وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ٣٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَقَالَ | ve dedi(ler) |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimseler |
|
| 3 | اسْتُضْعِفُوا | zayıf düşürülen(ler) |
|
| 4 | لِلَّذِينَ | kimselere |
|
| 5 | اسْتَكْبَرُوا | büyüklük taslayan(lara) |
|
| 6 | بَلْ | hayır |
|
| 7 | مَكْرُ | hileler (kuruyordunuz) |
|
| 8 | اللَّيْلِ | gece |
|
| 9 | وَالنَّهَارِ | ve gündüz |
|
| 10 | إِذْ |
|
|
| 11 | تَأْمُرُونَنَا | bize emrediyordunuz |
|
| 12 | أَنْ |
|
|
| 13 | نَكْفُرَ | inkar etmemizi |
|
| 14 | بِاللَّهِ | Allah’ı |
|
| 15 | وَنَجْعَلَ | ve koşmamızı |
|
| 16 | لَهُ | O’na |
|
| 17 | أَنْدَادًا | eşler |
|
| 18 | وَأَسَرُّوا | ve içlerinde gizlediler |
|
| 19 | النَّدَامَةَ | pişmanlıklarını |
|
| 20 | لَمَّا |
|
|
| 21 | رَأَوُا | gördüklerinde |
|
| 22 | الْعَذَابَ | azabı |
|
| 23 | وَجَعَلْنَا | biz de geçirdik |
|
| 24 | الْأَغْلَالَ | demir halkalar |
|
| 25 | فِي |
|
|
| 26 | أَعْنَاقِ | boyunlarına |
|
| 27 | الَّذِينَ | kimselerin |
|
| 28 | كَفَرُوا | inkar eden(ler) |
|
| 29 | هَلْ | mı? |
|
| 30 | يُجْزَوْنَ | cezalandırılacaklar |
|
| 31 | إِلَّا | başkasıyla |
|
| 32 | مَا | şeylerden |
|
| 33 | كَانُوا | oldukları |
|
| 34 | يَعْمَلُونَ | yapıyor(lar) |
|
İnkârcılıkta direnenlerin, Kur’an’da ve onun sık sık gönderme yaptığı diğer ilâhî kitaplarda ortaya konan ibret levhalarına ve ikna edici kanıtlara değer vermeyeceklerini kesin bir dille açıkladıklarına değinildikten sonra, bu dünyada kendinden emin bir biçimde bu bağnaz tavrı sürdüren ve böbürlenen bu kimselerin âhirette ne hallere düşecekleri, bu arada iradelerine hâkim olamayan ve onların yolunu izleme zaafı gösterenlerin suçu onlara yüklemeye çalışmalarının bir yarar sağlamayacağı canlı biçimde tasvir edilmektedir.
31. âyetin “bundan öncekilere” diye tercüme edilen kısmı genellikle “daha önceki peygamberlerin getirdiklerine” şeklinde açıklanmıştır (Taberî, XXII, 97; İbn Atıyye bazılarının buna “kıyamet vaktinin geleceğine” şeklinde mâna vermesini eleştirir; bk. IV, 420-421).
33. âyette geçen “eserrü’n-nedâmete” cümlesi, iç dünyalarındaki inanç ve hissiyatı belirten bir ifade olduğundan (İbn Atıyye, IV, 421), bunu “için için yanarlar” şeklinde tercüme etmeyi uygun bulduk. Bu kısımla ilgili diğer bazı yorumlar ise şunlardır: Önce birbirlerini itham eden sözlerle karşılıklı konuşurlarken azabı görüverince artık pişmanlığa delâlet eden bu birbirini suçlamayı gizlerler yani bundan vazgeçerler. Şöyle bir yorum da yapılabilir: Birbirlerine söz atıp dururlarken azabı görünce Secde sûresinin 12. âyetinde tasvir edildiği üzere Allah’a yalvarıp dünyaya döndürülmeleri ve iyi işler yapmak için kendilerine bir fırsat daha verilmesi yönünde dilekte bulunurlar. Bir görüşe göre buradaki eserra fiili “açığa çıkarma” anlamında olup, cümle “Pişmanlıklarını açıkça ortaya koyarlar” demektir (Râzî, XXV, 261; İbn Atıyye de bu kelimenin Arapça’da zıt anlamda asla kullanılmadığı gerekçesiyle bu yorumu eleştirir, IV, 421).
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ
Fiil cümlesidir. وَ istînâfiyyedir. قَالَ fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اسْتُضْعِفُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اسْتُضْعِفُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الَّذ۪ينَ cemi müzekker has ism-i mevsûl لِ harf-i ceriyle قَالَ fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اسْتَكْبَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
اسْتَكْبَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l-kavl mahzuftur. Takdiri, لم نكن مجرمين بل (mücrim değildik, aksine...) şeklindedir.
بَلْ idrâb ve atıf harfidir. Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna idrâb denir. “Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki” anlamlarını ifade eder.
Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:
1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.
2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
İsim cümlesidir. مَكْرُ mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الَّيْلِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. النَّهَارِ atıf harfi و ’la makabline matuftur. Mübtedanın haberi mahzuftur. Takdiri, صادّ (engelledi) şeklindedir.
اسْتُضْعِفُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi ضعف ’dir.
اسْتَكْبَرُوا fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi كبر ’dir.
Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamları katar.
اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ
Fiil cümlesidir. اِذْ zaman zarfı مَكْرُ ’ye mütealliktir. تَأْمُرُونَـنَٓا ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
تَأْمُرُونَـنَٓا fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mütekellim zamiri نَٓا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اَنْ ve masdar-ı müevvel, تَأْمُرُونَـنَٓا fiilinin ikinci mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اَنْ muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.
نَكْفُرَ fetha ile mansub muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. بِاللّٰهِ car mecruru بِ harfi ceriyle نَكْفُرَ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَجْعَلَ fetha ile mansub muzari fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri نحن ’dur. لَهُٓ car mecruru نَجْعَلَ fiiline mütealliktir. اَنْدَاداً mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
Fiil-i muzarinin başına اَنْ harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Değiştirme manasına gelen جَعَلَ kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek 3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَنْدَاداً ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. اَسَرُّوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّدَامَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. رَاَوُا الْعَذَابَ ile başlayan fiil cümlesi, muzâfun İleyh olarak mahallen mecrurdur.
رَاَوُا iki sakinin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الْعَذَابَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
لَمَّا ; maziden önce vakta ki ...dığı zaman, manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
اَسَرُّوا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi سرر ’dir.
İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.
وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. وَجَعَلْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur.
الْاَغْلَالَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. ف۪ٓي اَعْنَاقِ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası كَفَرُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.
كَفَرُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Fiil cümlesidir. هَلْ nefy manasında istifham harfidir. يُجْزَوْنَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû meçhul muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur.
اِلَّا hasr edatıdır. مَا masdariyyedir. مَا ve masdar-ı müevvel mahzuf بَ harf-i ceri ile mahallen mecrurdur. Takdiri, بما كانوا ...şeklindedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. isim cümlesinin önüne geldiğinde ismini ref haberini nasb eder.
كَانُوا nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. كَانُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و muttasıl zamiri olarak mahallen merfûdur. يَعْمَلُونَ cümlesi, كَانُوا ’nun haberi olarak mahallen mansubdur.
يَعْمَلُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.
Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman, Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَقَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا
Ayet atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki …قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُو cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
قَالَ filinin faili konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ’nin sıla cümlesi olan اسْتُضْعِفُٓوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, tahkir kastının yanında sonraki habere dikkat çekmek içindir.
اسْتُضْعِفُوا fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada, naib-i fail olur.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
قَالَ fiiline müteallik car-mecrur لِلَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan اسْتَكْبَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, لم نكن مجرمين (Biz mücrim değildik) olan mekulü’l-kavl cümlesi mahzuftur.
الَّذ۪ينَ ’lerde reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.
اسْتُضْعِفُوا - اسْتَكْبَرُوا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
Şayet قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا [Kendilerini büyük göstermiş olan dediler ki] ifadesinde atıf harfine yer verilmediği halde قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ [Ve zayıf görülenler dediler ki] ifadesinde yer verilmiş? dersen şöyle derim: Çünkü zayıf görülenlerin sözleri daha önce geçtiği için, cevabı atıfsız yeni bir cümle halinde zikredilmiş, ardından yine onlara ait bir söze yer verilmiş ve bu söz de önceki sözlerine atfedilmiştir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
بَلْ مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداًۜ وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ
Beyânî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.
بَلِ , intikal için gelmiş idrâb harfidir. مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ اِذْ تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. مَكْرُ الَّيْلِ izafeti, takdiri صادّ (engelledi) olan mahzuf haber için mübtedadır. Müsnedün ileyh, veciz ifade kastına binaen izafet formunda gelmiştir.
النَّهَارِ , muzafun ileyh olan الَّيْلِ ‘ye tezat nedeniyle atfedilmiştir.
مَكْرُ الَّيْلِ وَالنَّهَارِ izafetlerinde zamana isnad alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatı vardır.
الَّيْلِ ve النَّهَارِ kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.
اِذْ zaman zarfı, مَكْرُ ’ ‘ya mütealliktir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan تَأْمُرُونَـنَٓا اَنْ نَكْفُرَ بِاللّٰهِ cümlesi, اِذْ ’ in muzâfun ileyhidir.
اَنْ , muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir. اَنْ ve akabindeki نَكْفُرَ بِاللّٰهِ cümlesi, masdar teviliyle تَأْمُرُونَـنَٓا fiilinin mef'ûlü konumundadır. Masdar-ı müevvel müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
Aynı üslupta gelen وَنَجْعَلَ لَهُٓ اَنْدَاداً cümlesi, masdar-ı müevvele atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُٓ , konudaki önemine binaen mef’ûl olan اَنْدَاداً ’e takdim edilmiştir.
Mef’ûl olan اَنْدَاداً ’deki nekrelik, kesret ve nev ifade eder.
Ayetin sonunda müradifi zikredilen نَجْعَلَ kelimesinde irsâd sanatı vardır.
اَنْدَاداً lafzı نِدٍّ ’in cemisidir. Mümasil (eş, benzer, denk) demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Bu ayette zamana isnad vardır. Çünkü مَكْرُ ’in meydana geldiği zaman gündüz ve gecedir.
مَكْرُ kelimesi الَّيْلِ ’e (geceye) ve النَّهَارِ ’a (gündüze) izafe edilmiş. Halbuki asıl izafe edilmesi gereken kelime insanlar olmalıdır. Gece ve gündüz, zaman ifade eden iki kelimedir. Onların hile yapma kabiliyetleri, daha doğrusu potansiyelleri yoktur. (Alimlerin farklı görüşleri sebebiyle yukarıda bu nispet zamana isnad şeklinde isimlendirilmiştir.) (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
مَكْرُ kelimesinin, الَّيْلِ وَالنَّهَارِ ’a isnadı mecâz-ı aklîdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
وَاَسَرُّوا النَّدَامَةَ cümlesi, ayetin başındaki …قَالَ الَّذ۪ينَ cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)
Müsnedün ileyh مَكْرُ ve mef’ûl olan النَّدَامَةَ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar, ism-i fail ve ism-i mef’ûl yerinde kullanılabilirler. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler.
Önceki ayetteki, … قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُٓوا cümlesiyle bu ayetteki … قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Bu ayet, “Onlar, suçu ve kabahati daha önce birbirlerine atıyorlardı. Ama kendilerine, onları başka her şeyden alıkoyan o azap gelince bu pişmanlığı ifade eden atışmayı içlerine attılar” demektir. Buradaki اَسَرُّ fiilinin, “ortaya koymak” anlamına geldiği, ayetin manasının, “Onlar pişmanlıklarını ortaya koyup izhar ettiler” şeklinde olduğu da ileri sürülmüştür. Şöyle de denebilir: Onlar, karşılıklı olarak birbirlerini suçlayınca [Ey Rabbimiz gördük, işittik. Şimdi bizi geri çevir de güzel amelde bulunalım. (Secde Suresi, 12)] diyerek Allah'a döndüler. Daha sonra kendilerine cevap verilerek, artık onlar için geriye dönüşün mümkün olmadığı haber verildi de işte bu sebeple onlar, bu sözlerini içlerinde sakladılar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Anılan iki fırka, azabı gördüklerinde, dalaletlerine ve saptırmalarına duydukları pişmanlıklarını, ayıplanmak korkusuyla birbirlerinden gizleyecekler. Yahut pişmanlıklarını açıklayacaklar, demektir. Zira isrâr اَسَرُّ kelimesi iki zıt manaya gelen kelimelerdendir. Onların haline münasip olan mana da bu ikinci manadır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
بَلْ atıf harfidir. Kendisinden sonra cümle geldiğinde idrâb harfi olur. İdrâbın manası bazen mukabilinin -kendinden öncekinin- hükmünü iptal, bazen da bir manadan diğerine intikaldir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s. 437)
بَلْ atıf edatlarından biridir. Ancak diğer atıf edatları gibi hüküm bakımından atıf görevi görmez. Bu edat, matufu sadece îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
بَلْ harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ
Cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfı لَمَّا ’nın müteallakı cevap cümlesidir.
Şart üslubunda gelen terkipte müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan رَاَوُا الْعَذَابَۜ şart cümlesi, لَمَّا ’nın muzâfun ileyhidir.
رَاَوُا الْعَذَابَ [azabı gördüler] ifadesinde istiare sanatı vardır. Görmek fiili hissetmek anlamında kullanılmıştır. Çünkü azap görülmez, etkileri hissedilir. Azabın görülen bir maddi varlığa benzetilmesi, onun korkunçluğunu artırmak içindir. Bu üslupta mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.
Sebep müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürsel sanatıdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir.
Mahzuf şart ve mezkür cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır.
Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)
Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur'an-ı Kerim’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları, Doktora Tezi)
Cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecâz-ı mürsel mürekkeptir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Mûsa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, s. 424)
Ruveynî’ye göre رَاَوُا fiilinin ilim manasında kullanılmasında, sebeb müsebbeb alakası ile mecazı mürsel vardır. Zikredilen rüyet, kastedilen ise ilim olan müsebbeptir. Şöyle de ifade edilebilirsiniz; manevi, akli ve görünmez olan bir anlatım, gözle görülen, canlı bir şey menziline konuldu. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i Meryem Suresi)
وَجَعَلْنَا الْاَغْلَالَ ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
Cümle atıf harfi وَ ‘la لَمَّا رَاَوُا الْعَذَابَۜ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada haber cümlesi inşâ cümlesine atfedilmiştir. Matufun aleyhin haberî manada olması, haber cümlesinin inşâ cümlesine atfını mümkün kılmıştır. Inşâ üslubundan haber üslubuna geçişte iltifat sanatı vardır.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
جَعَلْنَا fiilinin azamet zamirine isnad edilmesi, işin Allah'ın bizzat celâliyle, kudretiyle, kemâliyle ilgili olduğunu belirterek tazim ifade eder. Azamet zamiri, ululuğu izhar etmedir.
ف۪ٓي اَعْنَاقِ car mecruru, mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. İkinci mef’ûlün hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
اَعْنَاقِ için muzafun ileyh konumundaki cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan كَفَرُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
ف۪ٓي اَعْنَاقِ الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ ifadesindeki ف۪ٓي harfinde istiare sanatı vardır. ف۪ٓي harfi, عَلَى harfi yerinde kullanılmıştır. Bilindiği gibi فِی harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen اَعْنَاقِ, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.
Veya boyun ve kelepçe kelimeleriyle kalp sanatı yapılmıştır. Kelepçenin içine boyun demek yerine, boynun içine kelepçe denmiştir.
Cümlede temsilî istiare vardır. Kâfirler, boyunları zincirlerle sarılmış kölelere, doğruyu bulma kabiliyetinden yoksun kişilere benzetilmiştir. Bu durum, kâfirlerin halini ve dalalette kalışlarını, hidayete eremeyişlerini, hidayeti bulamayışlarını temsil eder.
Zamir makamında bahsi geçenlerin الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ şeklinde zahiren zikredilmesi, tahkir ifadesinin yanında durumlarının ne kadar kötü olduğunu vurgulamıştır. Bu ifadede iltifat, ıtnâb ve reddü'l acüz ale’s sadr sanatları vardır.
كَفَرُواۜ - نَكْفُرَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
مَكْرُ - نَكْفُرَ ve اَنْدَاداًۜ - النَّدَامَةَ gruplarındaki kelimeler arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Boyunda bukağılar bulunması, o kişinin boyun eğmemesi ve itaat etmemesi anlamındadır. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Yasin Suresi 8, c. 2, s. 34-35)
“Biz de o küfredenlerin boyunlarına, (ateşten) bukağılar takarız” ifadesi, o azabın keyfiyetine, sırf görmenin kâfi gelmediğine, “tam aksine onlar o azabı görünce onun içine düşeceklerine hükmettiklerine, böylece nedameti terk ettiklerine ve o azaba düştüklerine; derken, boyunlarına ateşten bukağıların takıldığına “Yapmakla olduklarından mı cezalandırılacaklardı ya?!” ifadesi de bunun, adalet gereği onların müstehakkı ve cezası olduğuna bir işarettir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
Eğer لقد جعلت في أعناقهم اَغْلَالَ (Doğrusu onların boyunlarında bukağılar var) denilseydi, bu bukağıların çözüleceği ümit edilirdi, ama hiç kimsenin Allah'ın takdirini ve hükmünü değiştirmeye gücü yetmez. Allah'ın kapattığını kimse açamaz, açtığını da kimse kapatamaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Yasin Suresi 8, c. 2, s. 35)
Burada, “onların boyunlarına” denilmeyip “o kâfirlerin boyunlarına” denilmesi, onların zemmini teşhir etmek ve boyunlarına halka vurulmayı gerektiren sebebe dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
هَلْ يُجْزَوْنَ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ
Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.
يُجْزَوْنَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
Nefî manasındaki istifham harfi هَلْ ve istisna harfi اِلَّا ile oluşan iki tekid hükmündeki kasr, cümleyi tekid etmiştir. Kasır fiille mef’ûlü arasındadır. يُجْزَوْنَ maksûr/sıfat, mecrur mahaldeki masdar-ı müevvel maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere kasr-ı sıfat alel mevsûftur. Cezalandırılmaları, yapmış oldukları amele kasredilmiştir.
Masdar harfi مَا ve akabindeki كَانُوا يَعْمَلُونَ cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen ب harfiyle birlikte يُجْزَوْنَ fiiline mütealliktir. Masdar-ı müevvel nakıs fiil كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cer harfinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَعْمَلُونَ۟ cümlesi, كَانَ ’nin haberidir.
كَانَ ’nin haberinin muzari fiil cümlesi olması, hükmü takviye, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
كَانَ ’nin haberi muzari fiil olduğunda, genellikle devam edegelen maziye, adet haline gelmiş davranışlara delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)
İstifham harfi هَلْ burada inkâridir. İstisna da müferrağdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
نَجْعَلَ - يَعْمَلُونَ۟ kelimeleri arasında murââti nazîr sanatı vardır.