Âl-i İmrân Sûresi 30. Ayet

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداًۜ وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟  ٣٠

Herkesin yaptığı iyiliği ve yaptığı kötülüğü hazır bulacağı günde kişi, kötülükleri ile kendi arasında uzak bir mesafe bulunmasını ister. Yine Allah, sizi kendisine karşı dikkatli olmanız hakkında uyarmaktadır. Allah, kullarını çok esirgeyicidir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَوْمَ O gün ي و م
2 تَجِدُ bulacaktır و ج د
3 كُلُّ her ك ل ل
4 نَفْسٍ nefis ن ف س
5 مَا şeyleri
6 عَمِلَتْ yaptığı ع م ل
7 مِنْ -dan
8 خَيْرٍ hayır- خ ي ر
9 مُحْضَرًا hazır ح ض ر
10 وَمَا ve şeyleri
11 عَمِلَتْ işlediği ع م ل
12 مِنْ -ten
13 سُوءٍ kötülük- س و ا
14 تَوَدُّ ister و د د
15 لَوْ keşke olsa
16 أَنَّ
17 بَيْنَهَا onunla (kötülükle) ب ي ن
18 وَبَيْنَهُ kendisi arasında ب ي ن
19 أَمَدًا bir mesafe ا م د
20 بَعِيدًا uzak ب ع د
21 وَيُحَذِّرُكُمُ ve sizi sakındırıyor ح ذ ر
22 اللَّهُ Allah
23 نَفْسَهُ kendisin(in emirlerine karşı gelmek)den ن ف س
24 وَاللَّهُ Allah
25 رَءُوفٌ şefkatlidir ر ا ف
26 بِالْعِبَادِ kulllarına ع ب د
 

Emed (امد) ve ebed (ابد) kelimeleri mana olarak birbirine yakındır. Şu farkla ki ebed, belirlenmiş herhangi bir sınırı olmayan zamanı gösterir ve herhangi bir sınırlama kabul etmez; onun için ‘şu kadar ebed’ denemez. Emed ise mutlak anlamda söylenince belli bir sınırı olduğu halde bu sınırı belli olmayan süreyi ifade eder. (Müfredat) Emed zaman veya mekan için kullanılır (Farklar Sözlüğü, Ebu Hilal el-Askeri)

 

 

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ 

 

Fiil cümlesidir. Zaman zarfı  يَوْمَ , takdiri أذكر  olan mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. تَجِدُ  ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

تَجِدُ  damme ile merfû muzari fiildir. كُلُّ  fail olup damme ile merfûdur. نَفْسٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  عَمِلَتْ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.

عَمِلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تۡ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’ dir. مِنْ خَيْرٍ  car mecruru  عَمِلَتْ  fiilinin mukadder mef’ûlunun mahzuf haline mütealliktir. مُحْضَرًا  kelimesi  مَا ’ nın hali veya  تَجِدُ  fiilinin ikinci mef’ûlün bihi olup fetha ile mansubdur.  

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal. Ayette müfred şeklindedir.(Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

مُحْضَرًا ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûlüdür.

 

  وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداًۜ

 

Cümle, atıf harfi  وَ  ile önceki müşterek ism-i mevsûle matuf olup, mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  عَمِلَتْ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.

عَمِلَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’ dir. مِنْ سُٓوءٍ  car mecruru  عَمِلَتْ  fiilinin mukadder mef’ûlunun mahzuf haline mütealliktir. تَوَدُّ  cümlesi, تَجِدُ  fiilinin hali olarak mahallen mansubdur. 

تَوَدُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هى’ dir. Mukadder  ثبت حصول الأمد البعيد  بينها وبينه. cümlesi, amili  تَوَدُّ  fiilinin mef’ûlü bihi olarak mahallen mansubdur.

لَوْ  gayr-i cazim şart harfidir. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel mahzuf fiilin faili olarak mahallen merfûdur. Takdiri; ثبت حصول الأمد البعيد بينها وبينه. (İşledikleri ile kendi arasında uzak bir zaman meydana gelseydi) şeklindedir.

İsim cümlesidir. اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

بَيْنَ  mekân zarfı,  اَنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيْنَهُٓ  atıf harfi  وَ ’ la makabline matuftur. Muttasıl zamir  هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَمَدًا  kelimesi  اَنَّ ’ nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. بَع۪يدًا  kelimesi  اَمَدًا ’ nin sıfatı olup fetha ile mansubdur.

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

بَع۪يدًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

  

وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. يُحَذِّرُ  damme ile merfû muzari fiiildir. Muttasıl zamir  كُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. نَفْسَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

يُحَذِّرُ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حذر ’ dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.


وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟

 

İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  ٱللَّهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. رَؤُ۫فٌ  haber olup damme ile merfûdur.  بِالْعِبَادِ۟  car mecruru  رَؤُ۫فٌ  ‘a mütealliktir.

رَؤُ۫فٌ  ; mübalağalı ism-i fail kalıbındandır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta surekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَراًۚۛ وَمَا عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَداً بَع۪يداً


İstînâfiyye olarak fasılla gelen ayetin başındaki zaman zarfı  يَوْمَ , takdiri اذكر  olan mahzuf fiile mütealliktir. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Muzâfun ileyh olarak mahallen mecrur olan  تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُحْضَرًاۚۛ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mef’ûl konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

مِنْ خَيْر  car-mecruru,  عَمِلَتْ  fiilinin mukadder mef’ûlünün mahzuf haline mütealliktir. Halin ve mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Amili  تَجِدُ  fiil olan  مُحْضَرًاۚۛ , ism-i mevsûl olan  مَا ‘ dan haldir. Hal; cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır.  

مُحْضَرًاۚۛ ‘ ın ism-i mef’ûl vezninde gelmesi bu fiilin başkası tarafından o kişinin üzerinde gerçekleştirilmiş olduğuna işaret eder.

Cümledeki ikinci  مَا  ism-i mevsûlu, birinciye atfedilmiştir. Cihet-i camiâ tezayüftür.

عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ  cümlesi ile  عَمِلَتْ مِنْ سُٓوءٍۚۛ  cümlesi arasında mukabele sanatı,  خَيْرٍ - سُٓوءٍۚۛ kelimeleri arasında ise tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Her nefsin o günde bulacağı şeyin hayırlı amel ve kötü amel şeklinde açıklanması taksim sanatıdır. 

يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَا عَمِلَتْ [Her nefis yaptığını bulacak.] derken yaptığının karşılığını bulacağı manası kastedilmiştir. Sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  تَوَدُّ لَوْ اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ  cümlesi amelinin karşılığını bulanların hali olarak nasb mahallindedir. Amili  تَجِدُ   fiilidir.

Cümleye dahil olan لَوْ  imtina için gelmiş şart harfidir. Şart üslubundaki terkipte şart olan  اَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ  cümlesinde îcâz-ı hazif sanatı vardır. Masdar ve tekid harfi  اَنَّ ’ nin dahil olduğu  بَيْنَهَا وَبَيْنَهُٓ اَمَدًا بَع۪يدًاۜ  şeklindeki isim cümlesi masdar tevilinde, takdiri  ثبت  (Sabit oldu) olan fiilin failidir.

Bu takdire göre şart cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir. Faide-i haber inkârî kelam olan masdar-ı müevvel cümlesinde takdim tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır. بَيْنَهَا  ve ona matuf olan  وَبَيْنَهُٓ  şeklindeki mekan zarfları, اَنَّ ‘ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir.  اَمَدًا بَع۪يدًاۜ , muahhar ismidir.

Şartın takdiri  لَسُرَّت (Sevinir) olan cevap cümlesi mahzuftur. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî  kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

اَمَدًا ’ deki nekrelik kesret ve nev ifade eder.

اَمَدًا ‘ in sıfatı olan  بَع۪يدًاۜ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اَمَدًا ‘ in uzak manasındaki  بَع۪يدٍ۟  kelimesiyle sıfatlanmasında istiare sanatı vardır. بَع۪يدٍ۟ , ayrılığın şiddetini belirtmekte mübalağa için müstear olmuştur.

بَع۪يدٍ, mesafedeki genişlik demektir. Cinsindeki şiddeti ifade etmek için müstear kılınmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr Bakara/176) 

بَيْنَ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يَوْمَ تَجِدُ [bulacağı gün] ifadesi, تَوَدُّ [ister ki] fiili ile mansubdur.  بَيْنَهُٓ  ifadesindeki zamir, َيَوْمَ ’ ye işaret eder. Yani “Kıyamet günü her nefis işlediği tüm hayır ve şerleri karşısında hazır bulduğu vakit, ister ki kendisi ile bugün ve bu günün dehşeti arasında çok uzun bir mesafe bulunsun.” Ayrıca,  يَوْمَ تَجِدُ  ifadesinin [zikret, hatırla şeklinde] gizli bir fiil ile mansub olması ve sadece  مَا عَمِلَتْ [işlediği şey] ifadesi ile ilişkili olması, وَمَا عَمِلَتْو  ifadesinin de mübteda olarak merfû olması, تَوَدُّ [ister ki] fiilinin bu mübtedanın haberi olması yani “İşlemiş olduğu kötülüğün ise kendisinden olabildiğince uzak olmasını ister.” anlamında olması da mümkündür.  İki kez geçen  عَمِلَتْ  ifadesinden ikincisinin ilkine matuf olması ve  تَوَدُّ  fiilinin hal olması yani “Amelini hazır bulduğu gün kendisi ile bu gün (ya da kötü ameli) arasında çok uzak bir mesafe olmasını ister haldedir.” anlamında olması da mümkündür. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)


وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl- Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Bütün esma-i hüsnayı bünyesinde toplayan lafza-i celâlin müsnedün ileyh olarak gelmesi, kalplere korku salmak ve uyarmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu için lafza-i celâllerde tecrîd sanatı vardır.

نَفْسَهُۜ  izafeti veciz ifadenin yanında Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  نَفْسَ  için şan ve şeref ifade eder.

وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ  cümlesi 28. ayetteki cümlenin tekrarıdır. Bu tekrarda tekrir, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟

 

وَ , istînâfiyyedir. Mübteda ve haberden oluşmuş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması, telezzüz ve teberrük içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı, muhabbet ve mehabet için zamir makamında zahir isim olarak tekrarlanmasında, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

بِالْعِبَادِ۟  car-mecrurunun müteallakı olan  رَؤُ۫فٌ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

الْعِبَادِ۟  ve  بَع۪يدًاۜ  kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

عِبَادِ۟  kelimesinin cemisi olarak neden kesret vezinlerinden biri olan fe’îl vezni yerine fi’âl vezni tercih edilerek  عبيد değil de  عِباد ifadesi kullanılmıştır? Fî’âl vezninin tercihinin arkasında dikkatle seçilmiş lafzın tınısındaki incelik vardır. 

Bu incelik; (عِبَاد) kelimesinde kesradan fethaya intikal ve sonrasında uzatmaya işaret eden elifin gelmesidir. Allah’a ibadet ederek O’na intisab etmek (aidiyet), insanı ahlâksızlık ve benzerine teslimiyet göstermekten uzaklaştırarak nefsi yüceltmeye ve yönünü mabudun huzuruna çevirmeye delalet eder. 

(عَبِيد) lafzında ise; fethadan kesraya geçerek sonrasında “ya” nın gelişi; nefsin kırılmasını, rezilliğinin devam etmesini ve insanın başka bir insanı kul edinerek alçaldığını gösterir. (Âdil Ahmed Sâbir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim,1631 s. 245, Bakara/23)

الْعِبَادِ۟  lafzındaki  ألْ  istiğrak manasınadır. Çünkü Allah’ın rahmeti müslüman ve kâfir tüm insanları kuşatmıştır. Veya muzâfun ileyhin hazfından dolayı muzâfa verilen ivaz da olabilir. Takdiri;  بِعِبادِهِ  şeklindedir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

وَيُحَذِّرُكُمُ اللّٰهُ نَفْسَهُۜ  ifadesi, kulların bu hususu daha çok önemsemeleri ve gaflete düşmemeleri için tekrar edilmiştir. وَاللّٰهُ رَؤُ۫فٌ بِالْعِبَادِ۟  [Bununla birlikte Allah kullarına karşı şefkatlidir.] Allah’ın, kullarını kendisine karşı uyarmış olması ve kendisinin ilim ve kudret sıfatlarına sahip olduğunu bildirmesi O’nun kullarına karşı merhamet ve şefkatindendir; çünkü kullar Allah’ı bu şekilde hakkıyla bilip O’ndan sakındıkları zaman bu durum onları Allah’ın rızasını talep etmeye ve O’nun gazabından kaçınmaya sevk edecektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)