قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـٔاً وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً اَرْبَاباً مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ ٦٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قُلْ | de ki |
|
| 2 | يَا أَهْلَ | ehli |
|
| 3 | الْكِتَابِ | Kitap |
|
| 4 | تَعَالَوْا | gelin |
|
| 5 | إِلَىٰ |
|
|
| 6 | كَلِمَةٍ | bir kelimeye |
|
| 7 | سَوَاءٍ | eşit olan |
|
| 8 | بَيْنَنَا | bizim aramızda |
|
| 9 | وَبَيْنَكُمْ | ve sizin aranızda |
|
| 10 | أَلَّا |
|
|
| 11 | نَعْبُدَ | ibadet etmeyelim |
|
| 12 | إِلَّا | başkasına |
|
| 13 | اللَّهَ | Allah’tan |
|
| 14 | وَلَا |
|
|
| 15 | نُشْرِكَ | ortak koşmayalım |
|
| 16 | بِهِ | O’na |
|
| 17 | شَيْئًا | hiçbirşeyi |
|
| 18 | وَلَا |
|
|
| 19 | يَتَّخِذَ | edinmeyelim |
|
| 20 | بَعْضُنَا | bazımız |
|
| 21 | بَعْضًا | bazımızı |
|
| 22 | أَرْبَابًا | tanrılar |
|
| 23 | مِنْ |
|
|
| 24 | دُونِ | başka |
|
| 25 | اللَّهِ | Allah’tan |
|
| 26 | فَإِنْ | eğer |
|
| 27 | تَوَلَّوْا | yüz çevirirlerse |
|
| 28 | فَقُولُوا | deyin |
|
| 29 | اشْهَدُوا | şahid olun |
|
| 30 | بِأَنَّا | şüphesiz biz |
|
| 31 | مُسْلِمُونَ | müslümanlarız |
|
Aleve-Aleye علو-علي :
عُلُوٌّ yani yükseklik kelimesi, سُفْلٌ'un yani alçaklığın zıddıdır. Ulvî عُلْوِيٌّ ve suflî سُفْلِيٌّ sözcükleri bu ikisine mensup olanlar hakkında kullanılır.
Fetha ile gelen عَلا kullanımı daha çok mekan ve cisimler için kullanılır.
أعْلَى en şerefli, en yüce anlamındadır. إسْتِعْلَى lafzı bazen yerilen ululanma isteği bazen de yücelik ve ululuk isteme anlamında gelir.
İfade edildiğine göre عَلا fiili övülen ve yerilen hususların her ikisinde de kullanılır. عَلِيَ fiili ise yalnızca övülen hususlarda kullanılır.
Allahu Teala hakkında kullanılan Teâlâ تَعالَى kavramının tefâul babında gelmesinin sebebi insanda olduğu gibi tekellüf yollu değil aksine bu hususta mübalağa bildirmek içindir.
عَلِيٌّ kadri yücedir ve عَلِيَ kökünden gelir.
Türkçede de kullandığımız ilave عِلاوَةٌ kelimesi bir şeyin en üst kısmını ifade eder. Yine bu köke ait ألْعُلَى ise أعْلَى sözcüğünün dişilinin çoğuludur.
عُلُوٌّ makamın yüksek olmasıdır. تَعالَ diyen kimse sanki yüceliğin olduğu yere/tarafa çağırmaktadır.
Son olarak عُلُوٌّ göz önünde bulundurularak yüksek yer, yücelik ve şerefe عَلْياءُ denmiştir. (Müfredat)
Kuran’ı Kerim’de pek çok farklı formda 70 kez geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres)
Türkçede kullanılan şekilleri âlâ, ale(lâde), âli, ulvî, ilave, istilâ, müteâl, aliyyülâlâ, teâli, Teâlâ, ılliyyun ve Ali'dir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـٔاً وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً اَرْبَاباً مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ
Fiil cümlesidir. قُلْ sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. Mekulü’l-kavli, يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ ’ dir. قُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
يَٓا nida harfidir. Münada olan اَهْلَ muzâf olup, fetha ile mansubdur. الْكِتَابِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Nidanın cevabı تَعَالَوْا ’ dir.
تَعَالَوْا fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى كَلِمَةٍ car mecruru تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. سَوَٓاءٍ kelimesi كَلِمَةٍ ’ in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.
بَيْنَ mekân zarfı, سَوَٓاءٍ ’ e mütealliktir. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَيْنَكُمْ atıf harfi وَ ’ la بَيْنَنَا ’ ya matuftur.
اَنْ ve masdar-ı müevvel, سَوَٓاءٍ ‘ den bedel olarak mahallen mecrurdur. Yani تعالوا إلى ترك عبادة غير الله (Gelin, Allah’tan başkasına ibadeti terk edelim.) demektir.
Veya mahzuf mübtedanın haberi olarak mahallen merfû olması da caizdir. Takdiri, هي şeklindedir.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَعْبُدَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. اِلَّا hasr edatıdır. اللّٰهَ lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نُشْرِكَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’ dur. بِه۪ car mecruru نُشْرِكَ fiiline mütealliktir. شَيْـًٔا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَتَّخِذَ atıf harfi وَ ’ la نَعْبُدَ fiiline matuftur.
لَا nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَتَّخِذَ fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. بَعْضُ fail olup damme ile merfûdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. بَعْضًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. اَرْبَابًا ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنْ دُونِ car mecruru اَرْبَابًا ’ in mahzuf sıfatına mütealliktir. اللّٰهِ lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:
1. Bilmek manasında olanlar. ألفي - دري - رأي - وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ - حسب - خال - زعم - عدّ fiilleridir.
3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ - ردّ - ترك fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.
Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen اَنَّ ’li ve اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir:
1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَّخِذَ fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi أخذ ’ dir.
İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.
نُشْرِكَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi شرك ‘ dir.
تَعَالَوْا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi علو ’ dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَرْبَابًا ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
Fiil cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَوَلَّوْا şart fiili olup, iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzerine mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur.
فَ şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
قُولُوا fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavli اشْهَدُوا ’ dur. قُولُوا fiilinin mef'ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اشْهَدُوا fiili نَ ’ un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ ı fail olarak mahallen merfûdur. أَنّ ve masdar-ı müevvel بِ harf-i ceri ile اشْهَدُوا fiiline müteallik olup, mahallen mecrurdur.
أَنَّ masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.
نَا mütekellim zamiri أَنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. مُسْلِمُونَ kelimesi أَنَّ ’ nin haberi olup ref alameti وَ ’ dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
تَوَلَّوْا fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil تَفَعَّلَ babındadır. Sülâsîsi ولي ’ dir.
Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.
مُسْلِمُونَ ; sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قُلْ يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. İlk cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. قُلْ fiilinin mekulü’l-kavli يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nidanın cevabı olan تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ ise emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
تَعَالَ emir sıygasında camid fiildir. Mazi ve muzarisi yoktur.
كَلِمَةٍ ‘ deki nekrelik tazim ifade eder.
سَوَٓاءٍ kelimesi كَلِمَةٍ için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.
تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ ifadesinde كَلِمَةٍ zikredilmiş, kelimenin hükmü kastedilmiştir. Sebep - müsebbep alakasıyla mecaz-ı mürsel sanatı vardır.
سَوَٓاءٍ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. بَيْنَنَا ve وَبَيْنَكُمْ mekan zarflarına müteallak olması bu vezin sayesindedir.
بَيْنَ kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
اَلَّا edatı, masdar harfi أَنْ ve nefy harfi لاَ ’ dan müteşekkildir. Masdar harfi اَنْ ve akabindeki نَعْبُدَ cümlesi, masdar teviliyle سَوَٓاءٍ kelimesinden bedeldir.
Masdar-ı müevvel olan اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ , menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâriî kelamdır.
Cümlede لَّا ve اِلَّا ile oluşan kasr, cümleyi tekid ederek hem olumsuz hem de olumlu mana kazandırmıştır. İki tekid hükmündeki kasr, fiille mef’ûl arasındadır. نَعْبُدَ, maksur/sıfat, اللّٰهَ maksurun aleyh/mevsûf, olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’s-mevsûf. Müsned, bu mef’ûle hasredilmiştir. Yani ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim. Sadece Allah’a kulluk edelim’ demektir.
Hakîkî ve tahkîkî kasrdır. Yani, mevsûfa hasredilen sıfat, başkasında hakîkî manada bulunmaz ve vâkıa da böyledir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Meani İlmi)
اِلَّا ve اَلَّا arasında muharref cinas ve ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
يَٓا اَهْلَ الْكِتَابِ ifadesiyle bir görüşe göre hem Hristiyanlar hem Yahudiler; bir görüşe göre Necran heyeti; diğer bir görüşe göre de Medine Yahudileri kastedilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t -Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
تَعَالَوْا اِلٰى كَلِمَةٍ سَوَٓاءٍ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ [Sizinle bizim aramızda eşit olan] yani Kur’an, Tevrat ve İncil’in farklılık arz etmediği, dolayısıyla aramızda eşit olan bir ilkeye gelin.
İlke; yani كَلِمَةٍ ise [Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim; O’na hiçbir şeyi ortak koşmayalım; bir kısmımız bir kısmımızı Allah’tan başka Rab edinmesin.] ifadesidir. Yani burada şöyle denmektedir: Gelin bu ilkede birleşelim de “Üzeyir Allah’ın oğludur.” veya “Mesih Allah’ın oğludur.” demeyelim. Çünkü bunların her ikisi de bizden birileridir; bizim bir kısmımızdır, bizim gibi bir beşerdir. Din adamlarımızı, Allah’ın koymuş olduğu yasaya müracaat etmeden ihdas etmiş oldukları haram ve helaller konusunda takip etmeyelim, onlara uymayalım demektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t- Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t - Te’vîl)
سَوَٓاءٍ kelimesi, adalet ve insaf demektir. Öyle ki insafın hakikati, bir şeyin yarısını vermek, ortalamak demektir. Çünkü aklen vacip olan, kişinin hem kendine hem de başkasına zulmetmeyi terk etmesidir. Bu da ancak yarıyı vermekle, ortalamakla, ortayı gözetmekle mümkün olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَلَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـٔاً
لَا نُشْرِكَ بِه۪ شَيْـًٔا cümlesi, masdar-ı müevvel olan اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ cümlesine, وَ ‘ la atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. بِه۪ car-mecruru, ihtimam için, mef’ûl olan شَيْـًٔا ‘ e takdim edilmiştir
شَيْـًٔا ‘ deki nekrelik nev, umum ve kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.
‘’Allah’tan başkasına kulluk etmeyelim’’ ifadesinden sonra ‘’hiçbir şeyi O’na ortak koşmayalım’’ ifadesi, hususun umuma atfı babında ıtnâbdır.
وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضاً اَرْبَاباً مِنْ دُونِ اللّٰهِۜ
Cümle, وَ ‘ la masdar-ı müevvel اَلَّا نَعْبُدَ اِلَّا اللّٰهَ cümlesine,atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Lafza-ı celâlin ve بَعْض kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
اَرْبَابًا ‘ deki nekrelik nev, umum ve kıllet ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, umum ve şumûle işaret eder.
اَرْبَابًا - نُشْرِكَ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
دُونِ اللّٰهِ izafeti, gayrıyı tahkir ve kısa yoldan izah için gelmiştir.
اَرْبَابًا kelimesinde teşbih vardır. Ehli kitabın bazı haramları helal sayan alimleri, ibadete layık olan Allah’a benzetilmiştir. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
فَاِنْ تَوَلَّوْا فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ
فَ , istînâfiyyedir. Şart üslubunda gelen terkipte تَوَلَّوْا cümlesi, şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
فَ karînesiyle gelen فَقُولُوا اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ şeklindeki cevap cümlesi emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.
فَقُولُوا fiilinin mekulü’l-kavli olan اشْهَدُوا بِاَنَّا مُسْلِمُونَ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Tekid ve masdar harfi اَنَّ ve akabindeki بِاَنَّا مُسْلِمُونَ cümlesi masdar tevilinde اشْهَدْ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Müsned olan مُسْلِمُونَ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
قُلْ ve قُولُو arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
İki fiili cezm eden اِنْ şart harfi vukuu kesin olmayan durumlarda müstakbel için kullanılır. Mütekellim ya iki şey arasında tereddüt ediyordur ya da vuku bulacağına ihtimal vermiyordur. Yani fiilin gerçekleşme ve gerçekleşmeme ihtimali eşitse ya da gerçekleşmeme ihtimali daha da fazla ise şart için bu harf kullanılır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belâgat Dersleri Meani İlmi)
[Eğer onlar yine yüz çevirirlerse işte o zaman ‘Şahit olun ki biz Müslümanlarız!’ deyiniz.] Yani eğer onlar bunu kabul etmeyip yüz çevirirlerse “Biz Allah’ı bir bilip O’na kulluk ederek ihlaslı olanlarız, İbrahim’in dininden olanlarız. Şüphesiz ki o (İbrahim) hanif bir Müslümandır.” deyiniz. (Ebû Hafs Necmüddîn Ömer b. Muhammed b. Ahmed en-Nesefî es-Semerkandî, et-Teysîr fî (ʿilmi)’t-tefsîr, Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)