فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ٢٢
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | فَدَلَّاهُمَا | onları aşağı sarkıttı |
|
| 2 | بِغُرُورٍ | aldatarak |
|
| 3 | فَلَمَّا | ne zaman ki |
|
| 4 | ذَاقَا | tadınca |
|
| 5 | الشَّجَرَةَ | ağac(ın meyvasın)ı |
|
| 6 | بَدَتْ | göründü |
|
| 7 | لَهُمَا | kendilerine |
|
| 8 | سَوْاتُهُمَا | çirkin yerleri |
|
| 9 | وَطَفِقَا | ve başladılar |
|
| 10 | يَخْصِفَانِ | üst üste yamayıp örtmeğe |
|
| 11 | عَلَيْهِمَا | üzerlerine |
|
| 12 | مِنْ | -ndan |
|
| 13 | وَرَقِ | yaprakları- |
|
| 14 | الْجَنَّةِ | cennet |
|
| 15 | وَنَادَاهُمَا | ve onlara seslendi |
|
| 16 | رَبُّهُمَا | Rableri |
|
| 17 | أَلَمْ |
|
|
| 18 | أَنْهَكُمَا | ben sizi men’etmedim mi? |
|
| 19 | عَنْ |
|
|
| 20 | تِلْكُمَا | bu |
|
| 21 | الشَّجَرَةِ | ağaçtan |
|
| 22 | وَأَقُلْ | ve demedim mi? |
|
| 23 | لَكُمَا | size |
|
| 24 | إِنَّ | şüphesiz |
|
| 25 | الشَّيْطَانَ | şeytan |
|
| 26 | لَكُمَا | sizin için |
|
| 27 | عَدُوٌّ | düşmandır |
|
| 28 | مُبِينٌ | apaçık |
|
Âdem ve Havvâ yasak meyveyi yemeden önce, bir bakıma çocuk gibi saf ve günahtan habersizlerdi; birbirinin cinsel özelliklerine ilgi duymuyorlardı. Fakat şeytanın kışkırtmasına kapılarak yasağı çiğneyince birbirinin mahrem yerlerini gördüler ve hemen yapraklarla kapatmaya gayret ettiler. Şeytanın Âdem ve Havvâ’yı vesveseyle kandırması onun insanlığa ilk kötülüğü, onların yasak meyveyi yemeleri de insanlığın ilk günahı oldu. Âdem ve eşinin, mahrem yerleri açılınca herhangi bir telkin altında kalmadan hemen örtmeye girişmeleri insanda hayâ duygusunun fıtrattan geldiğini, çıplaklığın ve vücudun belli yerlerini teşhir etmenin insandaki doğal ahlâk duygusuna aykırı olduğunu kanıtlar. 12. âyette işaret edildiği gibi İblîs bir günah işlemiş; tövbe edeceği yerde kibre kapılıp günahında ısrar etmiş ve sonuçta alçaltılmıştır. Âdem ve eşi de bir günah işlemişler; fakat tövbe edip pişman olmuşlar ve sonuçta affa mazhar kılınıp yüceltilmişlerdir. Ayrıca bu olaydan sonra İblîs ile melekler, yeryüzünün halifesi olarak nitelenen insanın bir faziletine de şahit olma fırsatı bulmuşlardır. İblîs gibi kötülükte ısrar etmek kulun değerini düşürür, Âdem ve Havvâ gibi kötülükten dönüp pişman olmak, tövbe etmek ise kulun değerini yükseltir. Hz. Peygamber bu ilâhî yasaya işaret ederken “Kim Allah için alçak gönüllü olursa Allah onu yüceltir; kim büyüklük taslarsa onu da alçaltır” (Müsned, III, 76; İbn Mâce, “Zühd”, 16) buyurmuşlardır (Râzî, XIV, 25).
Kaynak :Kuran Yolu Tefsiri
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellam “ Mü’min kötülüğe yatkin olmadığı için kolayca aldatilabilir.
(Ebu Dâvud ,Edeb 6;Tirmizi, Birr 41;Ahmed b. Hanbel ,Müsned ,II,394)
(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR
فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ
Fiil cümlesidir. فَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
دَلّٰيهُمَا elif üzere mukadder fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُمَٓا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِغُرُورٍ car mecruru دَلّٰيهُمَا fiiline mütealliktir.
فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ
فَ istînâfiyyedir. لَمَّٓا kelimesi حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı taşıyan zaman zarfıdır. Cümleye muzâf olur. ذَاقَا ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
ذَاقَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. الشَّجَرَةَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Şartın cevabı بَدَتْ لَهُمَا ‘dır.
بَدَتْ mahzuf elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. لَهُمَا car mecruru بَدَتْ fiiline mütealliktir. سَوْاٰتُهُمَا fail olup damme ile merfûdur. Muttasıl zamir هُمَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
طَفِقَا şurû’ fiillerinden olup, fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir olan elif طَفِقَا ‘nın ismi olup mahallen merfûdur. يَخْصِفَانِ cümlesi, طَفِقَا ‘nın haberi olarak mahallen mansubdur.
يَخْصِفَانِ fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Muttasıl zamir olan tesniye elifi fail olarak mahallen merfûdur. عَلَيْهِمَا car mecruru يَخْصِفَانِ fiiline mütealliktir.
مِنْ وَرَقِ car mecruru mukadder mef’ûlun bihin mahzuf sıfatına mütealliktir. Takdiri; يخصفان عليهما شيئا حاصلا من ورق الجنّة (Cennet yapraklarından hasıl olan bir şeyle örtmeye başladılar.) şeklindedir. Aynı zamanda muzaftır. الْجَنَّةِ muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.
(لَمَّا) edatı; a) (لَمَّا) muzari fiilden önce gelirse, muzari fiili cezm eden harf olur.
b) (لَمَّا)’ya aynı zamanda cezmetmeyen şart edatı da denir.
c) Bazen mana bakımından cevap olan cümleden sonra da gelebilir.
d) Sükun üzere mebnidir. Burada cezmetmeyen şart edatıdır.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Şurû’ (Başlama) Fiilleri: Bir işin başladığını ifade ederler. Türkçe’ye “başladı” şeklinde tercüme edilirler. Yalnız mazi olarak kullanılır ve haberlerinin başında اَنْ bulunmaz. Bu fiillerden sadece طَفِقَ fiili Kur’an’da başlama manasında kullanılmıştır. Diğer fiiller Kur’an’da geçmekle beraber başlama fiili manasında kullanımına rastlanmamıştır. اَنْشَاَ – جَعَلَ – اَخَذَ fiillerinin “başlama fiili” anlamında kullanılmaları nadir de olsa hadislerde bulunmaktadır. Ancak Kur’an’da bulunmamaktadır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ
Fiil cümlesidir. وَ atıf harfidir. نَادٰيهُمَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir هُمَٓا mukaddem mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. رَبُّهُمَٓا muahhar fail olup damme ile merfûdur. Aynı zamanda muzaftır.Muttasıl zamir هُمَٓا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.
Hemze istifham harfidir. لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
اَنْهَكُمَا illet harfinin hazfıyla meczum muzari fiildir. Muttasıl zamir كُمَا mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. عَنْ تِلْكُمَا car mecruru اَنْهَكُمَا fiiline mütealliktir. ل harfi buud yani uzaklık bildiren harf, كُمَا ise muhatap zamiridir. الشَّجَرَةِ işaret isminden bedel veya atfı beyan olup kesra ile mecrurdur.
وَ atıf harfidir. اَقُلْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنا ’dir. لَكُمَٓا car mecruru اَقُلْ fiiline mütealliktir. Mekulü’l-kavli, اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ ‘dir. اَقُلْ fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.
اِنَّ tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.
الشَّيْطَانَ kelimesi إِنَّ ’nin ismi olup fetha ile mansubdur. لَكُمَٓا car mecruru عَدُوٌّ ‘e mütealliktir. عَدُوٌّ kelimesi إِنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مُب۪ينٌ kelimesi عَدُوٌّ ‘un sıfatı olup damme ile merfûdur.
Atfı beyan konusuna giren kelime grupları ve cümleler şunlardır:
1. İsmi işaretten sonra gelen camid ismin (müşarun ileyhin) atfı beyan olarak gelmesi
2. اَيُّهَا ve اَيَّتُهَا ’dan sonra gelen camid ismin atfı beyan olarak gelmesi
3. Sıfattan sonra gelen mevsufun atfı beyan olarak gelmesi
4. Tefsir harfi اَنْ ’den sonra gelen kelime veya cümleler. Burada işaret isminden sonradır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Varlıkları niteleyen kelimelere “sıfat” denir. Arapça’da sıfatın asıl adı “na’t” (النَّعَت) dır. Sıfatın nitelediği isme de “men’ut” (المَنْعُوتُ) denir. Sıfat ile mevsuftan oluşan tamlamaya “sıfat tamlaması” denir. Sıfat tek kelime (isim), cümle ve şibh-i cümle olabilir.Ve sıfat birden fazla gelebilir.
Sıfat mevsufuna dört açıdan uyar: Cinsiyet, Adet, Marifelik - nekirelik, İrab.
Sıfat iki kısma ayrılır:1. Hakiki sıfat 2. Sebebi sıfat. Bir ismi doğrudan niteleyen sıfata “hakiki sıfat”, dolaylı olarak niteleyen sıfata da “sebebi sıfat” denir.
1- Hakiki sıfat ; 1. Müfred olan sıfatlar 2. Cümle olan sıfatlar olmak üzere ikiye ayrılır.
1- Müfred olan sıfatlar : Müfred olan sıfatlar genellikle ismi fail, ismi meful, mübalağalı ismi fail, sıfatı müşebbehe, ismi tafdil, masdar, ismi mensub ve sayı isimleri şeklinde gelir.Gayrı akil (akılsız çoğullar) mevsuf olarak geldiğinde sıfatını müfred müennes olarak da alır.
2- Cümle olan sıfatlar: Üçe ayrılır: 1- İsim cümlesi olan sıfatlar, 2- Fiil cümlesi olan sıfatlar, 3- Şibhi cümle olan sıfatlar.
Nekre isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle sıfat olur. Marife isimden sonra gelen cümle veya şibhi cümle hal olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
نَادٰيهُمَا fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil mufâale babındandır. Sülâsîsi ندي ’dur.
Mufâale babı fiile, müşareket (ortaklık), bir işi peşpeşe yapmak, teksir (çokluk, bir işi çok yapmak) gibi anlamlar katar. Müşareket (İşteşlik – ortaklık): Bir işin iki kişi veya iki grup arasında yapıldığını anlatır. Fail ile mef’ûl aynı işi yapmıştır. Ayrıca fail işi başlatan ve galip gelendir. (sonuçlandırandır). Bazen de müşareket olmayıp tek taraflı olur. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
مُب۪ينٌ sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’âl babının ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍۚ
Ayet, atıf harfi فَ ile önceki ayetteki istînâfa matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. İlk cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
بِغُرُورٍۚ ‘deki nekrelik kesret ve tahkir ifade eder.
فَدَلّٰيهُمَا بِغُرُورٍ ifadesinde istiare vardır. Anlatılmak istenen İblis’in o ikisini ve benzer duruma düşen herkesi aldatma uçurumlarına düşürüp sarkıtmasıdır. Böyle biri yukarıdan aşağıya, izzetten zillet çukuruna düşmüş olur. (Şerîf er- Râdî, Kur’an Mecazları)
Bu ifade, şeytanın Âdem ile Havva’yı yüksek bir dereceden aşağı indirdiğine delalet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Ebu Mansur el-Ezherî bu (...فَدَلّٰي...) kelimesinin iki asıl manasını zikretmiştir. Birincisi: Bu kelimenin esas manası “ayak”tır. Çünkü susamış olan bir kimse su almak için iki ayağını kuyuya sarkıtır, ama kuyuda su bulamaz. Böylece fiil, “kendisinde hiçbir fayda olmayan şeye heveslendirmek ve teşvik etmek” manasında kullanılmıştır. Binaenaleyh Arapçada, “Birisini arzulandırdı, heveslendirdi.” manasında da kullanılır. İkincisi, “İblis onları aldatarak ağacın meyvesini yemeye cesaretlendirdi.” demektir. Bu, aslında دَلْو masdarından دلَلَهُما tarzındadır. Ayetteki bu ifade, “Onları, yemin ederek aldattı.” manasındadır. Âdem, hiç kimsenin Allah adına yalan yere yemin edemeyeceğini zannediyordu. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ
فَ , istînâfiyyedir.
Şart üslubunda gelen terkipte لَمَّا edatı, حين (...dığı zaman) manasında şart anlamı da taşıyan zaman zarfıdır. فَلَمَّا ذَاقَا الشَّجَرَةَ cümlesi şarttır. لَمَّا ’nın muzâfun ileyhi konumundaki ذَاقَا الشَّجَرَةَ cümlesi müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mef’ul olan الشَّجَرَةَ kelimesi, muzaf takdiriyle ثمر الشجرة (ağacın meyvesi) anlamındadır. Muzafın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
فَ karinesi olmadan gelen cevap cümlesi olan بَدَتْ لَهُمَا سَوْاٰتُهُمَا , hudus, temekkün ve istikrar ifade eden müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur لَهُمَا , durumun onlarla ilgili olduğunu vurgulamak için faile takdim edilmiştir.
Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda faide-i haber ibtidaî kelamdır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Nahivcilere göre şart fiili olarak kullanılan mazi fiil gelecek zaman ifade eder.(Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsîr Yolu, c. 2, s. 106.)
Haynûne manasındaki لَمَّا aslında şartının bilindiği durumlarda gelir ve şartla cevap arasındaki kuvvetli irtibatı ve tertipteki sürati ifade eder. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâgî Tefsiri, Ahkâf/29, c. 7, s. 424)
لَمَّا ; maziden önce ‘vakta ki,...dığı zaman’ manalarına gelen, cezmetmeyen, şart manalı zaman zarfıdır. Şart fiili de, cevap fiili de mazi veya mazi manalı olmalıdır. (Meral Çörtü, Cümle Kuruluşu ve Tercüme Tekniği)
Âdem ile Havva, o ağacın meyvesini yemeye başlayıp da meyvenin tadını alınca hatanın cezası ve uğursuzluğu hemen onları çarptı ve o anda örtüleri üzerlerinden düştü ve avret yerleri kendilerine açılıverdi.
Müfessirler bu ağacın, buğday başağı veya üzüm ağacı veya başka bir ağaç olduğunu ileri sürmüşlerdir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ cümle atıf harfi وَ ’la şartın cevabına atfedilmiştir. Nakıs fiil طَفِقَ ‘nın dahil olduğu sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelam olan يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِنْ وَرَقِ الْجَنَّةِۜ cümlesi, nakıs fiil طَفِقَا ‘nın haberidir.
Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.
Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Veciz ifade kastına matuf وَرَقِ الْجَنَّةِۜ izafetinde, الْجَنَّةِۜ ‘ye muzâf olan وَرَقِ , şan ve şeref kazanmıştır.
Zeccâc şöyle demiştir: طَفِقَ “bir işi yapmaya başlamak” manasınadır. يَخْصِفَانِ ise “Yaprak üstüne yaprak örterler.” manasınadır. Ayakkabı yamayan (tamir eden) kimseye de bu kökten olarak, hassâf denilir. Bu ayette avret mahallini açmanın, Hz. Âdem’den (a.s.) beri çirkin bir iş olduğuna bir delil bulunmaktadır. Baksana, onlar akıllarında (fıtratlarında) avret mahallini açmanın çirkinliği fikri bulunduğu için, nasıl hemen onu örtmeye yöneldiler! (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)
وَنَادٰيهُمَا رَبُّهُمَٓا اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ
Cümle, atıf harfi وَ ’la …بَدَتْ cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Veciz ifade kastına matuf رَبُّهُمَٓا izafeti, Rab ismine muzâfun ileyh olan هُمَٓا zamirinin aid olduğu Adem ve Havva için tazim ve şeref ifade eder.
Müsnedün ileyhin Rab ismiyle gelmesi Allah’ın onlara rububiyet vasfıyla teveccüh ettiğinin işaretidir.
Ayette mütekellim Allah Teâlâ olduğu halde Rab isminin zikredilmesi tecrîd sanatıdır.
İstifham üslubunda talebî inşâî isnad olan اَلَمْ اَنْهَكُمَا عَنْ تِلْكُمَا الشَّجَرَةِ cümlesi, nida için tefsiriyye veya mekulü’l-kavldir. Hemze istifham harfi, لَمْ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
Menfî muzari fiil sıygasındaki cümle, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari sıygada gelerek teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
İstifham üslubunda gelmiş olmasına rağmen taaccüp ve kınama amacı taşıyan cümle, mecaz-ı mürsel mürekkebtir. Ayrıca ayetin mütekellimi Allah Teâlâ olması hasebiyle soruda tecâhül-i ârif sanatı vardır.
Rab isminden mütekellim zamirine dönüşte iltifat sanatı vardır.
Aynı üslupta gelen وَاَقُلْ لَكُمَٓا اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ cümlesi, bu cümleye matuftur. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Istifham ve olumsuzluk manası bu cümlede de vardır.
اَقُلْ fiilinin mekulü’l-kavli olan اِنَّ الشَّيْطَانَ لَكُمَا عَدُوٌّ مُب۪ينٌ cümlesi, اِنَّ ile tekid edilmiş, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.
Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur لَكُمَا , ihtimam için, amili olan عَدُوٌّ ‘e takdim edilmiştir.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden, اِنَّ ve isim cümlesi ile tekid edilen bu ve benzeri cümleler muhkem/sağlam cümlelerdir.
عَدُوٌّ için sıfat olan مُب۪ينٌ , mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.
مُب۪ينٌ , sıfat-ı müşebbehe vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Bu kalıp bu vasfın mevsûfta sürekli varlığına, sıfatın mevsûfun bir parçası gibi ondan ayrılmayan bir özelliği olduğuna işaret eder.
مُب۪ينٌ kelimesi أبانَ fiilinden ism-i fail kalıbındadır ve بانَ fiilinin manasını mübalağalı olarak ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Yasin/60)
Bir soruya cevap verilirken çoğunlukla cümlenin başında إِنَّ bulunur. Yani, lafzî ve mukadder soruların cevaplarının başında bulunur. Ya da soru soran kişinin, verilecek cevabın aksi bir düşünceye sahip olduğunun bilindiği durumlarda (yani inkâr makamında) cevabın başına إِنَّ gelir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
لَهُمَا - لَكُمَا kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Bu kelamın ilk cümlesi, ilâhî emre muhalefetlerinden, ikinci cümlesi de düşmanın sözüne aldanmalarından dolayı onları ayıplamak ve kınamak manasını tazammun eder. Bir görüşe göre bu cümleler, mutlak (kayıtsız) nehyin haram ifade ettiğine delildir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s- Selîm)