Fâtır Sûresi 11. Ayet

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ  ١١

Allah, sizi önce topraktan, sonra da az bir sudan (meniden) yarattı. Sonra sizi (erkekli dişili) eşler yaptı. Allah’ın ilmine dayanmadan hiçbir dişi ne hamile kalır, ne de doğurur. Herhangi bir kimseye uzun ömür verilmez, yahut ömrü kısaltılmaz ki bu bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı) olmasın. Şüphesiz bu, Allah’a kolaydır.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاللَّهُ ve Allah
2 خَلَقَكُمْ sizi yarattı خ ل ق
3 مِنْ -tan
4 تُرَابٍ toprak- ت ر ب
5 ثُمَّ sonra
6 مِنْ -den
7 نُطْفَةٍ nutfe(sperm)- ن ط ف
8 ثُمَّ sonra
9 جَعَلَكُمْ sizi yaptı ج ع ل
10 أَزْوَاجًا çift çift ز و ج
11 وَمَا
12 تَحْمِلُ gebe kalamaz ح م ل
13 مِنْ hiçbir
14 أُنْثَىٰ dişi ا ن ث
15 وَلَا ve
16 تَضَعُ doğuramaz و ض ع
17 إِلَّا dışında
18 بِعِلْمِهِ O’nun bilgisi ع ل م
19 وَمَا ve verilmez
20 يُعَمَّرُ ömür ع م ر
21 مِنْ hiçbir
22 مُعَمَّرٍ canlıya ع م ر
23 وَلَا ve
24 يُنْقَصُ azaltılmaz ن ق ص
25 مِنْ -nden
26 عُمُرِهِ onun ömrü- ع م ر
27 إِلَّا (yazılmadıkça)
28 فِي
29 كِتَابٍ Kitapta ك ت ب
30 إِنَّ şüphesiz
31 ذَٰلِكَ bu
32 عَلَى göre
33 اللَّهِ Allah’a
34 يَسِيرٌ kolaydır ي س ر
 

Bir taraftan Cenâb-ı Hakk’ın yaratıcılık sıfatına değinilirken, diğer taraftan da O’nun bütün yaratılmışlara ait ayrıntıların bilgisine sahip olduğu belirtilmektedir. Bu çerçevede, bir dişinin gebe kalması ve doğurması yani yeni bir canlının dünyaya gelmesinden her bir canlının ömrünün miktarına kadar evrende olup biten bütün olaylar ve incelikleri O’nun nezdinde mâlûmdur. Bir insanın ömrünün uzun veya kısa oluşu tesadüfe yahut kendiliğinden oluşa değil Allah’ın iradesine bağlıdır; bu irade değişmemek üzere levh-i mahfûz diye bilinen özel bir kayıt sistemine de bağlanmıştır. Âyetin “Bir canlının ömrünün uzun olması da kısa tutulması da mutlaka yazgıya uygun olarak gerçekleşir” şeklinde çevrilen kısmı için şu yorumlar da yapılmıştır: a) Herkesin ömrünün ne kadar olacağı tamı tamına kayıtlı olduğu gibi bunun yaşanan her günü, ayı, senesi de kaydedilmektedir. Bu cümlenin “ömründen eksilen, eksiltilen” anlamına gelen ikinci kısmından maksat işte ömrün bu bölümü yani yaşanan ve bu yönde kayda geçirilen miktarıdır; “verilen ömür” anlamına gelen birinci kısmından maksat ise ömrün kalan bölümüdür. b) Bu cümle “Bir canlının ömrünün uzatılması da kısaltılması da mutlaka yazılıdır” anlamına gelmektedir. Hadislerde belirtildiği üzere bazı sebeplerle ömür uzatılabilir veya kısaltılabilir; ama bu da Allah’ın iradesiyle olmaktadır ve O’nun ezelî ilminde mevcuttur (bir kitapta kayıtlıdır). Allah’ın bildikleri insanlar tarafından bilinmediğinden, bu durum dünya hayatının sınav düzenini ve kişinin sorumluluğunu etkilemez (Şevkânî, IV, 391-392; irade ve kader konusunda bilgi için bk. Bakara 2/7; Enfâl 8/20-23; insanın topraktan yaratılması ve nutfe hakkında bilgi için bk. Hac 22/5; Mü’minûn 23/13-14; Rûm 30/20; insanların kendi nefislerinden eşler yaratılması hakkında bk. Nisâ 4/1).

 


 Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 454-455
 

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ

 

İsim cümlesidir. وَ  istinâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur.  خَلَقَكُمْ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

خَلَقَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamiri  كُمْ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ تُرَابٍ  car mecruru  خَلَقَكُمْ ‘e mütealliktir.  

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  مِنْ نُطْفَةٍ  car mecruru  خَلَقَكُمْ  fiiline mütealliktir.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. جَعَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  اَزْوَاجاً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

ثُمَّ : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir: 1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek. 2. Bir halden başka bir hale geçmek  3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تَحْمِلُ  damme ile merfû muzari fiildir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  اُنْثٰى  mukadder elif üzere lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur.  

لَا تَضَعُ  fiili atıf harfi  وَ ‘la  تَحْمِلُ ‘ya matuftur.  

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  تَضَعُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هى ‘dir. اِلَّا  hasr edatıdır. 

بِعِلْمِه۪  car mecruru  اُنْثٰى ‘nın mahzuf haline mütealliktir. Takdiri, إلّا متلبّسة بعلمه أو إلّا معلوما حملها له (Bilgisi olmadıkça veya onu taşıdığı bilinmedikçe) şeklindedir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.   

مِنْ  nefy, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341) 

 وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يُعَمَّرُ  damme ile merfû meçhul muzari fiildir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir. مُعَمَّرٍ  lafzen mecrur, naib-i fail olarak mahallen merfûdur. لَا يُنْقَصُ  cümlesi, atıf harfi  وَ ‘la  مَا يُعَمَّرُ ‘ya matuftur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  يُنْقَصُ  damme ile merfû, meçhul muzari fiildir.  مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  عُمُرِه۪ٓ  lafzen mecrur, naib-i fail olarak mahallen merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

اِلَّا  hasr edatıdır.  ف۪ي كِتَابٍ  car mecruru مُعَمَّرٍ  veya  عُمُرِه۪ٓ ‘nin mahzuf haline mütealliktir.

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman, Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُعَمَّرُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  عمر ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

مُعَمَّرٍ , sülâsi mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.  

 اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ

 

 

İsim cümlesidir.  اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

ذٰلِكَ  işaret ismi  اِنَّ ‘nin ismi olarak mahallen mansubdur. ل  harfi buud, yani uzaklık belirten harf,  ك  ise muhatap zamiridir. عَلَى اللّٰهِ  car mecruru يَس۪يرٌ ‘e mütealliktir. يَس۪يرٌ  kelimesi,  اِنَّ ‘nin haberi olup damme ile merfûdur.

 

وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ ثُمَّ جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاًۜ 

وَ , istînâfiyyedir.

İstînâfiyye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine îrab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiyye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâgatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Ayetin ilk cümlesi olan  وَاللّٰهُ خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ ثُمَّ مِنْ نُطْفَةٍ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle  marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

Cümlede müsned olan  خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.107)

İsim cümlesinde müsnedin mazi fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

مِنْ نُطْفَةٍ  ve ona temâsül nedeniyle atfedilen  مِنْ تُرَابٍ  car-mecrurları, خَلَقَكُمْ  fiiline mütealliktir. 

جَعَلَكُمْ اَزْوَاجاً  cümlesi, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile haber olan  خَلَقَكُمْ مِنْ تُرَابٍ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

İnsanın yaratılış evreleri sayılarak taksim sanatı yapılmıştır. 

Ayette ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Ayette yaradılış evrelerinin sıralanmasında asıl amaç Allah Teâlâ’nın yüce kudretini muhataba göstermektir. Kevni ayetlerin sayılmasının altında bu yüceliği vurgulama amacı vardır.

تُرَابٍ - نُطْفَةٍ  ve  اَزْوَاجاًۜ  kelimelerindeki nekrelik, nev ve tazim ifade eder.

مِنْ  ve  ثُمَّ ’nin tekrarında ıtnab ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ثُمَّ , istidrâc (tedrici olarak bir dereceden diğerine yükselmek) ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr) 

جَعَلَ  fiili, َ ُّوَجَعَلَ الظُّلُمَاتِ وَالنُّورَۜ  ayetindeki gibi, احدث  (var etti) ve  انشئ  (meydana getirdi) anlamları taşıdığı zaman bir mef'ûl alırken,  وَجَعَلُوا الْمَلٰٓئِكَةَ الَّذ۪ينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمٰنِ اِنَاثاًۜ  [Rahman’ın kulları olan melekleri dişi haline çevirdiler.] (Zuhruf, 43/19) ayetindeki gibi, صيّر  (çevirme, başkalaştırma) anlamına geldiğinde, iki mef'ûl alır.  خَلَقَ  ile  جَعَلَ  arasındaki fark şudur:  خَلَقَ  lafzında, takdir (ölçüp biçme, belirleme) anlamı bulunurken,  جَعَلَ  kelimesinde tazmin (içine katma) anlamı vardır. Tıpkı, bir şeyden bir şeyi meydana getirmek veya halden hale sokmak yahut bir yerden bir yere nakletmek gibi. Bu ayette bu anlamlar vardır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Enam/1) 

 

وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. Müspet sıygadan menfî sıygaya iltifat sanatı vardır.

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. 

مِنْ اُنْثٰى ‘ya dahil olan  مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir.

مِنْ اُنْثٰى ‘daki nekrelik, umum ve cins ifade eder. Zaid  مِنْ  harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümule işarettir.

وَلَا تَضَعُ اِلَّا بِعِلْمِه۪ۜ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la  … تَحْمِلُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkarî kelamdır. Nefy harfinin tekrarı tekid ifade eder. 

بِعِلْمِه۪  car mecruru,  مِنْ اُنْثٰى ’nın mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

 بِعِلْمِه۪ۜ  car-mecruru, mahzuf hale mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Yani  إلا معلومًا حملُها ووضعُها .

اِلَّا  istisna edatı, istisna müferrağ, بِعِلْمِه۪ۜ , umumu halden müstesnadır. بِعِلْمِه۪ۜ ‘deki min harfi mülabeset içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)  

Nefy harfi  لَا  ve  مَا , istisna harfi  اِلَّا  ile kasr oluşturmuştur. Kasr, fail ile car mecrur arasındadır.  اُنْثٰى  maksûr/mevsûf,  بِعِلْمِه۪ۜ  maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

Nefiy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille car-mecrur arasındadır.  تَحْمِلُ  ve  تَضَعُ  maksûr/sıfat, بِعِلْمِه۪ۜ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. 

Birbirine atfedilmiş iki cümlede tahsis yani; olumsuz mananın yanında bir de olumlu mana ifadesi vardır. 

Veciz anlatım kastıyla gelen  بِعِلْمِه۪ۜ  izafetinde Allah Teâlâ’ya ait zamire muzâf olan  عِلْمِ , şan ve şeref kazanmıştır.

وَمَا تَحْمِلُ مِنْ اُنْثٰى  cümlesiyle  وَلَا تَضَعُ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

تَحْمِلُ  (Gebe kalır) - تَضَعُ (Doğurur), kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.

Ayetin bu cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. Ayetin ‘kadının hamile kalması ve doğurması Allah’ın ilmi dahilinde olduğu’ zahir anlamına , Allah Teâlânın ilminin herşeyi kapladığı anlamı idmâc edilmiştir. 


وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ 

 

Cümle  atıf harfi  وَ ‘la istînâfa atfedilmiştir. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır. Muzari fiil hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm  ifade etmiştir. 

Lafzen mecrur mahallen merfu olan naib-i fail  مِنْ مُعَمَّرٍ ‘daki  مِنْ , tekid ifade eden zaid harftir. 

Kelimedeki nekrelik kıllet ifade eder. Zaid  مِنْ  harfi kelimeye “hiçbir” anlamı katmıştır. Menfî siyakta nekre, umum ve şümule işarettir.

وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ اِلَّا ف۪ي كِتَابٍۜ  cümlesi  atıf harfi وَ ‘la   … وَمَا يُعَمَّرُ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.

Muzari fiil sıygasında faide-i haber inkarî kelamdır. Nefy harfinin tekrarı tekid ifade eder. 

ف۪ي كِتَابٍ  car mecruru, مِنْ مُعَمَّرٍ ’in mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.  

Nefy harfi  لَا  ve مَا , istisna harfi  اِلَّا  ile kasr oluşturmuştur. Kasr, fail ile car-mecrur arasındadır. مُعَمَّرٍ  maksûr/mevsûf,  ف۪ي كِتَابٍۜ  maksûrun aleyh/sıfat olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır.

Nefiy harfi  مَٓا  ve istisna harfi  اِلَّٓا  ile oluşan iki tekit hükmündeki kasr cümleyi tekid etmiştir. Kasr, fiille car-mecrur arasındadır.  يُعَمَّرُ  ve  يُنْقَصُ  maksûr/sıfat, ف۪ي كِتَابٍۜ  maksûrun aleyh/mevsûf olmak üzere, kasr-ı sıfat ale’l-mevsûftur. 

يُنْقَصُ  fiiline müteallik  مِنْ عُمُرِه۪ٓ  car-mecrurundaki nekrelik, kıllet ifade eder.

ف۪ي كِتَابٍۜ  car-mecrurundaki  ف۪ي  harfinde istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen kitap, mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf kullanılmıştır. Kitabın münderecatı, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır. Mübalağa ifade eden bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

Kitap, Allah'ın ilmi manasında kinayedir.

وَمَا يُعَمَّرُ مِنْ مُعَمَّرٍ  cümlesiyle  وَلَا يُنْقَصُ مِنْ عُمُرِه۪ٓ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

يُعَمَّرُ - مُعَمَّرٍ - عُمُرِه۪ٓ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

يُعَمَّرُ - يُنْقَصُ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafîy, مَا يُعَمَّرُ - مُعَمَّرٍ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.

يُنْقَصُ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur. 

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s.127)

Kitap Levh-i Mahfuz’dur. İbn Abbas’dan rivayet edildiğine göre, Allah’ın kitabı ile Allah’ın ilminin kastedilmesi de mümkündür. İnsanın kendi kader sayfası da olabilir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl) 

Ayetteki muzari fiiller, hudus, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

 

اِنَّ ذٰلِكَ عَلَى اللّٰهِ يَس۪يرٌ

 

Beyanî istînâf veya ta’liliyye olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Ta’lil cümleleri kastedilen mananın sebebini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

اِنَّ  ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilene dikkat çekip zihinlerde yerleştirmek, işaret edilen manayı kâmil bir şekilde tarif edip ortaya çıkarmak içindir. Ayrıca bahsedilen şeyin açıklanmasının çok önemli olduğuna ve mertebesinin yüksekliğine delalet ederek tazim ifade eder.

Ayrıca uzağı işaret etmede kullanılan bu işaret isminde istiare vardır. Tecessüm ve cem’ ifade eden  ذٰلِكَ  ile Allah’ın kudretine, bilgisine işaret edilmiştir. Bu ifadede mübalağa ve tecessüm sanatları da vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Cümlede  عَلَى اللّٰهِ  car mecruru, ihtimam sebebiyle amili  يَس۪يرٌ ’a takdim edilmiştir. Çünkü kolaylık Allah’a isnad edilmiştir. 

Müsned olan  يَس۪يرٌ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın müsnedün ileyhte sürekli varlığına, onun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret ederek isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ve isim cümlesi olmak üzere iki tekid içeren bu ve benzeri cümleler çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

Zamir makamında  اللّٰهِ  isminin hükmün illetini bildirmek için zahiren tekrarlanmasında, iltifat tecrîd, ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Burada zamir makamında ism-i celâlin zahir olarak zikredilmesi, hükmün illetini bildirmek içindir. Çünkü Allah kelimesinin masdarı olan ulûhiyet, Allah Teâlâ’nın kemâl sıfatlarını ifadede asıldır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l- Akli’s-Selîm, Nisa/17)

Sayfadaki biri hariç bütün ayetlerin fasılalarını teşkil eden  و- ر  ve  ي - ر  harflerinden oluşan ahenk, duyanların, okuyanların gönlünü fethedecek güzelliktedir. Cemi müzekker salim kalıbındaki bu fasılalarda lüzum ma la yelzem sanatı vardır.

Bu sanat; fasıla veya kafiye harfinden önce gerekli olmadığı halde bir veya daha fazla harfin aynısının getirilmesidir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Bedî’ İlmi, s. 201-202)