A'râf Sûresi 75. Ayet

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  ٧٥

Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dediler ق و ل
2 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
3 الَّذِينَ onlar ki
4 اسْتَكْبَرُوا büyüklük taslıyorlar ك ب ر
5 مِنْ -nden
6 قَوْمِهِ kavmi- ق و م
7 لِلَّذِينَ kimseler
8 اسْتُضْعِفُوا zayıf görülen ض ع ف
9 لِمَنْ kimselere (karşı)
10 امَنَ inanan ا م ن
11 مِنْهُمْ içlerinden
12 أَتَعْلَمُونَ siz biliyor musunuz? ع ل م
13 أَنَّ gerçekten
14 صَالِحًا Salih’in ص ل ح
15 مُرْسَلٌ gönderildiğini ر س ل
16 مِنْ tarafından
17 رَبِّهِ Rabbi ر ب ب
18 قَالُوا dediler ق و ل
19 إِنَّا doğrusu biz
20 بِمَا
21 أُرْسِلَ gönderilene ر س ل
22 بِهِ onunla
23 مُؤْمِنُونَ inananlarız ا م ن
 

Kur’an’da yeri geldikçe eski toplumların, gurur ve kibre kapılarak hak dini kabul etmemekte direnip büyüklük taslayan zorbaları hakkında müstekbir; bunların zayıf ve âciz gördüğü, baskı altına alıp yönlendirmek istedikleri kitle hakkında da müsted‘af deyimleri kullanılır. İşte zorbalar kesimi, Sâlih’e inananlar arasındaki yoksul ve kimsesiz müminleri inançları dolayısıyla kınamış; onların inandığı şeyleri kendilerinin reddettiklerini açıkça bildirmişlerdir. Sonunda kibir ve inatları yüzünden basîreti bağlananlar, verdikleri sözü çiğneyerek deveyi kestiler. Bu, onların asla yola gelmeyeceklerinin açık bir ifadesiydi. Bu sebeple şiddetli bir depremle eski inkârcı kavimlerin âkıbetine mâruz kaldılar. Fahreddin erRâzî, 79. âyetteki sözleri, inkârcıların helâk olması üzerine Sâlih peygamberin üzüntüsünden dolayı söylemiş olabileceğini belirtir (XIV, 167).

 Hz. Peygamber Tebük Gazvesi sırasında askerleriyle birlikte Semûd kalıntılarının bulunduğu Hicr’e gelmiş, askerler Semûd halkının içtiği kuyulardan su içmişler, ardından hamur yoğurup ekmek yapmışlar, yemek hazırlamışlar; fakat Resûlullah yemeği dökmelerini, ekmekleri develere yedirmelerini emretmiş, sonra onları konakladıkları yerden kaldırarak devenin su içtiği kuyunun başına götürmüş; önceki davranışının sebebini açıklarken de, “Onların yaşadığı felâketin sizin de başınıza gelmesinden kaygılandım” buyurmuştur (Müsned, II, 117). Başka bir rivayette Resûlullah’ın yine Hicr’de bulunduğu bir sırada Hicr halkının başına gelenlerden duyduğu üzüntüyü dile getiren ve yanındakileri, bu olaydan ibret alıp ders çıkarmaya teşvik eden sözler söylediği belirtilmektedir (Buhârî, “Megåzî”, 80; Müslim, “Zühd”, 38; Müsned, II, 58, 72).

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 549-550

 

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَلَأُ  fail olup damme ile merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْمَلَأُ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪  ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتَكْبَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَوْمِه۪ٓ car mecruru  اسْتَكْبَرُوا  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle  قَالَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتُضْعِفُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتُضْعِفُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle önceki car mecrurdan bedeldir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنَ مِنْهُمْ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْهُمْ  car mecruru  اٰمَنَ  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Mekulü’l kavli,  اَتَعْلَمُونَ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifham harfidir. تَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  تَعْلَمُونَ  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olarak mahallen mansubdur.  

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. 

صَالِحاً  kelimesi  اَنَّ ’nin ismi olup feha ile mansubdur. مُرْسَلٌ  kelimesi  اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مِنْ رَبِّه۪  car mecruru  مُرْسَلٌ ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَكْبَرُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl  babındadır. Sülâsîsi كبر  ’dir. 

اسْتُضْعِفُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl  babındadır. Sülâsîsi  ضعف ‘dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. 

اٰمَنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder

مُرْسَلٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.


 قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ  ‘dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  مُؤْمِنُونَ  ‘ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُرْسِلَ بِه۪  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اُرْسِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪  car mecruru  اُرْسِلَ  fiiline mütealliktir. مُؤْمِنُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

اُرْسِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُؤْمِنُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

 

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Bu cümle, Salih (a.s) ’in sözlerinin hikâye edilmesinden kaynaklanan gizli bir sualin cevabıdır. Cümle mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâi kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

الْمَلَأُ  için sıfat konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مِنْ قَوْمِه۪  car mecruru  اسْتَكْبَرُوا ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , harf-i cer ile  قَالَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اسْتُضْعِفُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sübuta, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. 

اسْتُضْعِفُوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

Yine mecrur mahalde, قَالَ  fiiline müteallik, müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘ in sılası olan  اٰمَنَ مِنْهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İki farklı grubu temsil eden  الَّذ۪ينَ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları , مَنْ  ve  الَّذ۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan   اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

İstifham  üslubunda gelmiş olmasına rağmen tahkir ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪  cümlesi, masdar teviliyle  اَتَعْلَمُونَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

مِنْ رَبِّه۪  car-mecruru ism-i mef’ûl vezninde gelerek fiil gibi amel eden  مُرْسَلٌ ‘a mütealliktir. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّه۪  izafetinde, Salih (a.s) ’a ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Salih (a.s) ’a tazim ve teşrif ifade etmiştir.

الْمَلَأُ ; göz dolduran kişiler, dalkavuklar demektir.

ُالْمَلَأُ  eşraf ve yöneticiler demektir. Bunun, beraberinde kadınların olmadığı erkekler anlamında olduğu da söylenmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

66. ayetle benzerliği sebebiyle iki ayet arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا  [Güçsüz görülenlere] yani kâfir liderlerin zayıf düşürüp zelil kıldığı kimselere demektir.  لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ [yani aralarındaki iman edenlere…] ifadesi  لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا ‘dan bedeldir. مِنْهُمْ ’deki zamir, ya kavme ya da “güçsüz görülenler”e râcidir. Bu iki ihtimal durumunda anlam farklılığı da çıkar. Zira kavme râci olursa, o zaman “iman edenler” “güçsüz görülenler”i izah etmekte; “güçsüz görülenler”in müminlerden ibaret olduğuna delalet etmektedir. Buna karşılık, zamir “güçsüz görülenler”e râci olursa, o zaman güçsüz görülme niteliği iman edenlere özgü olmayacak; gerek iman edenlerden gerekse kâfirlerden güçsüz görülen kimseler olduğu anlamına gelecektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

الْمَلَأُ  kelimesinin, “kalpleri heybetleri ile, korku ile dolduran kimseler” manasındadır. Buna göre ayetin manası, “mele”, yani kavmin ileri gelenleri, mustazaflara, yani, Salih (a.s)’e iman eden fakir kimselere şöyle dediler:” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bil ki Allah Teâlâ, o kâfirleri, “kibirlenen ileri gelenler”; o müminleri de “zayıf düşürülenler” diye vasıflandırmıştır. Onların büyüklenmeleri, kınamayı gerektiren bir fiilden dolayıdır. Müminlerin mustazaf olmalarının manası ise, başkalarının onları zayıf görmesi ve küçümsemesi demektir. Halbuki bu, onlardan sadır olan bir fiil olmayıp, aksine başkalarından südur eden bir fiildir. Binaenaleyh bu, o müminler hakkında kınamayı ifade eden bir sıfat olamaz. Aksine bu kınama ve zemm, onları hakir görüp zayıf addeden kimselere aittir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Müminlerin, onların sualine uygun bir cevap vermemeleri, mesela: "Evet!" yahut, "Salih'in Allah Teâlâ tarafından gönderildiğini biliyoruz." gibi bir cevap vermemeleri, hakkı ortaya koymak, sürekli ve sabit olan imanlarını hemen açıklamak ve bunun açık bir gerçek olduğuna, dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Her iki vasfa sahip olan kişiler için de ism-i mevsûlun tercih edilmesinde sılada zikredilen şeylerin onların sözü olduğuna dair ima vardır. لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا  sözündeki lâm; قَالَ  fiilinin müteaddiliği içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪  , ihtimam için, amili olan  مُؤْمِنُونَ ‘ye takdim edilmiştir. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan  مَا  başındaki  بِ  harf-i ceriyle  مُؤْمِنُونَ  ‘ye mütealliktir. Sılası olan  اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  cümlesi , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  مُؤْمِنُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

اُرْسِلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Ayette üslub-u hakîm sanatı vardır.

Bu üslup; muhataba beklediği şeyi, ya da sorduğu sorunun cevabını değil, daha önemli ya da gerekli olduğuna tenbih için beklemediği bir şeyi söylemek ya da cevabı vermek olarak tarif edilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Zayıf bırakılanların verdikleri cevabın isim cümlesi şeklinde olması imanın onlarda sabit olduğuna delalet eder. Böylece cevabı kendilerinin şüphede olmalarını isteyen kibirlilere bırakmadılar, aksine onların resullere iman etmediklerini ifade ettiler. Verdikleri haberi  إنَّ  ile tekid ederek kibirlilerin kendi imanlarından şüphe etme vehmini izale ettiler. Zayıf bırakılanların evet şeklinde cevap vermekle yetinmeyip sıla cümlesiyle cevap vermesi; sıla cümlesi dolayısıyla Salih (a.s)’ın getirdiği tevhid, ba’sin ispatı ve imanın onlarda yerleşmiş olması gibi manaların hepsinin isim cümlesinin ifade ettiği sübut ve devam manalarını taşıması ve beliğ bir icazla idmâc yapılmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu ayette Salih (a.s)’in inkârcılarının iman edenlere sordukları sorunun uygun cevabı; “evet biliyoruz” şeklindedir. Fakat onlar, kendileriyle istihza eden bu soru cümlesine onun Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunun zaten konuşulmaya bile gerek olmayan ve içinde şüphe barındırmayan bir mevzu olduğunu ima ederek, “doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz” şeklinde cevap vermişler ve meselenin imanî yönüne vurgu yapmışlardır. (Hasan Uçar, Kur’ân-I Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

اسْتَكْبَرُوا - اسْتُضْعِفُوا  ve  الْمَلَأُ - اسْتُضْعِفُوا  gruplarındaki kelimeler arasında da tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

قَالَ - قَالُٓوا  ve  مُرْسَلٌ - اُرْسِلَ  ve  اٰمَنَ - مُؤْمِنُونَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’ l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.