Neml Sûresi 15. Ayet

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ  ١٥

Andolsun! Biz Dâvûd’a ve Süleyman’a ilim verdik. Onlar, “Hamd, bizi mü’min kullarının birçoğundan üstün kılan Allah’a mahsustur” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَقَدْ ve andolsun
2 اتَيْنَا biz verdik ا ت ي
3 دَاوُودَ Davud’a
4 وَسُلَيْمَانَ ve Süleyman’a
5 عِلْمًا bir ilim ع ل م
6 وَقَالَا ve dediler ق و ل
7 الْحَمْدُ hamdolsun ح م د
8 لِلَّهِ Allah’a
9 الَّذِي ki
10 فَضَّلَنَا bizi üstün kıldı ف ض ل
11 عَلَىٰ üzerine
12 كَثِيرٍ birçoğu ك ث ر
13 مِنْ -ndan
14 عِبَادِهِ kulları- ع ب د
15 الْمُؤْمِنِينَ inanan ا م ن
 
Dâvûd aleyhisselâm, İsrâiloğulları’na gönderilmiş bir peygamber ve hükümdardır. Kur’an’da ilmi, hikmeti, adaleti ve güzel konuşmasıyla meşhur olduğu bildirilmektedir (Sâd 38/17-20, 26). Kendisine dört büyük kitaptan biri olan Zebûr gönderilmiş, dağlar ve kuşlar emrine verilmiştir (bilgi için bk. Bakara 2/251; Enbiyâ 21/78-80; Ömer Faruk Harman, “Dâvûd”, DİA, IX, 21-24). Süleyman da Dâvûd’un oğlu olup babası gibi İsrâiloğulları’na gönderilmiş bir peygamber ve hükümdardır. Yahudi literatüründe daha çok kral olarak tanınmaktadır (bilgi için bk. Bakara 2/102). Hz. Mûsâ’nın kıssası özet olarak verildikten sonra sûrenin ana konu­larından birini oluşturan Dâvûd aleyhisselâm ile oğlu Süleyman’ın kıssasına geçilmektedir. Taberî’ye göre babasına ve oğluna verilen ilimden maksat her ikisinin de hayvanların dilinden anlamaları, kendi zamanlarında başkalarının bilgisi olmadığı alanlarda bilgi sahibi olmalarıdır (XIX, 140-141). Bilgi, nimetlerin en değerlisi olduğu için her iki peygamber de kendilerine lutfedilen bu nimet sayesinde mümin kulların birçoğundan üstün kılındıklarını ifade etmişlerdir. Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 188-189
 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ 

 

وَ  istînâfiyyedir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder. 

Fiil cümlesidir. اٰتَيْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. دَاوُ۫دَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  

سُلَيْمٰنَ  atıf harfi  وَ ‘la makabline matuf olup, sonundaki elif ve nun ziyade olduğundan gayri munsariftir. عِلْماًۚ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰتَيْنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  أتي ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.   

 

 

 

 وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi  وَ ‘la mukadder kaseme matuftur. Takdiri;  فعملا بما أعطيناهما (Böylece onlara verdiğimiz şeyi yaptılar.) şeklindedir.

قَالَا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l- kavli  الْحَمْدُ لِلّٰهِ ‘dir.  قَالَا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. الْحَمْدُ  mübteda olup damme ile merfûdur.  لِلّٰهِ  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

الَّذ۪ي  müfred müzekker has ism-i mevsûl lafza-i celâl’in sıfatı olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası  فَضَّلَنَا ‘dır. Îrabdan mahalli yoktur.

فَضَّلَنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلٰى كَث۪يرٍ car mecruru  فَضَّلَنَا  fiiline mütealliktir. 

مِنْ عِبَادِ  car mecruru كَث۪يرٍ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. الْمُؤْمِن۪ينَ  kelimesi  عِبَادِ ‘nin sıfatı olup cer alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَضَّلَنَا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  فضل ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

الْمُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ 

 

وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.  

قَدْ  ve  mahzuf kasemle tekid edilmiş cevap cümlesi olan  وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماً , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

اٰتَيْنَا  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Mef’ûl olan  عِلْماً ‘deki nekrelik, nev, kesret veya kıllet ve tazim içindir. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. 

أتى  fiili, أعطى ’dan farklı olarak, hemzeden dolayı daha çok önemli şeyler ve hikmet gibi manevi olan şeyler için de kullanılır. Mesela zekat  أتى  fiiliyle kullanılır.

İlim verilenlerin Davut ve Süleyman olarak açıklanması taksim sanatıdır. İlim verilmekte cem’ edilmişlerdir.

Bu kelâmın yemin ile başlaması, içeriğine çok önem verildiğini göstermek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

عِلْماًۚ  şeklinde nekre ifade edilmesi bunun olağanüstü bir ilim olduğuna işaret etmek içindir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

وَلَقَدْ اٰتَيْنَا دَاوُ۫دَ وَسُلَيْمٰنَ عِلْماًۚ [Yemin olsun, Davud'a ve Süleyman'a ilim verdik] ifadesi biraz ilim verdik, o da hikmet ve şeriat ilmidir ya da hem de nasıl ilim verdik! demektir. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)

Bu ayette ilmin şeref ve yüceliğine, ilmi gerektiği gibi taşıyanların, ilim erbabının ileride/önde geldiğine, ilim nimetinin nimetlerin en yüce ve kısmetlerin en bereketli türünden olduğuna ve her kime ilim verilmişse ona Allah’ın kullarından birçoğuna kıyasla üstünlük verilmiş olduğuna dair bir delil vardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t- Te’vîl)  

 

 

 وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ

 

Cümle, atıf harfi  وَ ‘la mukadder istînâfa atfedilmiştir. Takdiri şöyle olabilir: … فعملا بما أعطيناهما  (Böylece onlara verdiğimiz şeyi yaptılar.) şeklindedir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)  

قَالَا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  الْحَمْدُ لِلّٰهِ الَّذ۪ي فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Mübteda  الْحَمْدُ ’nün haberi mahzuftur.  لِلّٰهِ  bu mahzuf habere mütealliktir.

Müsnedün ileyh  الْحَمْدُ ‘nün cins ifade eden el takısıyla gelmesi kasr ifade etmiştir.

لِلّٰهِ  lafzındaki  ل  harfi tahsis ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü't Tefasir) 

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar, mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Şuarâ/113)

Lafza-i celâlin sıfatı konumundaki has ism-i mevsûl  االَّذ۪ي ’nin sıla cümlesi olan  فَضَّلَنَا عَلٰى كَث۪يرٍ مِنْ عِبَادِهِ الْمُؤْمِن۪ينَ, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfatın ism-i mevsûlle gelmesi tazim ifadesinin yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır. 

 مِنْ عِبَادِهِ  car-mecruru, كَث۪يرٍ ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi,îcâz-ı hazif sanatıdır.

Veciz ifade kastına matuf  عَبۡدِهِ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  عَبْدِ  şan ve şeref kazanmıştır.

كَث۪يرٍ ’deki nekrelik, kesret ifade eder.

عِبَادِ  için sıfat olan  الْمُؤْمِن۪ينَ , ism-i fail vezninde gelmiş ıtnâb sanatıdır.

İsim cümlesinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfret ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

وَقَالَا الْحَمْدُ لِلّٰهِ [Allah'a hamd olsun, dediler] cümlesinin وَ  ile atfedilmesi şunu akla getirmek içindir; dedikleri şey, bu nimet karşısında yaptıkları şeylerden bazısıdır, sanki şükür için yapacaklarını yaptılar ve Allah’a hamd olsun, dediler demektir. O ki, bizi mümin kullarından bir çoğuna üstün kıldı, yani ilim verilmeyen, yahut onlarınki gibi ilim verilmeyenlerden üstün kıldı demektir. Bunda ilmin ve ilim adamlarının şerefine delil vardır. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl; Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm)