قَالَا رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ ٢٣
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | قَالَا | dediler |
|
| 2 | رَبَّنَا | Rabbimiz |
|
| 3 | ظَلَمْنَا | biz zulmettik |
|
| 4 | أَنْفُسَنَا | kendimize |
|
| 5 | وَإِنْ | ve eğer |
|
| 6 | لَمْ |
|
|
| 7 | تَغْفِرْ | bağışlamazsan |
|
| 8 | لَنَا | bizi |
|
| 9 | وَتَرْحَمْنَا | ve bize acımazsan |
|
| 10 | لَنَكُونَنَّ | muhakkak oluruz |
|
| 11 | مِنَ | -dan |
|
| 12 | الْخَاسِرِينَ | ziyana uğrayanlar- |
|
Âdem ve Havvâ yasak meyveyi yemeden önce, bir bakıma çocuk gibi saf ve günahtan habersizlerdi; birbirinin cinsel özelliklerine ilgi duymuyorlardı. Fakat şeytanın kışkırtmasına kapılarak yasağı çiğneyince birbirinin mahrem yerlerini gördüler ve hemen yapraklarla kapatmaya gayret ettiler. Şeytanın Âdem ve Havvâ’yı vesveseyle kandırması onun insanlığa ilk kötülüğü, onların yasak meyveyi yemeleri de insanlığın ilk günahı oldu. Âdem ve eşinin, mahrem yerleri açılınca herhangi bir telkin altında kalmadan hemen örtmeye girişmeleri insanda hayâ duygusunun fıtrattan geldiğini, çıplaklığın ve vücudun belli yerlerini teşhir etmenin insandaki doğal ahlâk duygusuna aykırı olduğunu kanıtlar. 12. âyette işaret edildiği gibi İblîs bir günah işlemiş; tövbe edeceği yerde kibre kapılıp günahında ısrar etmiş ve sonuçta alçaltılmıştır. Âdem ve eşi de bir günah işlemişler; fakat tövbe edip pişman olmuşlar ve sonuçta affa mazhar kılınıp yüceltilmişlerdir. Ayrıca bu olaydan sonra İblîs ile melekler, yeryüzünün halifesi olarak nitelenen insanın bir faziletine de şahit olma fırsatı bulmuşlardır. İblîs gibi kötülükte ısrar etmek kulun değerini düşürür, Âdem ve Havvâ gibi kötülükten dönüp pişman olmak, tövbe etmek ise kulun değerini yükseltir. Hz. Peygamber bu ilâhî yasaya işaret ederken “Kim Allah için alçak gönüllü olursa Allah onu yüceltir; kim büyüklük taslarsa onu da alçaltır” (Müsned, III, 76; İbn Mâce, “Zühd”, 16) buyurmuşlardır (Râzî, XIV, 25).
Kaynak :Kuran Yolu Tefsiri
قَالَا رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
Fiil cümlesidir. قَالَا fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir olan elif fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli, رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا ‘dır. قَالَا fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.
Nida harfi mahzuftur. Münada olan رَبَّ muzâf olup, fetha ile mansubdur. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Nidanın cevabı ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا ‘dır.
ظَلَمْنَٓا sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamiri نَٓا fail olarak mahallen merfûdur. اَنْفُسَنَا mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. Mütekellim zamiri نَا muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. اِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا cümlesi, atıf harfi وَ ’la nidanın cevabına matuftur.
اِنْ iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
لَمۡ muzariyi cezm ederek manasını olumsuz maziye çeviren harftir.
تَغْفِرْ sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. لَنَا car mecruru تَغْفِرْ fiiline mütealliktir.
وَ atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
تَرْحَمْنَا sükun ile meczum muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri أنت ‘dir. Mütekellim zamiri نَٓا mef'ûlun bih olarak mahallen mansubtur.
لَ harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir.
كَانَ nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.
نَكُونَنَّ nakıs, fetha üzere mebni muzari fiildir. نَكُونَنَّ ‘nin ismi, müstetir olup takdiri نحن ’dur. Fiilin sonundaki نَّ , tekid ifade eden nûn-u sakiledir. مِنَ الْخَاسِر۪ينَ car mecruru تَكُونَنَّ fiilinin mahzuf haberine müteallik olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.
Şartın cevabı kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı يَا ’dır.
Münada alem ise veya mütekellim ya’sına muzafsa yahut nida edilen, nida edenin yakınında bulunursa nida harfi hazfedilebilir.
Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır.
Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude.
Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
Tekid nunları bitiştikleri fiile istikbal manası kazandıran bir edatın veya durumun bulunması halinde muzari fiilin sonuna gelirler. (Soru, arz, tekid lâmı, ummak, teşvik, nehiy, temenni ve yemin gibi.)
الْخَاسِر۪ينَ kelimesi sülâsî mücerredi خسر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
قَالَا رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا
Ayet, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir. Cümle müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)
قَالَا fiilinin mekulü’l-kavli olan رَبَّـنَا ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا cümlesi, nida üslubunda talebî inşâî isnaddır.
Nida harfinin, mütekellimin münadaya yakın olma isteğine işaret eden hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
Münada konumundaki رَبَّنَٓا izafetinde mütekellim zamirinin Rab ismine izafesi, mütekellim zamirinin aid olduğu kişilere tazim ifadesinin yanında onların Allah’ın rububiyet vasfına sığınma isteklerine işarettir.
Nidanın cevabı olan ظَلَمْنَٓا اَنْفُسَنَا cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında lâzım-ı faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Nidanın cevabı, haber cümlesi formunda gelmiş olmasına rağmen anlam itibariyle dua manasındadır. Vaz edildiği anlamın dışında anlam ifade ettiği için muktezâ-i zâhirin hilafına durum oluşmuştur. Bu haber cümlesi, mecaz-ı mürsel mürekkebtir.
اَنْفُسَنَا ibaresinde tecrîd sanatı vardır.
Mekulu’l kavle matuf olan وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا وَتَرْحَمْنَا cümlesi, şart üslubunda gelmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nida üslubundan şart üslubuna iltifat sanatı vardır.
اِنْ cezm eden şart harfi, لَمْ cezm ve nefy harfidir. تَغْفِرْ fiilini cezm ederek manasını olumsuz maziye çevirmiştir.
وَاِنْ لَمْ تَغْفِرْ لَنَا şart cümlesi, menfî muzari fiil sıygasında gelerek, teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.
Aynı üsluptaki تَرْحَمْنَا cümlesi, bu cümleye hükümde ortaklık sebebiyle atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Şartın cevabı, müteakip kasemin cevabının delaletiyle mahzuftur.
Şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip şart üslubunda faide-i haber inkârî kelamdır.
Şart ve cevap cümlelerinden oluşan terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber inkârî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
تَرْحَمْنَا - ظَلَمْنَٓا kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.
تَغْفِرْ لَنَا - تَرْحَمْنَا kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.
لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ
İstînâfiyye olarak fasılla gelen cümle mahzuf kasemin cevabıdır. Kasem fiilinin hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte, kasem üslubunda gayri talebî inşâî isnaddır.
Kasemin cevabı olan لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِر۪ينَ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır. Mahzuf kasem, لَ ve nûn-u sakile ile tekid edilmiştir.
Kasemin cevap cümlesinde de îcaz-ı hazif sanatı vardır. مِنَ الْخَاسِر۪ينَ , car mecruru كاَن ’nin mahzuf haberine mütealliktir.
İsim cümlesi formunda gelen cevap sebat, temekkün ve istikrar ifade ederek onların bu sözlerinde ne kadar kararlı olduklarını göstermiştir. Tekid lamı ve şeddeli tekid nûnu bu kararlılığı pekiştirmiştir.
الْخَاسِر۪ينَ ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiştir.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)
كَان ’nin haberi isminin içine karışır ve adeta onun mahiyetinden bir cüz olur. (Muhammed Ebu Musa, Hâ-Mîm Sureleri Belâğî Tefsiri 5, Duhan, s. 124)
Mahzuf kasem ve cevabından oluşan terkip, kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır.
Kasem fiilinin ve şartın cevabının hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.
تَرْحَمْنَا - الْخَاسِر۪ينَ kelimeleri arasında tıbâk-ı hafî sanatı vardır.
Bu ayet, küçük günahların da bağışlanmadığı takdirde azap sebebi olacağına delâlet eder. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)
Şartın cevabı olan cümlenin kasem lamı ve tekid nunuyla tekid edilmesi, Allah’ın rahmet etmemesi ve günahları affetmemesi durumunda hüsranın kesinlikle gerçekleşeceğini ifade eder. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)