وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ ١٠٤
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَإِذَا | ve zaman |
|
| 2 | قِيلَ | dendiği |
|
| 3 | لَهُمْ | onlara |
|
| 4 | تَعَالَوْا | gelin |
|
| 5 | إِلَىٰ |
|
|
| 6 | مَا | şeye |
|
| 7 | أَنْزَلَ | indirdiği |
|
| 8 | اللَّهُ | Allah’ın |
|
| 9 | وَإِلَى | ve |
|
| 10 | الرَّسُولِ | Elçi’ye |
|
| 11 | قَالُوا | derler ki |
|
| 12 | حَسْبُنَا | bize yeter |
|
| 13 | مَا | şey |
|
| 14 | وَجَدْنَا | bulduğumuz |
|
| 15 | عَلَيْهِ | üzerinde |
|
| 16 | ابَاءَنَا | babalarımızı |
|
| 17 | أَوَلَوْ | olsa da mı? |
|
| 18 | كَانَ |
|
|
| 19 | ابَاؤُهُمْ | babaları |
|
| 20 | لَا |
|
|
| 21 | يَعْلَمُونَ | bilmeyen |
|
| 22 | شَيْئًا | hiçbir şey |
|
| 23 | وَلَا | ve |
|
| 24 | يَهْتَدُونَ | doğru yolu bulamayan |
|
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
إِذَا şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ق۪يلَ ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ق۪يلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. لَهُمْ car mecruru ق۪يلَ fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli تَعَالَوْا ’dir. تَعَالَوْا cümlesi, ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.
تَعَالَوْا fiili نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl اِلٰى harf-i ceriyle تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası اَنْزَلَ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اَنْزَلَ fetha üzere mebni mazi fiildir. اللّٰهُ lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اِلَى الرَّسُولِ car mecruru atıf harfi وَ ile lafza-i celâle matuf olup, تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. Şartın cevabı قَالُوا حَسْبُنَا ’dır.
قَالُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l - kavli, حَسْبُنَا اللّٰهُ ‘dur. قَالُوا fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahalllen mansubdur.
حَسْبُنَا mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl مَا mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası وَجَدْنَا عَلَيْهِ ‘dir.
وَجَدْنَا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَا fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir. اٰبَٓاءَنَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir.
(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir:
a) (إِذَا) fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.
b) (إِذَا) nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.
c) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَعَالَوْا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi علو ’dir.
اَنْزَلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
Hemze istifham harfidir. وَ atıf harfidir. لَوْ gayr-i cazim şart harfidir. كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
اٰبَٓاؤُ۬هُمْ kelimesi كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا cümlesi كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. شَیۡـࣰٔا mef’ûlü bih olup fetha ile mansubdur. لَا يَهْتَدُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la لَا يَعْلَمُونَ fiiline matuftur.
لَا nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْتَدُونَ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri; أيقولون ذلك şeklindedir.
لَوۡ , şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوۡ edatını “Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır.” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre لَوۡ edatı cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
يَهْتَدُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındadır. Sülâsîsi هدي ’dır.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ
وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Şart üslubunda gelen terkipte اِذَا , şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart harfinin muzari fiil yerine mazi fiile gelişi, hasıl olmayan şeyi hasıl olmuş yerine izhar etmek içindir. Bu da bu cümledeki gibi sebepler kuvvetli olduğu zaman yapılır.
اِذَا edatı, اِنْ edatının aksine, kesinlik, zan ve vukûu çokça olan cümlelerde bulunma özelliğine sahiptir. Çünkü اِنْ edatı, şüphe, vehim ve vukûu nadir olan cümlelerde bulunur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân, c.1 s.407)
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
ق۪يلَ fiilinin naib-i faili olan mekulü’l-kavli تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. ق۪يلَ fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
تَعَالَوْا emri, geldi manasındaki جاء fiilinin emir şeklidir. Arapça’da bunun gibi mazisiyle emri aynı kökten olmayan başka bir fiil belki de yoktur.
Burada تَعَالَوْا fiili “bulunma, gelme” anlamında değildir. Allah’ı ve Resulünün hükmünü kabul etmek manasında mecazî olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl, başındaki اِلٰى harf-i ceriyle تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. Sılası olan اَنْزَلَ اللّٰهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde اللّٰهِ isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İsm-i mevsûle atfedilen اِلَى الرَّسُولِ car-mecruru, تَعَالَوْا fiiline mütealliktir. مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ ifadesinden sonra وَاِلَى الرَّسُولِ ifadesinin zikri, ıtnâb sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
قَالُٓوا fiilinin mekulü’l-kavli olan حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Haber konumunda olan müşterek ism-i mevsûl مَا ‘nın sılası olan وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. وَجَدْنَا fiiline müteallik olan car-mecrur عَلَيْهِ , konudaki önemine binaen, mef’ûl olan اٰبَٓاءَنَا ‘ya takdim edilmiştir
مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ [Allah’ın resulüne indirdiği] cümlesi; Kur’an’dan kinayedir.
قَالُوا - ق۪يلَ kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.
تَعالَوْا emri; birinin gelmesini istemek, dinlemesini istemek, düşünmesini istemek, Resulullah’ın (s.a.v) meclisinde bulunmak, bunu engellememek manasında hem hakiki hem mecazi manada kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
ما وجَدْنا عَلَيْهِ آباءَنا ifadesindeki عَلى harfi, onlarda yerleşmiş olan şeyleri ifade için mecazi olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle şart üslubundadır. Hemze istifham, وَ istînâfiyye ve لَوْ gayrı cazim şart harfidir.
Şart cümlesi olan اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve taaccüb anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.
كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.
كَانُ ’nin haberi olan لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً , menfi muzari fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.
Şart üslubunda gelen terkibin cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri, أيقولون ذلك؟ (...bunu söyleyecekler mi?.) şeklindedir. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, talebî inşâî isnaddır.
Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan, serbestçe düşünebilmesini sağlamaktadır.
شَيْـٔاً ’deki nekrelik, kıllet ve tahkir ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna delalet eder.
وَلَا يَهْتَدُون cümlesi كَانَ ’nin haberine matuftur. Aynı üslupta gelen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır.
Nefy harfi لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek içindir.
ءَابَاۤؤُ kelimesi önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu kelime ve لَا ‘nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.
Cümlede, kelâmcıların usûlünce kesin aklî delîllerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelâmî sanatı vardır.
كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)
كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ , Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124)
لَوۡ , şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler لَوۡ edatını “Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır.” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre لَوۡ edatı cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)
لَوۡ , muzari fiilin başına gelince teşvik, mazinin başına gelince kınama manası ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 5/63)
Ayetteki istifham, müşriklerin babalarına tabi olup cehalet ve dalalet neticesinde onları körü körüne, düşünmeden, incelemeden ısrarla taklit etmelerini inkâr maksadıyla gelmiştir.
Müşriklerin akletmemeleri, hidayet etmemelerine takdim edilmiştir. Çünkü aklını ve tefekkürünü kaybeden kimsenin, hidayet sebeplerinden yoksun olduğu için hidayete ermesi mümkün değildir. (Adil Ahmed Sabir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 499, Soru 1272)
Bu ayetin manası, atalarını taklit edenlere bir reddiyedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
اَوَلَوْ كَانَ ifadesindeki vav, başına hemze-i inkârî gelen vâv-ı haliyye olup takdiri; اَ حَسْبُهُمْ ذٰلِكَ وَلَوْ كَانَ اٰبَاؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْپًا وَلَا يَهْتَدُونَ “Eğer onların ataları hiçbir şey bilmeyen ve hidayete ermemiş kimseler olsaydılar da mı o onlara kâfi gelecekti!” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
“Bu ifadenin kullanılması inkâr ve tacîb manasını ziyadesiyle belirtmek içindir. Zira bu ifade ile şu hakikat beyan edilmiş olur: O kâfirlerin söyledikleri, babalarının cahil ve sapmış olmaları uzak bir ihtimal bile olsa yine de inkâr ve tacîbi mucibdir. Şu halde babalarının böyle olması, evleviyetle bu sonucu doğurur.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)