Hac Sûresi 56. Ayet

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ  ٥٦

İşte o gün mülk (hükümranlık) Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naîm Cennetleri’ndedirler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الْمُلْكُ mülk م ل ك
2 يَوْمَئِذٍ o gün
3 لِلَّهِ Allah’ındır
4 يَحْكُمُ hükmeder ح ك م
5 بَيْنَهُمْ onların aralarında ب ي ن
6 فَالَّذِينَ kimseler
7 امَنُوا inananlar ا م ن
8 وَعَمِلُوا ve yapanlar ع م ل
9 الصَّالِحَاتِ iyi işler ص ل ح
10 فِي
11 جَنَّاتِ cennetlerindedirler ج ن ن
12 النَّعِيمِ ni’met ن ع م
 
Dünyada geçici güç, itibar ve servetle başkaları üzerinde hâkimiyet kurmuş olanların burada ulaştıkları yargıların ve buna göre yaptıkları uygulamanın gerçek bir değere sahip olmadığı, asıl kıymet ifade eden yargının mahşer günü Allah tarafından verileceği; daha önce sınav ortamının gereği olarak yine O’nun iradesiyle elde edilmiş olan sınırlı egemenliklerin o gün tamamen sona ereceği ve mutlak hükümranlığın yalnız Allah’a ait olduğunu herkesin anlayacağı bildirilmekte; ardından da Cenâb-ı Allah’ın vereceği hüküm ve bunun sonuçları hakkında hatırlatmalar yapılmaktadır. Buna göre Allah’a iman edip bu inanca yaraşır iyi işler yapanlar nimetlerle dolu cennetlere konacak, inkârcılıkta direnenler aşağılayıcı cezalara çarptırılacaktır. Bu genel tasniften sonra Allah yolunda hicreti göze alıp yollara düşen ve bu uğurda canlarını feda edenlere özel mükâfatlar bulunduğu ayrıca belirtilmektedir.
 
Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 3 Sayfa: 742
 

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْۜ 

 

İsim cümlesidir. اَلْمُلْكُ  mübteda olup damme ile merfûdur. يَوْمَ  zaman zarfı,  إذ  için muzâftır. إذ mahzuf cümleye muzâftır. Takdiri,  يوم يؤمنون أو يوم تزول مريتهم (İman ettikleri veya şüphelerinin yok olduğu gün) şeklindedir. Kelimenin sonundaki tenvin mahzuf muzâfun ileyhten ivazdır. لِلّٰهِ  car mecruru, mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

Fiil cümlesidir. يَحْكُمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  بَيْنَهُمْ  mekân zarfı  يَحْكُمُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir   هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.


فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ

 

İsim cümlesidir. فَ  atıf harfi, taksim ve tefri’ içindir. Matuf ve matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَمِلُوا  fiili atıf harfi  وَ ’la makabline matuftur.  

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الصَّالِحَاتِ  mef’ûlün bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile îrablanır.

ف۪ي جَنَّاتِ  car mecruru mübteda  الَّذ۪ينَ ’nin mahzuf haberine mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  النَّع۪يمِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerret manasını ifade eder.

الصَّالِحَاتِ ; sülâsi mücerredi  صلح  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkarî kelamdır.

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. Car mecrur  لِلّٰهِۜ , mahzuf habere mütealliktir.  يَوْمَئِذٍ , kasr ifadesi için amili olan اَلْمُلْكُ takdim edilmiştir.

اَلْمُلْكُ  lafzındaki lâm-ı tarif, cins içindir.  اَلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلّٰهِۜ  cümlesinde takdim kasrı vardır. Tıpkı  الحَمْدُ لِلَّهِ  cümlesinde olduğu gibi. Yani o gün mülk sadece Allah'a aittir. Allah'tan başkasına ait değildir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

İki tekit hükmündeki kasr mübteda ve haber arasındadır. اَلْمُلْكُ  mevsûf/maksur, لِلّٰهِ  sıfat/maksurun aleyh olmak üzere kasr-ı mevsûf, ale’s sıfattır. O gün mülk, Allah’ın olmaya hasredilmiştir.

يَوْمَ , zaman zarfıdır.  لِلّٰهِ ’nin müteallakı olan mahzuf habere mütealliktir.

ئِذٍ , aslında sükun üzere mebni bir kelimedir. Burada kelimenin sonundaki tenvin, mahzuf muzâfun ileyh cümlesinden ivazdır. يَوْمَ , zaman zarfı  إذ ’e muzâftır. Takdiri  يؤمنون (İman ederler) olan muzâfun ileyh cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Şayet  يَوْمَئِذٍ  “(O gün) ifadesindeki tenvin hangi cümlenin yerini tutuyor?” dersen, şöyle derim: [Nankörce inkâr edenler ise (kıyamet) saat(i) -veya kısır bir günün azabı- ansızın başlarına gelene kadar ondan yana şüphe içinde kalmaya devam ederler. (Hac Suresi, 55)] ifadesine itibarla takdiri; “يوم يؤمنون  (iman ettikleri gün) veya  يوم تزول مريتهم   (şüpheleri zail olduğu gün)” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

يَوْمَئِذٍ , hesap gününden kinayedir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهُ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Şuarâ/113) 

İşte o zaman, inkâr edenlerin şüphesi ortadan kalkacaktır. Bu; şüphenin zail olma şeklini soranların ve bunun zevaliyle beraber neyle karşılaşacakları sorusunun kaynağıdır. Yani makam  المُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ  ile başlayarak devam eden cümle dolayısıyla uyanan gizli soruya detaylı bir cevap makamıdır. İstînâfi beyâniyye şeklinde gelmiştir.


 يَحْكُمُ بَيْنَهُمْۜ 

 

Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Allah Teâlâ, o gün onlar arasındaki yegâne hakimin kendisi olduğunu, kendisi dışında hiçbir hakim bulunmayacağını beyan etmiştir ki bu insanları günah işlemekten caydırıcı bir ifadedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يَحْكُمُ بَيْنَهم  cümlesi,  المُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ  cümlesinde bedel-i iştimâl olarak gelmiştir.  المُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِلَّهِ  cümlesi bu hükme hazırlık olarak gelmiştir. Bir manayı bedelle açıklamak ibhamdan sonra açıklamak demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  


فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ

 

Cümle atıf harfi  فَ  ile  يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  الَّذ۪ينَ ’nin haberi mahzuftur.

Car mecrur  ف۪ي جَنَّاتِ النَّع۪يمِ  bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olmasının yanında o kişilere tazim ifade eder. 

Mübteda konumunda gelen cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Aynı üslupta gelerek sıla cümlesine atfedilen  وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ  cümlesinin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Buradaki  عملوا الصالحات  ibaresinin aslı  عَمِلُوا الأعمال الصالحات  şeklindedir. Mevsuf hazf edilmiş, sıfat söylenmiştir. Bu da onların (ve amellerinin) bu sıfatla ne kadar özdeşleştiklerini, kuvvetle vasıflandıklarını gösterir. Îcaz-ı hazif sanatıdır.

Faydayı çoğaltmak ve az sözle çok anlam ifade etmek amacına matuf   جَنَّاتِ النَّع۪يمِ  izafetinde, النَّع۪يمِ  sıfat olmasına rağmen  جَنَّاتِ ‘ye izafe edilmiştir. Bu ifadede mübalağa vardır. Sıfat tamlaması, izafetin verdiği manayı karşılayamaz.

İzafette bu kişinin bu özelliği ile tanındığı, meşhur olduğu ve bu özelliğin onun tabiatı, karakteri haline geldiği manası vardır. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri C.7 S. 238)

اَلْمُلْكُ - يَحْكُمُ  ve  جَنَّاتِ - النَّع۪يمِ  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.  

عَمِلُ  fiili zaman isteyen işlerde kullanılır. İyi ameller hemen ve süratle yapılamadığından, sabır ve metanet gerektirdiğinden  عَمِلُ  fiili kullanılmıştır. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân)

عمل  fiili, zaman alan işlerde kullanılırken  فعل  tam tersi, bir anda olup biten, bir anda yapılan işler için kullanılır. Bu yüzden Kur’an’da salih amelin işlenmesi  فعل  fiiliyle değil de  عمل  ile ifade edilmiştir. Çünkü salih amel uzun zamana ihtiyaç duyar. Öte yandan Fil Suresinde, fiil sahiplerine yapılanlar anlatılırken  اَلَمْ تَرَ كَيْفَ فَعَلَ رَبُّكَ بِاَصْحَابِ الْف۪يلِ  [Rabbinin fil sahiplerine neler yaptığını görmedin mi?] şeklinde  فعل  fiili ile ifade edilir. Çünkü helak bir anda olmuştur. 

Aynı şekilde  عَمِلَ  fiili canlı bir varlık tarafından amaç güdülerek işlenen fiiller için söz konusudur. Bu anlamda  فَعَلَ ’den daha daha özeldir.  فَعَلَ  amaçsız bir şekilde bir canlının işlediği fiiller de kullanılabileceği gibi cansız varlıklar içinde kullanılabilir. O yüzden Allah, müminlerin bir özelliği olarak salih amel işlemelerinden bahsederken bu kelimeyi  عَمَلَ’yi kullanmakla bu işin bir amaç sonucu işlendiğini vurgulamaktadır. 

Bunun tersine puthanedeki putların kırılmasından sorumlu tutulan Hz. İbrahim toplumuna karşı yaptığı savunmada  قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا  [Tam aksine şu büyükleri yaptı dedi. (Enbiya Suresi, 62)] derken فَعَلَ  fiilini kullanmıştır ki bu yapılan işin cansız bir varlıktan şuursuz bir şekilde ortaya çıktığını göstermektedir. (Celalettin Divlekci, Anlam-Üslûp İlişkisi Bağlamında Kur’an’ın Üslûp Analizi)