Âl-i İmrân Sûresi 105. Ayet

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ  ١٠٥

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَا
2 تَكُونُوا olmayın ك و ن
3 كَالَّذِينَ gibi
4 تَفَرَّقُوا bölünüp ف ر ق
5 وَاخْتَلَفُوا ve ihtilaf edenler خ ل ف
6 مِنْ -dan
7 بَعْدِ sonra ب ع د
8 مَا
9 جَاءَهُمُ kendilerine geldikten ج ي ا
10 الْبَيِّنَاتُ açık deliller ب ي ن
11 وَأُولَٰئِكَ işte onlar
12 لَهُمْ (evet) onlar için vardır
13 عَذَابٌ bir azab ع ذ ب
14 عَظِيمٌ büyük ع ظ م
 

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ

 

İsim cümlesidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref, haberini nasb eder. 

لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَكُونُٓوا  fiili ن ’ un hazfıyla nakıs, meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı  تَكُونُوا ’ nin ismi olup mahallen merfûdur. كَ  harf-i cerdir. مثل “gibi” anlamındadır. كَالَّذ۪ينَ  car mecruru,  تَكُونُو ’ nün mahzuf haberine mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَفَرَّقُوا ’ dur. Îrabtan mahalli yoktur. 

Fiil cümlesidir. تَفَرَّقُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اخْتَلَفُوا  atıf harfi  وَ  ile makabline matuftur. 

اخْتَلَفُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ بَعْدِ  car mecruru  اخْتَلَفُوا  fiiline mütealliktir. مَا  masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

جَٓاءَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  الْبَيِّنَاتُ  fail olup damme ile merfûdur.

تَفَرَّقُوا  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi  فرق ’ dır. Aslı  تتفرق  şeklindedir.  تَ  harflerinden biri hazf edilmiştir. 

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar. 

اخْتَلَفُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  خلف  dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İftiâl kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. İşaret ismi  اُو۬لٰٓئِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  لَهُمْ عَذَابٌ اَل۪يمٌ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. 

لَهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.  عَظ۪يمٌۙ  kelimesi  عَذَابٌ ‘ in sıfatı olup damme ile merfûdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَظ۪يمٌۙ ; sıfat-ı müşebbehedir.“Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ

 

Ayet, … وَلْتَكُنْ مِنْكُمْ اُمَّةٌ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Menfî nakıs fiil  كان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi formunda gelen ayette  كان ’ nin haberinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Teşbih ve cer harfinin dahil olduğu ism-i mevsûl  كَالَّذ۪ينَ , bu mahzuf habere mütealliktir. Sılası  تَفَرَّقُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Ayetteki teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir.

Aynı üsluptaki  وَاخْتَلَفُوا مِنْ بَعْدِ مَا جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ  cümlesi atıf harfi  وَ ’ la sılaya atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Masdar harfi  مَا  ve akabindeki  جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُۜ  cümlesi masdar tevilinde olup zaman zarfı  بَعۡدِ ‘ nin muzâfun ileyhidir. Masdar-ı müevvel müsbet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidâî kelamdır.

ٱلۡبَیِّنَـٰتُ [Beyyineler] sözü, hazf edilen ‘ayetler’ kelimesinin sıfatıdır. Böylece sıfatın çok belirgin olduğu îcâz-ı hazif ile ifade edilmiştir.

جَٓاءَهُمُ الْبَيِّنَاتُ  ifadesinde istiare vardır.  الْبَيِّنَاتُ  [apaçık ayetler],  جَٓاءَهُمُ  fiilinin faili yapılarak kişileştirilmiştir. Ayetlerin, gelmek fiiline isnad edilmesi, ayetlerin önemini vurgulamaktadır.  الْبَيِّنَاتُ , iradesi olan bir canlıya benzetilmiştir. Apaçık ayetlerin yüceliğini artıran bu mübalağalı ifadede istiare ve tecessüm sanatları vardır

تَفَرَّقُوا - وَاخْتَلَفُوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا وَاخْتَلَفُوا  (Ayrılıp anlaşmazlığa düşenleri) dinde anlaşmazlığa düşmüş olan bütün eski ümmetleri kapsayacak şekilde genel bir manada yorumlamak caizdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

  وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌۙ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması tahkir ve kınama ifade eder.  

اُو۬لٰٓئِكَ ’ nin haberi olan  لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.  لَهُمْ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  عَذَابٌ, muahhar mübtedadır.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyh olan  عَذَابٌ ’ daki nekrelik, tarifi imkansız bir nev olduğuna ve tahkire işaret eder.  

عَظ۪يمٌ۟  kelimesi  عَذَابٌ  için sıfattır. Mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

Kur’an’da ceza ile ilgili bir açıklama olduğunda mutlaka bu cezaya bir nitelik iliştirilir. Örneğin, “azabun muhin”, “azabun azim”, “azabun elim”, “azabun şedid” gibi. Oldukça şiddetli, acı dolu, büyük, alçaltıcı bir azaptan bahsedilir. Bunlar cezanın Kur’an’da bahsedilen farklı nitelikleridir. Ama prensip olarak, “El cezâu min cins'il amel / Ceza amelin cinsindendir”. Yani verilecek ceza işlenen suç ile adalet gereği aynı cinsten olur. Eğer biri başkasını küçük düşürücü bir suç işlemişse benzeri bir ceza ile cezalandırılmalıdır. Eğer büyük bir suç işledilerse cezası da büyük olmalıdır. Eziyete sebep oldularsa, eziyet ve ıstırap dolu bir ceza ile cezalandırılmalıdır. 

Azim azab; kişinin ölmesine müsaade etmeksizin tattırılabilecek en büyük azabı ifade eder. Bunu ancak Allah yapabilir.

Azim azab ifadesi 14 kere geçerken elim azab ifadesi 46 kere geçmiştir.

Önceki ayetteki  وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ  cümlesiyle  وَاُو۬لٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظ۪يمٌ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

Zikredilen sıfatları taşımaları yüzünden onlar için pek büyük bir azap vardır. Bu ilâhî kelam, dinde tefrikaya düşenler için apaçık, kesin ve ağır bir vaid; onlara benzeyenlere de şiddetli bir tehdit içerir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

لَا تَكُونُوا كَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا [Ayrılanlar gibi olmayın] buradaki nehiy sadece tebliğ cemaatine ait olmayıp bütün Müslümanları içerisine almaktadır. Çünkü cümle, cemi ve muhatap sıygasıyla gelmiştir.  َِّكَالَّذ۪ينَ تَفَرَّقُوا [Ayrılanlar gibi] ifadesindeki ism-i mevsûl zem içindir. Ehl-i kitap ve müşriklere tariz ve telmihtir. Ayrıca idmâc sanatıdır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)