15 Ağustos 2024
Mâide Sûresi 104-108 (124. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

Mâide Sûresi 104. Ayet

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ  ١٠٤


Onlara, “Allah’ın indirdiğine (Kur’an’a) ve Peygamber’e gelin” denildiğinde onlar, “Babalarımızı üzerinde bulduğumuz din bize yeter” derler. Peki ya babaları bir şey bilmiyor ve doğru yolu bulamamış olsalar da mı?

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ve zaman
2 قِيلَ dendiği ق و ل
3 لَهُمْ onlara
4 تَعَالَوْا gelin ع ل و
5 إِلَىٰ
6 مَا şeye
7 أَنْزَلَ indirdiği ن ز ل
8 اللَّهُ Allah’ın
9 وَإِلَى ve
10 الرَّسُولِ Elçi’ye ر س ل
11 قَالُوا derler ki ق و ل
12 حَسْبُنَا bize yeter ح س ب
13 مَا şey
14 وَجَدْنَا bulduğumuz و ج د
15 عَلَيْهِ üzerinde
16 ابَاءَنَا babalarımızı ا ب و
17 أَوَلَوْ olsa da mı?
18 كَانَ ك و ن
19 ابَاؤُهُمْ babaları ا ب و
20 لَا
21 يَعْلَمُونَ bilmeyen ع ل م
22 شَيْئًا hiçbir şey ش ي ا
23 وَلَا ve
24 يَهْتَدُونَ doğru yolu bulamayan ه د ي

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ


وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

إِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. ق۪يلَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ق۪يلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  لَهُمْ  car mecruru  ق۪يلَ  fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli  تَعَالَوْا ’dir.  تَعَالَوْا  cümlesi,  ق۪يلَ  fiilinin naib-i faili olarak mahallen merfûdur.

تَعَالَوْا  fiili  نَ ‘un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مَٓا müşterek ism-i mevsûl  اِلٰى  harf-i ceriyle  تَعَالَوْا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اَنْزَلَ اللّٰهُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اَنْزَلَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl fail olup damme ile merfûdur. اِلَى الرَّسُولِ  car mecruru atıf harfi وَ  ile lafza-i celâle matuf olup,  تَعَالَوْا  fiiline mütealliktir. Şartın cevabı  قَالُوا حَسْبُنَا ’dır.  

قَالُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l - kavli,  حَسْبُنَا اللّٰهُ ‘dur.  قَالُوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahalllen mansubdur.  

حَسْبُنَا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  وَجَدْنَا عَلَيْهِ ‘dir.

وَجَدْنَا  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَا  fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِ  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûlun bihe mütealliktir.  اٰبَٓاءَنَا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri  نَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَعَالَوْا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi علو ’dir. 

اَنْزَلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi نزل ’dir. 

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


 اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ

 

Hemze istifham harfidir. وَ  atıf harfidir. لَوْ  gayr-i cazim şart harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.  

اٰبَٓاؤُ۬هُمْ   kelimesi  كَانَ ’nin ismi olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا  cümlesi  كَانَ ’nin haberi olarak mahallen mansubdur.  

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. شَیۡـࣰٔا  mef’ûlü bih olup fetha ile mansubdur. لَا يَهْتَدُونَ cümlesi, atıf harfi  وَ ’la  لَا يَعْلَمُونَ  fiiline matuftur. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْتَدُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri;  أيقولون ذلك  şeklindedir.

لَوۡ , şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوۡ  edatını “Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır.” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre  لَوۡ  edatı cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder.  (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

يَهْتَدُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındadır. Sülâsîsi  هدي ’dır. 

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.

وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَاۜ


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı) 

Şart üslubunda gelen terkipte  اِذَا , şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  وَاِذَا ق۪يلَ لَهُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şart harfinin muzari fiil yerine mazi fiile gelişi, hasıl olmayan şeyi hasıl olmuş yerine izhar etmek içindir. Bu da bu cümledeki gibi sebepler kuvvetli olduğu zaman yapılır.

اِذَا  edatı, اِنْ  edatının aksine, kesinlik, zan ve vukûu çokça olan cümlelerde bulunma özelliğine sahiptir. Çünkü  اِنْ  edatı, şüphe, vehim ve vukûu nadir olan cümlelerde bulunur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân,  c.1 s.407)

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

ق۪يلَ  fiilinin naib-i faili olan mekulü’l-kavli    تَعَالَوْا اِلٰى مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ  cümlesi, emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.  ق۪يلَ  fiili, meçhul bina edilerek mef’ûle dikkat çekilmiştir.

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.  (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.) 

تَعَالَوْا  emri, geldi manasındaki  جاء  fiilinin emir şeklidir. Arapça’da bunun gibi mazisiyle emri aynı kökten olmayan başka bir fiil belki de yoktur.

Burada  تَعَالَوْا  fiili “bulunma, gelme” anlamında değildir. Allah’ı ve Resulünün hükmünü kabul etmek manasında mecazî olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl, başındaki  اِلٰى  harf-i ceriyle  تَعَالَوْا  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اَنْزَلَ اللّٰهُ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması telezzüz, teberrük ve haşyet duyguları uyandırmak içindir.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

İsm-i mevsûle atfedilen  اِلَى الرَّسُولِ  car-mecruru, تَعَالَوْا  fiiline mütealliktir.  مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ  ifadesinden sonra  وَاِلَى الرَّسُولِ  ifadesinin zikri, ıtnâb sanatıdır.

فَ  karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan  قَالُوا حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Haber konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَا ‘nın sılası olan  وَجَدْنَا عَلَيْهِ اٰبَٓاءَنَا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  وَجَدْنَا  fiiline müteallik olan car-mecrur  عَلَيْهِ , konudaki önemine binaen, mef’ûl olan  اٰبَٓاءَنَا ‘ya takdim edilmiştir

مَٓا اَنْزَلَ اللّٰهُ وَاِلَى الرَّسُولِ  [Allah’ın resulüne indirdiği] cümlesi; Kur’an’dan kinayedir. 

قَالُوا - ق۪يلَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

تَعالَوْا  emri; birinin gelmesini istemek, dinlemesini istemek, düşünmesini istemek, Resulullah’ın (s.a.v) meclisinde bulunmak, bunu engellememek manasında hem hakiki hem mecazi manada kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

ما وجَدْنا عَلَيْهِ آباءَنا  ifadesindeki  عَلى  harfi, onlarda yerleşmiş olan şeyleri ifade için mecazi olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـٔاً وَلَا يَهْتَدُونَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle şart üslubundadır. Hemze istifham, وَ  istînâfiyye ve لَوْ  gayrı cazim şart harfidir. 

Şart cümlesi olan  اَوَلَوْ كَانَ اٰبَٓاؤُ۬هُمْ لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً , istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Cümle istifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen kınama ve taaccüb anlamı taşıdığı için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Ayrıca soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır. Cevabı malum bir soru şeklindeki cümle, haber üslubundan daha etkili hale gelmiş ve onları yaptıkları davranışları düşünmeye, hak söze kulak vermeye çağırmıştır.

كَان ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.

كَانُ ’nin haberi olan  لَا يَعْقِلُونَ شَيْـٔاً , menfi muzari fiil sıygasında gelerek hükmü takviye, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiilin tecessüm özelliği sayesinde muhayyile harekete geçer ve konuyu anlamak kolaylaşır.

Şart üslubunda gelen terkibin cevabı öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Takdiri,  أيقولون ذلك؟  (...bunu söyleyecekler mi?.) şeklindedir. Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, talebî inşâî isnaddır.

Bu hazif, muhatabın muhayyilesini kısıtlamadan, serbestçe düşünebilmesini sağlamaktadır. 

شَيْـٔاً ’deki nekrelik, kıllet ve tahkir ifade eder. Olumsuz siyakta nekre, selbin umumuna delalet eder.

وَلَا يَهْتَدُون  cümlesi  كَانَ ’nin haberine matuftur. Aynı üslupta gelen cümlenin atıf sebebi hükümde ortaklıktır. 

Nefy harfi  لَا ’nın tekrarı olumsuzluğu tekid etmek içindir.

ءَابَاۤؤُ  kelimesi önemine binaen tekrarlanmıştır. Bu kelime ve  لَا ‘nın tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ales-sadr sanatları vardır.

Cümlede, kelâmcıların usûlünce kesin aklî delîllerle konuşmak şeklinde tarif edilen mezheb-i kelâmî sanatı vardır.

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 103)

كَان ’nin haberi, isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Mûsâ , Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan s.124) 

لَوۡ , şart ilişkisi kurar. Bu edat, gerçekleşmeyen iki fiil arasındaki ayrılmazlık ilişkisini ifade eder. Nahivciler  لَوۡ  edatını “Şart gerçekleşmediği için cevabının da gerçekleşmemesini gerektiren bir edattır.” diye tanımlamaktadırlar. Başka bir deyişle “şart bulunmadığından cevabın da bulunmadığını” ifade eder. Bu tanıma göre  لَوۡ  edatı cevabın gerçekleşmediğine açık bir şekilde delalet eder.  (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

لَوۡ , muzari fiilin başına gelince teşvik, mazinin başına gelince kınama manası ifade eder. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir, 5/63)

Ayetteki istifham, müşriklerin babalarına tabi olup cehalet ve dalalet neticesinde onları körü körüne, düşünmeden, incelemeden ısrarla taklit etmelerini inkâr  maksadıyla gelmiştir. 

Müşriklerin akletmemeleri, hidayet  etmemelerine takdim edilmiştir. Çünkü aklını ve tefekkürünü kaybeden kimsenin, hidayet  sebeplerinden yoksun olduğu için hidayete ermesi mümkün değildir. (Adil Ahmed Sabir er-Ruveynî, Min Ğarîbi Belâgati’l Kur’ani’l Kerim, s. 499, Soru 1272)

Bu ayetin manası, atalarını taklit edenlere bir reddiyedir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

اَوَلَوْ كَانَ  ifadesindeki vav, başına hemze-i inkârî gelen vâv-ı haliyye olup takdiri; اَ حَسْبُهُمْ ذٰلِكَ وَلَوْ كَانَ اٰبَاؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْپًا وَلَا يَهْتَدُونَ  “Eğer onların ataları hiçbir şey bilmeyen ve hidayete ermemiş kimseler olsaydılar da mı o onlara kâfi gelecekti!” şeklindedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

“Bu ifadenin kullanılması inkâr ve tacîb manasını ziyadesiyle belirtmek içindir. Zira bu ifade ile şu hakikat beyan edilmiş olur: O kâfirlerin söyledikleri, babalarının cahil ve sapmış olmaları uzak bir ihtimal bile olsa yine de inkâr ve tacîbi mucibdir. Şu halde babalarının böyle olması, evleviyetle bu sonucu doğurur.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

 
Mâide Sûresi 105. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ  ١٠٥


Ey iman edenler! Siz kendinizi düzeltin. Siz doğru yolda olursanız, yoldan sapan kimse size zarar veremez. Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
4 عَلَيْكُمْ siz (bakın)
5 أَنْفُسَكُمْ kendinize ن ف س
6 لَا
7 يَضُرُّكُمْ size zarar vermez ض ر ر
8 مَنْ kimse
9 ضَلَّ sapan ض ل ل
10 إِذَا takdirde
11 اهْتَدَيْتُمْ siz doğru yolda olduğunuz ه د ي
12 إِلَى
13 اللَّهِ Allah’adır
14 مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz ر ج ع
15 جَمِيعًا hepinizin ج م ع
16 فَيُنَبِّئُكُمْ O size haber verecektir ن ب ا
17 بِمَا şeyi
18 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
19 تَعْمَلُونَ yapmış ع م ل

Bu âyetin, müminlerin, iman çağrısına olumlu karşılık vermemekte direnen ve kötülükler içinde yüzmeye devam eden inkârcıların durumuna üzülmeleri üzerine nâzil olduğu rivayet edilmiştir. Zamanla bazı müslümanların bu âyeti, nemelâzımcı bir anlayışa kapı aralayacak şekilde yorumlamaya başladıklarını görünce Hz. Ebû Bekir onları uyarıp özetle şunları söylemiştir: Siz bu âyeti gayesinin dışına taşırıyor ve yanlış yorumluyorsunuz. Ben Resûlullah’ın “İnsanlar bir kötülüğü görüp de onu engellemezlerse Allah’ın onlara genel bir azap göndermesi yakındır” buyurduğunu duydum (Tirmizî, “Tefsîr”, 6; Ebû Dâvûd, “Melâhim”, 17; Elmalılı, III, 1825).

 

 Gerçekten, Kur’ân-ı Kerîm ve Hz. Peygamber’in sünneti incelendiğinde, İslâm’da katı bir ferdiyetçilik anlayışının asla onaylanmadığı görülür. Aksine İslâm’ın bu iki temel kaynağı, bir taraftan kişiyi din kardeşinin sevinç ve kederini paylaşmaya özendirmiş, hatta “onun mutluluğunu kendisininkine tercih etmesi” anlamına gelen îsâr kavramına ayrı bir değer vermiş (meselâ bk. Haşr 59/9), diğer taraftan da toplumda dirlik ve düzenliğin sağlanması ve korunması için bireylere birtakım ödevler yüklemiştir. Fakat unutmamak gerekir ki toplumları meydana getiren fertlerdir ve sağlıklı bir toplumsal yapı ancak görev bilincine sahip, önce kendisini düzeltmeye çalışan bireylerin baskın öge ve bu anlamda bir kişilik haline gelebilmesiyle mümkündür. Şu halde bu âyeti şöyle anlamak uygun olur: Kişinin başkalarına yardımcı olabilmesi, topluma olumlu katkılarda bulunabilmesi her şeyden önce kendi sorumluluklarına dikkat etmesine bağlıdır. Bu konuda üzerine düşeni yapan ve kendisini sürekli kontrol eden bir kimse de yanlış yollara düşmüş insanlardan zarar gelebileceği kuruntusuna kapılarak aydınlık yola çağrıda bulunma görevini ihmal veya terketmemelidir (emir bi’l-ma‘rûf nehiy ani’l-münker için bk. Âl-i İmrân 3/104; Mâide 5/79).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 350-351

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ


يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ ’dür.

عَلَيْكُمْ  emir manasına gelen fiil isimdir. Faili müstetir olup takdiri   اَنْتُمْ ’dir.  اَنْفُسَكُمْ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada; merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

 

 لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ


 


Fiil cümlesidir. لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَضُرُّكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir.  Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  ضَلَّ ’dir. Îrabtan mahalli yoktur. Aid zamir هو ’dir. 

ضَلَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir.  

إِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. اهْتَدَيْتُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اهْتَدَيْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı önceki kelamın delaletiyle mahzuftur. Takdiri, إذا اهتديتم فلا يضرّكم من ضلّ (Hidayette olursanız sapkınlar size zarar vermez.) şeklindedir.

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اهْتَدَيْتُمْ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftiâl babındadır. Sülâsîsi  هدي’dir. 

Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.


 اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

İsim cümlesidir. اِلَى اللّٰهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. جَم۪يعًا  kelimesi  مَرْجِعُكُمْ ’deki zamirin hali olup fetha ile mansubdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُنَبِّئُكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  يُنَبِّئُكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.

تُمْ  muttasıl zamiri  كُنْتُمْ  ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْمَلُونَ  cümlesi,  كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur.

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُنَبِّئُكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ‘dir. 

Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْۚ

 

Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır.  هَا , tekid ifade eden tenbih harfidir.

İman edenlerin ism-i mevsûlle ifade edilmesi sonraki konuya dikkatleri çekmek ve iman edenlere tazim içindir.

İsm-i mevsûller muhakkak herkesin bildiği bir grup varsa kullanılır. Burada bu iman edenler Peygamber Efendimiz ve sahabe tarafından bilinen insanlardı. Böyle bir grup yoksa ism-i mevsûl gelmez. 

الَّذ۪ينَ  münadadan bedeldir. Bedel, ıtnâb sanatı babındandır. Mevsûlün sılası olan  اٰمَنُوا , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Çeşitli tekit türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  أَیُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’ânî, S. 43)

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey iman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese) 

Bazı salihler Allah Teâlâ’nın  ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah’ın nidasını işitmiş gibi  لبيك وسعديك  “Emret Allah'ım, emrine amadeyim.” der. Böyle söylemek Kur’an’ın edebidir.

Yüce Allah,  يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabı ile Kur’an’ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. “Ey iman edenler” ifadesi hep Medenî surelerde geçmiştir. Bu hitap bir teşriftir. Mekkî surelerde “Ey insanlar” ifadesi vardır. Medine’de emir ve yasaklar fazlalaşmıştır. Mekke’de fazla emir ve yasak yoktur.

İman kelimesi fiil olarak  اٰمَنُوا  şeklinde gelmiştir. Bu imanınızın kıymetini bilin, bu iman üzere devam edin, imanınızı koruyun demektir. İsim olarak gelip  مؤْمِنُونَ  buyurulsaydı, bu manalar anlaşılmazdı.

Muhataplara “Ey müminler!” diye seslenilmesi onlara, bu iman sahibinin Allah’ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

Nidanın cevap cümlesi olan  عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

عَلَيْكُمْ  emir manasına gelen fiil isimdir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’ân Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اَنْفُسَكُمْ  izafeti mef’ûldür.

عَلَيْكُمُ  kelimesi “gereklidir” manasında isim fiildir. Aslı; عَلَيْكَ أنْ تَفْعَلَ كَذا (Sana şöyle yapman gerekir) şeklindedir. Bu cümlede mübteda muahhar, haber mukaddemdir. عَلى  harfi de mecazî bir istila manasına delalet eder. Sanki onlar bu fiili muhataba üstten bakarak ve manayı tekid ederek yapmışlardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Allah, onların bir kısmının, kendilerine [Allah’ın indirdiğine ve Resule geliniz!] denildiğinde, onların [Atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler bize yeter. (Maide Suresi, 104)] dediklerini nakledince peşinden bu ayeti zikretmiştir. Bundan maksadı şudur: Müminlere, bu fasit, bozuk yolda kâfirlere benzemeleri yakışmaz. Aksine uygun olanı, gerekeni, müminlerin kendi dinleri üzere devam edip dinleri hususunda kökleşip sabit kadem oldukları sürece o cahillerin cehaletinin kendilerine zarar veremeyeceğini bilmeleridir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu ayet-i kerimeden, muktedir olanlar için emr-i bi'lmarûf (iyiliği emretmek) ile nehy-i ani’l münkerin (kötülüğü nehyetmek) terkine ruhsat verildiği manası asla çıkarılmamalıdır. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. 

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. 

يَضُرُّكُمْ  fiilinin faili konumunda olan müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘in sılası olan  ضَلَّ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107) 

اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Müteallakı, şartın cevap cümlesidir. Şart cümlesi olan  اهْتَدَيْتُمْ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

اهْتَدَيْتُمْ - ضلّ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab, ضلّ - اٰمَنُوا kelimeleri arasında ise tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

اٰمَنُوا - اهْتَدَيْتُمْ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Ayette îcâz-ı hazif vardır. Şartın cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Takdiri, إذا اهتديتم فلا يضرّكم من ضلّ  (Hidayette olursanız sapkınlar size zarar vermez.) şeklindedir.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)


اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَم۪يعاً فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

 

Ta’lîliyye olarak fasılla gelen son cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. 

Ta’lil, kelamın bir sebebe bağlanarak ifade edilmesidir. Kastedilen mananın nedenini beyan etmek maksadıyla ziyade sözlerle yapılan ıtnâb sanatıdır.

Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelam olan cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

اِلَى اللّٰهِ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübtedadır. Cümle faide-i haber ibtidâî kelamdır. Car-mecrur ihtimam için mübtedaya takdim edilmiştir.

Cümlede mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle ayetteki lafza-i celâlde tecrîd sanatı vardır. 

مَرْجِعُكُمْ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

جَم۪يعًا  kelimesi  مَرْجِعُكُمْ ’deki zamirin halidir. Hal anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.  

Ayetin taliliye hükmündeki son cümlesi olan  فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ , makabline فَ  ile atfedilmiştir. 

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan, كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كان ’nin haberi olan  تَعْمَلُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm  ifade etmiştir. 

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Hepinizin dönüşü Allah’adır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.] ifadesinde Allah Teâlâ, bütün mahlukatın dönüşünün kendisine olduğunu ve yaptıklarını haber vereceğini beyan ederken, bunun içine hesap, ceza ve mükafatı idmâc etmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Ayette tevcîh sanatı vardır.

Bir sözün medh ve zem gibi iki zıd yönde anlaşılacak şekilde söylenmesi sanatıdır. Ancak her iki ihtimâl de aynı derecede olmalıdır. Bu mânâlardan biri zihnen daha yakınsa tevcîh olmaz. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

كان ’ nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde كَانَ ’nin Fiili ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 41)

كَان ’ nin haberinin muzari fiil olarak gelmesi, durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103)

İsim cümlesi sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Bu ayet, her iki fırka için de hem vaad hem de vaîddir. Yine ayet, hiç kimsenin başkasının amelinden dolayı tutulamayacağını beyan eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Bu cümle hidayette olanlar için bir mazeret, dalalette olanlar için uyarıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t - Tenvîr)

Mâide Sûresi 106. Ayet

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِۜ تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَناً وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الْاٰثِم۪ينَ  ١٠٦


Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut; seferde olup da başınıza ölüm musibeti gelirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder. Eğer şüphe ederseniz, onları namazdan sonra alıkorsunuz da Allah adına, “Akraba da olsa, şahitliğimizi hiçbir karşılığa değişmeyiz. Allah için yaptığımız şahitliği gizlemeyiz. Gizlediğimiz takdirde, şüphesiz günahkârlardan oluruz” diye yemin ederler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 يَا أَيُّهَا ey
2 الَّذِينَ kimseler
3 امَنُوا inananlar ا م ن
4 شَهَادَةُ şahidlik etsin ش ه د
5 بَيْنِكُمْ aranızda ب ي ن
6 إِذَا zaman
7 حَضَرَ geldiği ح ض ر
8 أَحَدَكُمُ birinize ا ح د
9 الْمَوْتُ ölüm م و ت
10 حِينَ sırasında ح ي ن
11 الْوَصِيَّةِ vasiyyet و ص ي
12 اثْنَانِ iki ث ن ي
13 ذَوَا kişi
14 عَدْلٍ adil ع د ل
15 مِنْكُمْ içinizden
16 أَوْ ya da
17 اخَرَانِ diğer iki kişi (şahidlik etsin) ا خ ر
18 مِنْ
19 غَيْرِكُمْ sizden olmayan غ ي ر
20 إِنْ eğer
21 أَنْتُمْ siz
22 ضَرَبْتُمْ yolculuk ederken ض ر ب
23 فِي
24 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
25 فَأَصَابَتْكُمْ ve başınıza gelmişse ص و ب
26 مُصِيبَةُ musibeti ص و ب
27 الْمَوْتِ ölüm م و ت
28 تَحْبِسُونَهُمَا onları tutarsınız ح ب س
29 مِنْ
30 بَعْدِ sonra ب ع د
31 الصَّلَاةِ namazdan ص ل و
32 فَيُقْسِمَانِ yemin etsinler ق س م
33 بِاللَّهِ Allah’a
34 إِنِ eğer
35 ارْتَبْتُمْ kuşkulanırsanız ر ي ب
36 لَا
37 نَشْتَرِي satmayacağız ش ر ي
38 بِهِ onu (yeminimizi)
39 ثَمَنًا hiçbir paraya ث م ن
40 وَلَوْ ve eğer
41 كَانَ olsa ك و ن
42 ذَا
43 قُرْبَىٰ akraba da ق ر ب
44 وَلَا ve
45 نَكْتُمُ gizlemeyeceğiz ك ت م
46 شَهَادَةَ şahidliğini ش ه د
47 اللَّهِ Allah’ın
48 إِنَّا yoksa biz elbette
49 إِذًا o zaman
50 لَمِنَ kimselerden oluruz
51 الْاثِمِينَ günahkar ا ث م

İbnu Abbas (radıyallahu anhümâ) anlatıyor: Benu Sehm’den bir kişi, Tecîmüd’-Dâri ve Adiy İbnu Bedda ile birlikte yola çıktı. Es-Sehmi, hiç Müslüman bulunmayan bir yerde vefat etti. Terikesini Temin ve Adiyy getirdiler. Ancak (Sehmî’nin yakınları vasiyette adı geçen) gümüş işlemeli bir kabı (teslim edilen mallar arasında) bulamadılar. (Şikayet üzerine) Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) bu hususta ikisine (Temim ve Adiyy’e) yemin ettirdi. Sonra kap Mekke’de bulundu. Kabın yanlarında bulunduğu kişiler: “Biz bunu Temin ve Adiyy’den aldık” diye yemin ettiler. Sehmî’nin yakınlarından iki kişi de kalkıp Allah’a yemin ederek: “Bizim şahitliğimiz o ikisinin şehadetinden daha doğrudur, kap da arkadaşımıza aittir” dediler.

İbnu Abbas der ki bu ayet bunlar hakkında nazil oldu: 

Buhari, Vesâya 35; Tirmizi, Tefsir, Maide (3062); Ebu Dâvud, Akdiye 19, (3606).

قَسْم Payı, hisseyi bölmek ya da dağıtmaktır. أقْسَمَ  yemin etti demektir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 33 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri kasem, kısım, kısmet, taksim, aksam, hısım ve kasım(ayı)dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

ضَرَبَ Bir nesneyi başka bir nesnenin üzerine düşürmektir. Çekiçle vurmak göz önünde bulundurularak para basmak için de bu kelime tercih edilmiştir (darphane). Darbı mesel ibaresi de para basmak kullanımından doğmuştur. (Müfredat) Bu fiil Kuran’da beş şekilde tefsir edilir: 1- Seyir halinde olmak (yürümek) manasında (4/101) 2- El yada eldeki silah ile vurmak manasında (8/12) 3- Örneklendirmek manasında (16/76)  4- Zikretmek manasında (59/21) 5- Beyan ederek vasfetmek manasında (14/45) kullanılmıştır.(Mukatil b. Süleyman) ضرب fiili; nesnesi hususi(özel bir isim) olduğunda ‘elem’ manasına gelir (Ahmed’e elem verdim gibi). Şayet nesnesi umumi (genel) olursa o zaman da ‘ihanet’ manasına gelir. (Hıristiyanlara ihanet ettim gibi) (Furuk) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 58 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri darb, darbe, darb(-ı mesel), darphane, ızdırap, muzdarip ve mızraptır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِۜ


يَٓا  nida harfidir.  اَيُّ  münada, nekre-i maksude olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  هَا  tenbih harfidir.  الَّذ۪ينَ  münadadan sıfat veya bedel olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Nidanın cevabı  شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ  ’dır.

شَهَادَةُ  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mekân zarfı  بَيْنِ , muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

إِذَا  şart manalı ,cümleye muzâf olan,cezmetmeyen zaman zarfıdır.Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. حَضَرَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

حَضَرَ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  اَحَدَكُمُ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمُ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

ٱلۡمَوۡتُ  muahhar fail olup damme ile merfûdur. Muzâf hazfedilmiştir. Takdiri;  أسباب الموت (Ölüm sebepleri) şeklindedir. ح۪ينَ  zaman zarfı,  حَضَرَ  fiiline mütealliktir.  الْوَصِيَّةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.  اثْنَانِ  masdar  شَهَادَةُ ’nun faili olup, müsenna olduğu için elif ile merfûdur.

ذَوَا  kelimesi  اثْنَانِ ‘nin sıfatı olup harfle îrab olan beş isimden biridir. Ref alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. عَدْلٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. مِنْكُمْ  car mecruru  اثْنَانِ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. 

اَوْ  atıf harfi tahyir / tercih ifade eder. اٰخَرَانِ  atıf harfi  اَوْ  ile  اثْنَانِ ‘ye matuf olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur. مِنْ غَيْرِكُمْ  car mecruru  اٰخَرَانِ ’nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Muttasıl zamir  كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  sonrasında onu tefsir eden mahzuf fiilin faili olarak mahallen merfûdur. Takdiri;  ضَرَبْتُمْ  şeklindedir. 

ضَرَبْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  ضَرَبْتُمْ  fiiline mütealliktir.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَصَابَتْكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مُص۪يبَةٌ  fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. الْمَوْتِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri;  فاستشهدوا آخرين  (Başkalarını şahit tutun) şeklindedir.

Münadanın başında harfi tarif varsa, önüne müzekker isimlerde  اَيُّهَا, müennes isimlerde   اَيَّتُهَا  getirilir. Bunlardan sonra gelen müştak ise sıfat, camid ise bedel olur. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Masdar; bir iş, bir oluş, bir durum bildiren ve zamanla ilgili olmayan kelimelerdir. Masdarlar fiil gibi zamanla ilgileri olmadığından isimdirler.

Masdarın fiil gibi amel şartları şunlardır: Tenvinli olmalıdır.  Harfi tarifli (ال) olmalıdır.

Masdarın failine muzaf olmalıdır. Masdarın mefulüne muzaf olmalıdır.

Şartlardan birinin bulunması amel etmesi için yeterlidir.Bu amel şartlarından birini taşıyan masdar kendisinden sonra fail veya mef’ûl alabilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

(اَوْ) :Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اٰمَنُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir. 

اَصَابَتْكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  صوب ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

مُص۪يبَةُ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

 تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَناً وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ

 

Cümle,  اٰخَرَانِ ‘nin sıfatı olarak mahallen merfûdur. 

Fiil cümlesidir.  تَحْبِسُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  هُمَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.  مِنْ بَعْدِ  car mecruru  تَحْبِسُونَ  fiiline mütealliktir.  الصَّلٰوةِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

فَ  atıf harfidir.  يُقْسِمَانِ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ  car mecruru  يُقْسِمَانِ  fiiline müteallıktır.

اِنِ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ارْتَبْتُمْ  şart fiili olup, sükun üzere mebni mazi fiildir. Mahallen meczumdur. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. Şartın cevabı mahzuftur. Takdiri;  خلفوهما (O ikisine karşı çıkarlarsa) şeklindedir. Kasemin cevabı  لَا نَشْتَر۪ي ‘dir. 

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. نَشْتَر۪ي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. بِه۪  car mecruru  نَشْتَر۪ي  fiiline mütealliktir.  ثَمَنًا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ  cümlesi, hal olarak mahallen mansubdur.

وَ  haliyyedir. لَوْ  gayrı cazim şart harfidir. كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كَانَ ’nin ismi, müstetir olup takdiri هُو ’dir. ذَا  harfle îrab olan beş isimden  كَانَ ’nin haberi olup, nasb alameti eliftir. Aynı zamanda muzâftır. قُرْبٰى  muzâfun ileyh olup elif üzere mukadder kesra ile mecrurdur.

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri;  لا نشهد كذبا ولا نشتري به ثمنا (Biz yalana şahitlik etmeyiz ve onu bir değere de satmayız.) şeklindedir. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

يُقْسِمَانِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  قسم ‘dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

ارْتَبْتُمْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi ريب ’dir.

نَشْتَر۪ي  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İftial babındandır. Sülâsîsi  شري ’dir. 

İftial babı fiille mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar. 


وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الْاٰثِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  نَكْتُمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  نحن ’dur. شَهَادَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır.  اللّٰهِ  lafza-i celâl muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

اِذًا  mukadder sorunun cevabıdır. Takdiri;  ماذا سيكون من أمركم إن فعلتم (Eğer yaparsanız durumunuz ne olurdu?) şeklindedir.

ل  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

مِنَ الْاٰثِم۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الْاٰثِم۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  أثم  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Nida üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

يَٓا  nida edatı,  اَيُّ  münadadır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s. 107)

يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  şeklindeki nida üslubu Kur’an-ı Kerim’de iman edenlere önemli bir konunun bildirileceğini haber verir. Çeşitli tekit türlerini barındırmaktadır. İlk olarak tekid unsurlarından oluşmuş bir nida harfi göze çarpar. Uzaktaki bir şahıs için kullanılan nida harfi gelmiştir, oysa Allah Teâlâ nida ettiği her varlığa çok yakındır. Bu nida harfinin gelmesi söylenecek şeylerin Allah katında bir mekânı olduğu konusunda uyarmak içindir. Sonra  أَیُّ  harfi gelmiştir. Bu harf nida ile akabindeki elif-lamlı kelimeyi birbirine bağlar. Müphem bir harftir, takip eden kelimeyle açıklanır. Böylece ibhamdan sonra beyan gelir. Arkadan gelecek olan konu için kişiyi hazırlar ve uyarır. Sonra yine bir tenbih harfi olan  هَا  gelir. (Muhammed Ebu Musa, Min Esrâri’t Ta’bîri’l Kur’ânî, S. 43)

“Ey insanlar” ve “Ey iman edenler” hitaplarıyla başlayan ayetler, taşıdıkları mesajlar bakımından benzerlik taşıdıkları gibi ayrıştıkları noktalar da vardır. Her iki hitap da kendinden sonra itikat, ibadet, helal ve haram, cezalar, sosyal hayat gibi konulara yer vermektedir. Ancak “Ey iman edenler” hitabıyla verilen mesajlar Medenî sureler çerçevesinden verildiğinden dolayı hüküm ayetleri ağır basmaktadır. Aile hukuku, cihat, gibi konular “Ey iman edenler” hitabından sonra işlenmektedir. (Enver Bayram, Kur’an’da Geçen “Ey İnsanlar” ve “Ey iman Edenler” Hitaplarıyla Başlayan Ayetler Arasında Bir Mukayese) 

Bazı salihler Allah Teâlâ’nın  ايَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  [Ey iman edenler]  sözünü işitince sanki Allah’ın nidasını işitmiş gibi  لبيك وسعديك  “Emret Allah'ım, emrine amadeyim.” der. Böyle söylemek Kur’an’ın edebidir.

Yüce Allah,  يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا  hitabı ile Kur’an’ın 88 yerinde müminlere hitap etmiştir. “Ey iman edenler” ifadesi hep Medenî surelerde geçmiştir. Bu hitap bir teşriftir. Mekkî surelerde “Ey insanlar” ifadesi vardır. Medine’de emir ve yasaklar fazlalaşmıştır. Mekke’de fazla emir ve yasak yoktur.

İman kelimesi fiil olarak  اٰمَنُوا  şeklinde gelmiştir. Bu imanınızın kıymetini bilin, bu iman üzere devam edin, imanınızı koruyun demektir. İsim olarak gelip  مؤْمِنُونَ  buyurulsaydı, bu manalar anlaşılmazdı.

Muhataplara “Ey müminler!” diye seslenilmesi onlara, bu iman sahibinin Allah’ın emirlerine güzel bir şekilde sarılması ve itaat etmesi, yasaklarından da sakınması gerektiğini hatırlatır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir) 

يَٓا  harfi,  ادع  yerine kullanılan bir edattır. Muhatabın kendisine yönelmesini istemektir. Uzakta olanı çağırmak için gelir. Bazen çağrılan kimsenin şanının yüceliğine ve rütbesinin yüksekliğine işaret için yakın olan uzak gibi kabul edilir. Bazen de muhatabının mertebesinin aşağılığına işaret etmek üzere uzak için olan nida edatı kullanılır. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)  

Nidanın cevap cümlesi olan  شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ اثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِنْكُمْ اَوْ اٰخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ  izafeti mübteda, takdiri, في ما فرض عليكم  olan haber mahzuftur. Müsnedün ileyhin izafetle gelmesi az sözle çok anlam ifadesi içindir.

 حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ ح۪ينَ الْوَصِيَّةِ  cümlesi şarttan mücerret, شَهَادَةُ ‘ye müteallik olan zaman zarfı  إِذَا ’nın muzâfun ileyhidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mef’ûl olan  اَحَدَكُمُ  önemine binaen faile takdim edilmiştir.

اثْنَانِ , fiil gibi amel eden  شَهَادَةُ ‘nün failidir.

شَهَادَةُ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

حَضَرَ  fiilinin  الْمَوْتُ ‘ ya nisbet edilmesi istiare sanatıdır. Canlılara mahsus olan gelme, hazır bulunma fiili ölüme nispet edilmiş, böylece cansız olan bir şey canlı yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta ayrıca tecessüm sanatı vardır

حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ  ibaresinde kevniyyet alakasıyla mecaz-ı mürsel vardır. Çünkü vasiyet ölüm halinden önce yapılır.

اثْنَانِ  için sıfat olan  ذَوَا عَدْلٍ  izafeti, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

عَدْلٍ ‘deki nekrelik tazim ifade eder.

مِنْكُمْ  car-mecruru, اثْنَانِ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

اٰخَرَانِ , muhayyerlik bildiren atıf harfi  اَوْ  ile  اثْنَانِ ‘ye atfedilmiştir. Cihet-i camia, temasüldür.

مِنْ غَيْرِكُمْ  car-mecruru,  اٰخَرَانِ ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

غَيْرِكُمْ - اٰخَرَانِ  ve  ح۪ينَ - اِذَا  gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Şarttan mücerret zaman zarfı  شَهَادَةُ  ,اِذَا ’ya mütealliktir. Çünkü bu kelimede fiil manası vardır. Yani  لِيُشْهِدْ إذا حَضَرَ أحَدَكُمُ المَوْتُ اثْنانِ (Sizden birine ölüm geldiğinde iki kişi şahit olsun.) demektir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

أوْ  kelimesi birbirinden farklı iki durum için tahyir veya taksim içindir: Orada hazır olan ve yolcu olan iki durum. Çünkü  أوْ آخَرانِ مِن غَيْرِكُمْ (veya sizden başkalarından) ifadesi için kayıt olarak gelen  إنْ أنْتُمْ ضَرَبْتُمْ في الأرْضِ (Eğer yeryüzünde yolculuğa çıkarsanız) sözüne yakın gelmiştir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ  ifadesi  شَهَادَةُ مَا بَيْنَكُمْ  takdirindedir.  مَا بَيْنَكُمْ  tabiri, çekişme ve anlaşmazlıktan kinayedir. İnsanlar çekişme esnasında şahitliğe ihtiyaç duydukları için ayette “şehadet” kelimesi, “çekişme”ye muzâf kılınmıştır.  شَهَادَةُ بَيْنِكُمْ  buyruğundaki  ما ’nın hazfi ise bilinip açık olduğu için caizdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

اِذَا حَضَرَ اَحَدَكُمُ الْمَوْتُ  [Ölüm herhangi birinizin karşısına gelip çattığı zaman, vasiyet zamanında...] tabirinin, vasiyetin vacip oluşunun delili olduğunu söylemişlerdir. Zira Allah ölümün gelip çatma zamanını vasiyet zamanından başka göstermiştir. Bunun ise bu iki şeyin birbiriyle çok sıkı bir münasebet arz etmeleri halinde olabileceğini, bu sıkı münasebetin de, ancak vasiyetin vâcip olması halinde söz konusu olabileceğini söylemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

مِنْكُمْ  kelimesinden maksat çoğu müfessirin görüşüne göre, “Ey müminler cemaati sizden, sizin dininizden, topluluğunuzdan, adalet sahibi iki şahit şehadet eder.” manasıdır. Binaenaleyh ayetteki, [yahut yeryüzünde sefer ettiğinizde ...sizden olmayan diğer iki kişiyi (şahit tutun)...] tabiri, “Yahut yeryüzünde yolculukta iken sizin dininizden ve ümmetinizden olmayan diğer iki kişiyi (şahit tutun).” demektir. Buna göre iki adil Müslüman, hem yolculukta hem de mukîm iken şehadet etmeye elverişli iki kimse demektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb) 


 اِنْ اَنْتُمْ ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِۜ 

 

Muteriza olan cümle şart üslubundadır. Şart cümlesindeki  اَنْتُمْ , takdiri ضربتم  (yolculuk ettiniz) olan mahzuf fiilin failidir. Bu takdire göre cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Şartın cevabı öncesinin delaletiyle mahzuftur. Takdiri  فاستشهدوا آخرين  (diğerlerini şahit tutun.) olan cevap cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatı vardır.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda  talebî inşâî isnaddır. 

Sonrasındaki fasılla gelen  ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ  cümlesi tefsiriyyedir. Fasıl sebebi, kemâl-i ittisâldir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فِي الْاَرْضِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare-i tebeiyye vardır.  ف۪ي  harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla  yer yüzü, içine girilebilen bir şeye benzetilmiştir. Burada  ف۪ي  harfi kendi manasında kullanılmamıştır. Çünkü  الْاَرْضِ , hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Mübalağa için bu üslup kullanılmıştır.

فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِ  cümlesi tertip ve takip ifade eden  فَ  harfi ile   ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ  cümlesine  atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فَاَصَابَتْكُمْ  fiili, مُص۪يبَةُ ‘ya isnad edilmiştir. Bu ifadede istiâre sanatı vardır. Maddi varlıklara mahsus olan isabet etme fiili, müsibete nispet edilerek, hissi olan bir şey maddî şey yerinde kullanılmıştır. Mübalağa için gelen bu üslupta tecessüm sanatı da vardır.

فَاَصَابَتْكُمْ مُص۪يبَةُ الْمَوْتِ  [Ölümün gelmesi, isabet etmesi] ifadesinde kevn-i lâhik alakası ile mecaz-ı mürsel vardır. Ölüm geldiği anda vasiyet yapılamaz. Ölümün hazır olması, isabet etmesi, alametlerinin gelmesi demektir.

ضَرَبْتُمْ فِي الْاَرْضِ  sözü seferden kinayedir.

اَصَابَتْكُمْ - مُص۪يبَةُ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır. 

الْاَرْضِ - ضَرَبْتُمْ kelimeleri arasında cinas-ı nakıs ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

الْمَوْتِ  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Ayetteki, [Yeryüzünde sefer edip de başınıza ölüm musibeti gelmişse…] ifadesinin maksadı, “Müslümanların dışında diğer iki kişinin şahitliğinin istenmesinin, bu şahitliği isteyen kimsenin yeryüzünde yolcu olması ve kendisine ölüm emarelerinin gelmesi şartlarına bağlı olduğunu beyan etmektir.” (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ 


تَحْبِسُونَهُمَا مِنْ بَعْدِ الصَّلٰوةِ  cümlesi,  اٰخَرَانِ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. İstimrar, teceddüt ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde  اللّٰهِ  isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.

تَحْبِسُونَهُمَا  [alıkoyarsınız] sözü bekletmek manasında istiaredir. 

İbadetten sonra olması şu sebeple olabilir: Kişi o zaman Allah’a daha çok yaklaşmış olduğu için yalan söyleme ihtimali daha zayıftır.

Bazı müfessirler bu namazın cenaze namazı olduğunu söylemiştir. Kişi öldüğü için vasiyeti konuşulur.

Bu, müste’nef (yeni) bir sözdür. Buna göre sanki, “Eğer onlar hakkında bir şüphe bulunur ise ne yapalım?” diye sorulmuş da cevaben “Sizler onları alıkorsunuz.” denilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

يُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ  sözünün başındaki  فَ  harfi, “ceza” manasını ifade eder. Yani “Sizler o iki şahidi tutarsınız da onlar bu tutmanız sebebiyle yemin etmeye yönelirler.” demektir  (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


اِنِ ارْتَبْتُمْ لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَناً وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰىۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ


Şart üslubunda gelen terkipte  اِنِ ارْتَبْتُمْ  cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrar işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder. (Fâdıl Sâlih Samerrâî Tefsir, c. 2, s. 106.) 

Şartın takdiri  فحَلِّفُوهما  [... yemin ederler.] olan cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

Şart üslubunda gelen cümle mahzuf kasem ve cevabı arasında itiraziyedir. 

اٰمَنُوا - ارْتَبْتُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı hafiy sanatı vardır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mubalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’ân-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

لَا نَشْتَر۪ي بِه۪ ثَمَنًا  cümlesi kasemin cevabıdır. Menfî muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidai kelamdır. 

وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبٰى  terkibi şart üslubunda gelmiş haldir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Şart cümlesi  كَانَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi olup, faide-i haber ibtidaî kelamdır.  كَانَ ’nin haberi olan  ذَا قُرْبٰى , veciz ifade kastıyla izafet formunda gelmiştir. 

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri,  لا نشهد كذبا ولا نشتري به ثمنا… (Biz yalana şahitlik etmeyiz ve onu bir değere de satmayız.) olan cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir.

لا نشتري به ثمنا ‘Bedele değiştirmeyiz’ ifadesinde, istiare sanatı vardır. Müstear kelime  لا نشتري ‘dir. Şahitliği gizlemelerine karşılık dünya malı almaları, onu para karşılığı satmaya benzetilmiştir. Müşebbeh hazfedilip müşebbehu bih le ilgili  ثمنا  zikredildiği için istiare, muraşşahadır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car-mecrur  به , ihtimam için, mef’ûle takdim edilmiştir

Mef’ûl olan  ثمنا ‘deki nekrelik, kıllet ve umum ifade eder.

Bilinen ve tahmini kolay olan hususları zikrederek ibareyi uzatmamak, dikkati asıl önemli yere yönlendirmek, karineye dayanarak terk edilen şeyleri muhatabın düşünce ve hayal gücüne bırakarak anlam zenginliği kazanmak gibi sebeplerle hazfe başvurulur. (TDV İslam Ansiklopedisi Îcâz Bah.)

Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan  وَلَا نَكْتُمُ شَهَادَةَ اللّٰهِ  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la  لَا نَشْتَر۪ي  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

شَهَادَةَ اللّٰهِ  izafetinde lafza-i celâle muzâf olan  شَهَادَةَ  şan ve şeref kazanmıştır.

شَهَادَةَ - نشهد  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Bu istînâfi cümle, şahitlerde adaletin şart koşulmasından doğan bir suale cevap mahiyetindedir. Sanki “Peki, şahitlerin dürüstlüğünden şüphe edersek ne yapacağız?” diye sorulmuş da şöyle cevap verilmiş: “O iki şahidi namazdan sonra alıkoyarsınız.”

Namazdan sonra akrabalardan veya Müslümanlardan şahitler bulundurulmasının daha uygun olduğuna delalet eder. Başkalarından iki şahit tutulması ise zaruret halinde olur.

Şahitlerden şüphe edilmesi halinde onlara yemin ettirilmesi, yolculuk sırasındaki başka iki şahide münhasır olmayıp kesinlikle ilk iki şahide de şamildir.

Bu namazdan murad, ikindi namazıdır. Ayette namazın vakti belirtilmemiştir; çünkü yemin ettirme vaktinin ikindi namazından sonra olduğu bilinmektedir.

İnsanların toplanma zamanı ikindi namazı sonrasıdır; gece ile gündüz meleklerinin karşılaşması da bu zamanda gerçekleşir.

Bir de bütün dinlerin mensupları, bu vakti tazim ederler ve bu vakitte yalan yeminden kaçınırlar. Rivayete göre Hz. Peygamber de bu vakitte yemin ettirmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)


اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الْاٰثِم۪ينَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. 

Mukadder sorunun cevabıdır. Takdiri,  ماذا سيكون من أمركم إن فعلتم (Eğer yaparsanız durumunuz ne olurdu?) şeklindedir.

اِنَّٓ  ve lam-ı muzahlaka olmak üzere iki unsurla tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّٓ ’nin dahil olduğu cümlede cevap harfi  اِذًا , amel etmemiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden çok muhkem cümlelerdir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الْاٰثِم۪ينَ , mahzuf habere mütealliktir.

الْاٰثِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِذاً , ‘öyleyse, o takdirde’ manasında cevap harfidir. 

اِنّ۪ٓ  ve lam-ı tekid, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنّ۪ٓ  kelimesi, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna lam-ı tekid de ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l-Kur’ân c.2 s.176)

اِذاً - ذَا  kelimeleri arasında cinas-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Mâide Sûresi 107. Ayet

فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْماً فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ لَشَهَادَتُـنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ  ١٠٧


(Eğer sonradan) o iki kişinin günaha girdikleri (yalan söyledikleri) anlaşılırsa, o zaman, bu öncelikli şahitlerin zarar verdiği kimselerden olan başka iki adam, onların yerine geçer ve “Allah’a yemin ederiz ki, bizim şahitliğimiz onların şahitliğinden elbette daha gerçektir. Biz hakkı da çiğneyip geçmedik. Çünkü o takdirde, biz elbette zalimlerden oluruz” diye yemin ederler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَإِنْ eğer
2 عُثِرَ anlaşılırsa ع ث ر
3 عَلَىٰ
4 أَنَّهُمَا onların
5 اسْتَحَقَّا işledikleri ح ق ق
6 إِثْمًا bir günah ا ث م
7 فَاخَرَانِ başka iki kişi ا خ ر
8 يَقُومَانِ geçer ق و م
9 مَقَامَهُمَا onların yerine ق و م
10 مِنَ
11 الَّذِينَ kendisine
12 اسْتَحَقَّ haksızlık edilenlerden ح ق ق
13 عَلَيْهِمُ onların üzerine
14 الْأَوْلَيَانِ daha layık و ل ي
15 فَيُقْسِمَانِ yemin ederler ق س م
16 بِاللَّهِ Allah’a
17 لَشَهَادَتُنَا mutlaka bizim şahidliğimiz ش ه د
18 أَحَقُّ daha doğrudur ح ق ق
19 مِنْ
20 شَهَادَتِهِمَا onların şahidliğinden ش ه د
21 وَمَا
22 اعْتَدَيْنَا biz (hakka) tecavüz etmedik ع د و
23 إِنَّا yoksa biz elbette
24 إِذًا o zaman
25 لَمِنَ oluruz
26 الظَّالِمِينَ zalimlerden ظ ل م

فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْماً فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile nidanın cevabına matuftur. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عُثِرَ  şart fiili olup, fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Mahallen meczumdur. اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  عَلٰٓى  harfi ceriyle naib-i fail olarak mahallen merfûdur.

اَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir.

هُمَا  muttasıl zamir  اَنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. اسْتَحَقَّٓا  cümlesi,  اَنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.  

اسْتَحَقَّٓا  fetha üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. اِثْمًا  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir.  

اٰخَرَانِ  mahzuf mübtedanın haberi olup, ref alameti eliftir. Takdiri;  الشاهدان  şeklindedir.

يَقُومَانِ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. مَقَامَهُمَا  mef’ûlu mutlak olup fetha ile mansubdur. Muttasıl zamir  هُمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  مِنَ  harfi ceriyle  يَقُومَانِ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur. 

اسْتَحَقَّ  fetha üzere mebni mazi fiildir. عَلَيْهِمُ  car mecruru  اسْتَحَقَّ  fiiline mütealliktir. الْاَوْلَيَانِ  fail olup müsenna olduğu için elif ile merfûdur.

فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يُقْسِمَانِ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. بِاللّٰهِ  car mecruru  يُقْسِمَانِ  fiiline mütealliktir. 

Mef’ûlü mutlak: Fiil ile aynı kökten gelen masdardır. Mef’ûlü mutlak harfi cer almaz. Harfi cer alırsa hal olur. Mef’ûlü mutlak cümle olmaz. Mef’ûlü mutlak 3’e ayrılır:

1) Tekid (Kuvvetlendirmek) İçin: Fiilin manasını kuvvetlendirir. Masdar olur. Daima müfreddir. Fiilinden sonra gelir. Türkçeye “muhakkak, şüphesiz, gerçekten, çok, iyice, öyle ki” diye tercüme edilir.

2) Nev’ini (Çeşidini) Belirtmek İçin: Fiilin nasıl meydana geldiğini ve nev’ini bildirir. Nev’ini bildiren mef’ûlü mutlak umumiyetle sıfat veya izafet terkibi halinde gelir. Tesniye ve cemi de olabilir. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “gibi, şeklinde, aynen, tıpkı, tam” diye tercüme edilir.

3) Adedini (Sayısını) Belirtmek İçin: Failin yaptığı işin sayısını belirtir. Adedini bildiren mef’ûlü mutlak فَعْلَةً vezninden gelen bina-ı (masdar-ı) merreden yapılır.

مَرَّةً  kelimesi de mef’ûlü mutlak olur. Fiilinin önüne geçebilir. Türkçeye “kere, defa” diye tercüme edilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اسْتَحَقَّٓا fiili, sülâsi mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. İstif’âl babındandır. Sülâsisi, حقق ‘dir. 

Bu bab fiile taleb,tahavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikad gibi anlamlar katar. 

يُقْسِمَانِ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  قسم ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 


لَشَهَادَتُـنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ 


لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. 

شَهَادَتُنَٓا  mübteda olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri  نَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اَحَقُّ  haber olup damme ile merfûdur.  مِنْ شَهَادَتِهِمَا  car mecruru  اَحَقُّ ’ya mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

وَ  atıf harfidir.  مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır.  اعْتَدَيْنَاۘ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri  نَاۘ  fail olarak mahallen merfûdur. 

اعْتَدَيْنَاۘ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi عدو ’dir.

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.

اَحَقُّ  İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.  

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

اِذًا  mukadder sorunun cevabıdır. Takdiri;  ماذا سيكون من أمركم إن فعلتم (Eğer yaparsanız durumunuz ne olurdu?) şeklindedir.

ل  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

مِنَ الظَّالِم۪ينَ  car mecruru  اِنَّ ’nin mahzuf haberine müteallik olup cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

الظَّالِم۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  ظلم  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاِنْ عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْماً فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ 

 

Ayet atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki nidanın cevabına atfedilmiştir. Şart üslubundaki terkipte  عُثِرَ عَلٰٓى اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْمًا  cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

Tekid ifade eden masdar harfi  اَنَّ  ve akabindeki  اَنَّهُمَا اسْتَحَقَّٓا اِثْمًا  cümlesi, masdar tevilinde, عَلٰٓى  harfiyle birlikte  عُثِرَ  fiilinin naib-i fail konumundadır. Masdar-ı müevvel, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

عُثِرَ fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur. 

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına da işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

عُثِر  ifadesinin aslı tökezlemek ve düşmek demek olan  اَلْعَثْرَةُ  tabirinden olup  اِطَّلَعَ manasındadır. Bu böyledir, çünkü tökezleyen kimse ancak görmediği bir şey sebebiyle tökezlemiş olur. O şey sebebiyle tökezleyince de ona muttali olur ve onun böylece ne olduğuna bakar. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَنَّ ‘nin haberi olan  اسْتَحَقَّٓا اِثْمًا , müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hudus, istikrar, temekkün ve hükmü takviye ifade etmiştir.

اِثْمًا ‘deki nekrelik nev ve tahkir içindir. 

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesinde  فَاٰخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. Takdiri, الشاهدان (İki şahit) olan haber mahzuftur.

يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ الَّذ۪ينَ اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ  cümlesi, اٰخَرَانِ  için sıfattır. Sıfat mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber talebî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müşterek has ism-i mevsûl, başındaki  مِنَ  harf-i ceriyle  يَقُومَانِ ’deki failin mahzuf haline mütealliktir. Sılası olan  اسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ الْاَوْلَيَانِ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıla cümlesinde takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.

Cümlede mütekellim Allah Teâlâ’dır. Bu nedenle  اللّٰهُ  isminde tecrîd sanatı vardır.

فَيُقْسِمَانِ بِاللّٰهِ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile … يَقُومَانِ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi) 

مِنَ الَّذِينَ اسْتُحِقَّ عَلَيْهِمُ  ifadesindeki  مِنَ  harfi teb’iz içindir. Yani müstehak olan topluluktan iki şahıs demektir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 لَشَهَادَتُـنَٓا اَحَقُّ مِنْ شَهَادَتِهِمَا وَمَا اعْتَدَيْنَاۘ

 

Kasem üslubundaki terkibe dahil olan  لَ , mahzuf kasemin cevabının başına gelen harftir. Cümle, mukadder kasemin cevabıdır. Kasem cümlesinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzuf kasemle birlikte terkip, kasem üslubunda gayrı talebî inşâî isnaddır.

Mahzuf kasemle tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

اَحَقُّ , ism-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir.

مِنْ شَهَادَتِهِمَا  car-mecruru, اَحَقُّ ‘ya mütealliktir.

وَمَا اعْتَدَيْنَا  cümlesi atıf harfi  وَ ‘la kasemin cevabına atfedilmiştir. Menfi mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine, müspet sıygadan menfî sıygaya geçişte iltifat sanatı vardır.

Bu cümlede fiil  لم  ile değil, ما  ile olumsuzlanmıştır. Çünkü bu harf daha kuvvetlidir. ما فعل  sözü لقد فعل  cümlesini, لم يفعل  sözü, فعل  cümlesini olumsuzlar. ما  harfi, mazi fiili olumsuzladığı zaman kasemin cevabı menzilindedir. (Samerrai, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 262, Yasin/69)

شَهَادَتِهِمَا - لَشَهَادَتُنَٓا  ve  اَحَقُّ - اسْتَحَقَّ - اسْتَحَقَّٓا ve  يَقُومَانِ - مَقَامَهُمَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

اَحَقُّ - الْاَوْلَيَانِ  kelimeleri arasında mürâat-ı nazîr sanatı vardır.   

اِنَّٓا اِذاً لَمِنَ الظَّالِم۪ينَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisaldir. 

Mukadder sorunun cevabıdır. 

اِنَّٓ  ve lam-ı muzahlaka olmak üzere iki unsurla tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

اِنَّٓ ’nin dahil olduğu cümlede ‘öyleyse, o takdirde’ manasındaki cevap harfi  اِذًا , amel etmemiştir. 

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ , isim cümlesi ve lam-ı muzahlaka sebebiyle üç katlı tekid ifade eden bu ve benzeri cümleler, çok muhkem cümlelerdir.

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.  مِنَ الظَّالِم۪ينَ  car-mecruru, mahzuf habere mütealliktir.

الظَّالِم۪ينَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı [devamlılığı] ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

اِنّ۪ٓ  ve lam-ı tekid, cümlede beraberce bulunursa bu cümle, üç kez tekrar edilen cümle gibi olur. Çünkü  اِنّ۪ٓ  kelimesi, cümlede iki kez tekrar gücünü taşır, buna lam-ı tekid de ilave edilince, üçüncü tekrar sağlanmış olur. (İtkan c.2 s.176)

Bu cümle ve önceki ayetin fasılası bir kelime farkla tekrarlanmıştır. Aralarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.

Mâide Sûresi 108. Ayet

ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟  ١٠٨


Bu (usul), şahitliği lâyıkıyla yerine getirmeleri ve yeminlerinden sonra başka yeminlere başvurulacağından endişe etmelerini sağlamak için en uygun çaredir. Allah’a karşı gelmekten sakının ve dinleyin. Allah, fasık toplumu doğruya iletmez.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 ذَٰلِكَ budur
2 أَدْنَىٰ en uygun olan د ن و
3 أَنْ
4 يَأْتُوا yapmalarına ا ت ي
5 بِالشَّهَادَةِ şahidliği ش ه د
6 عَلَىٰ üzerine
7 وَجْهِهَا gereği و ج ه
8 أَوْ yahut
9 يَخَافُوا korkmalarına خ و ف
10 أَنْ
11 تُرَدَّ reddedilmesinden ر د د
12 أَيْمَانٌ yeminlerin ي م ن
13 بَعْدَ sonra ب ع د
14 أَيْمَانِهِمْ yeminlerinden ي م ن
15 وَاتَّقُوا korkun و ق ي
16 اللَّهَ Allah’tan
17 وَاسْمَعُوا ve iyi dinleyin س م ع
18 وَاللَّهُ Allah
19 لَا
20 يَهْدِي doğru yola iletmez ه د ي
21 الْقَوْمَ topluluğu ق و م
22 الْفَاسِقِينَ yoldan çıkan ف س ق

ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ

 

İsim cümlesidir. İşaret ismi  ذٰلِكَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. ل  harfi buud, yani uzaklık bildiren harf,  ك  ise muhatap zamiridir. اَدْنٰٓى  haber olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel, mahzuf  إلى  harfi ceriyle  اَدْنٰٓى ‘ya mütealliktir.

اَنْ  muzariyi nasb ederek manasını masdara çeviren harftir.

يَأْتُوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. بِالشَّهَادَةِ  car mecruru  يَأْتُوا  fiiline mütealliktir.  عَلٰى وَجْهِهَٓا  car mecruru  شَّهَادَةِ ’ye mütealliktir. Muttasıl zamir  هَٓا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

اَوْ  atıf harfi tahyir/tercih ifade eder.  يَخَافُٓوا  fiili  نَ ’un hazfıyla mansub muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. اَنْ  ve masdar-ı müevvel mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

تُرَدَّ  fetha üzere mansub meçhul muzari fiildir. اَيْمَانٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur.  بَعْدَ  zaman zarfı,  تُرَدَّ  fiiline mütealliktir. اَيْمَانِهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

Fiil-i muzarinin başına  اَنْ  harfi geldiği zaman onu nasb ettiği gibi anlamını da masdara çevirmektedir. Bu tür masdarlara masdar anlamı içerdikleri için “tevilli masdar (masdar-ı müevvel cümlesi)” denmektedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

(اَوْ): Türkçede “veya, yahut, ya da, yoksa” kelimeleriyle karşılayabileceğimiz bu edat iki unsur arasında (matuf-matufun aleyh) tahyir yani tercih (iki şeyden birini seçme) söz konusu olması durumlarında kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُرَدَّ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi ردد ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

اَدْنٰٓى  İsmi tafdil; bir vasfın, bir hususun bir varlıkta diğer bir varlıktan daha fazla olduğunu ifade eder. İsmi tafdil  اَفْضَلُ  veznindendir. İsmi tafdilin sıfatı müşebbeheden farkı; renk, şekil, uzuv noksanlığı ifade etmemesidir. Müennesi  فُعْلَى  veznindedir. 

İsmi tafdilden önce gelen isme “mufaddal”, sonra gelen isme “mufaddalun aleyh’’ denir. Mufaddal ve mufaddalun aleyhi bazen açıkça cümlede göremeyebiliriz. Bu durumda mufaddal ve mufaddalun aleyh cümlenin gelişinden anlaşılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ


Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir. اتَّقُوا  fiili  نَ ’un hazfiyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اللّٰهَ  lafza-i celâl mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْمَعُوا  fiili  نَ ’un hazfiyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  

اتَّقُوا  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi  وقي ’dir. İftial babının fael fiili  و ي ث  olursa fael fiili  ت  harfine çevrilir. وقي fiili iftiâl babına girmiş, إوتقي  olmuş, sonra و  harfi  ت 'ye dönüşmüş إتّقي  olmuştur. 

İftiâl babı fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.


وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟


İsim cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  اللّٰهُ  lafza-i celâl mübteda olup damme ile merfûdur. لَا يَهْدِي cümlesi, haber olarak mahallen merfûdur.

لَا  nefy harfi olup olumsuzluk manasındadır. يَهْدِي  fiili  ی  üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ’dir.  الْقَوْمَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

الْفَاسِق۪ينَ۟  kelimesi  الْقَوْمَ ’nin sıfatı olup nasb alameti  ي ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْفَاسِق۪ينَ۟  kelimesi sülâsî mücerredi  فسق  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

ذٰلِكَ اَدْنٰٓى اَنْ يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ 

 

Ayet istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Müsnedün ileyhin işaret ismiyle marife olması, işaret edilenin önemini vurgular ve tazim ifade eder. İsm-i tafdil vezninde gelerek mübalağa ifade eden  اَدْنٰٓى , müsneddir.

Şahitlik hakkındaki hükümlere işaret eden  ذٰلِكَ de istiare vardır.

Bilindiği gibi işaret ismi mahsus şeyler için kullanılır. Ama burada olduğu gibi aklî şeyler için kullanıldığında istiare olur. Câmi’; her ikisinde de “vücudun tahakkuku”dur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Beyân İlmi)

ذَ ٰ⁠لِكَ  ile muşârun ileyh en kâmil şekilde ayırt edilir. Dil alimleri sadece mühim bir haber vermek istedikleri zaman muşârun ileyhi bu işaret ismiyle kâmil olarak temyiz ederler. Çünkü bu şekilde işaret ederek verdikleri haber başka hiçbir kelamdan bu kadar açık bir şekilde ortaya konmaz. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan/57, s. 190)

أدْنى  kelimesi “daha yakın” manasındadır. Burada yakınlık kelimesi, ilme ve kesin bilgiye yakınlık manasında mecazîdir. 

Masdar harfi  اَنْ  ve akabindeki  يَأْتُوا بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا  cümlesi, masdar tevilinde, takdir edilen  إلى  harf-i ceriyle  اَدْنٰٓى ’ya mütealliktir. Masdar-ı müevvel olan cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Aynı üsluptaki  اَوْ يَخَافُٓوا اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْ  cümlesi, masdar-ı müevvel cümlesine atfedilmiştir.

اَنْ تُرَدَّ اَيْمَانٌ بَعْدَ اَيْمَانِهِمْۜ  ibaresi cümledeki ikinci masdar-ı müevvel olup  يَخَافُٓوا  fiilinin mef’ûlü konumundadır.

Masdar-ı müevvel olan cümle müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlelerdeki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بِالشَّهَادَةِ عَلٰى وَجْهِهَٓا  ibaresinde “yüz” kelimesi, “layıkı vechiyle, hakkıyla” anlamında istiaredir. (Medine Balcı, Dergâhu’l Kur’an)

عَلى وجْهِها  ifadesindeki  وجْهِها  sünneti demektir. Yüz manasındaki  وجْهِ  kelimesi benzeri yerlerde olduğu gibi burada da bir şeydeki güzellik ve kemâlatı insanın yüzüne benzetmek manasında müsteardır. Çünkü kişi yüzüyle tanınır ve başkalarından ayırt edilir.  عَلى  harfinde de temekkün manasında olması dolayısıyla istiare vardır. تُرَدَّ  kelimesi de intikal manasında müsteardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 وَاتَّقُوا اللّٰهَ وَاسْمَعُواۜ


و , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Aynı üslupta gelen  وَاسْمَعُوا  cümlesi hükümde ortaklık sebebiyle  وَاتَّقُوا اللّٰهَ  cümlesine atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Ayette mütekellimin Allah Teâlâ olması hasebiyle lafza-i celâllerde tecrîd sanatı vardır.

اسْمَعُوا  sözü mecazî olarak itaat etmek manasında gelmiş bir emirdir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

 

وَاللّٰهُ لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟

وَ , istînâfiyyedir.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsnedün ileyhin bütün esma-i hüsnaya ve kemâl sıfatlara şamil olan lafza-i celâlle marife olması mehabet duyguları uyandırmak ve ikaz içindir. İşin büyüklüğünü göstermek ve kalplere korku salmak için, izmardan izhara dönülerek Allah lafzının açık isim olarak getirilmesi iltifat sanatıdır. Bu tekrarda ayrıca ıtnâb, tecrîd ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Menfi fiil cümlesi formunda gelen  لَا يَهْدِي الْقَوْمَ الْفَاسِق۪ينَ۟  şeklindeki müsned, menfî muzari fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede nefy harfinin müsnedün ileyhten sonra gelmesi ve müsnedin de muzari fiil olması hükmü takviye, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade eder.

الْفَاسِق۪ينَ  kelimesi  الْقَوْمَ  için sıfattır. İsm-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

اتَّقُوا - يَخَافُٓوا  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

اَيْمَانٌ - اللّٰهُ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr vardır.

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Allah, fasık toplumu doğruya iletmez] ifadesinde zahir anlamın içine, hükümlere riayet etmeyenleri cezalandıracağı anlamını idmâc etmiştir. Tehdit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Bu, Allah’ın hükmüne ve emirlerine muhalefet edenler hakkında bir tehdit ve uyarı ifade etmektedir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Günün Mesajı
İnsanların akıllarını kullanmadan, körü körüne birilerinin yaptığı şeyleri taklit etmeleri doğru değildir. Bu mânâ Kur'an'da bir çok yerde tekrar edilmiştir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

Genelleme yapmak kolaydır ama zararları çoktur; Bir şeyi yanlış uygulayanların çokluğunu, kendi yapmayışına bahane olarak sunmaktır: ben bu halimle onlardan daha iyiyim. Değerlendirilen haksız bir fırsatı savunmaktır: ben yapmasam başkası değerlendirecektir. Kötülüklerin çokluğuyla kendi günahlarının üzerini örtmektir: zaten herkes yapmaktadır. Yayılan ahlaksızlıklardan iyilikleri görmezden gelerek, belki çabalamanın gereksiz olduğuna karar vermektir, belki de Rabbinden ümidi kesmektir.

Aynadaki yansımada, sadece kendi parmağıyla aynı noktaya dokunabilen insan. Hatırla; Rabbinin huzurunda herkesten ayrı özelsin. O’nun katındaki değerini muhafaza etmek ve kuvvetlendirmek için buradasın. Kendi amel defterinde kayda değer olanın, sadece senin emir ve yasaklara uyup uymaman olduğunu göreceksin. Sıraladığın bahaneler ve savunma tezleri dışında, yaptıklarınla ya da yapmadıklarınla başbaşa kalacak olan sensin.

Ey bizi ve bildiğimiz bilmediğimiz her şeyi yaratan Rabbim! Bizi; Senin rızan için, Senin yolunda koşanlardan. Her çaba kırıntısının karşılığını alacağına inanarak elinden geleni yapanlardan. Her türlü günaha ve adaletsizliğe bulaşmaktan korkanlardan. Kötülüğü yapanlarla, yapılan kötülüklerin şerrinden yalnız Sana sığınanlardan. Haksızlıklara ve asiliklere karşı önlem alabilmek ve engel olabilmek için yine yalnız Senin yardımını isteyenlerden eyle. Ve halimizi, huzuruna çıktığımızda, işe yaramaz bahane ve çaresiz pişmanlık sahiplerine benzemekten koru. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji