لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ٢٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | لَا |
|
|
| 2 | يَتَّخِذِ | edinmesin |
|
| 3 | الْمُؤْمِنُونَ | Mü’minler |
|
| 4 | الْكَافِرِينَ | kafirleri |
|
| 5 | أَوْلِيَاءَ | dost |
|
| 6 | مِنْ |
|
|
| 7 | دُونِ | bırakıp |
|
| 8 | الْمُؤْمِنِينَ | inananları |
|
| 9 | وَمَنْ | ve kim |
|
| 10 | يَفْعَلْ | yaparsa |
|
| 11 | ذَٰلِكَ | böyle |
|
| 12 | فَلَيْسَ | kalmaz (değildir) |
|
| 13 | مِنَ |
|
|
| 14 | اللَّهِ | Allah ile |
|
| 15 | فِي |
|
|
| 16 | شَيْءٍ | bir şey (dostluğu) |
|
| 17 | إِلَّا | ancak başka |
|
| 18 | أَنْ |
|
|
| 19 | تَتَّقُوا | korunmanız |
|
| 20 | مِنْهُمْ | onlardan |
|
| 21 | تُقَاةً | (gelebilecek) tehlikeden |
|
| 22 | وَيُحَذِّرُكُمُ | ve sizi sakındırır |
|
| 23 | اللَّهُ | Allah |
|
| 24 | نَفْسَهُ | kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den |
|
| 25 | وَإِلَى |
|
|
| 26 | اللَّهِ | ve Allah’adır |
|
| 27 | الْمَصِيرُ | dönüş |
|
''Müminler kafirleri dostlar edinmesinler müminlerin dışında / yanında'' ibaresinde;
Ya dûne kelimesinin yanında, yakınında şeklindeki manasına uygun olarak müminlerin yanında kafirleri dost edinmemeleri kastedilmiştir.
Ya da mübalağalı bir ifade kullanılarak müminleri tamamen terk edip kafirleri dost edinmesin manası kastedilmiştir.
Kafirden bir zarar geleceğini düşünen kişi, sanki onun dostuymuş gibi davranabilir. Buna takiyye denir.
Takiye;
1) Zaruret halinde kullanılabilir. (Canına, malına yönelik bir zarardan korunmak için.)
2) Sadece kafirlere karşı yapılabilir. (Yoksa riya olabilir.) (Derveze)
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. يَتَّخِذِ sükun ile meczum muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. الْمُؤْمِنُونَ fail olup, ref alameti و ‘ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
الْكَافِر۪ينَ mef’ûlun bih olup nasb alameti ي ‘ dir.Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar. اَوْلِيَٓاءَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ دُونِ car mecruru اَوْلِيَٓاءَ ’ nin mahzuf sıfatına mütealliktir. الْمُؤْمِن۪ينَ muzâfun ileyh olup cer alameti ى ‘ dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَّخِذِ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
كَافِر۪ينَ ; sülâsi mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
مُؤْمِنُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ
İsim cümlesidir. وَ itiraziyyedir. مَنْ iki muzari fiili cezm eden şart ismi olup, mübteda olarak mahallen merfûdur. Şart ve cevap cümlesi, mübteda مَنۡ ‘ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. يَفْعَلْ şart fiili olup, sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ‘ dir. İşaret ismi ذٰلِكَ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ل harfi buud yani uzaklık bildirir, ك ise muhatap zamiridir.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
لَّیۡسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
لَیۡسَ ’ nin ismi müstetir olup, takdiri هُو ’ dir. مِنَ اللّٰهِ car mecruru شَيْءٍ ’ in mahzuf haline mütealliktir. ف۪ي شَيْءٍ car mecruru لَیۡسَ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir.
اِلَّٓا hasr edatıdır. اَنْ ve masdar-ı müevvel, sebebiyet bildiren mef'ûlün lieclih olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
تَتَّقُوا fiili نَ ’ un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْهُمْ car mecruru تَتَّقُوا fiiline mütealliktir. تُقٰيةً masdardan naib mef’ûlü mutlak olup fetha ile mansubdur.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ûlün lieclihi” veya “Mef’ûlün min eclihi” de denir. Mef’ûlün leh mansubtur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ûlün leh fiilinin önüne geçebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:
1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.
2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.
3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.
مَرَّةً kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَتَّقُوا fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi وقي ’dir. İftial babının fael fiili و ي ث olursa fael fiili ت harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي olmuş, sonra و harfi ت 'ye dönüşmüş إتّقي olmuştur.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يُحَذِّرُ damme ile merfû muzari fiiildir. Muttasıl zamir كُمُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. نَفْسَهُۜ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
يُحَذِّرُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حذر ’ dır.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ
İsim cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. اِلَى اللّٰهِ car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. الْمَص۪يرُ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur.
لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاءَ مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır.
مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ car-mecruru, اَوْلِيَٓاءَ ‘ nin mahzuf sıfatına mütealliktir.
الْمُؤْمِنُونَ - الْكَافِر۪نَ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الْمُؤْمِن۪ينَۚ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır
لَا يَتَّخذِ [Edinmesin] ifadesi olumsuz emir olup fiil cezmedilmiştir. Müminlerden hiç kimse kâfirlerden hiç kimseyi birbirini candan seven insanların yaptığı gibi tazim, muhabbet, sohbet ve önemli işlerde, istişare gibi konularda dost edinmesin demektir. Bu işlerin müminlerle yapılması lazımdır. مِنْ دُونِ الْمُؤْمِن۪ينَۚ [Müminleri bırakıp] yani müminlerden uzaklaşıp da onlara yanaşmasın. Bir insanın mekân olarak uzağında olan ondan her türlü uzaklaşır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)Allahu Teâlâ لَا يَتَّخِذِ الْمُؤْمِنُونَ الْكَافِر۪ينَ اَوْلِيَٓاء ayetinde müminlerin, akrabalık, arkadaşlık, komşuluk ve buna benzer şeyler sebebiyle inkarcılarla dostluk kurmasını yasaklamıştır. Müminlerin sevgileri de nefretleri de Allah’ın rızası dışında olmamalıdır. Ya da savaş ve diğer dinî konularda, onlardan yardım istenmemelidir. Burada dostluğun, müminlerinhakkı olduğuna işaret edilmiştir. Müminlerle kurulan dostluk, inkârcılarla kurulan dostluktan daha kapsamlı vesağlamdır. (İsmâil Hakkı Bursevî, Tenvîru'l-Ezhân Min Rûhu-l Beyân)
وَمَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةً
وَ , itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Şart üslubunda gelen terkipte مَنْ يَفْعَلْ ذٰلِكَ cümlesi şarttır. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. İki fiili cezm eden şart ismi مَنْ , mübtedadır. يَفْعَلْ cümlesi, مَنْ ’ in haberidir. Mübtedanın haberinin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Mef’ûlün işaret ismiyle gelmesi işaret edilenin önemine işaret etmenin yanında ikaz ifade eder.
İşaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile yasaklanan dostluğa işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
فَ karinesiyle gelen فَلَيْسَ مِنَ اللّٰهِ ف۪ي شَيْءٍ اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ şeklindeki cevap cümlesi nakıs fiil لَيْسَ ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. ف۪ي شَيْءٍ ’ in müteallakı olan لَيْسَ ’ nin haberi mahzuftur.
مِنَ اللّٰهِ car-mecruru شَيْءٍ ‘ in mahzuf mukaddem haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
شَيْءٍ ’ deki nekrelik kıllet, nev ve umum ifade eder.
Masdar harfi اَنْ ve akabindeki تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ cümlesi, masdar tevilinde amili, لَا يَتَّخِذِ olan mef’ûl-i lieclihtir. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Cevap cümlesi, لَيْسَ ve istisna harfi اِلَّٓا ile oluşan kasrla ve mef’ûlü mutlaktan naib olan masdar تُقٰيةًۜ ile tekid edilmiştir.
تُقٰيةًۜ - تَتَّقُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden kasr, isim cümlesi ve mef’ûlü mutlak olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkib, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Ayet-i kerime الْمُؤْمِنُونَ kelimesiyle başlamış, اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا şeklinde devam etmiştir. Dolayısıyla gaib zamirden muhataba dönüşte iltifat sanatı vardır.
[Kim bunu yapar], kâfirleri veli edinir [ise Allah’la hiçbir alakası kalmamış] Allah’ın velayetinden ona hiçbir şey düşmemiş yani Allah’ın velayetinden tamamen çıkmıştır. Bu, gayet makul bir durumdur, zira aynı anda hem bir kimseyi hem de onun düşmanını veli edinmek çelişkilidir.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı ’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
اِلَّٓا اَنْ تَتَّقُوا مِنْهُمْ تُقٰيةًۜ [Ancak onlar tarafından gelecek sakınılması gereken bir durumdan endişe etmeniz müstesna.] ayetinde تُقٰيةًۜ kelimesi طَقِيَّةً şeklinde de okunmuştur. Nitekim kendisinden sakınılan şeyi ifade etmek üzere hem تُقٰيةًۜ hem de طَقِيَّةً kelimesi kullanılır. Bu tıpkı darbu’l-emir [sultan'ın bastırdığı akçe] ifadesindeki darb ifadesi ile madrûb yani bastırılan akçe manasının kastedilmesi gibidir. Ayetteki bu ifade ile Müslümanlara, kâfirlerden korktukları zaman onlarla dostluk kurma ruhsatı verilmiştir; bu dostluktan maksat onlarla sadece görünürde ilişki kurmak, ancak kalpten onlara karşı düşmanlık ve kin beslemeye devam etmek, onlarla açıkça düşmanlık etmek için engellerin ortadan kalkmasını beklemektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl ve Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ [Allah sizi kendisine karşı uyarıyor] yani sakın Allah düşmanlarını dost edinip de Allah’ın gazabına maruz kalmayın. Bu, çok şiddetli bir tehdittir. تَتَّقُوا fiilinin [dikkat edin] ve [korkun] manası ihtiva etmesi ve mef’ûlünü مِنْ harf-i ceri ile almış olması, تُقٰيةًۜ kelimesinin de tıpkı ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِ [Allah’tan hakkıyla sakının.](Âl -i İmrân 3/102) ayetinde olduğu gibi masdar olarak mansub olması mümkündür.(Zemahşeri , Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ
وَ istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)Cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bütün esma-i hüsnayı bünyesinde toplayan lafza-i celâlin müsnedün ileyh olarak gelmesi, kalplere korku salmak ve uyarmak içindir. Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için lafza-i celâllerde tecrîd sanatı vardır.Veciz ifade kastına matuf نَفْسَهُ izafeti, Allah Teâlâya ait zamire muzâf olan نَفْسَ için şan ve şeref ifade eder.
وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪ير
وَ , istînâfiyyedir. Ayetin fasılası olan وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ cümlesinde takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan bu isim cümlesi sübut ifade eder.اللّٰهَ lafzı ayette iki defa zikredilmiştir. Lafza-i celâlin, teberrük ve haşyet uyandırma, korkuyu artırma amacına matuf zamir makamında zahir isimle tekrarlanmasında tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
الْمَص۪يرُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Dönüş Allah’adır.] ifadesinde Allah Teâlâ, zahir mananın içine herkesin davranışlarının değerlendirileceği manasını idmâc etmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, ayrıca mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاِلَى اللّٰهِ الْمَص۪يرُ ayetinde Allah’ın hükümlerine muhalefet ve düşmanlarına dostluk ederek gazabına maruz kalmayın demektir. Bu da yasak edilen şeyin gayet çirkin olduğunu gösteren büyük bir tehdittir. Nefsi zikretmesi, sakınılacak şeyin Allah’tan gelecek bir ceza olduğunu bildirmek içindir. Binaenaleyh ondan başka kâfirlerden gelecek ve sakınılacak şeylerin önemi yoktur. (Beyzâvî, Envârü’t-Tenzîl Ve Esrârü’t-Te’vîl)