Mü'minûn Sûresi 27. Ayet

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ  ٢٧

Bunun üzerine Nûh’a, “Bizim gözetimimiz altında ve vahyimize göre o gemiyi yap” diye vahyettik. “Bizim emrimiz gelip de tandır kaynamaya başlayınca, (sular coşup taştığında Nûh’a) dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri aleyhinde daha önce hüküm verilmiş olanlardan başka aileni gemiye al ve zulmeden kimseler hakkında bana hiç yalvarma! Şüphesiz onlar suda boğulacaklardır.”
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَوْحَيْنَا biz de vahyettik و ح ي
2 إِلَيْهِ ona
3 أَنِ ki
4 اصْنَعِ yap ص ن ع
5 الْفُلْكَ gemiyi ف ل ك
6 بِأَعْيُنِنَا gözlerimizin önünde ع ي ن
7 وَوَحْيِنَا ve vahyimizle و ح ي
8 فَإِذَا ne zaman ki
9 جَاءَ gelince ج ي ا
10 أَمْرُنَا bizim buyruğumuz ا م ر
11 وَفَارَ ve kaynayınca ف و ر
12 التَّنُّورُ tandır
13 فَاسْلُكْ sok (bindir) س ل ك
14 فِيهَا ona
15 مِنْ -ten
16 كُلٍّ her (cins)- ك ل ل
17 زَوْجَيْنِ çift ز و ج
18 اثْنَيْنِ iki ث ن ي
19 وَأَهْلَكَ ve aileni ا ه ل
20 إِلَّا hariç
21 مَنْ kimseler
22 سَبَقَ geçmiş س ب ق
23 عَلَيْهِ alehylerine
24 الْقَوْلُ söz ق و ل
25 مِنْهُمْ onlar içinde
26 وَلَا ve
27 تُخَاطِبْنِي bana yalvarma خ ط ب
28 فِي hakkında
29 الَّذِينَ kimseler
30 ظَلَمُوا zulmeden(ler) ظ ل م
31 إِنَّهُمْ onlar mutlaka
32 مُغْرَقُونَ boğulacaklardır غ ر ق
 
Kavminin inkârcı önderlerinin haksız iddia ve iftiralarla davetini engellemeleri karşısında Hz. Nûh’un Allah’tan yardım dilemesi üzerine bütün kitaplı dinlerde ve genel olarak çeşitli toplumların kültüründe yer alan meşhur tûfan olayı gerçekleşti (Nûh tûfanı hakkındaki âyetlerin yorumu ve olay hakkında bilgi için bk. Hûd 11/36-49) Hz. Nûh’un, hem şahsı hem de beraberindekiler adına yaptığı duasında Allah’ın kendisini “bereketli bir yer”e indirmesini dilerken, gemide bulunanların güvenlik ve rahatlığını veya yolculuğun bitiminde inecekleri yerin güvenli ve bereketli olmasını kastetmiş olabileceği yönünde açıklamalar yapılmıştır (meselâ bk. Zemahşerî, III, 46-47; Râzî, XXIII,95). Bizce bu duayı, sınırlamadan âyette olduğu şekliyle anlamak daha isabetli olacaktır. Bu, aynı zamanda her müminin bir yere yerleşirken, yolculuk yaparken tekrar etmesinde fayda bulunan anlamlı bir dua örneğidir. 
 

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَوْحَيْنَٓا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur.  اِلَيْهِ  car mecruru  اَوْحَيْنَٓا  fiiline mütealliktir.

اَنِ  tefsiriyyedir.  اصْنَعِ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. الْفُلْكَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بِ  musahabe içindir. اَعْيُنِنَا  car mecruru  اصْنَعِ ‘daki failin mahzuf haline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  وَحْيِنَا  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuftur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. جَٓاءَ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. اَمْرُ  fail olup damme ile merfûdur. Mütekellim zamir  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فَارَ  fiili atıf harfi  وَ ‘la  جَٓاءَ ‘ye matuftur. 

فَارَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. التَّنُّورُ  fail olup damme ile merfûdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.  (إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a) (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur. b) (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır. c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tefsiriyye; kelamdaki kapalılığı veya karışıklığı ortadan kaldırmak maksadıyla getirilen açıklayıcı kelamla yapılan ıtnâb türüne verilen isimdir. Tefsir, ifadeyi eksik ve fazla olmamak kaydıyla sadece kullanılan önceki ibareyi izah etmeyi amaçlar; ek bir mana getirmez. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur’an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

اَوْحَيْنَٓا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  وحي ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.


 فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ 

 

 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

Fiil cümlesidir. اسْلُكْ  sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. ف۪يهَا  car mecruru  اسْلُكْ  fiiline mütealliktir.  مِنْ كُلٍّ  car mecruru  اسْلُكْ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır.  زَوْجَيْنِ  muzâfun ileyh olup, müsenna olduğu için cer alameti يْ ‘dir.  اثْنَيْنِ  mef’ûlün bih olup müsenna olduğu için nasb alameti  يْ ‘dir. 

اَهْلَكَ  atıf harfi  وَ ‘la  كُلٍّ  ‘ye matuftur. اِلَّا  istisna edatıdır. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  müstesna olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  سَبَقَ ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

سَبَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  عَلَيْهِ  car mecruru  سَبَقَ  fiiline mütealliktir.  الْقَوْلُ  fail olup damme ile merfûdur. مِنْهُمْ  car mecruru  عَلَيْهِ ‘deki zamirin haline mütealliktir. 

İstisna; bir nesneyi, kişiyi veya hükmü istisna edatlarından biriyle cümledeki hükmün dışında tutmaktır. İstisnanın 3 unsuru vardır:

1. İstisna edatı: Cümlede kullanılan edatlardır.

2. Müstesna: İstisna edatından sonra gelen kelimedir. İstisna edilen, hariç tutulan kelimedir.

3. Müstesna minh: İstisna edatından önce gelen kelimedir. Kendisinden bir şeyin hariç tutulduğu, genellikle çoğul olan bir kelimedir.

İstisnanın kısımları 3’e ayrılır: 1. Muttasıl istisna 2. Munkatı’ istisna 3. Müferrağ istisna (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır.  تُخَاطِبْن۪ي  sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Sonundaki  نِ  vikayedir. Mütekellim zamiri  ي  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. 

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  فِي  harf-i ceriyle  تُخَاطِبْن۪ي  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  ظَلَمُوا ‘dir. Îrabdan mahalli yoktur. 

ظَلَمُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

تُخَاطِبْن۪ي  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi  خطب ’dir.

Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.  

هُمْ  muttasıl zamir  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُغْرَقُونَ  kelimesi,  اِنَّ ‘nin haberi olup ref alameti  و ‘dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

مُغْرَقُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.

 

فَاَوْحَيْنَٓا اِلَيْهِ اَنِ اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki … قَالَ  cümlesine atfedilmiştir.  فَ ’nin istînâfiyye olması da caizdir. 

Ayetin ilk cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَوْحَيْنَٓا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Tefsiriyye olan  اَنِ ’i takip eden  اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Veciz ifade kastına matuf  اَعْيُنِنَا  ve  وَحْيِنَا  izafetlerinde, azamet zamirine muzâf olan  اَعْيُنِ  ve  وَحْيِ  kelimeleri tazim edilmiştir.

Önceki cümleyi bir başka lafızla açıklayan tefsîriyye cümlesi öncesinden ne kastedildiğini açıklayan beyan cümlesidir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

اصْنَعِ الْفُلْكَ بِاَعْيُنِنَا [Gemiyi gözlerimizin önünde yap] cümlesinde güzel bir istiare vardır. Yüce Allah koruma ve gözetmeye aşırı derecede dikkat edildiğini, göz önünde yapmak sözüyle ifade etti. Çünkü bir şeyi koruyan, genellikle, korumasını gözüyle görmek suretiyle devam ettirir. Dolayısıyla Yüce Allah, istiare yoluyla, koruma ve kollama yerine göz önünde bulundur­mayı zikretti. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)

Yüce Allah’ın  اصْنَعِ الْفُلْكَ  sözü, Hz. Nuh’u kendi kendine ‘’Bu inatçıların başına ne gelecek? Burada su yokken neden gemi inşa edeceğim? Yüce Allah yoksa onları cezalandırmak için yerden ve gökten su mu göndermek istiyor?” şeklinde sorular sormasına neden oldu. Bu kendi kendine soru sormalar, sözü tekidli bir şekilde söylemeyi gerektirmektedir. (Fadl Hasan Abbâs, el-Belâgatü Funûnûhâ ve Efnânûhâ’l-el-Me‘ânî, s. 132)


 فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا وَفَارَ التَّنُّورُۙ فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ 

 

Şart üslubunda gelen cümle  فَ  ile makabline atfedilmiştir. 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade eden şart cümlesi  جَٓاءَ اَمْرُنَا , müstakbel şart manalı zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhi konumundadır. 

جَٓاءَ اَمْرُنَا  cümlesinde istiare sanatı vardır. اَمْرُ  kelimesi, جَٓاءَ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiş, iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Emrin, bir şahıs gibi gelecek olması, azamet zamirine izafesi, onun şiddetini, azametini artırmaktadır. Ayrıca bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Veciz ifade kastına matuf  اَمْرُنَا  izafetinde, azamet zamirine muzâf olan  اَمْرُ , tazim ve şeref kazanmıştır. 

Aynı üsluptaki  وَفَارَ التَّنُّورُ  cümlesi, şart cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında gelerek temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَاسْلُكْ ف۪يهَا مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ اثْنَيْنِ وَاَهْلَكَ اِلَّا مَنْ سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ مِنْهُمْۚ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Şart ve cevap cümlelerinden oluşmuş terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  فَاسْلُكْ  fiiline müteallik  ف۪يهَا  ve  مِنْ كُلٍّ  car mecrurları, konudaki önemine binaen mef’ûle takdim edilmiştir.

كُلٍّ ’deki nekrelik, muzâfun ileyhin mahzuf olduğunun işaretidir. Bu tenvine ivaz tenvini denir. Hazfedilmiş muzâfun ileyh yerine gelmiştir. Muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

وَاَهْلَكَ , tezayüf nedeniyle mef’ûl olan  زَوْجَيْنِ ‘ye atfedilmiştir.

زَوْجَيْنِ  için sıfat olan  اثْنَيْنِ , mevsufunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِلَّا , istisna edatıdır. Müstesna konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’nin sılası olan  سَبَقَ عَلَيْهِ الْقَوْلُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  عَلَيْهِ  car mecruru, durumun onunla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

مِنْهُمْۚ  car-mecruru, عَلَيْهِ ‘deki failin zamirin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اَوْحَيْنَٓا - وَحْيِنَا  kelimeleri arasında iştikak cinası, الْفُلْكَ - اَهْلَكَ - فَاسْلُكْ  kelimeleri arasında gayrı tam cinas vardır.

وَفَارَ التَّنُّورُ  [Tandır kaynadı] ifadesi, şiddetten kinayedir. Bu, Arapla­rın, tandır kızıştı yani savaş başladı sözüne benzer. Bazı alimler,  التَّنُّورُۙ  kelimesini, mecaz yoluyla yeryüzü manasına almışlardır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefâsîr)

Hak Teâlâ'nın  فَاِذَا جَٓاءَ اَمْرُنَا  [Emrimiz geldiğinde] ifadesinde ,"emir" sözü, bir işi sözlü olarak, üst makamdan gelmek suretiyle isteme manasında hakikattir. Bu kelime, aynı şekilde hakikat olarak ‘büyük iş’ manasına da gelir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayette zalimlerle ilgili hüküm hakkında muhatabın (Hz. Nuh’un) aklında bir şey bulunmadığı anlaşılır. Burada durumun gereğine göre haber cümlesinin Hz. Nuh’a tekidsiz olarak söylenmesi gerekirdi. Fakat burada ayet tekidli olarak gelmiştir. Bu ayetin durumun dışına çıkmasının sebebi şudur: Yüce Allah, muhalifleriyle ilgili Hz. Nuh’un kendisine hitap etmesini yasaklayınca, bu yasak, Hz. Nuh'u onların başına gelecek belayı merak etmeye sevk etti. Böylece Hz. Nuh, “kavminin aleyhine suda boğdurulmaları ile hükmedildi mi yoksa hükmedilmedi mi, şeklinde tereddüt ile soru soran kimse” yerine konulmuş, “kesinlikle onlar suda boğulacaklar" cümlesi ile O’na cevap verilmiştir. (Ali el-Cârim – Mustafa Emîn el-Belâğatü’l-Vâdıha) 

مِنْ كُلٍّ زَوْجَيْنِ  [her ikili’den bir] ifadesi, ikili her iki topluluktan demek olup, bunlar da erkek ve dişi topluluğudur, yani erkek ve dişi develer ile aygırlar ve kısraklar gibi. 

اثْنَيْنِ  kelimesi, erkek ve dişi deve ile aygır ve kısrak gibi birbirinin eşi olan iki tek anlamındadır. Rivayete göre Nuh (a.s) sadece yavrulayan ve yumurtlayan hayvanları almıştır.  مِنْ كُلٍّ  ifadesi tenvin ile  مِنْ كُلٍّ  şeklinde de okunmuştur. Bu durumda anlam ‘’Her ümmetten iki çift’’ şeklinde olur ve  اثْنَيْنِ  ifadesi tekid ve daha fazla açıklama yapmış olmak için kullanılmış olur. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Ayetteki "her ikişer çiftten" ifadesi, "O, hayvanların nesli tükenmesin diye mevcut olan hayvanlardan bir çift, yani bir erkek bir dişi al" demektir. Onlardan her biri bir  زَوْجَ (eş) tir. Yoksa avamın zannettiği ve kullandığı gibi,  زَوْجَ  iki manasına gelmez.  اثْنَيْنِ  ise, زَوْجَيْنِ  kelimesini tekid eden ve iyice açıklayan bir kelimedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

سَبَقَ  kelimesi, olumsuz hüküm anlamında kullanılınca  على  ile, olumlu hüküm anlamında kullanılınca ise  ل  ile gelir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l- Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


 وَلَا تُخَاطِبْن۪ي فِي الَّذ۪ينَ ظَلَمُواۚ 

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la şartın cevabına atfedilmiştir. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

لَا تُخَاطِبْن۪ي  fiiline müteallik has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  ظَلَمُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, s. 107)

اَمْرُنَا ’daki azamet zamirinden sonra  تُخَاطِبْن۪ي ’deki müfred zamire geçişte, iltifat sanatı vardır.

Zamir makamında boğulacak kimselerin ism-i mevsûlle ve zalimler olarak zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında kâfirlerin zalim olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.


اِنَّهُمْ مُغْرَقُونَ

 

Ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilen sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsned olan  مُغْرَقُونَ , ism-i mefûl kalıbındadır.  أَفْعَلَ  veznindeki fiilden müştaktır.

Henüz boğulma olayı olmadan onların  مُغْرَقُونَ  olarak ifade edilmeleri, kevniyet alakasıyla mecaz-ı mürseldir.

Sayfadaki ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- نَ  ve  ي - نَ  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)