وَرَسُولاً اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْراً بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْـيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ ٤٩
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَرَسُولًا | ve bir elçi (şöyle diyen) |
|
| 2 | إِلَىٰ |
|
|
| 3 | بَنِي | oğullarına |
|
| 4 | إِسْرَائِيلَ | İsrail |
|
| 5 | أَنِّي | ben |
|
| 6 | قَدْ | doğrusu |
|
| 7 | جِئْتُكُمْ | size getirdim |
|
| 8 | بِايَةٍ | bir mu’cize |
|
| 9 | مِنْ | -den |
|
| 10 | رَبِّكُمْ | Rabbiniz- |
|
| 11 | أَنِّي | ben |
|
| 12 | أَخْلُقُ | yaratırım |
|
| 13 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 14 | مِنَ | -dan |
|
| 15 | الطِّينِ | çamur- |
|
| 16 | كَهَيْئَةِ | şeklinde bir şey |
|
| 17 | الطَّيْرِ | kuş |
|
| 18 | فَأَنْفُخُ | üflerim |
|
| 19 | فِيهِ | ona |
|
| 20 | فَيَكُونُ | hemen oluverir |
|
| 21 | طَيْرًا | bir kuş |
|
| 22 | بِإِذْنِ | izniyle |
|
| 23 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 24 | وَأُبْرِئُ | ve iyileştiririm |
|
| 25 | الْأَكْمَهَ | körü |
|
| 26 | وَالْأَبْرَصَ | ve alacalıyı |
|
| 27 | وَأُحْيِي | ve diriltirim |
|
| 28 | الْمَوْتَىٰ | ölüleri |
|
| 29 | بِإِذْنِ | izniyle |
|
| 30 | اللَّهِ | Allah’ın |
|
| 31 | وَأُنَبِّئُكُمْ | ve size haber veririm |
|
| 32 | بِمَا | ne |
|
| 33 | تَأْكُلُونَ | yediğinizi |
|
| 34 | وَمَا | ve ne |
|
| 35 | تَدَّخِرُونَ | biriktirdiğinizi |
|
| 36 | فِي |
|
|
| 37 | بُيُوتِكُمْ | evlerinizde |
|
| 38 | إِنَّ | elbette |
|
| 39 | فِي |
|
|
| 40 | ذَٰلِكَ | bunda |
|
| 41 | لَايَةً | bir ibret vardır |
|
| 42 | لَكُمْ | sizin için |
|
| 43 | إِنْ | eğer |
|
| 44 | كُنْتُمْ | iseniz |
|
| 45 | مُؤْمِنِينَ | inanıyor |
|
Hz. Musa İsrailoğulları’ndan bahsederken “kavmi-kavmim” diye bahseder. Hz. İsa’nın İsrailoğulları’na kavmim dediği bir yer bulamazsınız Kur’ânda. Çünkü bir kabileye aitlik baba tarafından gelir ve Hz. İsa’nın babası yoktur. Onun için kavmine değil, ila beni israil (İsrailoğulları’na) bir peygamber olarak geldiğini söylüyor.
“Çamurdan kuş yaparım” demiyor, “keheyeti” kuş şekli gibi yaparım diyor. Ve “Allahın izni ile-biiznillah” diye ekliyor. İncil de Hz.İsa ile ilgili bu kısım anlatılırken “Allahın izni ile” kısmı tahrif edilmiştir. (Esin Durgun)
Heye'e هيأ :
Heyet هَيْأةٌ kelimesi bir şeyin üzerinde bulunduğu haldir. Bu hal somut bir şekilde de olabilir, soyutta olabilir. Fakat bu kelime daha çok somut haller için kullanılır. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de bir fiil ve bir isim formunda 4 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri heyet ve müheyyadır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
Berasa برص :
Beras بَرَصٌ kavramı bilinen beyazlık yani cüzzam hastalığıdır (abraş). Ay'a da yüzündeki lekeler nedeniyle أبْرَصٌ adı verilmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de isim formunda 2 ayette geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekli abraştır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
وَرَسُولاً اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ
Ayet, atıf harfi وَ ile önceki ayetteki يُعَلِّمُهُ cümlesine matufdur.
Fiil cümlesidir. رَسُولً mahzuf fiilin mef’ûlu bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri; يجعله şeklindedir. اِلٰى بَن۪ٓي car mecruru رَسُولًا ’ e müteallik olup, cemi müzekker salim kelimelere mülhak olduğu için cer alameti ى ’ dir. İzafetten dolayı ن hazfedilmiştir. اِسْرَٓاء۪يلَ muzâfun ileyh olup, gayri munsarif olduğu için cer alameti fethadır.
اَنَّ ve masdar-ı müevvel, mahzuf ب harf-i ceri ile رَسُولًا ’ in mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; يجعله رسولا ناطقا بأنّي قد جئتكم (Muhakkak ki size… getirdim diyen bir resul yarattım.) şeklindedir.
اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
ى mütekellim zamir اَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. قَدْ جِئْتُكُمْ cümlesi, اَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
قَدْ tahkik harfidir. Tekid ifade eder. جِئْتُ sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir تُ fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
بِاٰيَةٍ car mecruru failin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, محتجّا بآية şeklindedir. مِنْ رَبِّ car mecruru اٰيَةٍ 'nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Gayri munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayri munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar.Gayri munsarif “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir. Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayri munsariftir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْراً بِاِذْنِ اللّٰهِۚ
İsim cümlesidir. اَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. اَنَّ ve masdar-ı müevvel, önceki masdar-ı müevvel veya اٰيَةٍ ‘ den bedel olarak mahallen mecrurdur.
ي mütekellim zamir اَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَخْلُقُ cümlesi, اَنَّ ’ nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اَخْلُقُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. لَكُمْ car mecruru اَخْلُقُ fiiline mütealliktir. مِنَ الطّ۪ينِ car mecruru اَخْلُقُ fiiline mütealliktir.
كَ harf-i cerdir. هَيْـَٔةِ ism-i mecrur, mukadder mef’ûlun mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; أخلق شيئا كائنا كهيئة الطير (Kuş suretinde bir şey yaparım) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. الطَّيْرِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْفُخُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. ف۪يهِ car mecruru اَنْفُخُ fiiline mütealliktir.
فَ atıf harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
يَكُونُ nakıs, damme ile merfû muzari fiildir. يَكُونُ ’ nun ismi müstetir olup takdiri هُو ’ dir. طَيْرًا kelimesi يَكُونُ ’ nun haberi olup fetha ile mansubdur. بِاِذْنِ car mecruru طَيْرًا ’ ın mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْـيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ
Cümle, atıf harfi وَ ile اَخْلُقُ ‘ya matuf olup, mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اُبْرِئُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’ dir. الْاَكْمَهَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الْاَبْرَصَ atıf harfi وَ ’ la makabline matuftur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُحْيِ fiili ی üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’ dir. الْمَوْتٰى mef’ûlun bih olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Maksur isimdir. بِاِذْنِ car mecruru اُحْيِ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. اللّٰهِ lafza-i celâl, muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Maksur isimler: Sondan bir önceki harfi fethalı olup son harfi (ى) olan isimlere “maksur isimler” denir. Maksur isimler genellikle (ى) ile biter. Fakat çok az olarak (ا) ile biten maksur isimler de vardır. Maksur isimlerin sonunda yer alan bu harflere “elif-i maksure” denir. اَلْفَتَى – اَلْعَصَا gibi…
Maksur isimlerin irab durumu şöyledir: Merfu halinde takdiri damme ile, mansub halinde takdiri fetha ile, mecrur halinde takdiri kesra ile irab edilir. Yani maksur isimler merfu, mansub, mecrur hallerinde hep takdiri olarak (takdiren) irab edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اُبْرِئُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi برأ ’ dir.
اُحْيِ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حيي ‘ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
الْاَكْمَهَ - الْاَبْرَصَ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ
Cümle, atıf harfi وَ ile اَخْلُقُ ‘ya matuf olup, mahallen merfûdur.
Fiil cümlesidir. اُنَبِّئُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri انا ’ dir. Muttasıl zamir كُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا müşterek ism-i mevsûl, بِ harfi ceriyle اُنَبِّئُ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası تَأْكُلُونَ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَأْكُلُونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا atıf harfi وَ ile önceki مَا ’ ya matuftur. İsm-i mevsûlun sılası تَدَّخِرُونَ ’ dir. Îrabtan mahalli yoktur.
تَدَّخِرُونَ fiili نَ ’ un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. ف۪ي بُيُوتِ car mecruru تَدَّخِرُونَ fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اُنَبِّئُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’ dir.
Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
تَدَّخِرُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ذخر ’ dır. Aslı تذتخرون ‘ dir. İftial babının fael fiili د ذ ز olursa iftial babının ت si د harfine çevrilir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut, hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
فِی ذَ ٰلِكَ car mecruru إِنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. ذا işaret ismi sükun üzere mebni mahallen mecrur, ismi mecrurdur. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, ك ise muhatap zamiridir.
لَ harfi اِنَّ ’ nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır. اِنَّ ‘nin ismi haberinden sonra gelmesi halinde bu lam, ismin başına gelebilir. (Hasan Akdağ, Arap Dilinde Edatlar)
اٰيَةً kelimesi إِنَّ ’ nin muahhar ismi olup fetha ile mansubdur. لَّكُمۡ car mecruru اٰيَةً ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنتُم ’ ün dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir.
تُمْ muttasıl zamiri كُنتُم ’ ün ismi olarak mahallen merfûdur. مُؤْمِن۪ينَ kelimesi كُنتُم ’ ün haberi olup, nasb alameti ي ’ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanırlar.
Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri; إن كنتم مؤمنين فهذه الخوارق آيات لكم نافعة هادية (Eğer mümin iseniz, o halde bu ayetlerin harikuladeliği sizin için faydalı ve yol göstericidir.) şeklindedir.
Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına اِنَّ edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın ,Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )
Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir.
Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez. Ayrıca لَمْ (cahd-ı mutlak) ve لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُؤْمِن۪ينَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَرَسُولاً اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ فَاَنْفُخُ ف۪يهِ فَيَكُونُ طَيْراً بِاِذْنِ اللّٰهِۚ وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ وَاُحْـيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ
وَ atıf harfidir. Hükümde ortaklık nedeniyle önceki ayete atfedilmiştir. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cümlenin başında takdiri يجعله (Onu yapacak..) olan fiil mahzuftur. Bu takdire göre cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mahzuf fiilin mef’ûlü olan رَسُولًا ‘ deki nekrelik tazim ifade eder. Sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiş ve bu vezin sayesinde اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ car-mecruruna müteallak olmuştur.
Masdar ve tekid harfi اَنّ۪ ’ nin dahil olduğu اَنّ۪ي قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ cümlesi, takdir edilen mülâbeset manasındaki بَ harfiyle رَسُولًا ’ in mahzuf haline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, اَنّ۪ ve قَدْ ’ la tekit edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
اَنّ۪ ‘ nin haberi olan قَدْ جِئْتُكُمْ بِاٰيَةٍ مِنْ رَبِّكُمْۙ cümlesi, قَدْ tahkik harfiyle tekit edilmiş, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden اَنّ۪ , isim cümlesi ve isnadın tekrarı olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir.
بِاٰيَةٍ car-mecruru, جِئْتُكُمْ fiilinin failinden mahzuf hale, مِنْ رَبِّكُمْۙ car-mecruru ise بِاٰيَةٍ ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Halin ve sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
بِاٰيَةٍ ‘ deki nekrelik tazim ve nev ifade eder.
Veciz ifade kastına matuf رَبِّكُمْۙ izafetinde Rab isminin muhataplara ait zamire muzâf olmasında, Allah’ın rububiyet vasfının onlara hatırlatılmasına işaret vardır.
İkinci masdar-ı müevvel cümlesi olan اَنّ۪ٓي اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ , cer mahallinde, önceki masdar-ı müevvelden bedeldir. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
اَنّ۪ tekit edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اَنّ ‘ nin haberi olan اَخْلُقُ لَكُمْ مِنَ الطّ۪ينِ كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin muzari fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
لَكُمْ ve مِنَ الطّ۪ينِ car-mecrurları, اَخْلُقُ fiiline, teşbih harfinin dahil olduğu car-mecrur كَهَيْـَٔةِ الطَّيْرِ ise, mukadder mef’ûlün mahzuf sıfatına mütealliktir. Mef’ûlün ve sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَاَنْفُخُ ف۪يهِ cümlesi, فَ ile ikinci masdar-ı müevvel cümlesinin haberi olan اَخْلُقُ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
فَيَكُونُ طَيْرًا بِاِذْنِ اللّٰهِۚ cümlesi makabline فَ ile atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir.
كان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nakıs fiil كان , muzari sıygada gelerek teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
…اَخْلُقُ cümlesine matuf olan وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ ve وَاُحْيِ الْمَوْتٰى بِاِذْنِ اللّٰهِۚ cümleleri, müspet muzari fiil sıygasıyla gelmiş faide-i haber ibtidaî kelamdır. Aynı üsluptaki cümlelerin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Aralarında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
الْاَكْمَهَ - الْاَبْرَصَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَاُحْيِ - الْمَوْتٰى kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
بِاِذْنِ اللّٰهِۚ izafeti muzâfın şanı içindir. Bu izafet konudaki önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu tekrarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
وَاُنَبِّئُكُمْ بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَۙ ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ cümlesi de hükümde ortaklık nedeniyle … اَخْلُقُ cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Ayetteki fiillerin muzari sıygada gelmesi, muzari fiilin tecessüm özelliğiyle olayları muhatabın gözünde canlandırmakta ve konuya vakıf olmasını sağlamaktadır.
Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl مَا ve ona tezat nedeniyle atfedilen ikinci mevsûl, başındaki harfi cerle اُنَبِّئُكُمْ fiiline mütealliktir. Sıla cümleleri olan تَأْكُلُونَ ve تَدَّخِرُونَۙ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Ayetteki fiillerin muzari sıygada gelerek muzari fiilin tecessüm özelliğiyle olayları zihinde canlandırmayı kolaylaştırmıştır.
Hz. İsa’nın yaptıklarının sayılması taksim sanatıdır.
تَأْكُلُونَ - تَدَّخِرُونَۙ kelimeleri arasında îhâm-ı tezâd sanatı vardır.
ف۪ي بُيُوتِكُمْۜ car-mecruru, تَدَّخِرُونَۙ fiiline mütealliktir.
جِئْتُكم fiilinin manası Allah tarafından gönderildim demektir. بِ harfi ceri mülabeset için gelmiştir. Yani ayetlerin başındaki بِ harfi O’nun risaletinin doğruluğuna delalet etmesi için gelmiştir. Kur'ânın bu mucizeleri zikretmesinde, bu işlerin beşer kudretiyle olamayacağı zannıyla İsa'a (a.s) uluhiyet isnad eden Nasranilere tariz vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَخْلُقُ ifadesi, [Şekil veririm.] anlamındadır. [Sonra da ona üflerim.] فَاَنْفُخُ ف۪يهِ ifadesindeki zamir, كَهَيْـَٔةِ ‘ deki كَ ’ ye işaret etmektedir yani kuş suretinde yapmış olduğum o “suret”e üflerim “de kuş olur”, o kuş “suret”i, diğer kuşlar gibi canlı bir kuş haline gelir demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
[Ayrıca evlerinizde ne yiyip ne biriktirdiğinizi size haber veririm.] Yani size evde öğlen ve akşam ne yediğinizi, yarına ne yemek sakladığınızı haber veririm.(Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et- Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr)
وَرَسُولًا اِلٰى بَن۪ٓي اِسْرَٓاء۪يلَ [O, İsrailoğullarına bir elçi olacak.] cümlesi önceki ayette geçen وَج۪يهًا ifadesine matuftur. Zeccâc’a göre bu ayetin takdiri şöyledir: [Hz. İsa] beşikteyken orta yaşlıyken ve elçi olarak insanlarla konuşur. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t- tefsîr)
وَاُبْرِئُ الْاَكْمَهَ وَالْاَبْرَصَ [Körü ve alacalıyı iyileştirir.] Yani onları sıhhate kavuşturur. [Allah’ın izni ile ölüleri diriltirim.] Yani Allah'a dua ederim, O da benim duam ile ölüyü diriltir. Diriltme işi Allah Teâlâ’nın yaptığı bir şeydir. Yaratmanın kendisinden değil Allah Teâlâ’nın bir sıfatı olduğunu ispat etmek için kulların gücü dahilinde olmayan şeylerde بِاِذْنِ اللّٰهِۚ [Allah’ın izni] ifadesini kullanmıştır. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t- tefsîr)
اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen اِنَّ ف۪ي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لَكُمْ cümlesi اِنَّ ve lâm-ı muzahlaka ile tekid edilmiş faide-i haber inkarî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. ف۪ي ذٰلِكَ car mecruru, اِنَّ ’ nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. Muzahlaka harfi لَ ‘ nın dahil olduğu لَاٰيَةً , tekid harfi اِنَّ ‘ nin ismidir.
اِنَّ ve tekid lamı, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü اِنَّ cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna tekid lamı da ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. Tekid edilen, اِنَّ ’ nin ismi ve haberinden ziyade, cümlenin taşıdığı hükümdür. (Suyûtî, İtkan, c. 2 s.176)
İsm-i işaret, işaret edileni göz önüne koyarak onu net bir şekilde gösterip uzağı işaret eden özelliğiyle mertebesinin yüksekliğini belirtir.
ذٰلِكَ ‘ de istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden ذٰلِكَ ile Hz. İsa’ya verilen mucizelere işaret edilmiştir.
Bilindiği gibi işaret ismi, mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyan İlmi)
ف۪ي ذٰلِكَ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare vardır. فِی harfi zarfiye manası içerir. Ayette ذٰلِكَ ile işaret edilen mucizeler, içi olan bir şeye benzetilerek istiare yapılmıştır. Câmi’, her ikisindeki mutlak irtibattır. Bu istiareyle, mucizelerin önemi vurgulanmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
لَاٰيَةً ‘ deki nekrelik tazim ve nev ifade eder.
لَكُمْ car-mecruru, لَاٰيَةً ‘ in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ
Şart üslubundaki son cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. كان ’ nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi اِنْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَۚ , şart cümlesidir. Faide-i haber ibtidaî kelamdır.
كَان ’ nin haberi, مُؤْمِن۪ينَۚ şeklinde ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
كَان ’ nin haberi isim olarak geldiğinde, haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan)
كُنْتُمْ - مُؤْمِن۪ينَۚ kelimelerinde müennesin müzekkere katılması yoluyla tağlîb sanatı vardır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Şartın takdiri, فهذه الخوارق آيات لكم نافعة هادية (bu ayetlerin harikuladeliği sizin için faydalı ve yol göstericidir.) olan cevabı, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.
Bu takdire göre, mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Kur’ân’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)
اٰيَةٍ - اَنّ۪ٓي - لَكُمْ - الطَّيْرِ- بِاِذْنِ - اللّٰهِۚ kelimeleri ayette tekrarlanmıştır. Bu tekrarlarda ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَكْمَهَ ; doğuştan kördür, âmâ öyle olmayabilir. Doğuştan kör olanı iyileştirmek daha zordur. Alaca, vitiligodur.
اَبْرَصَ , bir türlü iyileşmeyen, psikolojik alt yapısı olan cilt hastalıkları için kullanılır.
Mucize göstermek hem onu gösterene hem ona şahit olanlara birer imtihandır. O mucizelerle de bize bir şeyler öğretilir. Demiri işleme, tıp, dikiş vb.
Her peygamber kendi devrinde en ileri en makbul konuda mucize göstermiştir. Hz. İsa döneminde de tıp çok ilerlemişti.