Kasas Sûresi 52. Ayet

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه۪ هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ  ٥٢

Bu Kur’an’dan önce kendilerine kitap verdiklerimiz var ya, işte onlar ona da inanırlar.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 الَّذِينَ kendilerine
2 اتَيْنَاهُمُ verdiklerimiz ا ت ي
3 الْكِتَابَ Kitap ك ت ب
4 مِنْ
5 قَبْلِهِ bundan önce ق ب ل
6 هُمْ onlar
7 بِهِ bu(Kur’a)n’a
8 يُؤْمِنُونَ inanırlar ا م ن
 

Yaygın yoruma göre daha önce kendilerine kitap verilen ve Kur’an inince ona da iman edenler, Abdullah b. Selâm ve Rifâa b. Rifâa gibi bazı yahudilerle Varaka b. Nevfel ve Suheyb-i Rûmî gibi hanîfler veya hıristiyanlardır (İbn Âşûr, XX, 143; krş. Şevkânî, IV, 172). Bir görüşe göre de hıristiyan olan Habeşistan Necâşîsi’nin Hz. Peygamber’in durumunu tetkik edip hakkında bilgi getirmeleri için Mekke’ye gönderdiği, Hz. Peygamber’in telkinleriyle İslâm dinini kabul etmiş olan on iki kişilik bir heyetidir (İbn Âşûr, XX, 143). Ancak âyeti genel olarak değerlendirmek, Ehl-i kitap’tan olup da Hz. Peygamber zamanında İslâm’a girmiş ve kıyamete kadar girecek olanları bu âyetin kapsamında düşünmek daha uygun olur (krş. Ankebût 29/47). 53. âyetteki “Esasen biz bundan önce de rabbimize boyun eğmiştik” ifadesi, Ehl-i kitabın, Hz. Peygamber’in geleceğine dair kendi kitaplarındaki müjdeye veya genel olarak Allah’ın birliğine ve gönderdiği peygamberlere inandıklarına işaret etmektedir. Bunlar hem Kur’an’dan önceki kitaplara hem de Kur’an’a iman ettikleri ve bu uğurda kendi toplumları tarafından uygulanan her türlü maddî ve mânevî baskıya, boykot ve eziyete katlandıkları, 54 ve 55. âyetlerde zikredilen diğer ahlâkî özelliklere de sahip bulundukları için mükâfatları iki defa yani diğer müminlere verilecek mükâfatın iki katı veya daha fazlasıyla verilecektir.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 236
 

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه۪ هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ

 

İsim cümlesidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰتَيْنَاهُمُ ’dır. Îrabdan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. اٰتَيْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  

الْكِتَابَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ قَبْلِه۪  car mecruru  اٰتَيْنَاهُمُ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ  cümlesi, mübteda  اَلَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur. 

Munfasıl zamir  هُمْ  ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur.  بِه۪  car mecruru  يُؤْمِنُونَ  fiiline mütealliktir. يُؤْمِنُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يُؤْمِنُونَ  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

اٰتَيْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  اتى ’dir.

يُؤْمِنُونَ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  امن ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), târız (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.

 

اَلَّذ۪ينَ اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه۪ هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اَلَّذ۪ينَ  mübteda,  هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ  cümlesi haberdir. 

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bahsi geçenlerin bilinen kişiler olmasının yanında o kişilere tazim ifade eder.

Mübteda konumunda olan cemi müzekker has ism-i mevsûl  اَلَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan  اٰتَيْنَاهُمُ الْكِتَابَ مِنْ قَبْلِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

اٰتَيْنَاهُمُ  fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder.  Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.

Müsned olan  هُمْ بِه۪ يُؤْمِنُونَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِه۪ , ihtimam için amili olan  يُؤْمِنُونَ ’ye takdim edilmiştir.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  يُؤْمِنُونَ  cümlesi, haberdir.

İsim cümlesinde, müsnedin muzari fiil cümlesi olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مِنْ قَبْلِه۪  ifadesindeki zamir Kur’an’a racidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Muhammed (s.a.v)'e raci olduğu da söylenmiştir. (Kurtubî, El-Câmi’ li-Ahkâmi’l-Kur’ân)

Katâde şöyle der: "Bu ayet, ehl-i kitaptan, hak şeriat üzere olan ve o şeriata tutunan, Hz Muhammed (s.a.v) peygamber olarak gönderilince, onu da tasdîk eden kimseler hakkında nazil olmuştur. Selman-ı Fârisi ile Abdullah b. Selâm (r.a) bunlardandır."

Mukâtil şöyle der: "Bu ayet, İncil'e inananlardan kırk kişi hakkında nazil olmuştur ki, bunlar, Cafer b. Ebi Talib (r.a) ile birlikte Habeşistan'dan gelen o geminin yolcularıdır." Rifa'a b. Kurayza bunun, on kişi hakkında indiğini ve kendisinin onlardan biri olduğunu söylemiştir. Fakat burada nazar-ı dikkate alınacak şey, sebeb-i nüzulün hususiliği değil, lafzın umumiliğidir. Binaenaleyh kendisinde ve hakkında bu özellik bulunan herkes, ayetin hükmüne dahildir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)