Fussilet Sûresi 50. Ayet

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ  ٥٠

Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka “Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O’nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır” der. Andolsun, biz inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلَئِنْ ve eğer
2 أَذَقْنَاهُ biz ona taddırırsak ذ و ق
3 رَحْمَةً bir rahmet ر ح م
4 مِنَّا kendimizden
5 مِنْ
6 بَعْدِ sonra ب ع د
7 ضَرَّاءَ bir zarardan ض ر ر
8 مَسَّتْهُ ona dokunan م س س
9 لَيَقُولَنَّ elbette der ki ق و ل
10 هَٰذَا bu
11 لِي benim hakkımdır
12 وَمَا ve
13 أَظُنُّ sanmıyorum ظ ن ن
14 السَّاعَةَ kıyametin س و ع
15 قَائِمَةً kopacağını ق و م
16 وَلَئِنْ eğer
17 رُجِعْتُ götürülmüş olsam bile ر ج ع
18 إِلَىٰ
19 رَبِّي Rabbime ر ب ب
20 إِنَّ muhakkak
21 لِي benim için vardır
22 عِنْدَهُ O’nun yanında ع ن د
23 لَلْحُسْنَىٰ daha güzel şeyler ح س ن
24 فَلَنُنَبِّئَنَّ biz mutlaka haber vereceğiz ن ب ا
25 الَّذِينَ kimselere
26 كَفَرُوا inkar edenlere ك ف ر
27 بِمَا
28 عَمِلُوا yaptıklarını ع م ل
29 وَلَنُذِيقَنَّهُمْ ve mutlaka taddıracağız ذ و ق
30 مِنْ -dan
31 عَذَابٍ azab- ع ذ ب
32 غَلِيظٍ kaba غ ل ظ
 

“İyi” diye çevirdiğimiz metindeki hayır kelimesi, bu bağlamda özellikle zenginlik, sağlık, mevki, itibar, güç gibi dünyevî imkân ve menfaatleri ifade ettiği için kelimeyi bu bağlamda “çıkarına uygun şeyler” diye anlamak uygun olur.

Burada aslında Mekke putperestlerinin karakter yapısına dair bilgi verilmekle birlikte, daha genel olarak sağlıklı bir din ve ahlâk eğitiminden geçmemiş, ruhsal yetkinlik kazanmamış pek çok insanı da kuşatan bir karakter tipi tanıtılmaktadır. 49. âyette ilâhî vahyin terbiyesinden geçip gönül zenginliğine ulaşamamış, ruhsal arınmasını gerçekleştirememiş insanın dünyevî menfaatler konusundaki açgözlülüğü; ayrıca böyle birinin, yine ruhî gelişmemişlik ve mânevî yoksulluk nedeniyle hayatın mihnetleriyle, belâ ve sıkıntılarıyla karşılaştığında sergilediği dayanıksızlık, ümitsizlik ve karamsarlık dile getirilmektedir.

Bir sıkıntıdan sonra nimet ve bolluğa, rahatlığa kavuştuğunda bunu Allah’ın lutfu bilerek O’na şükran ve minnet duygularını arzetmek yerine, “Bu benim hakkımdır; bunu hak ederek kazandım; buna lâyık bir adam olduğum için Allah lutfetti” gibi sözler söylemek veya bu anlama gelebilecek küstahça bir tavır takınmak, 51. âyetteki ifadesiyle “arkasını dönüp uzaklaşmak” da açıkça Mekke putperestlerinin “cehâlet ve sefâhet” olarak anılan barbarlık zihniyetiyle örtüşen bir iman ve ahlâk yoksulluğu, hamlık ve cehâlet alâmeti, ahmakça bir kendini beğenmişlik ve kendine güven işaretidir. Kezâ bu tiplerin, “Rabbime varacak olsam bile O’nun huzurunda benim için güzel şeyler bulunduğundan eminim” şeklindeki ifadeleri de aynı zihniyet ve karakter yapısının dışa yansıması olan bir sorumsuzluk, ciddiyetsizlik ve küstahlık örneğidir. Bu âyetlerden çıkardığımız derse göre iman ve ahlâkta kemale ermiş olan kişi ise, tam aksine, Allah karşısında kulluğunun bilincinde olur; nimeti O’ndan bilir, sahip olduğunda şükreder, kaybettiğinde sabreder; yoklukta olduğu gibi varlıkta da Allah’a kulluğunu ve niyazını sürdürür; nihayet âhiret konusunda tam bir sorumluluk kaygısı duyar, buna göre yaşar, buna göre konuşur.

 

Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 4 Sayfa: 722-723
 

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ve matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ve matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَذَقْنَا  şart fiili olup sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur. رَحْمَةً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. مِنَّا  car mecruru  رَحْمَةً ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir.

بَعْدَ  zaman zarfı  اَذَقْنَا  fiiline mütealliktir.  ضَرَّٓاءَ  muzâfun ileyh olup, gayr-i munsarif olduğundan cer alameti fethadır. Sonundaki harf zaid yani kelimenin kök harflerinden olmayan elif-i memdudedir. مَسَّتْهُ  cümlesi,  ضَرَّٓاءَ ’ nin sıfatı olarak mahallen mecrurdur.

مَسَّتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlün bih olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.  

يَقُولَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Zamir olan çoğul  و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Fiilin sonundaki  نَ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. Mekulü’l-kavli  هٰذَا ل۪ي ‘dir.  يَقُولَنَّ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

İsim cümlesidir. İşaret ismi  هٰذَا  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل۪ي  car mecruru mübtedanın mahzuf haberine mütealliktir. 

Tekid nunları, bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lamı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)

Şart ve cevap fiilleri mazi de muzari de gelebilir. Ancak aslolan ikisinin de muzari gelmesidir. Cevap cümlesi ise mazi ve muzari cümleleriyle gelebildiği gibi diğer cümlelerle de gelebilir. 

Cevap cümlesi; başına hiçbir edat gelmeyen olumlu mazi ve muzari olarak geldiğinde başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez. Ayrıca  لَمْ  (cahd-ı mutlak) ve  لَا (nefyi istikbal) ile menfi olan muzari olarak geldiğinde de umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelmez, bunun haricinde gelen cümle çeşitlerinde ise umumiyetle başına cevap (rabıt  ف ’si) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar. 

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَذَقْنَا  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  ذوق ’dir.

İf’al babı fiille tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar.


وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ 

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  مَٓا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. اَظُنُّ  damme ile merfû muzari fiildir. Sanmak anlamında kalp fiilidir. Faili müstetir olup takdiri  أنا ’dir.  السَّاعَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. قَٓائِمَةً  ikinci mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur.

Kalp fiilleri (iki mef’ûl alan fiiller); bir mef’ûl ile manası tamamlanamayıp ikinci mef’ûle ihtiyaç duyan fiillerdir. Bu fiiller isim cümlesinin önüne gelirler, mübtedayı ve haberi iki mef’ûl yaparak nasbederler. 3 gruba ayrılırlar:

1. Bilmek manasında olanlar.  ألفي -  دري -  رأي -  وجد - علم fiilleridir. 2. Sanmak manası ifade edenler, kesine yakın bilgi ifade ederler. “Sanmak, zannetmek, saymak, kendisine öyle gelmek” gibi manalara gelir. ظنّ -  حسب -  خال - زعم - عدّ  fiilleridir.

3. grupta olan değiştirme manası ifade edenler aynı anlama gelmedikleri halde görevleri itibariyle onlara benzerliklerinden kalp fiilleri adı altına girmişlerdir. جعل - صيّر - إتّخذ  - ردّ  -  ترك  fiilleridir. Değiştirme manasına gelen fiiller “etti, yaptı, kıldı, edindi, dönüştürdü, değişik bir hale getirdi” gibi manalara gelir.

Bilgi ve zan fiillerinden sonra bazen  اَنَّ ’li ve  اَنْ ’li cümleler gelir, bu cümleler iki mef’ûl kabul edilir. Bilmek, sanmak ve değiştirme manasına gelen bu fiiller 3 şekilde gelebilir: 

1) İki mef’ûl alanlar, 2) İki mef’ûlünü masdarı müevvel cümlesi olarak alanlar, 3) İki mef’ûlü hazif olanlar. Kalp fiilleri iki mamûlü arasında olduğunda amel etmeleri de etmemeleri de caizdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَٓائِمَةً ; sülâsi mücerredi  قوم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir.  لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattie’dir. 

إِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa  اِنْ  kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

رُجِعْتُ  şart fiili olup, sükun üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Mütekellim zamir  تُ  naib-i fail olarak mahallen merfûdur. اِلٰى رَبّ۪ٓي  car mecruru  رُجِعْتُ  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

فَ  karînesi olmadan gelen  اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ  cümlesi şartın cevabıdır.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder. 

ل۪ي  car mecruru  اِنَّ ‘nin mahzuf mukaddem haberine mütealliktir. عِنْدَهُ  zaman zarfı  لَلْحُسْنٰى ‘nın mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  هُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. حُسْنٰى  kelimesi  اِنَّ ‘nin muahhar ismi olup, elif üzere mukadder fetha ile mansubdur. Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. 

حُسْنٰىۚ ; ism-i tafdildir. İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ

 

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri, إن قامت الساعة فلننبّئنّ الذين كفروا (Kıyamet koparsa muhakkak kafirlere açıklayacağız.) şeklindedir. 

Fiil cümlesidir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.

نُنَبِّئَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  كَفَرُوا ‘dur. Îrabdan mahalli yoktur. 

كَفَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَا  masdariyyedir. مَا  ve masdar-ı müevvel  ب  harf-i ceriyle  نُنَبِّئَنَّ  fiiline mütealliktir. 

عَمِلُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. 

وَ  atıf harfidir. لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

نُذ۪يقَنَّ  fetha üzere mebni muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. Fiilin sonundaki  نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakîledir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مِنْ عَذَابٍ car mecruru  نُذ۪يقَنَّهُمْ  fiiline mütealliktir.  غَل۪يظٍ  kelimesi  عَذَابٍ ‘in sıfatı olup kesra ile mecrurdur.

فَلَنُنَبِّئَنَّ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  نبأ ’dir.

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar. 

نُذ۪يقَنَّ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındadır. Sülâsîsi  ذوق ’dir. 

غَل۪يظٍ ; sıfat-ı müşebbehedir. “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪يۙ وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ 

 

Ayet atıf harfi  وَ ‘la önceki ayetteki  وَاِنْ مَسَّهُ الشَّرُّ  cümlesine atfedilmiştir.  لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Ayet, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Şart cümlesi olan  وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّٓاءَ مَسَّتْهُ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Kasemle tekid edilmiştir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 88.)

إنْ  şart harfi, maziyi muzariye çevirir. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.)

رَحْمَةً  ve  ضَرَّٓاءَ ’deki nekrelik kıllet için olabilir.

مِنَّا  car-mecruru,  رَحْمَةً ‘in mahzuf sıfatına,  مِنْ بَعْدِ  ise  اَذَقْنَاهُ ‘ya mütealliktir.

Müspet mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade eden  مَسَّتْهُ   cümlesi, muzafun ileyh olan  ضَرَّٓاءَ  için sıfattır. Faide-i haber ibtidaî kelamdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur. Şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. 

لَيَقُولَنَّ هٰذَا ل۪ي  cümlesi, mukadder kasemin cevabıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkâri kelamdır. Kasem lamı ve şeddeli nunla tekid edilmiş cümlede muzari fiil hudus, istimrâr, tecessüm ve teceddüd ifade etmiştir.

يَقُولُنَّ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  هٰذَا ل۪ي  cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Car mecrur  ل۪ي , mahzuf habere mütealliktir.

Tekid nûnu çoğu zaman sarih kasem, gizli kasem ve nehiyden sonra gelir. Hal ve istikbal ifade eden muzari fiilin manasını sadece istikbal anlamına hamleder ve bu  ن , َّfiilin üç defa tekidini sağlar. (Kur’an’da Tekid Üslupları ve Çeşitleri Mehmet Altın Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 2017/3)

Tecessüm ve cem’ ifade eden  هٰذَا  ile duruma işaret edilmiştir. 

İşaret ismi  هٰذَا ’da istiare vardır. Bilindiği gibi işaret isimleri mahsus şeyler için kullanılır. Burada olduğu gibi aklî bir şeye işaret edildiğinde istiare oluşur. Câmi’, her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً  ifadesi tehekkümî istiaredir. Rahmet, bir yiyeceğe benzetilip bu yiyecek hazf edilmiş, levazımı olan tatmak fiili zikredilmiştir. Rahmetin memnun edici özelliğini mübalağa içindir. Câmi’ memnuniyeti hissetmektir.

Mekulü’l-kavle dahil olan  وَمَٓا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ  cümlesi, makabline matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Menfi muzari fiil sıygasında, faide-i haber, ibtidaî kelamdır. 

السَّاعَةَ  ve  قَٓائِمَةً  kelimeleriاَظُنُّ ‘nun iki mef’ûlüdür.  قَٓائِمَةً  kelimesindeki tenvin, tahkir ifade etmektedir. 

السَّاعَةَ قَٓائِمَةًۙ , kıyametin kopmasından kinayedir.

ظَنُّ , zıt anlam taşıyan fiillerdendir. Hem ‘bildi, anladı’ , hem de ‘sandı’ manasına gelir. Bu cümlede ‘bildi’ anlamındadır.

Ayet-i kerîme’de geçen  لَئِنْ  kelimelerindeki lâmlarla, fiillerdeki lâmlar kasem içindir. (Celâleyn Tefsiri)


وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ

 

Cümle atıf harfi  وَ ‘la,  وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır.  لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattie,  إنْ  şart harfidir. Ayet, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Şart cümlesi olan  وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبّ۪ٓي , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Kasemle tekid edilmiştir.

Kâfir mütekellim, kıyamet saatini inkâr ederken şart fiilinin vukuu kesin olmadığını ifade eden  اِنْ  şart harfini kullanmıştır.

رُجِعْتُ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er-Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

رَبّ۪ٓي  izafetinde kâfir mütekellimin kendine ait zamire Rabb ismini izafe ederek konuşmasında, Allah'ın ihsan ve faziletine muhtaç olduğu manası vardır. 

اِنَّ ل۪ي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰىۚ  cümlesi, kasemin cevabıdır.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka olmak üzere üç tekid içeren  bu ve benzeri cümleler çok muhkem cümlelerdir. 

Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır.

ل۪ي  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf mukaddem haberine mekan zarfı  عِنْدَهُ , mahzuf habere mütealliktir. İbtida lâmının dahil olduğu  لْحُسْنٰىۚ  kelimesiاِنَّ ’nin muahhar ismidir. 

Şartın cevabı, kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.

Mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 88.) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

عِنْدَهُ  izafeti, muzafa tazim ifade eder.

لْحُسْنٰى  kelimesinin marife olarak gelişi kemâle delalet edebileceği gibi, lügavî manaların hepsine delalet edebilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, C. 2, s.235)

Hud suresi/19.ayetiyle Fussilet suresi 50. ayetini karşılaştırırsak; Allah Teâlâ Hud ayetinde, car ve mecruru  منا  takdim;  رَحْمَةً  ise tehir etmiştir. Çünkü ayette rahmet değil, rahmetin çekip alınmasının sonucu anlatılmıştır. Söz konusu olan rahmet değil, rahmetin çekip alınmasıdır. Fussilet ayetinde ise rahmetin, musibetten sonraki yansımaları anlatıldığı için rahmet takdim  edilmiş; car ve mecrur  منا  ise tehir edilmiştir. Çünkü buradaki bağlam, rahmet bağlamıdır. (İzzet Marangozoğlu, Fâdıl Sâlih Es-Sâmerrâî’nin Beyânî Tefsir Anlayışı)

Bazı müfessirler: ”Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır, cümlesindeki ”daha güzel şey" ifadesini cennet olarak tefsir etmişlerdir ve bunu söyleyen kişi alay olsun diye söylemektedir," demişlerdir. (Rûhu’l Beyân)

Bu sözleri, onun yanlış itikadını yansıtmaktadır; ona göre dünyada eriştiği nimetler, onlara layık olduğundan dolayıdır ve ahiret nimetleri de öyle olacaktır. (Ebüssuûd)

o kimselerin, kesinkes mükâfat elde edecekleri inancını taşıdıklarına, şu bakımlardan delalet etmektedir:

a) Bu ifadenin başında  اِنَّ  edatının bulunması,

b)  ل۪ي  kelimesinin, önce zikredilmiş olması,

c)  عِنْدَهُ  kelimesinin, bütün o hayırların, Allah katında, o kimse için hazır ve müheyya (diri) olduğuna delalet etmesi..

d) (...لَلْحُسْنٰىۚ...)'nın başındaki lâm,

e) (...حُسْنٰىۚ...) ifadesinin, güzellikteki mükemmelliği ifade etmesi...(Fahreddin er-Râzî)


فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ

 

ف , fasihadır. Bu harf cezanın çok geçmeden geleceğine işaret eder. Kâfirlerin sözlerine cevaptır. لَ , mahzuf kasem cümlesine işaret eden lam-ı muvattiedir. 

Ayet, kasem üslubunda gayrı talebî inşâ cümlesidir. Kasem cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. 

Mahzuf kasem ve cevabından oluşan terkip, takdiri olan … إن قامت الساعة  (Eğer kıyamet koparsa) mahzuf şartın cevabıdır. 

Şart cümlesi olan  فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır. Kasemle tekid edilmiştir. Fiil, azamet zamirine isnadla tazim edilmiştir.

Mef’ûl konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ’nin sılası olan  كَفَرُوا بِمَا عَمِلُواۘ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Mazi fiil sıygasında gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

نبئ  fiili ancak çok önemli bir haber durumunda tercih edilen bir fiildir.

Atıfla gelen ayet mahzuf kasemin cevabıdır. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasem ve cevabından oluşan terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır. 

فَلَنُنَبِّئَنَّ  [Mutlaka haber vereceğiz] ibaresinde idmâc sanatı vardır. Bu ifade, “haber vereceğiz” manasının yanında gereken karşılığı göreceksiniz manası da taşımaktadır.

 وَلَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ  cümlesi …فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذ۪ينَ  cümlesine, hükümde ortaklık nedeniyle atfedilmiştir. Aynı üslupta gelen cümle, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

غَل۪يظٍ kelimesi  عَذَابٍ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan bir açıklama biçimidir. 

Sıfatın kullanılmasının, matbusunun daha iyi tanınması, övülmesi, yerilmesi, pekiştirilmesi, acındırılması, kapalılığının giderilmesi, tahsis edilmesi gibi maksatları vardır. Itnâb, bazen de sıfatlar vasıtasıyla yapılmaktadır. (Ar. Gör. Ömer Kara, Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: Itnâb-Îcâz (I) Kur'an Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)

مِنْ عَذَابٍdeki tenvin kıllet ve nev ifade eder. Niteliği ve niceliği bilinmeyen bir azaptır. Tebyiz ifade eden  مِنْ  harfinin delaletiyle Allah’ın azabının bir kısmının dahi, tarif edilemez olduğuna işaret edilmiştir.

غَل۪يظٍ , mübalağalı ism-i fail kalıbı olan sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsufta sürekli varlığına, sıfatın mevsufun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.

لَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ  [Onlara şiddetli azabı tattıracağız] ifadesi tehekkümî istiaredir. Azap acı bir yiyeceğe benzetilip bu yiyecek hazf edilmiş, levazımı olan tatmak fiili zikredilmiştir. Azabın korkunçluğunu mübalağa içindir. Aralarındaki zıddiyet, tehekküm ve alay maksadıyla tenasübe benzetilmiştir. Câmi’ acıyı hissetmektir. (Âşûr) 

اَذَقْنَاهُ - لَنُذ۪يقَنَّهُمْ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لَنُذ۪يقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَل۪يظٍ  ifadesindeki azap o kadar ağır bir azaptır ki, onları dört bir taraflarından kuşatır. Bu kimse, dünyada iken Allah'ın rahmetinden kovulma ve uzaklaşma azabı ile azap görüyordu. Fakat azabın tadını ve elemini almadığından Allahü teâlâ, gaflet uykusundan uyandıktan sonra yani öldükten sonra ona azabın tadını tattıracaktır. Nitekim dünya hayatının bir uykudan ibaret olduğunu Hz Ali (ra) şöyle ifade eder: ”İnsanlar dünyada uykudadırlar, öldüklerinde uyanacaklardır."

Bu ayet-i kerimede şöyle denmiş olmaktadır: O kâfirlerin Allah'tan ikram ve izzet göreceklerine dair itikadlarına ve inançlarına bedel olarak Yemin olsun ki, Biz onlara alçaltıcı büyük bir azap tattıracağız. Buradaki azap kelimesinin  غَل۪يظٍ  büyüklük ile vasıflanması azap görecek olan kimsenin bedeninin büyüklüğünden dolayı demek de mümkündür. (Rûhu’l Beyân)