En'âm Sûresi 60. Ayet

وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُـكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟  ٦٠

O, geceleyin sizi ölü gibi kendinizden geçirip alan (uyutan) ve gündüzün kazandıklarınızı bilen, sonra da belirlenmiş eceliniz tamamlanıncaya kadar gündüzleri sizi tekrar diriltendir (uyandırandır). Sonra dönüşünüz yalnız O’nadır. Sonra O, işlemekte olduklarınızı size haber verecektir.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَهُوَ ve O’dur
2 الَّذِي kimse
3 يَتَوَفَّاكُمْ sizi öldüren و ف ي
4 بِاللَّيْلِ geceleyin ل ي ل
5 وَيَعْلَمُ ve bilir ع ل م
6 مَا şeyi
7 جَرَحْتُمْ işlediğiniz ج ر ح
8 بِالنَّهَارِ gündüzün ن ه ر
9 ثُمَّ sonra
10 يَبْعَثُكُمْ sizi diriltir ب ع ث
11 فِيهِ onda
12 لِيُقْضَىٰ tamamlanıncaya kadar ق ض ي
13 أَجَلٌ süre ا ج ل
14 مُسَمًّى belirlenmiş س م و
15 ثُمَّ sonra
16 إِلَيْهِ O’nadır
17 مَرْجِعُكُمْ dönüşünüz ر ج ع
18 ثُمَّ sonra
19 يُنَبِّئُكُمْ size haber verecektir ن ب ا
20 بِمَا şeyleri
21 كُنْتُمْ olduğunuz ك و ن
22 تَعْمَلُونَ yapmış ع م ل
 

Bu ve bundan sonraki âyetler, sûrenin genel muhtevasına uygun olarak yüce Allah’ın varlığını ve birliğini, kudret ve ilminin mükemmelliğini gösteren yeni deliller ve örnekler ortaya koymaktadır.

 “Geceleyin öldürme”den maksat, insanın uykuya daldırılması, “diriltme”den maksat da uykudan uyandırılmasıdır. Uyku ve uyanma için vefat ve ba‘s kökünden fiillerin kullanılması, uyku ile ölüm, uyanma ile de yeniden dirilme arasında, bir ölçüde ruhî ve fizyolojik bir benzerlik olmasından dolayıdır. Uyku sırasında organizmanın faaliyetlerinin bir kısmı tamamen durmakta, bir kısmı da yavaşlamaktadır. Özellikle görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularıyla hareket, konuşma gibi faaliyetlerin; ayrıca birçok duygusal tepkilerin durması yahut yavaşlaması, uykunun ölümü hatırlatan bir olay olduğunu gösterir. Uyanma ise çeşitli bedenî ve psikolojik faaliyetlerin yeniden normale dönmesini sağladığından, bir bakıma yeniden hayata dönüştür. Âyette dikkati çeken önemli bir husus da öldürme (uyutma) ve diriltme (uyandırma) fiillerinin Allah’a nisbet edilmesi, böylece insanın uyuması ve uyanmasının kendi iradesine bağlı olmadığının gösterilmesidir. Uyuma, bedenin ve ruhun dinlenmesi için bir ihtiyaç olarak görülmektedir. Allah’ın değişmez kanunları uyarınca beden ve ruh, uyku yoluyla dinlenme ihtiyacı hissettiği zaman normal şartlarda ve zorunlu olarak uyku olayı meydana gelir. Hiçbir insan bu zorunluluğu ortadan kaldırma gücüne sahip değildir. 

“Sizi öldüren … sizi dirilten O’dur” şeklindeki vurgulu ifadeler, yüce Allah’ın hem kudretini hem de lutfunu göstermektedir. Zira bu ifadeler “O istemeseydi siz uyuyamazdınız; uyuduğunuz takdirde de uyanamazdınız” anlamını taşıyor. Âyetteki “ceraha” fiili genellikle “işleme, yapma” mânasında kullanılmakla birlikte, kök anlamı (delme, yırtma, yaralama) itibariyle öncelikle kötülük işlemeyi ifade eder ve Allah’ın belirtilen lutfuna karşı kulun nankörlüğüne işaret eder. Yine de Allah her insanı “belirlenmiş ecel”ine kadar yaşatmak suretiyle rahmetini tecelli ettirir. Ancak eninde sonunda herkes O’na dönecek ve O, bütün insanlara neler yaptıklarını haber verecektir.

 

 Tefsirlerde uyku sırasında ruhun durumunun ne olduğu konusunda farklı görüşler ileri sürülmüştür. Şevkânî âyetin “yeteveffâküm bi’l-leyli”kısmını şöyle açıklamıştır: “Allah sizi uyutunca, kendileriyle temyiz sahibi olduğunuz nefislerinizi (ruhlarınızı) kabzeder. Ancak bu hakiki ölüm değildir. Bir görüşe göre uyku sırasında ruh bedenden çıkmakla birlikte hayat bedende kalmaya devam eder. Başka bir görüşe göre ruh bedenden çıkmaz; fakat sadece zihin çıkar (şuur faaliyetleri durur). Ancak, doğrusu şudur ki, bu olayın mahiyetini yüce Allah’tan başkası bilemez (Şevkânî, II, 143).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 416-417

 

وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ ثُمَّ يَبْعَثُـكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ

 

İsim cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Munfasıl zamir  هُوَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. Müfred müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ي  haber olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَتَوَفّٰيكُمْ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

يَتَوَفّٰيكُمْ  elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  

Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالَّيْلِ  car mecruru  يَتَوَفّٰيكُمْ  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir. يَعْلَمُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Müşterek ism-i mevsûl  مَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası  جَرَحْتُمْ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

جَرَحْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. بِالنَّهَارِ  car mecruru  جَرَحْتُمْ  fiiline mütealliktir.

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir. يَبْعَثُـكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. ف۪يهِ  car mecruru  يَبْعَثُ  fiiline mütealliktir.  

لِ  harfi,  يُقْضٰٓى  fiilini gizli  اَنْ ’le nasb ederek manasını sebep bildiren masdara çeviren cer harfidir.

اَنْ  ve masdar-ı müevvel,  يَتَوَفّٰيكُمْ  fiiline mütealliktir.

يُقْضٰٓى  elif üzere mukadder fetha ile mansub meçhul muzari fiildir.  اَجَلٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. مُسَمًّى  kelimesi  اَجَلٌ ‘in sıfatı olup elif üzere mukadder damme ile merfûdur. مُسَمًّى  maksur isimdir.

(ثُمَّ) : Matuf ile matufun aleyh arasında hem sıra olduğunu hem de fiillerin meydana gelişi arasında uzun bir sürenin bulunduğunu gösterir. Süre bakımından فَ   harfinin zıttıdır.  ثُمَّ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اَنْ  harfi 6 yerde gizli olarak gelebilir: Harf-i cer olan (حَتّٰٓى)’dan sonra,  Atıf olan اَوْ ’den sonra,  Lamul cuhuddan sonra, Lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra, Vav-ı maiyye (وَ)’ den sonra, Sebep fe (فَ)’sinden sonra. Burada lamu-ta’lilden (sebep bildiren لِ) sonra gelmiştir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.

Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.

Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat  2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.

1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar  2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.

1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.

2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.

Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

يَتَوَفّٰيكُمْ  fiili, sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir.Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi وفي ’dir. 

Bu bab fiile, mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.

مُسَمًّى  kelimesi sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan tef’il babının ism-i mef’ûlüdür.

 

  ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟

 

İsim cümlesidir. ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  اِلَيْهِ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

ثُمَّ  tertip ve terahi ifade eden atıf harfidir.  يُنَبِّئُكُمْ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harf-i ceriyle  يُنَبِّئُكُمْ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟ ‘dir.İrabtan mahalli yoktur. 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. 

كُنْتُمْ  nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir.  تُمْ  muttasıl zamir  كُنْتُمْ ’ün ismi olarak mahallen merfûdur. تَعْمَلُونَ  cümlesi, كُنْتُمْ ’un haberi olarak mahallen mansubdur. 

تَعْمَلُونَ۟  fiili  نَ ‘un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. يُنَبِّئُ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi نبأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.

 

وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ

 

Ayet, hükümde ortaklık sebebiyle atıf harfi  وَ ’la  عِنْدَهُ مَفَاتِـحُ الْغَيْبِ  cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. 

Müsnedin ism-i mevsûlle gelmesi herkes tarafından bilinen olmasının yanında sonradan gelen habere dikkat çekmek içindir.

Cümlenin her iki rüknünün de marife gelmesi sebebiyle kasr oluşmuştur. Yani onları öldüren putlar değildir. Putların ne hayat vermeye ne de öldürmeye gücü vardır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t- Tenvîr) 

هُوَ  maksûr/mevsûf, الَّـذ۪ٓي  sıfat/maksûrun aleyh olmak üzere, kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani gece öldürmek, gündüz ne yaptıklarını bilmek, sonra diriltmek vasıfları Allah Teâlâ’dan başkasında bulunmaz. Bu vasıfların sıralanması taksim sanatıdır.

Haber konumunda olan müfred müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan  يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ  ifadesinde istiare sanatı vardır. Uyku hali, ölüm haline benzetilmiştir.

Aynı üsluptaki  وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ  cümlesi atıf harfi  وَ ’la sılaya atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

يَعْلَمُ  fiilinin mef’ûlü konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’nın sılası olan  جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ  cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

جَرَحْتُمْ kelimesinin iki manası vardır. Yakın manası bilindiği gibi vücûdu yaralamaktır, uzak manası ise günâh işlemektir. Bu ayette tevrîye sanatı vardır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kuran Işığında Belagat Dersleri Bedî İlmi)

 

ثُمَّ يَبْعَثُـكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ 

 

Tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile  يَتَوَفّٰيكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Burada  في  harfi zarfiyedir. Zamir, لنَّهارِ  kelimesine aittir.  البَعْثُ  kelimesi uykudan uyanmak manasında müsteardır. Çünkü bu kelimenin قالُوا أئِذا مِتْنا وكُنّا تُرابًا وعِظامًا أئِنّا لَمَبْعُوثُونَ  (Müminun Suresi, 82) ayetinde olduğu gibi özellikle de Kur’an’da ölüyü diriltmek manasında kullanılması yaygındır. Bu istiare akılları karıştıran ba’s’ın keyfiyetini zihinlerde canlandırmak için ‘’uykuda ölüm’’ şeklinde gelmiştir. İki istiare birbiri için muraşşaha olmuştur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Sebep bildiren harf-i cer  لِ ’nin gizli  أنْ ’le masdar yaptığı  لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ  cümlesi, masdar tevilinde harf-i cerle birlikte  يَبْعَثُـكُمْ  fiiline mütealliktir.

Masdar-ı müevvel cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Ayetteki muzari fiiller, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مُسَمًّى  kelimesi  اَجَلٌ  için sıfattır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ  cümlesi ile  يَبْعَثُـكُمْ ف۪يهِ لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

بِالَّيْلِ - بِالنَّهَارِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab ve mürâât-ı nazîr sanatları vardır.

يَبْعَثُـكُمْ - يَتَوَفّٰيكُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

اَجَلٌ ’ün لِيُقْضٰٓى  fiiline isnadı mecaz-ı aklîdir. Kelimedeki nekrelik tazim ifade eder.

Buradaki iki manası olan  جَرَحْتُمْ  kelimesinde tevriye vardır: Yakın manası bilindiği gibi vücûdu yaralamaktır, uzak manası ise günah işlemektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Duyuların ve temyiz kudretinin zail olması bakımından ölüm ile uyku hali arasında ortaklık bulunduğu için ölüm kelimesi mecazen uyku için kullanılmıştır.

Vefatın asıl manası, bir şeyi olduğu gibi tamamı ile almaktır. Bu fiil Kur’an’da vefat eden kişi için değil, bu fiili gerçekleştiren kişilere isnad edilmiştir.

لِيُقْضٰٓى اَجَلٌ مُسَمًّىۚ  [belirlenmiş ecel tamamlansın diye,...] cümlesi,  يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ  cümlesine atıf olduğu halde ikisinin arasına, وَيَعْلَمُ مَا جَرَحْتُمْ بِالنَّهَارِ  cümlesinin girmesi, onların uyandırılmalarında büyük bir ihsan olduğunu beyan etmek içindir. Bu cümle ile şu noktaya dikkat çekilir:

Onların işledikleri günahlar, ölü olarak bırakılmalarını hatta hemen helak edilmelerini gerektirdiği halde Allah yine de onlara hayat bahşeder ve kendilerine mühlet verir. Nitekim terahî (ثُمَّ) kelimesinin kullanılması da bunu bildirir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

وَهُوَ الَّذ۪ي يَتَوَفّٰيكُمْ بِالَّيْلِ  Burada incelenmesi gereken konu şudur: Uyuyan kimse hiç şüphesiz diridir. O kimse her ne zaman diri olursa onun ruhu kesinlikle kabz olmamış demektir. Durum böyle olunca “Allah onu öldürdü.” denilmesi doğru olmaz. Binaenaleyh burada mutlaka bir tevil yapmak gerekir. Bu tevil de şudur: Uyku hali, duyan ve hisseden ruhların, zahirden çıkıp batına dalmasıdır. Böylece zahirî duyu organları iş yapamaz hale gelir. Binaenaleyh uyurken de bedenin zahiri bazı işleri yapamaz hale gelir. Halbuki ölüm halinde bedenin tamamı hiçbir işi yapamaz hale gelir. İşte böylece uykuyla ölüm arasında bu açıdan bir benzerlik bulunmuş olur da bu sebepten dolayı “vefat” ve “ölüm” lafızlarının uyku hakkında kullanılması doğru olur.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l -Gayb)

جرح , lügatta, bir şeye tesir icra edip zedelemektir. Bunun gereği olarak ele geçirmek, kazanmak manasında da bilinmektedir. Nitekim bedenin el, ayak, diş, dil gibi etkili ve amil uzuvlarına “cariha” ve “cevarih” adı verilir ki, “kasibe (kazanan)” ve “kevasib (kazananlar)” demektir. Ve ayette geçen  جرح, bu manadadır. Yani siz o gün uyumadan önce organlarınızın hareketleriyle birtakım tesirler icra etmiş, işler yapmış, maddi veya manevi, hayır veya şer birtakım şeyler kazanmış bulunuyorsunuz ki bunlar sizin amellerinizdir. Bedeninizin, organlarınızın yıpranması, yaralanmış olması da bu kazanılmışlar cümlesindendir. Siz gündüzün uyanık iken kazandığınız ve hatta kendi elinizle yaptığınız bu işlerin bir kısmını bilmezsiniz de bazısını bilirsiniz. Fakat gece oldu mu Allah düşünme yeteneğinizi sizden alır, siz ölü gibi kendinizden geçersiniz, şuur ve idrakinize sahip ve malik olamazsınız. O zaman gündüzün bildiklerinizi ve kendi eseriniz olmak üzere en yakın bildiklerinizi bile bilemez olursunuz. Halbuki siz böyle ölü bir halde iken Allah onların hepsini bilir. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

ثُمَّ يَبْعَثُـكُمْ ف۪يهِ  Sonra gündüzün yine sizi diriltir. Bedeninizde zedelenme, uzuvlarınızdan ölen kısımlarınızı uykuda haberiniz olmadan telafi ederek yeniler ve sizden aldığı şuur ve idraklerinizi yine sabahleyin size geri verip önceki gibi maddi ve manevi hayatınızla sizi tekrar diriltir, uyandırır ve o zaman siz geceyi gündüzü fark eder, kendinizi ve geçmiş kazançlarınızı hiç kaybetmemiş, arada hiçbir durgunluk fasılası geçmemiş gibi bilir tanırsınız. (Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili) 

اَلْقَضَاءُ  kelimesi, tastamam bir biçimde işi halletmek, bitirmektir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l - Gayb) 

ثُمَّ اِلَيْهِ مَرْجِعُكُمْ

 

 Cümle, tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile يَبْعَثُـكُمْ ’e atfedilmiştir. Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatları vardır.

اِلَيْهِ  mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَرْجِعُكُمْ  muahhar mübtedadır.

Car-mecrur ihtimam için mübtedaya takdim edilmiştir.

Mecrur haber, vasıf kuvvetindedir. Haber olarak gelen mecrurlar, zarflar mübtedanın bununla vasıflandığını ifade ederler. Nahiv alimlerinin açıkladığı gibi kelamda  كائِنٍ  benzeri bir müstekar takdiriyle husûl ve sübut ifade eder. (Âşûr, Şuarâ/113)   

Ayrıca ifadede ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. ‘Dönüşünüz onadır’ manasına, gereken karşılığı göreceksiniz manası idmac edilmiştir.

Kıyamet günü yeniden hayata döndürülüp Ona geleceksiniz. Buradaki hasr (ancak Bana) ifadesi, vaad ve vaîdi (ceza vaadini) tekid içindir.

مَرْجِعُكُمْ , bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

اِلَيْهِ يُرْجَعُونَ (O’na döndürüleceksiniz) sözü, lafzen sarih olarak Allah’a dönüşe delalet eder, bunun yanında bu sarih delalet söylenmemiş başka bir delaleti de kapsar, bu da hesap, sevap ve cezadır.  (Muhammed Ebu Musa, Hâmîm sûreleri Belaği tefsiri,  Zuhruf/85, c. 4, S. 370) Buna da lâzım-melzûm alakasıyla mecaz-ı mürsel denir.

  

 ثُمَّ يُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟

 

Cümle tertip ve terahi ifade eden  ثُمَّ  ile makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا ’ nın sılası olan  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ۟  cümlesi, nakıs fiil  كاَن ’nin dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi  كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ , faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

كان ’nin haberi olan  تَعْمَلُونَ ‘nin muzari fiille gelmesi hükmü takviye, hudûs, teceddüt ve tecessüm  ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

كان ’nin haberinin muzari fiille gelmesi, geçmişte belirli bir süre devam edip biten eylemler ve geçmişte mûtat olarak yapılan, âdet haline gelmiş davranışlar olmak üzere iki manaya delalet eder. (Vecih Uzunoğlu, Arap Dilinde  كَانَ ve Kur'an’da Kullanımı, DEÜ İlahiyat Fak. Dergisi Sayı 93)

كَان ’nin haberinin muzari fiili olarak gelmesi ise durumun yenilenerek tekrar ettiğine işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, s.103) 

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Ayetin bu son cümlesinde ‘bir anlam için söylenen sözün içine başka bir anlam yerleştirmek şeklinde açıklanan idmâc sanatı vardır. [Dönüşünüz onadır. O zaman Allah, size yaptıklarınızı haber verecektir.] ifadesinde Allah Teâlâ, bütün mahlukatın dönüşünün kendisine olduğunu ve yaptıklarını haber vereceğini beyan ederken, bunun içine hesap, ceza ve mükafatı idmâc etmiştir. Tehdit ve ümit anlamı taşıyan bu cümlede, mecâz-ı mürsel sanatı vardır. Lâzım zikredilmiş, melzûm kastedilmiştir.

Ayette tevcîh sanatı vardır.

Bir sözün medh ve zem gibi iki zıd yönde anlaşılacak şekilde söylenmesi sanatıdır. Ancak her iki ihtimâl de aynı derecede olmalıdır. Bu mânâlardan biri zihnen daha yakınsa tevcîh olmaz. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

تَعْمَلُونَ۟ - يَعْلَمُ  kelimeleri arasında cinâs-ı muzari ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.