فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى ١٣٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَاصْبِرْ | o halde sabret |
|
| 2 | عَلَىٰ |
|
|
| 3 | مَا | şeylere |
|
| 4 | يَقُولُونَ | onların dedikleri |
|
| 5 | وَسَبِّحْ | ve tesbih et |
|
| 6 | بِحَمْدِ | överek |
|
| 7 | رَبِّكَ | Rabbini |
|
| 8 | قَبْلَ | önce |
|
| 9 | طُلُوعِ | doğmasından |
|
| 10 | الشَّمْسِ | güneşin |
|
| 11 | وَقَبْلَ | ve önce |
|
| 12 | غُرُوبِهَا | batmasından |
|
| 13 | وَمِنْ | bir kısmında |
|
| 14 | انَاءِ | sa’atlerinden |
|
| 15 | اللَّيْلِ | gece |
|
| 16 | فَسَبِّحْ | tesbih et |
|
| 17 | وَأَطْرَافَ | ve taraflarında |
|
| 18 | النَّهَارِ | gündüzün |
|
| 19 | لَعَلَّكَ | umulur ki |
|
| 20 | تَرْضَىٰ | hoşnut olursun |
|
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ
فَ mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن سمعت ما يؤذيك (Sana eziyet veren şeyi işitirsen) şeklindedir.
Fiil cümlesidir. اصْبِرْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel عَلٰى harf-i ceriyle اصْبِرْ fiiline mütealliktir.
يَقُولُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
سَبِّحْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. بِحَمْدِ car mecruru سَبِّـحْ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. بِ harf-i ceri mülabese içindir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّكَ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
قَبْلَ zaman zarfı سَبِّحْ fiiline mütealliktir. طُلُوعِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. الشَّمْسِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. قَبْلَ atıf harfi وَ ’la evvelki قَبْلَ ‘ye matuf olup, سَبِّحْ fiiline mütealliktir. غُرُوبِهَاۚ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هَاۚ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
سَبِّحْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سبح ’dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضٰى
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. مِنْ اٰنَٓائِ car mecruru سَبِّـحْ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. الَّيْلِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ zaid harf, tezyin içindir. Atıf olması da caizdir. سَبِّـحْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. اَطْرَافَ atıf harfi وَ ’la قَبْلَ ‘ye matuf olup, fetha ile mansubdur. النَّهَارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
لَعَلَّ , terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılır. İsim cümlesinin önüne gelir. إنّ gibi ismini nasb haberini ref eder. Tereccî, husûlü arzu edilen ve sevilen, imkân dahilinde olan bir şeyin istenmesidir.
كَ muttasıl zamiri لَعَلَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. تَرْضٰى cümlesi, لَعَلَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
تَرْضٰى elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir.
فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَاۚ
Fasılla gelen şart üslubundaki terkipte îcâz-ı hazif sanatı vardır.
فَ , takdiri إن سمعت ما يؤذيك (Sana eziyet veren şeyi işitirsen) olan mahzuf şartın cevabının başına gelmiş rabıta harfidir.
Şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cevap cümlesi olan فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
مَا müşterek ism-i mevsûlü, عَلٰى harfiyle birlikte اصْبِرْ fiiline mütealliktir. Sılası olan يَقُولُونَ cümlesi, müspet muzari fiil cümlesi olarak gelmiştir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üsluptaki وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle şartın cevabına atfedilmiştir. İki cümle arasında lafzen ve manen ittifak vardır.
بِحَمْدِ رَبِّكَ izafetinde Rab ismine muzâfun ileyh olması, كَ zamirinin ait olduğu Hz. Peygambere, yine Rab ismine muzâf olması حَمْدِ ’ye tazim kazandırmıştır.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için Rab isminde tecrîd sanatı vardır.
بِحَمْدِ - سَبِّحْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
طُلُوعِ - غُرُوبِ kelimeler arasında tıbâk-ı îcâb sanatı vardır.
بِحَمْدِ رَبِّكَ sözündeki بِ harf-i ceri fail ile fiili arasındaki mülâbese içindir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t- Tenvîr)
Cenab-ı Hak, sabrın hemen peşi sıra tesbihi emretmiştir. Çünkü Allah'ı zikretmek teselli ve rahatlık sağlar. Zira müminin Allah'a kavuşmaktan başka rahatı yoktur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ فَسَبِّـحْ وَاَطْرَافَ النَّهَارِ
Ayet, atıf harfi وَ ’la فَاصْبِرْ عَلٰى cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnad olan cümlede takdim-tehir sanatı vardır. مِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ car mecruru, ihtimam için amili olan فَسَبِّـحْ fiiline takdim edilmiştir. Fiiile dahil olan فَ , tekid ifade eden zaid hartir.
Zaman zarfı اَطْرَافَ النَّهَارِ , tezâyüf nedeniyle مِنْ اٰنَٓائِ ’nin mahalline matuftur.
الَّيْلِ - النَّهَارِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
قَبْلَ ve سَبِّـحْ kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الشَّمْسِ - الَّيْلِ kelimeleri arasında îhâm-ı tıbâk sanatı vardır.
Arapça söz dizimine göre cümlede önce amil sonra mamul yer alır. Ancak bu ayette mamul olan وَمِنْ اٰنَٓائِ الَّيْلِ [gecenin bir kısım saatlerinde] ifadesi, amili olan فَسَبِّـحْ [tesbih et] fiilinden önce zikredilmiştir. Burada mamulün amiline takdîm edilmesinin hikmetini Beyzâvî şöyle açıklar: “Gece vaktinin ‘’Tesbih et!’’ emrinden önce zikredilmesi, faziletinin çokluğuna işaret etmektedir. Çünkü kalp o vakitte daha toplu, nefis de rahata daha meyillidir. O nedenle geceleyin yapılan ibadet daha meşakkatlidir. Allah Teâlâ’nın [“Şüphesiz gece ibadetinin etkisi daha fazla, (bu ibadetteki) sözler (Kur’an ve dua okuyuşlar) ise daha düzgün ve açıktır.”] (Müzzemmil Suresi, 6) sözü de buna delildir. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsirinde Belâgat İlmi ve Uygulanışı)
Buradaki النَّهَارِ [gündüz] cins için kullanılmıştır. Her bir günün bir tarafı vardır. Burada çoğul getiriliş sebebi, bu tarafın her bir günde tekrar edilmesinden ötürüdür. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l- Kur’ân)
لَعَلَّكَ تَرْضٰى
Beyanî istînâf olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. لَعَلَّ ’nin dahil olduğu ayet, gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
لَعَلَّ terecci harfidir. Vukuu mümkün durumlarda kullanılan اِنّ۪ٓ ’nin kardeşlerinden لَعَلَّ ’nin haberi olan تَرْضٰى , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Allah Teâlâ’ya isnad edildiğinde لَعَلَّ , ‘için’ manasına geldiğinden; cümle, vaz edildiği anlamın dışında mana kazanması dolayısıyla mecaz-ı mürsel mürekkebdir.
رَبِّهَا ile اللّٰهُ kelimeleri arasında yan anlam bakımından güzel bir iltifat sanatı vardır. (Müşerref Ulusu (Ülger)/Arap Dili Ve Belâgatı İltifat Sanatı)
لَعَلَّ gerçek kullanımında ümit ve beklenti tesis etmek içindir. Bazen mecâz-ı mürsel yoluyla inkâr ve tahzir (sakındırma) manasında da kullanılabilmektedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
لَعَلَّ edatı, terecci içindir yani “ümitvar olma” manasını ifade eder ve bir de beklenti içinde olmak demektir ki her ikisi de aynı manaya gelir demektir. Fakat bu beklenti Kerîm olan bir zattan olmalı, kişi O’ndan beklemelidir. İşte bu, yerine getirmesi kesin olan vaadinin yerine olan bir ifadedir. İmam Sîbeveyhi de bu görüştedir. Ancak Kutrub ise لَعَلَّ kelimesi “için” manasındadır der. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
لَعَلَّ kelimesi ihtimal ilişkisi kurar. َTevakku anlamı da vardır. Tevakku istenilen bir şeyin gerçekleşmesini ummak/beklemek, istenmeyen bir şeyden de endişe duymaktır.
لَعَلَّ edatı gerçekleşmesi mümkün olan şeylere hastır. لَعَلَّ ’nin ifade ettiği ihtimal, bir şeyin gerçekleşmesiyle gerçekleşmemesinin eşit olması durumudur. el-Mâleki İbni Hişam gibi bazı nahivciler buna tevakku demektedirler. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler,Doktora Tezi)
Burada asıl temenni harfi yerine terecci harfinin gelmesi bu isteğin ne kadar şiddetli olduğuna delalet eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لعل harfi gibi ümit ifade eden bir lafız getirmekten murad tezekkür etmeye teşviktir. Kur’an’da Allah’a isnad edilen لَعَلَّ sözleri “muhakkak ki” anlamına gelir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/58)
Recâ manasının oluşması için bu harf telaffuz edilmiştir. لَعَلَّ ; tebeî istiare olup meknî temsîlî istiareye işaret eder. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Taha 113)
Hak Teâlâ’nın, [Ta ki rızayı ilâhiye eresin] ifadesi tıpkı büyük bir padişahın, “Ey falanca, hizmetimle meşgul ol. Belki bundan, istifade edersin.” demesi gibidir. Hak Teâlâ’nın bu ifadesi, [Rabbin sana (bol bol) verecek ve böylece sen hoşnut olacaksın. (Duha Suresi, 5)] ayetiyle [Ümit edebilirsin, Rabbin seni bir makam-ı mahmûda gönderecektir.] (İsra Suresi, 79) ayetlerine bir işaret olmuş olur. Böylece sen, elde ettiğin sevaba razı olur, hoşnut olursun… ifadesini Kisaî ve Asım, تَ 'nin dammesiyle تُرْضٰى şeklinde okumuşlardır ki mana değişmez. Çünkü Allah Teâlâ onu memnun etti mi Peygamber O'ndan razı olmuş; O razı olunca da Allah'ı hoşnut etmiş olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
117. ayet تَشْقٰى ve 118. ayetteki تَعْرٰىۙ ve 130. ayetin تَرْضٰى şeklindeki son kelimelerinde akıcı, güzel bir seci vardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)