اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ ١٥٧
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | الَّذِينَ | onlar ki |
|
| 2 | يَتَّبِعُونَ | uyarlar |
|
| 3 | الرَّسُولَ | o Elçi’ye |
|
| 4 | النَّبِيَّ | o Peygamber’e |
|
| 5 | الْأُمِّيَّ | ümmi |
|
| 6 | الَّذِي |
|
|
| 7 | يَجِدُونَهُ | buldukları |
|
| 8 | مَكْتُوبًا | yazılı |
|
| 9 | عِنْدَهُمْ | yanlarında |
|
| 10 | فِي |
|
|
| 11 | التَّوْرَاةِ | Tevrat |
|
| 12 | وَالْإِنْجِيلِ | ve İncil’de |
|
| 13 | يَأْمُرُهُمْ | kendilerine emreden |
|
| 14 | بِالْمَعْرُوفِ | iyiliği |
|
| 15 | وَيَنْهَاهُمْ | ve kendilerini meneden |
|
| 16 | عَنِ | -ten |
|
| 17 | الْمُنْكَرِ | kötülük- |
|
| 18 | وَيُحِلُّ | ve helal kılan |
|
| 19 | لَهُمُ | onlara |
|
| 20 | الطَّيِّبَاتِ | güzel şeyleri |
|
| 21 | وَيُحَرِّمُ | ve haram kılan |
|
| 22 | عَلَيْهِمُ | onlara |
|
| 23 | الْخَبَائِثَ | çirkin şeyleri |
|
| 24 | وَيَضَعُ | ve kaldırıp atan |
|
| 25 | عَنْهُمْ | onlardan |
|
| 26 | إِصْرَهُمْ | ağırlıkları |
|
| 27 | وَالْأَغْلَالَ | ve prangaları |
|
| 28 | الَّتِي | öyle ki |
|
| 29 | كَانَتْ | idiler |
|
| 30 | عَلَيْهِمْ | onların üzerinde |
|
| 31 | فَالَّذِينَ | artık onlar |
|
| 32 | امَنُوا | inananlar |
|
| 33 | بِهِ | O’na |
|
| 34 | وَعَزَّرُوهُ | ve O’na saygı gösterenler |
|
| 35 | وَنَصَرُوهُ | ve O’na yardım edenler |
|
| 36 | وَاتَّبَعُوا | ve uyanlar |
|
| 37 | النُّورَ | nura |
|
| 38 | الَّذِي |
|
|
| 39 | أُنْزِلَ | indirilen |
|
| 40 | مَعَهُ | O’nunla beraber |
|
| 41 | أُولَٰئِكَ | işte |
|
| 42 | هُمُ | onlar |
|
| 43 | الْمُفْلِحُونَ | felaha erenlerdir |
|
Tevrat i iyi bilen ünlü sahâbi Abdullah Ibni Amr Ibni Âs,Resûl-i Ekrem
‘in , Kur’an’daki bazı özellikleriyle Tevrat’ta da şöyle tanıtıldığını şöylemistir: ” Ey Peygamber ! Biz seni bir şahit, bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik. Ayni zamanda ümmilere ( Araplara) sığınak yaptık. Elbette sen Benim kulum ve Elçimsin . Ben sana Mütevekkil adını verdim. Bu Peygamber kötü huylu, katı kalpli, çarşı pazarda bağırıp çağıran biri değildir. Kötülüğe kötülükle karşılık vermez; aksine affeder, bağışlar . Allah doğru yoldan sapan milleti ( Arapları ) onun yol göstermesiyle lâ ilahe illallah diyerek doğru yola iletmedikçe ruhunu almaz. Allah bu kelime-i tevhid ile kör gozleri , sağir kulaklari ve kapalı gönülleri açacaktır.
(Buhari,Büyü 50, Tefsir 48\3)
Resul-i Ekrem ‘in geleceğine dair Tevrat’ta bulunan âyetlerden biri şudur:” Onlar için kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım ve sözlerimi onun ağzına koyacağım ve ona emredeceğim her seyi onlara söyleyecek.”
( Tesniye 18/15-19)
خبث Habuse : خُبْثٌ ve خَبِيثٌ mastarları kötülük, aşağılık ve alçaklık yönünden kerih ve fena görülen somut ve soyut şeyleri kapsar. Asıl manası iç dünyası tıpkı demirin cürufu gibi kötü ve bozuk olan manasına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 16 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekli habistir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
أمَّ Emme : اُمٌّ kelimesi anne demektir. Bir şeyin varlığı, eğitimi, ıslahı ve başlangıcı için asıl olan herşeye de anne denir. Örneğin Kuran-ı Kerim’in başlangıcında olması sebebiyle Fatiha suresine Ümmü-l kitab denmektedir. اُمَّةٌ ümmet herhangi bir şeyin bir araya getirdiği topluluktur. Bu şey bir din, bir zaman ya da bir mekan olabilir. Çoğulu ise اُمَمٌ kelimesidir. اُمِّيٌّ yazmayan ve bir kitaptan okumayan anlamına gelir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de türevleriyle birlikte 119 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri imam, imâme ,ümmet ve ümmîdir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)
اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ
Önceki ayettteki ism-i mevsûl اَلَّذ۪ينَ ‘den bedel olarak mahallen mecrurdur. İsm-i mevsûlun sılası يَتَّبِعُونَ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَتَّبِعُونَ fiili نْ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. الرَّسُولَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. النَّبِيَّ kelimesi الرَّسُولَ ‘den bedel veya atf-ı beyanı olup fetha ile mansubdur.
الْاُمِّيَّ kelimesi النَّبِيَّ ‘nin sıfatı olup fetha ile mansubdur. الَّذ۪ي müfred müzekker has ism-i mevsûl النَّبِيَّ ‘nin ikinci sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
يَجِدُونَهُ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef'ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَكْتُوباً kelimesi يَجِدُونَهُ ‘deki gaib zamirinin hali olup fetha ile mansubdur.
عِنْدَهُمْ mekân zarfı, يَجِدُونَهُ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. فِي التَّوْرٰيةِ car mecruru يَجِدُونَهُ fiiline mütealliktir. الْاِنْج۪يلِۘ atıf harfi وَ ’la التَّوْرٰيةِ ‘ye matuftur.
Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir.
Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır:
1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَتَّبِعُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dır.
Bu bab fiile mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek anlamları katar.
مَكْتُوباً kelimesi sülâsî mücerredi كتب olan fiilin ism-i mef’ûludur.
يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ
Cümle, الرَّسُولَ ‘un hali olarak mahallen mansubdur.
Fiil cümlesidir. يَأْمُرُهُمْ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِالْمَعْرُوفِ car mecruru يَأْمُرُهُمْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
يَنْهٰيهُمْ elif üzere mukadder damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنِ الْمُنْكَرِ car mecruru يَنْهٰيهُمْ fiiline mütealliktir.
مَعْرُوفِ kelimesi, sülâsi mücerredi عرف olan fiilin ism-i mef’ûlüdür.
الْمُنْكَرِ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.
وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. يُحِلُّ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. لَهُمُ car mecruru يُحِلُّ fiiline mütealliktir. الطَّيِّبَاتِ mef’ûlun bih olup nasb alameti kesradır. Cemi müennes salim kelimeler hareke ile irablanır. يُحَرِّمُ atıf harfi وَ ile يَأْمُرُهُمْ fiiline matuftur.
يُحَرِّمُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَلَيْهِمُ car mecruru يُحَرِّمُ fiiline mütealliktir. الْخَبَٓائِثَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. يَضَعُ atıf harfi وَ ile يَأْمُرُهُمْ fiiline matuftur.
يَضَعُ damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْهُمْ car mecruru يَضَعُ fiiline mütealliktir. اِصْرَهُمْ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هُمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
الْاَغْلَالَ atıf harfi وَ ’la makabline matuftur. الَّت۪ي müfred müennes has ism-i mevsûl الْاَغْلَالَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
كَانَتْ nakıs, sükun üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. كَانَتْ ’in ismi müstetir olup takdiri هى ’dir. عَلَيْهِمْ car mecruru كَانَتْ ‘in mahzuf haberine mütealliktir.
Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)
يُحِلُّ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حلل ’dir.
İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.
يُحَرِّمُ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi حرم ‘dir.
Bu bab fiile çokluk (fiilin, failin veya mef'ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef'ûlü herhangi bir vasfa nispet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.
الْخَبَٓائِثَ kelimesi sıfat-ı müşebbehedir. Sıfatı müşebbehe; “Benzeyen sıfat” demektir. İsmi faile benzediği için bu adı almıştır. İsmi failin ifade ettiği anlam geçici olduğu halde, sıfatı müşebbehenin ifade ettiği anlam kalıcıdır. İsmi fail değişen ve yenileşen vasfa delalet eder. Sıfatı müşebbehe sürekli ve sabit vasfa delalet eder. Bu süreklilik ve sabitlik az veya çok, bazen de sonsuza kadar devam eder. Geniş zamana delalet eder. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ
İsim cümlesidir. فَ istînâfiyyedir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası اٰمَنُوا بِه۪ ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.
اٰمَنُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪ car mecruru اٰمَنُوا fiiline mütealliktir. عَزَّرُوهُ cümlesi, atıf harfi وَ ’la sılaya matuftur.
عَزَّرُوهُ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. نَصَرُوهُ cümlesi, atıf harfi وَ ’la sılaya matuftur.
نَصَرُوهُ damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir هُ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اتَّبَعُوا cümlesi atıf harfi وَ ’la sılaya matuftur.
اتَّبَعُوا damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. النُّورَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. الَّـذ۪ٓي müfred müzekker has ism-i mevsûl النُّورَ ‘nin sıfatı olarak mahallen mansubdur. İsm-i mevsûlun sılası اُنْزِلَ مَعَهُٓ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.
اُنْزِلَ fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مَعَ mekân zarfı اُنْزِلَ fiiline mütealliktir. Muttasıl zamiri هُٓ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
اٰمَنُوا fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.
اُنْزِلَ fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi نزل ‘dir.
عَزَّرُو fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi عزر dır.
يَتَّبِعُونَ fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftiâl babındadır. Sülâsîsi تبع ’dır.
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟
Cümle, الَّذ۪ينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
İsim cümlesidir. İşaret ismi اُو۬لٰٓئِكَ mübteda olarak mahallen merfûdur. هُمُ fasıl zamiridir. الْمُفْلِحُونَ mübtedanın haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Veya munfasıl zamir هُمُ ikinci mübteda olarak mahallen merfûdur. الْمُفْلِحُونَ haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
هُمُ الْمُفْلِحُونَ cümlesi, اُو۬لٰٓئِكَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.
Zamiru’l Fasl (Ayırma Zamiri): Umumiyetle mübteda marife, haberse nekre gelir: Ancak, haber mübteda gibi marife olunca çoğu defa aralarında -irabdan mahalli olmayan- bir zamir bulunur. Haber ile sıfatı birbirinden ayırdığı için buna “zamiru’l fasl” (ضَمِيرُ الفَصْلِ ayırma zamiri) denir.
Zamirler ne mevsuf ne de sıfat olurlar. Bundan dolayı marife olan iki ismin arasına girince iki ismin arası açılır; sıfat – mevsuf olma durumları ortadan kalkar, mevsuf mübteda, sıfat da haber olur.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
الْمُفْلِحُونَ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.
İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
اَلَّذ۪ينَ يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ الَّذ۪ي يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ
ٱلَّذِینَ , önceki ayetteki لِلَّذ۪ينَ يَتَّقُونَ ‘den bedel konumundadır. Bedel, atıf harfi getirilmeksizin ve tefsir ve izah maksadıyla bir kelimenin açıklanması için bir başkasının getirilmesiyle yapılan ıtnâb sanatıdır.
Cemi müzekker has ism-i mevsûl ٱلَّذِینَ ‘nin sıla cümlesi olan يَتَّبِعُونَ الرَّسُولَ النَّبِيَّ الْاُمِّيَّ , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil, hudûs, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
النَّبِيَّ kelimesi الرَّسُولَ ‘den bedel, الْاُمِّيَّ ise النَّبِيَّ ‘nin sıfatıdır. Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için kullanılan ıtnâb sanatıdır.
الرَّسُولَ ’nin ikinci sıfatı konumundaki has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sılası olan يَجِدُونَهُ مَكْتُوباً عِنْدَهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَكْتُوباً kelimesi يَجِدُونَهُ ‘deki gaib zamirinin halidir. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
التَّوْرٰيةِ - الْاِنْج۪يلِۘ - مَكْتُوباً ve النَّبِيَّ - الرَّسُولَ gruplarındaki kelimeler arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
فِي التَّوْرٰيةِ وَالْاِنْج۪يلِۘ ibaresinde istiare vardır. Burada zarfiyye olan فِي harfi, kendi manasında kullanılmamıştır. Tevrat ve İncil içi olan şeyler değildir. Fakat hükümlerin kesinliğini mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf على yerine kullanılmıştır. Bu kitaplardaki hükümler, adeta bir şeyin bir kabın içinde muhâfaza edilmesine benzetilmiştir.
الْاُمِّيَّ kelimesinin birkaç manası vardır: Anaya veya Arab ümmetine mensub manalarını taşır. Annesinden doğduğu gibi saf ve temiz kalmış, Mekke’ye ait demektir. Okuma-yazma konusunda tecrübesi olmadığı halde geçmiş ve gelecek bilgisini kendisinde toplamış olan Efendimiz’in sıfat veya ismidir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Burada Efendimiz’in ümmî ve nebî olduğu bir arada ifade edilmiştir. Nebî; bilindiği gibi çok önemli bir haber veren kişi için kullanılır.
[O Resul, O ümmî nebi] vasfıyla anılması, “O; risaleti ve nübüvveti açık olan mucize sahibi peygamber” demekten daha açık seçik bir belâgat örneğidir.(Elmalılı M. Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)
Bir görüşe göre Resul unvanı Allah Teâlâ'ya; Nebi veya Peygamber unvanı ise ümmete nispetledir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ
وَ olmadan gelen cümle, الرَّسُولَ ’den müekked haldir. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Hal, cümlede failin, mef’ûlün veya her ikisinin durumunu bildirmek için kullanılan vasfı ifade etmektedir. İki çeşittir: hal-i müessese ve hal-i müekkede. Müesses hal, onsuz cümlenin tam olarak anlaşılmadığı hal türüdür. Müekked hal ise cümlenin manası onsuz anlaşıldığı gibi cümlenin anlamını tekid etmek amacını güder. Hal-i müekked, kendisinden önceki fiille lafzen farklı olmakla beraber manen aynı olabileceği gibi lafzen ve manen de aynı olabilir. (Ar. Gör. Ömer Kara Belâgat İlminde İki İfade Biçimi: İtnâb-Îcâz (I) Kur’ân Metninin Anlaşılmasındaki Rolü Üzerine Bir Deneme)
وَيَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ cümlesi, atıf harfi وَ ’la makabline, atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
يَأْمُرُهُمْ - يَنْهٰيهُمْ ve الْمَعْرُوفِ - الْمُنْكَرِ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
يَأْمُرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ cümlesiyle يَنْهٰيهُمْ عَنِ الْمُنْكَرِ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Bu cümle, Kur’an-ı Kerim’in birçok suresinde ufak farklılıklarla veya aynen tekrarlanmıştır. Tekrarlanan cümleler arasında tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır Böyle tekrarlar, kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. Bunlar çok tekrarlanır ki iman ve yakîn sabitleşsin. Eğer murad sadece bilmek olsaydı, bir kere söylenmesi yeterli olurdu.
Tekrarlanan cümlelerin manasının nefiste yerleşmesi arzu edilir, hatta zatın bir cüzü haline gelinceye kadar tekit edilir. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri, Ahkaf/28, C. 7, S. 314)
بِالْمَعْرُوفِ ifadesi Kur’an-ı Kerîm’de 19 yerde geçmiştir. Hepsi Allah’ın koyduğu hüküm ile alakalıdır. Bakara/240. ayette (Kocası ölmüş kadının evde bir yıl kalması ile ilgili bir ayet) من معروف şeklinde geçmiştir. Bu şekildeki bir kullanım da sadece o ayette vardır.
الْمَعْرُوفِ , tanınan ve bilinen şey demektir. الْمُنْكَرِ de nekre yani tanınmadık şeyleri ifade eder. İnsana tanıdığı şeyler hoş gelir. Tadılmamış bir şeyi yemek hoşa gitmez ama farklı bir kültürde çok sevilebilir. O yüzden bu kuralın içine sadece dini tutum ve davranış değil, örf de girer.
وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ
Cümle, atıf harfi وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
Aynı üslupla gelen وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ cümlesi, makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat, ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَلَيْهِمُ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
يُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ cümlesiyle وَيُحَرِّمُ عَلَيْهِمُ الْخَبَٓائِثَ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
يُحِلُّ - يُحَرِّمُ ve الطَّيِّبَاتِ - الْخَبَٓائِثَ ve عَلَيْهِمْۜ - لَهُمُ gruplarındaki kelimeler arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
الْخَبَٓائِثَ - يُحَرِّمُ - الْمُنْكَرِ ve يُحِلُّ - الطَّيِّبَاتِ - بِالْمَعْرُوفِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
وَيَضَعُ عَنْهُمْ اِصْرَهُمْ وَالْاَغْلَالَ الَّت۪ي كَانَتْ عَلَيْهِمْۜ
Müspet muzari fiil sıygasında gelerek makabline atfedilen cümle, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Birbirine atfedilmiş hal cümlelerindeki fiiller muzari sıygada gelerek, hudûs, istimrar, tecessüm ve teceddüt ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Koyar manasındaki يَضَعُ fiili, عَنْ harf-i ceri ile kullanıldığında kaldırır manasına gelmiştir. Fiilin harflerle farklı anlam kazanması tazmin sanatıdır.
Bazı fiiller mef’ûllerini harf-i cerlerle alırlar. Bu harfler fiilin manasına tesir eder. Bazı nahivcilerin görüşüne göre harf-i cerin fiile mana kazandırmasına tazmin denir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur عَنْهُمْ , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için mef’ûle takdim edilmiştir.
وَالْاَغْلَالَ , mef’ûl olan اِصْرَهُمْ ‘ya atfedilmiştir. Atıf sebebi tezayüftür.
الْاَغْلَالَ için sıfatı konumundaki has ism-i mevsûl الَّت۪ي ‘nin sılası olan كَانَتْ عَلَيْهِمْ cümlesi, nakıs fiil كان ’nin dahil olduğu sübut ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır. عَلَيْهِمْ car mecruru, كَان ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
الْاَغْلَالَ - اِصْرَهُمْ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
”Onlardan yüklerini, günahlarını ve onların üzerinde bulunan prangaları, zincirleri kaldırır” ibaresinde istiare sanatı vardır. Yük ve zincirler, zor mükellefiyetler ve hükümler için müstear olarak kullanılmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Resulün hal ve sıfatlarının sayılmasında, taksim sanatı vardır.
فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا بِه۪ وَعَزَّرُوهُ وَنَصَرُوهُ وَاتَّبَعُوا النُّورَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟
فَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)
Sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. الَّذ۪ينَ mübteda, اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ cümlesi haberdir.
Bahsi geçen kişileri tazim etmek ve olayın önemini vurgulamak kastıyla müsnedün ileyh ism-i mevsûlle gelmiştir. Cemi müzekker has ism-i mevsûlün sılası olan اٰمَنُوا بِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Bu cümleyi takip eden ve aynı üslupta gelen وَعَزَّرُوهُ , نَصَرُوهُ , اتَّبَعُوا النُّورَ الَّـذ۪ٓي اُنْزِلَ مَعَهُٓۙ cümleleri atıf harfi وَ ‘la sılaya atfedilmiştir. Atıf sebepleri hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
النُّورَ için sıfat konumundaki müfret müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ي ‘nin sılası olan اُنْزِلَ مَعَهُ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara delalet eder. (Vakafat, S. 107)
اُنْزِلَ fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.
Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir.
Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)
اتَّبَعُوا النُّورَ (nuru takip ederler) ifadesinde istiare sanatı vardır. Nur, rehber edinilerek arkasından gidilen bir şahsa benzetilmiştir. Emre itaati kuvvetlendirmede mübalağa için yapılan bu istiarede tecessüm sanatı da vardır. Sebep- müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.
الَّذ۪ينَ - الَّت۪ي - الَّذ۪ي kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.
عَزَّرُوهُ - نَصَرُوهُ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ۟ cümlesi الَّذ۪ينَ ’nin haberidir. Mübteda ve haberden oluşan cümle, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır. اُو۬لٰٓئِكَ mübteda, هُمُ fasıl zamiri, الْمُفْلِحُونَ۟ haberdir.
Müsnedün ileyhin işaret ismiyle gelmesi işaret edilenlerin önemini vurgulayarak, tazim ifade etmiştir.
Fasıl zamiri kasr ifade eder. اُو۬لٰٓئِكَ maksûr/mevsûf, الْمُفْلِحُونَ maksurun aleyh/sıfat, yani kasr-ı mevsûf ale’s-sıfattır. Yani müsnedün ileyhin, bu müsnede has olduğu ifade edilmiştir. Onlar sadece kurtulmuş olmaya tahsis edilmiştir. Bu kasr izafîdir. Felaha erenler küfredenler değil sadece bu vasıflara sahip olanlardır.
Haberin الْ takısıyla marife olması, bu vasfın onlarda kemâl derecede olduğunu belirtmiştir.
يَتَّبِعُونَ - وَاتَّبَعُوا kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatı vardır.
الْمُفْلِحُونَ - الْخَيْرِ kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
Musa'nın (a.s.) duası; dinine tabi olan herkes için dünyada ve ahirette mağfiret, rahmet ve iyilik yazılmasıydı. Musa (a.s.) bu duanın Muhammed (s.a.v)’in gelişinden sonra yine Musa'nın (a.s.) dinine uyanları kapsamasını istememişti. Bu kasr; ihtiras için gelmiştir. Ancak iddiaî olması da caizdir. Bu durumda kemâl derecedeki felah sıfatının Muhammed (s.a.v)’e tabi olanlar için olduğuna delalet eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)
Ayette cem'-ma’at-taksim sanatı vardır. Resule tabi olan kimselerin özellikleri, iman edip saygılı davranmak, desteklemek ve onunla birlikte indirilen nura tabi olmak şeklinde sıralanarak taksim yapılmış, kurtuluşa erenler olmaları açısından cem’ edilmiştir.
Hayra davet eden, emr-i bi’l-maruf ve nehyi ani’l-münkeri yapan kimseler, üstün vasıflar taşımaları, bu vasıflarıyla diğer insanlardan temayüz etmeleri sebebiyle felah ve kurtuluşa hak kazanmışlardır.
Resulullah’tan (s.a.v) rivayet olunduğuna göre “Marûf ile emr ve münkerden nehyedenler, yeryüzünde Allah’ın, Resulü’nün ve kitabının halifesidir.” (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Hz. Peygamberin (s.a.v) Bu Ayetteki Dokuz Sıfatı:
1- Resul olması. Örfe göre, bu kelime bilhassa Allah Teâlâ’nın insanlara buyruklarını tebliğ etmesi için gönderdiği (görevlendirdiği) kimse hakkında kullanılır.
2- Nebi olması. Bu da O’nun, Allah Teâlâ katında mertebesinin yüce olduğuna delalet eder.
3- Ümmîlik Sıfatı
4- Cenab-ı Hakk’ın, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de (ismini ve sıfatlarını) yazılı bulacakları, buyruğu ile anlatılan husustur.
5- Cenab-ı Hakk’ın, ‘’kendilerine iyiliği emrediyor” ifadesidir.
6- Allah Teâlâ’nın, ‘’onları kötülükten nehyediyor” ifadesiyle anlatılan sıfattır.
7- وَيُحِلُّ لَهُمُ الطَّيِّبَاتِ buyruğunun anlattığı husustur.
8- Ayetteki " murdar-pis şeyleri üzerlerine haram kılıyor” ifadesinin anlattığı husustur.
9- ‘’ O, onların ağır yüklerini ve sırtlarındaki zincirleri indiriyor...” ifadesinin beyan ettiği husustur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)