اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ ١٠
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | كَفَرُوا | inkar eden(ler) |
|
| 4 | لَنْ |
|
|
| 5 | تُغْنِيَ | yarar sağlamaz |
|
| 6 | عَنْهُمْ | onlara |
|
| 7 | أَمْوَالُهُمْ | malları |
|
| 8 | وَلَا | ne de |
|
| 9 | أَوْلَادُهُمْ | çocukları |
|
| 10 | مِنَ | karşı |
|
| 11 | اللَّهِ | Allah’a |
|
| 12 | شَيْئًا | hiçbir |
|
| 13 | وَأُولَٰئِكَ | işte |
|
| 14 | هُمْ | onlar |
|
| 15 | وَقُودُ | yakıtıdırlar |
|
| 16 | النَّارِ | ateşin |
|
Riyazus Salihin, 429 Nolu Hadis
Enes radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Gerçek şudur ki kâfir bir iyilik yaptığı zaman, onun karşılığında kendisine dünyalık bir nimet verilir. Mümine gelince, Allah onun iyiliklerini âhirete saklar, dünyada da yaptığı kulluğa göre ona rızık verir.” Müslim, Münâfıkîn 57
Bir rivâyete göre de (Müslim, Münâfıkîn 56) Rasûl-i Ekrem şöyle buyurmuştur:
“Şüphesiz ki Allah, hiçbir mü’minin işlediği iyiliği karşılıksız bırakmaz. Mümin, yaptığı iyilik sebebiyle hem dünyada hem de âhirette mükâfatlandırılır. Kâfire gelince, dünyada Allah için yaptığı iyilikler karşılığında kendisine rızık verilir. Âhirete vardığında ise, kendisiyle mükâfatlandırılacağı herhangi bir hayrı kalmaz.”
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl, اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا۟ ‘ dur. Îrabtan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur.
لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
لَنْ muzariyi nasb ederek manasını olumsuz istikbale çeviren tekid harfidir.
تُغْنِيَ fetha ile mansub muzari fiildir. عَنْهُمْ car mecruru تُغْنِيَ fiiline mütealliktir. اَمْوَالُ fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
لَا zaid harftir. لَا nefy harfinin tekrarı olumsuzluğu tekid içindir. اَوْلَادُهُمْ atıf harfi وَ ile makabline matuftur. مِنَ اللّٰهِ car mecruru شَيْـًٔا ’ in mahzuf haline mütealliktir. شَيْـًٔا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
تُغْنِيَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi غني’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İşaret ismi أُو۟لَـٰۤىِٕكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمْ fasıl zamiridir. وَقُودُ haber olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. النَّارِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Veya munfasıl zamir هُمْ ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur. وَقُودُ النَّارِ mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. هُمْ وَقُودُ النَّارِ cümlesi, işaret ismi أُو۟لَـٰۤىِٕكَ 'nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ
İstînafiyye olarak fasılla gelen ayetin ilk cümlesi birden çok unsurla tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. Ism-i mevsûl اِنَّ ‘ nin ismidir. Sılası olan كَفَرُوا cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması sonraki habere dikkat çekmek ve bahsi geçenleri tahkir içindir.
Nefy ve tekit harfi لَنْ ’ in dahil olduğu لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ cümlesi haberidir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam formunda gelmiştir. Muzari fiil cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَنْهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ tezayüf nedeniyle fail olan اَمْوَالُهُمْ ‘ a atfedilmiştir. Kelimeye dahil olan لَٓا , olumsuzluğu tekid ifade eden zaid harftir. “ikisi ayrı ayrı da, bir arada da olsa kesinlikle fayda vermez” demektir.
اَمْوَالُهُمْ - اَوْلَادُهُمْ kelimeleri arasında muvazene ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
شَيْـًٔاۜ ‘ in mahzuf haline müteallik olan مِنَ اللّٰهِ car-mecrurunda muzâfın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. من عذاب الله (Allah’ın azabından) takdirindedir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
شَيْـًٔاۜ mahzuf mef’ûlü mutlaktan naibtir. Mef’ûlü mutlakın ve halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
شَيْـًٔاۜ ’ deki tenvin hiçbir şey anlamındadır. Olumsuz siyakta nekre, umum ifade eder. Âşûr, bu nekreliğin tahkir için olduğunu söylemiştir.
Allah Teâlâ sözlerini, اِنَّ , لَنْ ve لَٓا ile tekid ederek mal ve evladın insana ahirette hiçbir fayda vermeyeceğini kesin bir dille belirtmiştir. Bu tekidler kâfirlerin bu konudaki aksi fikirlerinin yanlışlığını ortaya koymak içindir.
Hesap günü fayda sağlamayacak şeylerin mal ve evlat olarak belirtilmesi taksim sanatıdır.
Dünyada en çok değer verilen iki şey: Mal ve evlattır. Bunların ahirete faydası, ancak dünyadayken salih işlerde kullanılması ile olur.
Burada ilimde derinlik sahibi mümin alimler övüldükten sonra kâfirler kınanmaktadır. Onların inkârları malları ve çocuklarına aldandıkları içindir. Onlar malları ve çocukları sayesinde güçlü ve kuvvetli olduklarını zannetmektedirler. Allah Teâlâ وَغَرَّتْهُمُ الْحَيٰوةُ الدُّنْيَاۚ [Dünya hayatı onları aldatmıştır.] (A‘râf 7/51) ve اَلْمَالُ وَالْبَنُونَ ز۪ينَةُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَاۚ [Servet ve oğullar, dünya hayatının süsüdür.] (Kehf 18/46) buyurarak bunların kendilerine hiçbir faydasının olmayacağını onlara bildirmiştir. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ اَمْوَالُهُمْ وَلَٓا اَوْلَادُهُمْ مِنَ اللّٰهِ شَيْـًٔاۜ [İnkâr edenler var ya, ne malları ne de çocukları onlara Allah'a karşı hiçbir fayda sağlamaz.] İnkarcılara, zararı uzaklaştırma faydayı celb için harcadıkları malları fayda vermeyecektir. Ayette mallar evlattan önce zikredilmiştir. Çünkü mallar, herhangi bir sıkıntı anında inkarcıların sığınacakları ilk malzemelerdir. O inkarcılara, zor durumdayken muhtaç oldukları ve önemli işlerinde yardıma çağırdıkları evlatları da fayda vermeyecektir. İnkarcıların mallarının çokluğu, zenginlikleri, çoluk çocuklarının fazlalığı ve onları yardıma çağırmaları kendilerini Allah'ın azabından kurtaramayacaktır. İnkarcılar: وَقَالُوا نَحْنُ اَكْثَرُ اَمْوَالًا وَاَوْلَادًاۙ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّب۪ينَ [Bizim mal ve evlatlarımız çoktur, bize azap edilemez] (Sebe': 35) demişlerdi. Allahu Teâlâ da onların bu sözlerine cevap olarak şöyle buyurur: وَمَٓا اَمْوَالُكُمْ وَلَٓا اَوْلَادُكُمْ بِالَّت۪ي تُقَرِّبُكُمْ عِنْدَنَا زُلْفٰٓى اِلَّا مَنْ اٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًاۘ [Ne mallarınız, ne de evlatlarınız, size, huzurumuzda bir yakınlık sağlar. Ancak inanıp salih amel işleyenler müstesna.] (Sebe: 37) (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ
Cümle وَ ’ la … لَنْ تُغْنِيَ عَنْهُمْ cümlesine atfedilmiştir.
Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
Fasılla gelmemiştir, çünkü kendisinden önceki cümledeki amaç dünyada vaiddir. Bu cümlede ise ahiret için tehdit vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olmasıyla işaret edilenlere dikkat çekilmiş ve onlara tahkir ifade etmiştir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ mübtedadır, هُمْ وَقُودُ النَّارِۙ cümlesi haberdir.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelam olan haber cümlesinde müsned وَقُودُ ‘ nun, tahkir ifade eden النَّارِۙ kelimesine muzâf olmasıyla müsnedün ileyhin de tahkir edildiği anlaşılmaktadır. İzafetle kısa yoldan çok mana ifade edilmiştir.
İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Yani, onlar cehennem odunudur. وَقُودُهَا النَّاسُ وَالْحِجَارَةُ [Onun yakıtı insanlar ve taşlardır.] (Bakara 2/24) Yani onlarla ateşlenir ve yakılır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi) ’t- tefsîr)