لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْۜ وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ ٥٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لِيَجْعَلَ | yapmak için |
|
| 2 | مَا | şeyi |
|
| 3 | يُلْقِي | attığı |
|
| 4 | الشَّيْطَانُ | şeytanın |
|
| 5 | فِتْنَةً | bir imtihan |
|
| 6 | لِلَّذِينَ | olanlara |
|
| 7 | فِي |
|
|
| 8 | قُلُوبِهِمْ | kalblerinde |
|
| 9 | مَرَضٌ | bir hastalık |
|
| 10 | وَالْقَاسِيَةِ | ve katılaşanlara |
|
| 11 | قُلُوبُهُمْ | kalbleri |
|
| 12 | وَإِنَّ | ve şüphesiz |
|
| 13 | الظَّالِمِينَ | zalimler |
|
| 14 | لَفِي | içindedirler |
|
| 15 | شِقَاقٍ | bir ayrılık |
|
| 16 | بَعِيدٍ | uzak |
|
Qaseve قسو : قَسْوَةٌ kalbin sert veya katı olması yada sertleşip katılaşmasıdır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de türevleriyle 7 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli kasvettir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْۜ
لِ harfi, يَجْعَلَ fiilini gizli اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir. اَنْ ve masdar-ı müevvel لِ harf-i ceriyle يُحْكِمُ veya يَنْسَخُ fiiline mütealliktir.
يَجْعَلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَا masdariyyedir. مَا. ve masdar-ı müevvel amili يَجْعَلَ ‘nin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يُلْقِي elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. الشَّيْطَانُ fail olup damme ile merfûdur. فِتْنَةً kelimesi يَجْعَلَ fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl , لِ harf-i ceriyle فِتْنَةً ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
İsim cümlesidir. ف۪ي قُلُوبِهِمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَرَضٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
الْقَاسِيَةِ atıf harfi وَ ’la لِلَّذ۪ينَ ’ye matuftur. قُلُوبُهُمْ ism-i fail الْقَاسِيَةِ ’nin faili olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اَنْ harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra, Atıf olan اَوْ ’den sonra, Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra.Ayette lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gizlenmiştir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsm-i failin fiil gibi amel şartları şunlardır: 1. Harfi tarifli (ال) olmalıdır. 2. Haber olmalıdır. 3. Sıfat olmalıdır. 4. Hal olmalıdır. 5. Kendisinden önce nefy (olumsuzluk) edatı bulunmalıdır. 6. Kendisinden önce istifham (soru) edatı bulunmalıdır. Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir. Bu amel şartlarından birini taşıyan ism-i fail kendisinden sonra fail ve meful alabilir. Bu fail veya mef’ûl bazen ism-i failin muzâfun ileyhi konumunda da gelebilir. İsm-i fail tercüme edilirken umumiyetle muzari manası verir. Nadiren mazi manası da olabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُلْقِي fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi لقي ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
الظَّالِم۪ينَ kelimesi اِنَّ ’nin ismi olup nasb alameti ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
لَ harfi اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. لَف۪ي شِقَاقٍ car mecruru mahzuf habere mütealliktir. بَع۪يدٍ kelimesi شِقَاقٍ sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الظَّالِم۪ينَ ; sülâsî mücerredi ظلم olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
بَع۪يدٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْۜ
Ayet, önceki ayetin devamıdır.
Sebep bildiren harf-i cer لِ ’nin gizli أنْ ’le masdar yaptığı لِيَجْعَلَ مَا يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً cümlesi, önceki ayetteki يُحْكِمُ fiiline mütealliktir.
Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يَجْعَلَ fiilinin mef’ûlu konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ’nın sıla cümlesi olan يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
يُلْقِي الشَّيْطَانُ فِتْنَةً cümlesinde istiare sanatı vardır. Elle bir şeyi atmak manasındaki اَلْقَى fiili, فِتْنَةً ‘e isnad edilerek, fitne, beş duyuyla algılanır, mücessem, maddi bir hale dönüşmüş, insanın eliyle fırlattığı bir şeye benzetilmiştir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl لِلَّذ۪ينَ , başındaki harf-i cerle birlikte فِتْنَةً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sılası olan ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ cümlesinde, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.
ف۪ي قُلُوبِهِمْ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرَضٌ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan مَرَضٌ ’un nekreliği, teksir ve tahkir ifade eder.
وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ , cer mahallinde, ism-i mevsûle matuftur. قُلُوبُهُمْ , ism-i fail vezninde gelen الْقَاسِيَةِ ‘nin failidir.
Münâfıklar hakkındaki bu ayet-i kerîmede مَرَضٌ kelimesinde istiare yapılmıştır. مَرَضٌ bedenî bir hastalıktır, kalbî bir hastalık olan nifak için müstear olmuştur. Aralarındaki benzerlik her ikisinin de yakaladıkları şeyi ifsad etmesidir. مَرَضٌ bedeni, şeytanın vesvesesi ve nifak kalbi ifsad eder.
قُلُوبُ kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
وَالْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ [Kalplerin sert olması] ifadesinde meknî istiare vardır. Müşebbeh yani müstear lafız قُلُوبِهِمْ ’dir. Müşebbehün bih (müstearun minh) ve benzetme edatı hazf edilmiştir. İmanın kalplerine tesir etmemesi taştan bir kalbin etkilenmemesine benzetilmiş yani kalpler taşa benzetilmiştir. Dolayısıyla müşebbeh olan kalpler zikredilip, müşebbehün bih olan taşın levazımından olan sertlik zikredildiği için meknî istiare olmuştur.
لِيَجْعَلَ ما يُلْقِي الشَّيْطانُ فِتْنَةً ifadesindeki lâm; terettüp (kaynaklanma) manası için müstear lafızdır. فالتَقَطَهُ آلُ فِرْعَوْنَ لِيَكُونَ لَهم عَدُوًّا (Kasas Suresi, 8) ayetindeki lâmda olduğu gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
مرض kelimesinin nekre gelişi tazim içindir. Onların kalplerindeki hastalığın tehlikesinin şiddetine ve kötü akıbetlerine ima veya insanların tanıdığı hastalıkların dışında bir hastalık çeşidine delalet etmek için nekre gelmiştir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 77)
Ayetteki muzari fiiller hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ لَف۪ي شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ
وَ , istînâfiyyedir.
İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
İtiraziyye olan (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) bu cümle, اِنَّ ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Lam-ı muzahlakanın dahil olduğu لَف۪ي شِقَاقٍ cümlesi اِنَّ ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
ف۪ي شِقَاقٍ ibaresinde istiare vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla شِقَاقٍ içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada ف۪ي harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü شِقَاقٍ hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Onlardaki şüphenin derecesini etkili bir şekilde belirtmek için bu üslup kullanılmıştır. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
بَع۪يدٍ۟ kelimesi شِقَاقِۭ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. Sıfatla yapılan ıtnâb zem gayesiyle gelmiştir.
شِقَاقِۭ ’deki nekrelik, nev ve kesret ifade eder.
شِقَاقِۭ ‘ın uzak manasındaki بَع۪يدٍ۟ kelimesiyle sıfatlanmasında istiare sanatı vardır. بَع۪يدٍ۟ , ayrılığın şiddetini belirtmekte mübalağa için müstear olmuştur.
شِقَاقٍ بَع۪يدٍۙ terkibinde, شِقَاقٍ , uzak manasındaki بَع۪يدٍۙ ‘le sıfatlanarak maddi bir varlık mesabesine konmuştur. Muhalefet, ayrılık, yolcusunun geriye dönemeyeceği uzak bir yola benzetilmiştir. Bu ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır.
بَع۪يدٍ, mesafedeki genişlik demektir. Cinsindeki şiddeti ifade etmek için müstear kılınmıştır.(Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr,Bakara/176)
الظَّالِم۪ينَ ‘nin zamir makamında zahir isim olarak zikredilmesi, onların zulumde yani inkârlarında bu kadar ileri gitmelerinin sebebine işaret etmek içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
İsm-i fail veznindeki الظَّالِم۪ينَ, zamir makamında zahir isim kullanılarak yapılan ıtnâbdır.
بَع۪يدٍ kelimesi burada hakikatinde son noktaya ulaşma anlamındadır. Hakikatin orada yayılması, uzak bir mekândaki mesafeye benzetilmiştir. فَذُو دُعاءٍ عَرِيض [Uzun uzun dua eder. (Fussilet Suresi, 51)] sözünde olduğu gibi. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Kalplerinde hastalık bulunanlar münafıklar ve imanlarında şüphe olanlardır; kalpleri kaskatı olan kimseler ise yalanlayan müşriklerdir. Bu zalimler derken münafıklarla müşrikleri kastedilmektedir. Aslında “bunlar” demesi yeterliydi, ancak bunların zalim olduklarına hükmetmek için zamir yerine açık isim getirilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl; Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)