رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ ٨
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 2 | لَا |
|
|
| 3 | تُزِغْ | eğriltme |
|
| 4 | قُلُوبَنَا | kalblerimizi |
|
| 5 | بَعْدَ | sonra |
|
| 6 | إِذْ |
|
|
| 7 | هَدَيْتَنَا | bizi doğru yola ilettikten |
|
| 8 | وَهَبْ | ve ver |
|
| 9 | لَنَا | bize |
|
| 10 | مِنْ |
|
|
| 11 | لَدُنْكَ | katından |
|
| 12 | رَحْمَةً | bir rahmet |
|
| 13 | إِنَّكَ | kuşkusuz sen |
|
| 14 | أَنْتَ | yalnız sen |
|
| 15 | الْوَهَّابُ | çok bağış yapansın |
|
Râsihûne kelimesinin kökü رسخ olup bir şeyin sağlam bir şekilde yerleşmesi demektir. Ağır bir şeyin bir çukura yerleşmesi gibidir. (Yağmurun yağıp da yerin içine girmesi için de bu kelime kullanılır./Nouman Ali Khan) Bu kelime Kur’ân’ı Kerim’de yalnızca iki defa zikredilmiş olup ikisinde de ilimde râsih olma olarak geçmiştir. (Diğeri Nisa/162) Yani bu kimseler öyle ilim sahipleri ki ilimde kök salmışlar, çok derinleşmişler anlamındadır. (Müfredat - Sâbunî)
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ
Ayet, mahzuf fiilin mekulü’l kavl cümlesidir. Takdiri; قالوا أو قولوا (Dediler veya deyin) şeklindedir.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا ’ dır.
Fiil cümlesidir. لَا nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تُزِغْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’dir. قُلُوبَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
بَعۡدَ zaman zarfı, تُزِغْ fiiline mütealliktir. اِذْ zaman zarfı, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. هَدَيْتَنَا cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
هَدَيْتَ sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir تَ fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
هَبْ dua manasında, sükun üzere mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ’ dir. لَنَا car mecruru هَبْ fiiline mütealliktir. مِنْ لَدُنْكَ car mecruru هَبْ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir كَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. رَحْمَةً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır. Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تُزِغْ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
İsim cümlesidir. اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir, ismini nasb haberini ref eder.
كَ muttasıl zamiri اِنَّ ’ nin ismi olarak mahallen mansubdur. اَنْتَ fasıl zamiridir. الْوَهَّابُ kelimesi اِنَّ ’ nin haberi olup damme ile merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْوَهَّابُ ; mübalağalı ism-i fail kalıbıdır. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın, mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
Mübalağalı ism-i fail: Bir varlıkta bir niteliğin aşırı derecede bulunduğunu gösteren, fiilden türeyen, sıfat cinsinden isimlerdir. Mübalağalı ism-i failler Allah için kullanılırsa sıfat, insanlar için kullanılırsa mübalağa ya da lakap olurlar. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ
Fasılla gelen cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.
Takdiri قالوا olan fiilin mekulü’l-kavli olan رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا terkibi, nida üslubunda talebî inşâi isnaddır.
Nida harfinin mütekellimin münadaya yakın olma isteği sebebiyle hazfedilmesi îcâz-ı hazif sanatıdır.
Münada konumundaki رَبَّنَٓا izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellim zamirinin aid olduğu kişilerin Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteğini gösterir.
Nidanın cevabı olan لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ اِذْ هَدَيْتَنَا , nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan هَدَيْتَنَا cümlesi, بَعْدَ ’ nin muzâfun ileyhi olan zaman zarfı اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir. İzafet az sözle çok anlam ifade etme gayesiyle gelmiştir.
Emir üslubunda gelmiş talebî inşâî isnad olan وَهَبْ لَنَا مِنْ لَدُنْكَ رَحْمَةًۚ cümlesi, وَ ’ la nidanın cevabına atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nehiy üslubundan emir üslubuna iltifat sanatı vardır.
Nidanın cevabını oluşturan bu iki cümle, nehiy ve emir üslubunda olmasına rağmen vaz edildikleri anlamdan çıkarak dua manasına gelmeleri nedeniyle mecazı mürsel mürekkebdir.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. هَبْ fiiline müteallik olan لَنَا ve مِنْ لَدُنْكَ car-mecrurları, konudaki önemine binaen, mef’ûl olan رَحْمَةًۚ ’ e takdim edilmiştir.
رَحْمَةًۚ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
رَحْمَةًۚ - هَدَيْتَنَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
هَبْ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
لَدُنْكَ izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan لَدُنْ şeref kazanmıştır.
لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا [Kalplerimizi kaydırma] ifadesinde hal-mahal alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Kalp değil iman, düşünce vs kastedilmiştir.
اِنَّكَ اَنْتَ الْوَهَّابُ
Nidanın cevabına dahil olan ta’lil cümlesi olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. اِنَّ , fasıl zamiri ve haberin marife gelmesiyle tekid edilmiş cümle sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, lâzım-ı faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümle fasıl zamiri ve kasrla tekid edilmiştir. Fasıl zamiri, müsnedin الْ takısı ile gelmesi sebebiyle oluşan kasrı tekid içindir. Haberin الْ takısıyla marife olması, kasr ifadesinin yanında bu vasfın müsnedün ileyhte kemâl derecede olduğunu belirtir. كَ maksûr/mevsûf, الْوَهَّابُ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir.
Bu kasır mübalağa içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden fasıl zamiri, isim cümlesi ve müsnedin harf-i tarifle marife gelmesi olmak üzere üç tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.
İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Dua edenlerin, muhatap Allah Teâlâ olduğu halde sözlerini birden fazla unsurla tekid ederek söylemeleri, onların imanının kuvvetine ve Allah Teâlâ’nın Vehhâb sıfatına duydukları iştiyakın derecesine işarettir.
هَبْ - الْوَهَّابُ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
رَحْمَةًۚ ve الْوَهَّابُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.