güçlüdür. Olumsuz cümlelerde daha fazla vurgu vardır.

[Allah yapmakta olduğunuz şeylerden gafil değildir] ifadesi amellerin karşılığının verilmesi konusunda bir vaîd, yani tehdittir. Bu ifadenin altında “Her davranışınız değerlendirilmektedir” anlamı yatmaktadır. Bir anlamın içine başka bir anlamın gizlenmesi idmâc sanatıdır. 

Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir. Mecaz-ı mürsel mürekkebdir. 

غَافِلٍ - تَعْمَلُونَ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

مَا , اِنَّ , لَمَا , الْحِجَارَةِ , مِنْ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Meşhur bir söz de şöyledir: ”Dört şey vardır ki, bunlar kişinin bedbahtlığının alametlerindendir: Yaşsız göz, katı yürek, uzun emel, dünyaya düşkünlük." (Rûhu-l Beyân) 

Kur’an-ı Kerim’de  بِ  harfi 22 yerde  لَيْسَ ’nin, 19 yerde de  مَا ’nın haberinin başında zaid olarak gelmiştir. (Ahmet Yüksel, Biçim, Anlam ve İmla Yönüyle Arapçada Zaidlik) 

Ayetin bu son cümlesi mesel tarikinde tezyîldir. Tezyîl cümleleri ıtnâb babındandır. Önceki cümleyi tekid için gelmiştir. Mesel tarikinde olanlar müstakil olarak da bir mana ifade eder. Yani müstakil olarak dillerde dolaşır, atasözü gibi halk arasında bilinir.

Tezyîl, bir cümlenin diğer bir cümleyi takip etmesi ve tekid etmek amacıyla birincinin manasını kapsaması ve onu sağlamlaştırmasına verilen isimdir. Bu iki şekilde olmaktadır: Birinci cümle, ikinci cümlenin ya mantukunu ya da mefhumunu tekid etmektedir. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

Bu cümle, Bakara Suresi’nde 5 kez tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.

Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)