فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ وَاِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ٣٦
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 2 | وَضَعَتْهَا | onu doğurunca |
|
| 3 | قَالَتْ | şöyle söyledi |
|
| 4 | رَبِّ | Rabbim |
|
| 5 | إِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 6 | وَضَعْتُهَا | onu doğurdum |
|
| 7 | أُنْثَىٰ | bir kız |
|
| 8 | وَاللَّهُ | Allah |
|
| 9 | أَعْلَمُ | bilirken |
|
| 10 | بِمَا | (onun) ne |
|
| 11 | وَضَعَتْ | doğurduğunu |
|
| 12 | وَلَيْسَ | ve değildir |
|
| 13 | الذَّكَرُ | erkek |
|
| 14 | كَالْأُنْثَىٰ | kız gibi |
|
| 15 | وَإِنِّي | doğrusu ben |
|
| 16 | سَمَّيْتُهَا | ona adını verdim |
|
| 17 | مَرْيَمَ | Meryem |
|
| 18 | وَإِنِّي | şüphesiz ben |
|
| 19 | أُعِيذُهَا | onu ısmarlıyorum |
|
| 20 | بِكَ | sana |
|
| 21 | وَذُرِّيَّتَهَا | ve soyunu |
|
| 22 | مِنَ | -nden |
|
| 23 | الشَّيْطَانِ | şeytan(ın şerri)- |
|
| 24 | الرَّجِيمِ | kovulmuş |
|
“Enbeteha inbaten” şeklinde gelseydi “Allah onu olabilecek en iyi imkanlarla donattı, yetiştirdi” olacaktı. Ama Allah “enbeteha nebaten” diyerek Hz.Meryemi de onurlandırıyor… “O da bu olanakları en iyi şekilde kullandı, değerlendirdi ve hedefe ulaştı.” (Esin Durgun)
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfı olup, قَالَتْ fiiline mütealliktir. وَضَعَتْهَا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَضَعَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’ dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
قَالَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’ dir. Mekulü’l-kavli رَبِّ ’ dir. قَالَتْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا ’ dur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. وَضَعْتُهَٓا cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
وَضَعْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اُنْثٰى gaib zamirin hali olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal.Ayette müfred şeklindedir. (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur. b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir. c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir. d) Sükun üzere mebnidir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا [onu doğurunca] ifadesindeki zamir, مَا ف۪ي بَطْن۪ي [karnımdaki] ifadesine işaret eder. Bu zamir, anlam itibariyle müennes gelmiştir, çünkü karnındaki çocuğun kız olduğu Allah’ın ilminde malumdur. Ya da bu zamirin müennes gelmesi, karnındakinin (kişi anlamında müennes kelimeler olan) hable, nefs ya da neseme isimleriyle değerlendirilmesinden kaynaklanmıştır. Şayet “Burada اُنْثٰى [kız olarak] ifadesinin وَضَعْتُهَٓا [ben onu doğurdum] ifadesindeki zamirin hali olarak mansub olması nasıl mümkün olur; zira bu durumda ifade, “Ben o kızı, kız olarak doğurdum.” anlamına gelecektir.” dersen, şöyle derim: Bu ifadenin aslı وَضَعْتُهُ اُنْثٰى şeklindedir, ancak hal müennes olduğu için zamir de müennes gelmiştir. Çünkü hal اُنْثٰى ve o halin sahibi aynı şeydir. Bu tıpkı haberi müennes olduğu için zamirin de müennes olarak kullanıldığı مَنْ كَانَتْ اُمَّكَ [Senin annen kimdi?] ifadesine benzer. Bunun bir benzeri, فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ [Eğer o ikisi iki kız iseler… (Nisa 4/76)] ayetinde söz konusudur. Ayrıca zamirin müennes gelişi, karnındakinin bebek (hable), nefs ya da neseme isimleriyle değerlendirilmesinden kaynaklanmış ise o zaman durum açıktır. Bu durumda sanki “Ben karnımdaki bebeği ya da kişiyi kız doğurdum.” denilmiş olmaktadır.(Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l -Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Allahu Teâlâ فَلَمَّا وَضَعَتْهَا [Vaktaki (kız) çocuğunu doğurunca] buyurmuştur. Bil ki buradaki هَا zamiri ya onun karnındaki kız çocuğu hakkındadır, çünkü Cenab-ı Allah onun kız olacağını bilmektedir veyahut bu hususta şöyle denilir: Bu zamir müennes ve mukadder olan النَّفْسُ (nefs,can) ve النَسَمَةُ (canlı, ruh sahibi) kelimelerine aittir. Veyahut da bu kelime, nezredilmiş olan şeye المَنْذُورَةُ kelimesine aittir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ
İsim cümlesidir. وَ itiraziyyedir. اللّٰهُ lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. اَعْلَمُ haber olup damme ile merfûdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, بِ harf-i ceriyle اَعْلَمُ ’ ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası وَضَعَتْ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
وَضَعَتْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تۡ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى’ dir.
اَعْلَمُ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil اَفْضَلُ veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi فُعْلَى veznindedir.
İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır.İsmi tafdil bazen de farklı harfi cerler ile kullanılabilir. بِ harfi ceriyle kullanılırsa bilgi ve cehalet manası ifade eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ
İsim cümlesidir. وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَيْسَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
الذَّكَرُ kelimesi, لَيْسَ ’ nin ismi olup damme ile merfûdur. كَالْاُنْثٰى car mecruru لَيْسَ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir.
لَيْس isim cümlesini olumsuz yapar. Sadece mazisi çekildiği için camid bir fiildir. Mazi kipinde tüm şahıs zamirlerine çekimi yapılabilmektedir. Türkçeye “değildir, yoktur, hayır” vb. şeklinde tercüme edilir. Bazen لَيْسَ ’nin haberinin başına manayı tekid için zaid (بِ) harfi ceri gelebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. سَمَّيْتُهَا cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
سَمَّيْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَرْيَمَ ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
سَمَّيْتُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi سمو ’dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
Cümle, atıf harfi وَ ’ la nidanın cevabına matuftur.
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
ي mütekellim zamiri اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. اُع۪يذُهَا cümlesi, اِنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
اُع۪يذُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’ dir. Muttasıl zamir هَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِكَ car mecruru اُع۪يذُ fiiline mütealliktir.
ذُرِّيَّتَهَا kelimesi اُع۪يذُهَا ’ daki mansub zamire matuf olup, fetha ile mansubdur. مِنَ الشَّيْطَانِ car mecruru اُع۪يذُ ’ ya mütealliktir. الرَّج۪يمِ kelimesi الشَّيْطَانِ ’nın sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
اِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ [Kovulmuş şeytana karşı onu ve soyunu senin korumanı diliyorum, dedi.] عَاذَ fiili lazım, اَعَاذَ fiili müteaddidir. Yardım dilemek ve sığınmak anlamına gelir. Meryem kendisi ve çocuğu hakkında istedi; Allah Teâlâ da bu duasına icabet etti. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُع۪يذُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi عوذ ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الرَّج۪يمِ - الذَّكَرُ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ
فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. Müspet mazi fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olan وَضَعَتْهَا şart cümlesi, لَمَّا ’ nın muzâfun ileyhidir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
فَ karinesi olmadan gelen قَالَتْ رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰى şeklindeki cevap cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
قَالَتْ fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰى cümlesi, nida üslubunda, talebî inşâî isnaddır. Nida harfi mahzuftur. Bu hazif mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işarettir.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamiri mahzuftur. Bu hazfin işareti kelimenin sonundaki esredir. Nida harfinin ve muzâfun ileyhin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Münada konumundaki رَبِّ izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, zamirin aid olduğu kişinin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevabı olan اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰى cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili Kadr/1)
اِنّ ’ nin haberi olan وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰى cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِنَّ ’ nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Bu cümle dua manasına geldiği için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
وَضَعْتُهَٓا - وَضَعَتْ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Ayette mütekelim رَبِّ اِنّ۪ي وَضَعْتُ اُنْثٰىۜ diyebilirdi, ama وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ dedi. Hem ها hem اُنْثٰىۜ , kelimelerinin ikisi de dişilik belirtir. Kız çocuk doğurduğu ve adağını yerine getiremeyeceği için üzüntüsünü vurguluyor olabilir.
اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ burada geçen zamirin müennes bir zamir olarak gelmesi kız çocuğu doğurması açısındandır. (Ebü’l-Berekât Hâfızüddîn Abdullah b. Ahmed b. Mahmûd en-Nesefî, Medârikü’t-tenzîl ve ḥaḳāʾiḳu’t-teʾvîl)
Hanne'nin, kızının adını Allah’a arz etmesi, onu Allah’a yaklaşma vesilesi yapması ve O’ndan ismet dilemesi anlamındadır. Zira onların lügatinde Meryem kelimesi, âbide (ibadetle meşgul kadın) manasında idi. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Hanne (Hz. Meryem’in annesi), “Rabbim muhakkak ki ben onu kız olarak doğurdum, dedi.” Bil ki bu sözün manası şudur: Bu adağında bunu bir şart olarak belirtmedi. Onların adetine göre Mescid’e hizmet ve Allah’a taat ve ibadet için adanan ve azat edilen çocuklar kız çocukları değil, oğlan çocukları idi. Bunun için Hanne, adağının kabul görecek bir şekilde olmadığından korkarak ve daha önceki nezrini mutlak zikretmesinden özür beyan ederek, “Ya Rabbi, işte ben bir kız doğurdum.” der; bunu Allahu Teâlâ’ya bildirmek amacıyla zikretmez, çünkü Allah Teâlâ onun bildirmesine muhtaç olmaktan münezzehtir. Bilakis özür beyan etmek amacıyla zikreder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ
وَ , itiraziyyedir.
Cümle, nidanın cevap cümleleri arasında itiraziyyedir. İtiraz cümleleri, parantez arası cümleler (cümle-i mu‘teriza) vasıtasıyla yapılan ıtnâb sanatıdır.
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mütekellim Hanne ise, lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olur.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ’dır. Dolayısıyla lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır.
Allah Teâlâ, ilmini mübalağa yoluyla ifade etmek için, müsnedi ism-i tafdil vezninde gelmiş isim cümlesini tercih etmiştir.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا , ism-i tafdil veznindeki اَعْلَمُ ’ ya mütealliktir. Sılası olan وَضَعَتْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَضَعَتْ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İsmi celâl’de muhataptan gaibe iltifat sanatı vardır. (Bu söz Hanne’ye ait ise) Lafzi karine haberin tehassür olarak kullanıldığını gösteriyor. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰى [Ben onu kız doğurdum.] sözü, beklediğinin aksi doğduğu ve umudu boşa çıktığı için üzüntüsünü ifade etmek üzere söylemiştir. Çünkü o bir erkek evlat doğurmayı ümit etmiş ve öyle varsaymıştı. Bu sebeple de de erkek çocuğunu Beyt-i Makdis’in hizmetine adamıştı. O hüzün ve hayıfla böyle söylediği için de Allah Teâlâ وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْۜ [Allah onun ne doğurduğunu çok iyi bilir.] buyurarak, doğurduğu kişinin konumunu tazim etmiş ve onun kendisine ne kadar büyük bir lütuf verildiğinden habersiz olduğunu ifade etmiştir. Bunun anlamı, “Allah onun ne doğurduğunu ve doğurduğu çocukla ilişkili olan muazzam işleri, onu ve evladını âlemler için bir mucize kılacağını bilir; o ise bunların hiçbirini bilmez, bu yüzden yazıklanmakta, üzülmektedir.” şeklindedir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ
وَ ’ la nidanın cevabı olan اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.
Bu cümle de dua manasına geldiği için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Bu nedenle mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
لَيْسَ ’ nin dahil olduğu isim cümlesi وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ ‘ de îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Teşbih harfinin dahil olduğu كَالْاُنْثٰىۚ car-mecruru, لَيْسَ ’ nin mahzuf haberine mütealliktir. Cümle, lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰى Bu sözün kime ait olduğu belli değildir. Allah’a veya Hanne’ye ait olabilir.
الذَّكَرُ- الْاُنْثٰىۚ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الْاُنْثٰىۚ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
Müfredin müfrede benzetildiği teşbih, teşbih edatı zikredildiği için mürsel, vech-i şebeh zikredilmediği için mücmeldir. Müşebbeh الذَّكَرُ, müşebbehe bih الْاُنْثٰىۚ ‘ dır.
Burada Hz. Meryem’in annesi, oğlu olacağı konusunda yanlış bir zanna kapıldığı için ne doğurduğunu gayet iyi bilen Allah Teâlâ’ya nida ederken sözünü اِنّ۪ ile tekid ederek söylemiştir.
İmran’ın karısı, çocuğu kız olunca şaşırdı. ‘Ne yapacağım şimdi’ diye düşündü. Kadınlar özel günlerinde kiliseye girmezlerdi.
İmran’ın karısının kız doğurduğunu söylemesi, hem de sözlerini اِنّ۪ ile tekid etmesi, daha ziyade kendi kendini kız doğurduğuna inandırmak içindir. Muktezâ-i zâhirin hilafına gelen haberî isnaddır. Üzüntü ve hayıflanma ifade eder.
Burada الذَّكَرُ kelimesi bir kere ve marife olarak gelmiştir. Ahd-i harici kinaî manaya örnektir. الْاُنْثٰى kelimesi önce nekre, sonra marife olarak gelmiş, ahd-i harici sarihîye örnek teşkil etmiştir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Burada ولَيْسَتِ الأُنْثى كالذَّكَرِ buyurulsaydı maksat anlaşılırdı. Ama الذَّكَرِ takdim edilmiştir. Çünkü çocuğun erkek olacağı ümit ediliyordu. Müşebbehin olumsuz oluşu, müşebbehün bihin olumsuz oluşundan daha zayıftır. Bunun için müşebbehle, müşebbehün bih yer değiştirmiş, ayet-i kerime böyle gelmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Erkek dişi gibi değildir. Dişi doğurduğuna göre dişi erkek gibi değildir yerine, erkek dişi gibi değildir buyurulmuş. Bu cümledeki elif-lam’lar ahd içindir. Yani belli bir erkek ve kız çocuğu kastedilmiştir. Burada düşündüğüm erkek çocuk, senin bana ihsan ettiğin kız çocuk gibi değildir manası da söz konusu olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
وَاِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ
وَ , atıf harfidir. Cümle nidanın cevabı olan اِنّ۪ي وَضَعْتُهَٓا اُنْثٰىۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lazım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنّ ’ nin haberi olan سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. اِنَّ ’nin haberinin mazi fiil sıygasında cümle olarak gelmesi hükmü takviye, istikrar ve temekkün ifade etmiştir.
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isnadın tekrarı ve isim cümlesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/ sağlam cümlelerdir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, Kadr/1)
اِنّ۪ي سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ [onu, Meryem diye isimlendirdim.] Genellikle çocuğun ismini erkek koyarmış. Burada Hz. Meryem’in babasının olmadığına işaret vardır. Babası, Hz. Meryem doğmadan önce ölmüştür.
سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ [Ona Meryem adını verdim.] Meryem İbranice bir kelimedir ve hizmetçi anlamına gelir. Kelime, Araplar tarafından kullanılarak Arapçalaşmıştır. Aslında [annesinin Meryem’e] bu ismi vermesi, bir hayır beklentisi (istihare)dir. İstihare yapan kişi اَلَّلهُمَّ اِنّ۪ٓي اُرِيدُ اَمْرَ كَذَا [Allah’ım! Ben şu işi yapmak istiyorum.] der ve Allah’tan hayırlısını ister. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
Hz. Meryem’in annesinin sözleri devam etmektedir. Aynı üslupta gelerek makabline atfedilmiş وَاِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ cümlesi de اِنّ۪ ile tekid edilmiş lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
اِنّ۪ٓ ‘ nin haberi olan اُع۪يذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ ‘ nin muzari fiil sıygasında lazım-ı faide-i haber ibtidaî kelam olması, cümleye hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve istimrar anlamları katmıştır. Ayrıca muzari fiilde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek dikkatini artıran tecessüm özelliği vardır.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur بِكَ , ihtimam için, ikinci mef’ûl olan ذُرِّيَّتَهَا ‘ ya takdim edilmiştir.
Birbirine matuf iki haberî cümle de dua manasına geldiği için muktezâ-i zâhirin hilafına olduğundan, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّج۪يمِ [Şeytandan Sana sığındırırım.] cümlesinde sebep-müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Şeytanın vesvesesi, azdırması kastedilmiştir.
مِنَ الشَّيْطَانِ ‘ nin sıfatı olan الرَّج۪يمِ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
الرَّج۪يمِ - اُع۪يذُ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.
مَرْيَمَ kelimesi, onların dilinde, “ibadet eden, âbid kadın” manasına gelmektedir. Hanne onu bu şekilde isimlendirmek suretiyle Cenab-ı Allah’tan, onu dini ve dünyevî belalardan korumasını talep etmeyi murat etmiştir. Onun, bundan sonra söylemiş olduğu şu söz de bu görüşü tekid etmektedir: “Ben onu da zürriyetini de kovulmuş şeytandan Sana sığındırırım.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
سَمَّيْتُهَا mazi fiil sıygasında gelerek hudûs, اُع۪يذُهَا muzari fiil sıygasında gelerek hudûs, teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.
اِنّ۪ٓي اُع۪يذُهَا بِكَ [Onu, Senin korumana veriyorum.] Buradaki muzari sıygası teceddüd ve devamlılık ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Bu ayet-i kerimede iki itiraz cümlesi gelmiştir. Birincisi: وَاللّٰهُ اَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ cümlesi, ikincisi ise: وَلَيْسَ الذَّكَرُ كَالْاُنْثٰىۚ cümlesidir. Müfessirlere göre birincisinde Allah’ı tenzih, ikincisinde ise Hz. Meryem’in özrü vardır. Fahreddin er-Râzî’ye göre Allah’ın Meryem’e hibe ettiği kız çocuğunun, Meryem’in istediği erkek çocuğundan daha üstün olması da muhtemeldir. (Ali Bulut, Kur’an-ı Kerim’de Itnâb Üslûbu)