3 Ekim 2024
A'râf Sûresi 74-81 (159. Sayfa)

بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّح۪يمِ  ...

A'râf Sûresi 74. Ayet

وَاذْ‌كُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُوراً وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتاًۚ فَاذْكُـرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ  ٧٤


“Hatırlayın ki Allah Âd kavminden sonra, sizi onların yerine getirdi ve sizi yeryüzünde yerleştirdi. Yerin ovalarında köşkler kuruyor, dağları oyup evler yapıyorsunuz. Artık Allah’ın nimetlerini anın da yeryüzünde bozgunculuk yaparak karışıklık çıkarmayın.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَاذْكُرُوا düşünün ki ذ ك ر
2 إِذْ hani
3 جَعَلَكُمْ sizi yaptı ج ع ل
4 خُلَفَاءَ hükümdarlar خ ل ف
5 مِنْ
6 بَعْدِ sonra ب ع د
7 عَادٍ Ad’dan ع و د
8 وَبَوَّأَكُمْ ve sizi yerleştirdi ب و ا
9 فِي
10 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
11 تَتَّخِذُونَ ediniyorsunuz ا خ ذ
12 مِنْ
13 سُهُولِهَا O’nun düzlüklerinde س ه ل
14 قُصُورًا saraylar ق ص ر
15 وَتَنْحِتُونَ ve yontup yapıyorsunuz ن ح ت
16 الْجِبَالَ dağlarını ج ب ل
17 بُيُوتًا evler ب ي ت
18 فَاذْكُرُوا artık hatırlayın ذ ك ر
19 الَاءَ ni’metlerini ا ل و
20 اللَّهِ Allah’ın
21 وَلَا
22 تَعْثَوْا karışıklık çıkarmayın ع ث و
23 فِي
24 الْأَرْضِ yeryüzünde ا ر ض
25 مُفْسِدِينَ bozgunculuk yapıp ف س د

 Nehate نحت : نَحْتٌ kuru ağaç parçası, taş ve maden gibi sert cisimleri yontmak/işlemektir.Bu köke ait نَحِيتَةُ sözcüğü ise insanın üzerine yontulduğu tabiatı/doğasıdır. (Müfredat)  Kuran’ı Kerim’de sülasi fiil formunda 4 defa geçmiştir. (Mu'cemu-l Mufehres) Türkçede kullanılan şekli naht (sanatı)dır. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

سهل Sehele: سَهْلٌ engebeli ve sert yer anlamına gelen حَزْنٌ kelimesinin zıddıdır. Çoğulu سُهُولٌ şeklinde gelir. Düz ve toprağı yumuşak yer anlamındadır. Bu kökten gelen Süheyl ismi bir yıldız adıdır. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de sadece 1 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan şekilleri suhûlet, Süheyl, ishal, tashil, müshil, (ehlen ve) sehlendir. (Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi)

وَاذْ‌كُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ

 

Fiil cümlesidir. Atıf harfi وَ  ile mukadder müstenefe cümlesine matuftur. Takdiri; تدبروا (Tedebbür edin.) şeklindedir.  

اذْكُرُٓو  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اِذْ zaman zarfı  اذْكُرُٓوا  fiiline mütealliktir. جَعَلَكُمْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَعَلَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Değiştirme anlamında kalp fiilidir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. خُلَـفَٓاءَ  ikinci mef’ûlun bih olup, فعلاء  vezninde gayrı munsarif olduğundan tenvin almamıştır. 

مِنْ بَعْدِ  car mecruru  خُلَـفَٓاءَ  ‘nin mahzuf sıfatına mütealliktir. عَادٍ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Gayr-ı munsarif isimler: Kesra (esre) ve tenvini alamayan isimlerdir. Gayr-ı munsarif isimler esre yerine fetha alırlar. Yani bu isimler ref halinde damme, nasb halinde fetha, cer halinde yine fetha alırlar. Gayr-ı munsarife “memnu’un mine’s-sarf (اَلْمَمْنُوعُ مِنَ الصَّرفِ)” da denir.

Arapçada kullanılmakla birlikte arapça kökenli olmayan alem (özel) isimler (Yer, ülke, kişi adları vb. gibi isimler) de gayrı munsarıfa girer. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Değiştirme manasına gelen  جَعَلَ  kelimesi 3 şekilde gelir:

1. Bir şeyden başka bir şey meydana getirmek  

2. Bir halden başka bir hale geçmek 

3. Bir şeyle başka bir şeye hükmetmek. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


 وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُوراً وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتاًۚ 

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَوَّاَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. فِي الْاَرْضِ  car mecruru  بَوَّاَكُمْ  fiiline mütealliktir. تَتَّخِذُونَ  cümlesi, بَوَّاَكُمْ ‘deki mef’ûlun hali olarak mahallen mansubdur.  

تَتَّخِذُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ سُهُولِهَا  car mecruru mahzuf ikinci mef’ûle mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  هَا  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  قُصُوراً  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. تَنْحِتُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْجِبَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  بُيُوتاً  mukadder hal olup fetha ile mansubdur. 

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette ilki fiil cümlesi ikincisi ise,müfred şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

بَوَّاَكُمْ  fiili, sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil tef’il babındandır. Sülâsîsi  بوأ ’dir.

Bu bab, fiile çokluk (fiilin, failin veya mef‘ûlun çokluğu), bir tarafa yönelme, mef‘ûlu herhangi bir vasfa nisbet etmek, gidermek, bir terkibi kısaltmak, eylemin belli bir zaman diliminde meydana gelmesi, özneyi fiilin türediği şeye benzetmek, sayruret, isimden fiil türetmek, hazır olmak, bir şeyin aralıklarla tekrarlanması manalarını katar.        

تَتَّخِذُونَ  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil iftial babındadır. Sülâsîsi  أخذ ’dır.

İftiâl babı fiile, mutavaat (dönüşlülük), ittihaz (edinmek, bir şeyi kendisi için yapmak), müşareket (ortaklık), izhar (göstermek), ihtiyar (seçmek), talep ve çaba göstermek manaları katar. İfteale kalıbı hem soyut hem somut anlamlı fiiller için kullanılır.    

 فَاذْكُـرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ

فَ  mukadder şartın cevabının başına gelen rabıta veya fasiha harfidir. Takdiri; إن عرفتم فضل الله عليكم فاذكروا آلاء الله (Allah’ın sizin üzerinizdeki fazlını anladıysanız Allah’ın nimetlerini düşünün.)  şeklindedir.

اذْكُرُٓوا  fiili  ن ’un hazfıyla mebni emir fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. اٰلَٓاءَ mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  اللّٰهِ  lafza-i celâli muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur.

وَ  atıf harfidir. لَا  nehiy harfi olup olumsuz emir manasındadır. تَعْثَوْا  fiili  نَ ’un hazfıyla meczum muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. 

فِي الْاَرْضِ  car mecruru  تَعْثَوْا  fiiline mütealliktir. مُفْسِد۪ينَ  kelimesi  تَعْثَوْا ‘deki failin hali olup, nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

مُفْسِد۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir. 

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)


وَاذْ‌كُرُٓوا اِذْ جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُوراً وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتاًۚ

 

Ayet, takdiri  تدبروا   (Düşünün.) olan istînâfa  وَ ’la atfedilmiştir. Emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

 اِذْ  şarttan mücerret zaman zarfı  olup اذْ‌كُرُٓوا  fiiline mütealliktir.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  جَعَلَكُمْ خُلَـفَٓاءَ مِنْ بَعْدِ عَادٍ  cümlesi  اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107) 

Zaman ismi olan  إذ ’in masdara değil de fiil cümlesine muzâf olmasıyla bu vaktin tazimi anlaşılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr, Hac/26)

Aynı üslupta gelen  وَبَوَّاَكُمْ فِي الْاَرْضِ تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُوراً  cümlesi, muzafun ileyh cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. 

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

فِي الْاَرْضِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare sanatı vardır. Bilindiği gibi  فِی  harfi zarfiye manası içerir. İçi olan bir şeye benzetilen  الْاَرْضِ , mazruf mesabesindedir. Mübalağa için bu harf,  عَلَيْ  yerine kullanılmıştır. Çünkü dünya zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Yeryüzünde bulunan varlıklar, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Camî, her iki durumdaki mutlak irtibattır.

تَتَّخِذُونَ مِنْ سُهُولِهَا قُصُوراً  cümlesi,  وَبَوَّاَكُمْ ‘deki mef’ûlun halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Mahzuf ikinci mef’ûle müteallik olan  مِنْ سُهُولِهَا  car mecruru ihtimam için ilk mef’ûle takdim edilmiştir. Mef’ûlün hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Aynı üsluptaki  وَتَنْحِتُونَ الْجِبَالَ بُيُوتاًۚ  cümlesi, hükümde ortaklık sebebiyle hal cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Cümlede takdim-tehir ve icâz-ı hazif sanatları vardır.  الْجِبَالَ , takdir edilen  مِنْ  harfi ceri ile mukaddem mecrur konumdadır.  بُيُوتاًۚ  ise muahhar mef’ûldür.  

قُصُوراً  ve  بُيُوتاً  kelimelerindeki nekrelik, tazim, kesret ve nev ifade eder. 

قُصُوراً - بُيُوتاًۚ  ve  الْجِبَالَ - سُهُولِهَا  kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Bu ayet ve 69. ayet arasında tekrarlar sebebiyle tekrir, ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır. Böyle tekrarlanan kelimeler kelamdaki cüzleri birbirine bağlar, aralarında bir ilişki kurar ve dokuyu bütünleştirir. 

Semûd kavmi, yazın vadilerde kışın da dağlarda yaşıyorlardı. Bu, onların nimet ve refah içinde yüzdüklerine delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 فَاذْكُـرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ

 

İstînâfiyye olarak fasılla gelen terkipte  فَ , mukadder şartın cevabının başına gelen rabıtadır. Cevap cümlesi olan  فَاذْكُـرُٓوا اٰلَٓاءَ اللّٰهِ , emir üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Takdiri, …  إن عرفتم فضل الله عليكم  (Allah’ın sizin üzerinizdeki fazlını anladıysanız) olan şart cümlesinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mahzuf şart ve mezkûr cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

اذْكُرُٓوا  kelimesinin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

Veciz ifade kastına matuf  اٰلَٓاءَ اللّٰهِ  izafetinde, muzâf tazim ve şeref kazanmıştır.

وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ مُفْسِد۪ينَ  cümlesi, atıf harfi وَ ‘la  فَاذْكُـرُٓوا  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur. Nehiy üslubunda talebî inşâî isnaddır. Emir üslubundan nehy üslubuna iltifat sanatı vardır.

فِي الْاَرْضِ  ibaresindeki  ف۪ي  harfinde istiare sanatı vardır. 

مُفْسِد۪ينَ  kelimesi müekked hal olarak ıtnâbtır. 

Hal; cümlede failin, mefulün veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır. Müekkid hal ise, cümleye yeni bir mana yüklemeyip sadece kendinden önceki failin, mef’ûlün ya da cümlenin manasını tekid eder. Müekkid hal ile medh, tazim, tahkir veya tehdit amaçlanır. (Şırnak Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi 2017/3 yıl: 8 cilt: VIII sayı: 18 s.174) 

وَلَا تَعْثَوْا فِي الْاَرْضِ [Yeryüzünde fesat çıkarmayın] ifadesinde arz keli­mesinin açıkça zikredilmesi, fesadın çirkinliğini göstermekte mübalağa ifade eder. 

Allah Teâlâla’nın üzerimizdeki nimetlerinin hakkı şükür ve gafil olmamaktır. Nimetler masiyetle yok olur.

اذْكُرُٓوا -  فِي الْاَرْضِ  kelimelerinin tekrarında ıtnâb ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

تَعْثَوْا - مُفْسِد۪ينَ   kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr, لَا تَعْثَوْا - مُفْسِد۪ينَ  kelimeleri arasında ise tıbâk-ı selb sanatı vardır.

الأرْضِ  kelimesindeki tarifin ahd için olması caizdir. Yani  أرْضِكم هَذِهِ  (Bu arzınız) demektir ki kastedilen Hicr bölgesidir. Cins için olması da caizdir. Çünkü Allah onları yeryüzünde belirli bir bölgeye yerleştirmiştir ki bu bölge arzın bölgelerinden biridir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

مُفْسِد۪ينَ ‘den maksat, onların dişi deveyi kesmelerini yasaklamadır. Ama daha uygun olan, bu ifadeyi zahirî manasına hamletmektir. Bu da fesadın her türlüsünden men etme manasıdır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

مُفْسِد۪ينَ  kelimesi hal-i müekkidedir. Bu üslubun fesahat yönü şöyledir: مُفْسِد۪ينَ  lafzı fesadı yasaklamayı pekiştirir ve o yasağa karşı gafil davranma ve onu unutma gibi mahzurları da ortadan kaldırır. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

A'râf Sûresi 75. Ayet

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  ٧٥


Kavminin büyüklük taslayan ileri gelenleri, küçük görülüp ezilen inanmışlara, “Siz, Salih’in, Rabbi tarafından gönderilmiş bir peygamber olduğunu (sahiden) biliyor musunuz?” dediler. Onlar da, “Biz şüphesiz onunla gönderilene inananlarız” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dediler ق و ل
2 الْمَلَأُ ileri gelenler م ل ا
3 الَّذِينَ onlar ki
4 اسْتَكْبَرُوا büyüklük taslıyorlar ك ب ر
5 مِنْ -nden
6 قَوْمِهِ kavmi- ق و م
7 لِلَّذِينَ kimseler
8 اسْتُضْعِفُوا zayıf görülen ض ع ف
9 لِمَنْ kimselere (karşı)
10 امَنَ inanan ا م ن
11 مِنْهُمْ içlerinden
12 أَتَعْلَمُونَ siz biliyor musunuz? ع ل م
13 أَنَّ gerçekten
14 صَالِحًا Salih’in ص ل ح
15 مُرْسَلٌ gönderildiğini ر س ل
16 مِنْ tarafından
17 رَبِّهِ Rabbi ر ب ب
18 قَالُوا dediler ق و ل
19 إِنَّا doğrusu biz
20 بِمَا
21 أُرْسِلَ gönderilene ر س ل
22 بِهِ onunla
23 مُؤْمِنُونَ inananlarız ا م ن

Kur’an’da yeri geldikçe eski toplumların, gurur ve kibre kapılarak hak dini kabul etmemekte direnip büyüklük taslayan zorbaları hakkında müstekbir; bunların zayıf ve âciz gördüğü, baskı altına alıp yönlendirmek istedikleri kitle hakkında da müsted‘af deyimleri kullanılır. İşte zorbalar kesimi, Sâlih’e inananlar arasındaki yoksul ve kimsesiz müminleri inançları dolayısıyla kınamış; onların inandığı şeyleri kendilerinin reddettiklerini açıkça bildirmişlerdir. Sonunda kibir ve inatları yüzünden basîreti bağlananlar, verdikleri sözü çiğneyerek deveyi kestiler. Bu, onların asla yola gelmeyeceklerinin açık bir ifadesiydi. Bu sebeple şiddetli bir depremle eski inkârcı kavimlerin âkıbetine mâruz kaldılar. Fahreddin erRâzî, 79. âyetteki sözleri, inkârcıların helâk olması üzerine Sâlih peygamberin üzüntüsünden dolayı söylemiş olabileceğini belirtir (XIV, 167).

 Hz. Peygamber Tebük Gazvesi sırasında askerleriyle birlikte Semûd kalıntılarının bulunduğu Hicr’e gelmiş, askerler Semûd halkının içtiği kuyulardan su içmişler, ardından hamur yoğurup ekmek yapmışlar, yemek hazırlamışlar; fakat Resûlullah yemeği dökmelerini, ekmekleri develere yedirmelerini emretmiş, sonra onları konakladıkları yerden kaldırarak devenin su içtiği kuyunun başına götürmüş; önceki davranışının sebebini açıklarken de, “Onların yaşadığı felâketin sizin de başınıza gelmesinden kaygılandım” buyurmuştur (Müsned, II, 117). Başka bir rivayette Resûlullah’ın yine Hicr’de bulunduğu bir sırada Hicr halkının başına gelenlerden duyduğu üzüntüyü dile getiren ve yanındakileri, bu olaydan ibret alıp ders çıkarmaya teşvik eden sözler söylediği belirtilmektedir (Buhârî, “Megåzî”, 80; Müslim, “Zühd”, 38; Müsned, II, 58, 72).

 

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 549-550

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. الْمَلَأُ  fail olup damme ile merfûdur. الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  الْمَلَأُ ’nun sıfatı olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪  ’dır. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتَكْبَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. مِنْ قَوْمِه۪ٓ car mecruru  اسْتَكْبَرُوا  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

الَّذ۪ينَ  cemi müzekker has ism-i mevsûl  لِ  harfi ceriyle  قَالَ  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتُضْعِفُوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتُضْعِفُوا  damme üzere mebni meçhul mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı naib-i fail olarak mahallen merfûdur. مَنْ  müşterek ism-i mevsûl  لِ  harf-i ceriyle önceki car mecrurdan bedeldir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنَ مِنْهُمْ ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. مِنْهُمْ  car mecruru  اٰمَنَ  ‘deki failin mahzuf haline mütealliktir. Mekulü’l kavli,  اَتَعْلَمُونَ ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifham harfidir. تَعْلَمُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  اَنَّ  ve masdar-ı müevvel  تَعْلَمُونَ  fiilinin iki mef’ûlu yerinde olarak mahallen mansubdur.  

أَنَّ  masdar harfidir. İsim cümlesine dahil olur. İsmini nasb haberini ref yapar, cümleye masdar anlamı verir. 

صَالِحاً  kelimesi  اَنَّ ’nin ismi olup feha ile mansubdur. مُرْسَلٌ  kelimesi  اَنَّ ’nin haberi olup damme ile merfûdur. مِنْ رَبِّه۪  car mecruru  مُرْسَلٌ ‘e mütealliktir. Aynı zamanda muzaftır. Muttasıl zamir  ه۪  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

Has ism-i mevsûller marife isimden sonra geldiğinde kelimenin sıfatı olur. Cümledeki yerine göre onun unsuru (Fail, mef’ûl,muzâfun ileyh) olur. (Arapça Dil Bilgisi, Nahiv, Dr. M.Meral Çörtü,s; 44)

Bedel: Metbuundaki kapalılığı açıklamak ve pekiştirmek gibi sebeplerle getirilen ve irab bakımından metbuuna uyan tabidir. Bedelden önce gelen ve bedelin irabını almış olduğu kelimeye “mübdelün minh” denir. 

Bedel 3 gruba ayrılır: 1. Bedel-i kül, 2. Bedel-i baz, 3. Bedel-i iştimal. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اسْتَكْبَرُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl  babındadır. Sülâsîsi كبر  ’dir. 

اسْتُضْعِفُوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl  babındadır. Sülâsîsi  ضعف ‘dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar. 

اٰمَنَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi أمن ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder

مُرْسَلٌ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.


 قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavl  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ  ‘dir.  قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlu bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. مَٓا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  مُؤْمِنُونَ  ‘ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اُرْسِلَ بِه۪  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اُرْسِلَ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir. Naib-i faili müstetir olup takdiri هو ’dir. بِه۪  car mecruru  اُرْسِلَ  fiiline mütealliktir. مُؤْمِنُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

اُرْسِلَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi  رسل ’dir.

İf’al babı fiille, ta’diye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder.

مُؤْمِنُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ الْمَلَأُ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ 

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Bu cümle, Salih (a.s) ’in sözlerinin hikâye edilmesinden kaynaklanan gizli bir sualin cevabıdır. Cümle mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidâi kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekkün ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

الْمَلَأُ  için sıfat konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sıla cümlesi olan  اسْتَكْبَرُوا مِنْ قَوْمِه۪ , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Sıfat, tabi olduğu kelimenin sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan ıtnâb sanatıdır.

مِنْ قَوْمِه۪  car mecruru  اسْتَكْبَرُوا ‘ deki failin mahzuf haline mütealliktir. Halin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

Mecrur mahaldeki cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ , harf-i cer ile  قَالَ  fiiline mütealliktir. Sılası olan  اسْتُضْعِفُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sübuta, temekkün ve istikrara işaret etmiştir. 

اسْتُضْعِفُوا  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127) 

Yine mecrur mahalde, قَالَ  fiiline müteallik, müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ‘ in sılası olan  اٰمَنَ مِنْهُمْ cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

İki farklı grubu temsil eden  الَّذ۪ينَ ’nin tekrarında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları , مَنْ  ve  الَّذ۪ينَ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan   اَتَعْلَمُونَ اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪ۜ  cümlesi, istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. Muzari fiil sıygasında gelerek teceddüt istimrar ve tecessüm ifade etmiştir.

İstifham  üslubunda gelmiş olmasına rağmen tahkir ve kınama amacı taşıyan cümle mecaz-ı mürsel mürekkebtir. 

Tekid ve masdar harfi  اَنَّ ’nin dahil olduğu  اَنَّ صَالِحاً مُرْسَلٌ مِنْ رَبِّه۪  cümlesi, masdar teviliyle  اَتَعْلَمُونَ  fiilinin iki mef’ûlü yerindedir. Masdar-ı müevvel sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber inkârî kelamdır.

مِنْ رَبِّه۪  car-mecruru ism-i mef’ûl vezninde gelerek fiil gibi amel eden  مُرْسَلٌ ‘a mütealliktir. 

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّه۪  izafetinde, Salih (a.s) ’a ait zamirin Rab ismine muzâfun ileyh olması Salih (a.s) ’a tazim ve teşrif ifade etmiştir.

الْمَلَأُ ; göz dolduran kişiler, dalkavuklar demektir.

ُالْمَلَأُ  eşraf ve yöneticiler demektir. Bunun, beraberinde kadınların olmadığı erkekler anlamında olduğu da söylenmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

66. ayetle benzerliği sebebiyle iki ayet arasında ıtnâb ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا  [Güçsüz görülenlere] yani kâfir liderlerin zayıf düşürüp zelil kıldığı kimselere demektir.  لِمَنْ اٰمَنَ مِنْهُمْ [yani aralarındaki iman edenlere…] ifadesi  لِلَّذ۪ينَ اسْتُضْعِفُوا ‘dan bedeldir. مِنْهُمْ ’deki zamir, ya kavme ya da “güçsüz görülenler”e râcidir. Bu iki ihtimal durumunda anlam farklılığı da çıkar. Zira kavme râci olursa, o zaman “iman edenler” “güçsüz görülenler”i izah etmekte; “güçsüz görülenler”in müminlerden ibaret olduğuna delalet etmektedir. Buna karşılık, zamir “güçsüz görülenler”e râci olursa, o zaman güçsüz görülme niteliği iman edenlere özgü olmayacak; gerek iman edenlerden gerekse kâfirlerden güçsüz görülen kimseler olduğu anlamına gelecektir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

الْمَلَأُ  kelimesinin, “kalpleri heybetleri ile, korku ile dolduran kimseler” manasındadır. Buna göre ayetin manası, “mele”, yani kavmin ileri gelenleri, mustazaflara, yani, Salih (a.s)’e iman eden fakir kimselere şöyle dediler:” şeklinde olur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bil ki Allah Teâlâ, o kâfirleri, “kibirlenen ileri gelenler”; o müminleri de “zayıf düşürülenler” diye vasıflandırmıştır. Onların büyüklenmeleri, kınamayı gerektiren bir fiilden dolayıdır. Müminlerin mustazaf olmalarının manası ise, başkalarının onları zayıf görmesi ve küçümsemesi demektir. Halbuki bu, onlardan sadır olan bir fiil olmayıp, aksine başkalarından südur eden bir fiildir. Binaenaleyh bu, o müminler hakkında kınamayı ifade eden bir sıfat olamaz. Aksine bu kınama ve zemm, onları hakir görüp zayıf addeden kimselere aittir.(Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Müminlerin, onların sualine uygun bir cevap vermemeleri, mesela: "Evet!" yahut, "Salih'in Allah Teâlâ tarafından gönderildiğini biliyoruz." gibi bir cevap vermemeleri, hakkı ortaya koymak, sürekli ve sabit olan imanlarını hemen açıklamak ve bunun açık bir gerçek olduğuna, dikkat çekmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Her iki vasfa sahip olan kişiler için de ism-i mevsûlun tercih edilmesinde sılada zikredilen şeylerin onların sözü olduğuna dair ima vardır. لِلَّذِينَ اسْتُضْعِفُوا  sözündeki lâm; قَالَ  fiilinin müteaddiliği içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)


 قَالُٓوا اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

قَالُٓوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  cümlesi,  اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪  , ihtimam için, amili olan  مُؤْمِنُونَ ‘ye takdim edilmiştir. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl olan  مَا  başındaki  بِ  harf-i ceriyle  مُؤْمِنُونَ  ‘ye mütealliktir. Sılası olan  اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  cümlesi , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Müsned olan  مُؤْمِنُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır. 

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

اُرْسِلَ  fiili meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime meçhul binada naib-i fail olur.

Kuran-ı Kerim’de tehdit, uyarı ve korkutma manası olan fiiller genellikle meçhul sıyga ile gelir. 

Meçhul bina, naib-i failin bu fiilde bir dahli olmadığına işaret eder. (Dr. Adil Ahmet Sâbir er- Ruveynî, Teemmülat fi Sûret-i İbrahim, s. 127)

Ayette üslub-u hakîm sanatı vardır.

Bu üslup; muhataba beklediği şeyi, ya da sorduğu sorunun cevabını değil, daha önemli ya da gerekli olduğuna tenbih için beklemediği bir şeyi söylemek ya da cevabı vermek olarak tarif edilir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Zayıf bırakılanların verdikleri cevabın isim cümlesi şeklinde olması imanın onlarda sabit olduğuna delalet eder. Böylece cevabı kendilerinin şüphede olmalarını isteyen kibirlilere bırakmadılar, aksine onların resullere iman etmediklerini ifade ettiler. Verdikleri haberi  إنَّ  ile tekid ederek kibirlilerin kendi imanlarından şüphe etme vehmini izale ettiler. Zayıf bırakılanların evet şeklinde cevap vermekle yetinmeyip sıla cümlesiyle cevap vermesi; sıla cümlesi dolayısıyla Salih (a.s)’ın getirdiği tevhid, ba’sin ispatı ve imanın onlarda yerleşmiş olması gibi manaların hepsinin isim cümlesinin ifade ettiği sübut ve devam manalarını taşıması ve beliğ bir icazla idmâc yapılmasıdır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Bu ayette Salih (a.s)’in inkârcılarının iman edenlere sordukları sorunun uygun cevabı; “evet biliyoruz” şeklindedir. Fakat onlar, kendileriyle istihza eden bu soru cümlesine onun Allah tarafından gönderilen bir elçi olduğunun zaten konuşulmaya bile gerek olmayan ve içinde şüphe barındırmayan bir mevzu olduğunu ima ederek, “doğrusu biz onunla gönderilene inanıyoruz” şeklinde cevap vermişler ve meselenin imanî yönüne vurgu yapmışlardır. (Hasan Uçar, Kur’ân-I Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

اسْتَكْبَرُوا - اسْتُضْعِفُوا  ve  الْمَلَأُ - اسْتُضْعِفُوا  gruplarındaki kelimeler arasında da tıbâk-ı hafî sanatı vardır.

قَالَ - قَالُٓوا  ve  مُرْسَلٌ - اُرْسِلَ  ve  اٰمَنَ - مُؤْمِنُونَ  gruplarındaki kelimeler arasında iştikak cinası ve reddü’ l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

A'râf Sûresi 76. Ayet

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّـذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  ٧٦


Büyüklük taslayanlar, “Şüphesiz biz sizin inandığınız şeyi inkâr edenleriz” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 قَالَ dediler ق و ل
2 الَّذِينَ kimseler
3 اسْتَكْبَرُوا büyüklük taslayan(lar) ك ب ر
4 إِنَّا şüphesiz biz
5 بِالَّذِي
6 امَنْتُمْ sizin inandığınızı ا م ن
7 بِهِ kendisine
8 كَافِرُونَ inkar edenleriz ك ف ر

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّـذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

 

Fiil cümlesidir. قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ  fail olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اسْتَكْبَرُٓوا ‘dur. Îrabtan mahalli yoktur.

اسْتَكْبَرُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.   Mekulü’l kavli, اِنَّا بِالَّـذ۪ٓي  ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb, haberini ref eder.

نَا  mütekellim zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur. الَّـذ۪ٓي  müfred müzekker has ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  كَافِرُونَ ‘ ye mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  ‘dir. Îrabtan mahalli yoktur.

اٰمَنْتُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  تُمْ  fail olarak mahallen merfûdur. بِه۪  car mecruru  اٰمَنْتُمْ  fiiline mütealliktir. كَافِرُونَ  kelimesi  اِنَّ ’nin haberi olup ref alameti  وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır. 

اسْتَكْبَرُٓوا  fiili, sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil, istif’âl babındadır. Sülâsîsi كبر  ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

كَافِرُونَ  kelimesi sülâsî mücerredi كفر  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا اِنَّا بِالَّـذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi şibh-i kemâl-i ittisâldir.

Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyh konumundaki has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ ‘nin sılası olan  اسْتَكْبَرُٓوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında gelerek sübuta, temekkün ve istikrara işaret etmiştir.

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması, bilinen kişiler olduklarını belirtmesi yanında, bahsi geçenleri tahkir amacına matuftur. 

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اِنَّا بِالَّـذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  cümlesi, اِنَّ  ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Mecrur mahaldeki müfred müzekker has ism-i mevsûl olan  الَّـذ۪ٓي  başındaki  بِ  harf-i ceriyle  كَافِرُونَ  ‘ye mütealliktir. Sılası olan  اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Bütün mamullerin cümledeki yeri, aslında amilinden sonra gelmesidir. Car-mecrur  بِالَّـذ۪ٓي , konudaki önemine binaen, amili olan  كَافِرُونَ ‘ye takdim edilmiştir.

İnanmayanların Salih (a.s)’dan ism-i mevsûlle söz etmeleri tahkir amacı taşımaktadır. 

Müsned olan  كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden,  اِنَّ  ile tekit edilen isim cümleleri, çok muhkem/sağlam cümlelerdir.

İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)  

اسْتَكْبَرُٓوا - كَافِرُونَ  ve  الَّذ۪ينَ - الَّـذ۪ٓي  kelime grupları arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

كَافِرُونَ - اٰمَنْتُمْ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

Onların kelamına muvafık olarak ”Gerçekten biz Salih ile gönderileni inkâr edenleriz” dememiş olmaları, sözlerinde muhalefetlerini göstermek ve onların söylemlerini reddetmek içindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Önceki ayetteki  اِنَّا بِمَٓا اُرْسِلَ بِه۪ مُؤْمِنُونَ  cümlesiyle bu ayetteki  اِنَّا بِالَّـذ۪ٓي اٰمَنْتُمْ بِه۪ كَافِرُونَ  cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.

A'râf Sûresi 77. Ayet

فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ  ٧٧


Nihayet deveyi kestiler, Rablerinin emrine karşı geldiler ve “Ey Salih! Sen eğer (dediğin gibi) peygamberlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı getir” dediler.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَعَقَرُوا derken boğazladılar ع ق ر
2 النَّاقَةَ dişi deveyi ن و ق
3 وَعَتَوْا ve dışına çıktılar ع ت و
4 عَنْ -ndan
5 أَمْرِ buyruğu- ا م ر
6 رَبِّهِمْ Rablerinin ر ب ب
7 وَقَالُوا ve dediler ق و ل
8 يَا صَالِحُ Salih ص ل ح
9 ائْتِنَا bize getir ا ت ي
10 بِمَا şeyi
11 تَعِدُنَا bizi tehdidettiğin و ع د
12 إِنْ eğer
13 كُنْتَ isen ك و ن
14 مِنَ -den
15 الْمُرْسَلِينَ elçiler- ر س ل
عتو Ateve: عُتُوٌّ itaat etmeyip isyan etmek demektir. Bu köke ait عَتا fiili ‘azdı’ anlamındadır. Bir görüşe göre وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ الْكِبَرِ عِتِياًّ Meryem, 19/8 ayetindeki kullanımına ‘ihtiyarlıkta ıslahına ve tedavisine imkanın olmadığı bir hale..’ şeklinde mana verilmiş, diğer bir görüşe göre ise ‘eğitilip terbiye edilmeye imkanın olmaması’ anlamındadır denmiştir. (Müfredat) Kuran’ı Kerim’de 10 ayette geçmiştir. (Mucemul Müfehres) Türkçede kullanılan bir türevi bulunmamakla birlikte Kuran-ı Kerim’de 10’dan fazla geçmesi sebebiyle kitabın Arapça kelimeler sözlüğü bölümüne alınmıştır.(Kuranı Anlayarak Okuma Rehberi) 

فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ 

 

Fiil cümlesidir.  فَ  istînâfiyyedir. عَقَرُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.  النَّاقَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

وَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

عَتَوْا  fiili iki sakin harfin birleşmesinden dolayı mahzuf elif üzere mukadder damme ile mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. عَنْ اَمْرِ  car mecruru  عَتَوْا  fiiline mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. رَبِّهِمْ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. 

 


وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. قَالُٓوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. Mekulü’l kavli  يَا صَالِحُ  ‘dir. قَالُٓوا  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. صَالِحُ  münadadır. Müfred alem olup damme üzere mebni mahallen mansubdur.  Nidanın cevabı  ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا ‘dır.

ائْتِنَا  illet harfinin hazfıyla mebni emir fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ’dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. مَا  müşterek ism-i mevsûl  بِ  harfi ceriyle  أْتِنَا  fiiline mütealliktir. İsm-i mevsûlun sılası  تَعِدُنَٓا  ‘dır. Îrabtan mahalli yoktur.

تَعِدُنَٓا  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  أنت ‘dir. Mütekellim zamiri  نَا  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

اِنْ  iki muzari fiili cezm eden şart harfidir. Şart ve cevap cümlesinde şartın vuku bulma ihtimali şüpheli veya zayıfsa kullanılır. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

كَانَ  nakıs, mebni mazi fiildir. İsim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder. كُنْتَ ’nin dahil olduğu isim cümlesi şart cümlesidir. Mahallen meczumdur.

تَ  muttasıl zamiri  كُنْتَ ’nin ismi olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ  car mecruru  كُنْتَ ’nin mahzuf haberine müteallik olup, cer alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar.

Şartın cevap cümlesi öncesinin delaletiyle hazfedilmiştir. Takdiri;  إن كنت من المرسلين فأتنا بما تعدنا (Eğer gönderilenlerden iseniz vaad ettiğiniz şeyi getirin.) şeklindedir. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim. Ayette müfred alem şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

الْمُرْسَل۪ينَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babının ism-i mef’ûludur.

فَعَقَرُوا النَّاقَةَ وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ 


فَ , istînâfiyyedir. Cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

İstînâfa atfedilen  وَعَتَوْا عَنْ اَمْرِ رَبِّهِمْ  cümlesi de müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

”Mücahid, عَتَوْا  kelimesinin, bâtıla iyice dalmak, içine girmek manasına geldiğini söylemiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

اَمْرِ رَبِّهِمْ  izafetinde Rab ismine muzâf olması اَمْرِ ’ye, şan  ve şeref kazandırmıştır.

Veciz ifade kastına matuf  رَبِّهِمْۚ  izafetinde Rab isminin inanmayanlara ait zamire muzâf olmasında, Rablerinin onlar üzerindeki ihsan ve faziletleri konusundaki rububiyetini hatırlatmak manası ve yaptıkları kötülüğün büyüklüğüne vurgu vardır.

عَقَرُ ; deve için, hayvanın ayağını keserek veya bacağını kırarak boğazlamak demektir. نحر  ve  ذبح  ile benzer manada olmakla beraber bunda bir eziyet etme durumu vardır. Kuranda 5 yerde geçmiştir. Hepsi de aynı konudadır.

Peygambere ve Allah Teâlâ’ya bir meydan okuma söz konusudur.

Deveyi boğazlayanlar bilfiil hepsi olmamasına rağmen fiilin çoğul gelerek hepsine isnad edilmesi; ya bu işle hepsinin ilgisi olmasından ya da bu cinayet hepsinin rızasıyla işlendiğindendir. Bu ifade olayın ne kadar korkunç ve dehşet verici olduğunu vurgular. Öyle ki bunun sonucu hepsine isabet etmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Fiil bütün topluma isnad edilmiştir. Halbuki fiili bütün toplum değil, içlerinden küçük bir grup işlemiştir. Ama bu işten haberdar ve gönüllü olduğu için isnad topluma yapılmıştır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

[Derken o dişi deveyi, (ayaklarını keserek) öldürdüler] buyurmuştur. Ezherî şöyle der: Araplara göre  عَقَرُ  devenin can damarını keşfetmek (elle arayıp bulmak)tır. عَقَرُ  boğazlamanın sebebi olunca, sebebin müsebbebe ıtlâkı (yani, sebebin netice yerinde kullanılması) bakımından, عَقَرُ  sözü kesme, boğazlama yerinde kullanılmıştır. Bil ki Cenab-ı Hak, bu boğazlama işini her ne kadar onların hepsi değil bir kısmı yapmış ise de bu onların da rızasına göre olmuştur. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَقَالُوا يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا 

 

İstînâfa atfedilen cümle, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

قَالُوا  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا صَالِحُ ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır. Nidanın cevabı olan  ائْتِنَا بِمَا تَعِدُنَٓا  cümlesi, emir üslubunda talebî inşaî isnaddır. Emir üslubunda gelmiş olmasına rağmen cümle, taciz kastı taşıdığı için, mecâz-ı mürsel mürekkeptir.

Cümlede istiare-i tebeiyye sanatı vardır.  ائْتِنَا  fiili, gerçekleştir anlamında müstear olmuştur. 

Mecrur mahaldeki müşterek ism-i mevsûl  مَا , emir fiil olan  ائْتِنَا ’ya mütealliktir. Sıla cümlesi olan  تَعِدُنَٓا , müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Muzari fiil teceddüt ve istimrar ifade etmiştir.


اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ

 

Şart üslubundaki cümle, istînâfiyye olarak fasılla gelmiştir. Vuku bulma ihtimalinin şüpheli veya zayıf olduğu durumlarda kullanılan şart harfi  اِنْ  ve  كان ’nin dahil olduğu şart cümlesi  اِنْ كُنْتَ مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesidir.

Cümlede îcaz-ı hazif sanatı vardır. كاِن ’nin haberi mahzuftur. مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ  car-mecruru bu mahzuf habere mütealliktir.

Şartın, takdiri, فأتنا بما تعدنا  (Bize vadettiğini getir.) olan cevap cümlesi, öncesinin delaletiyle hazf edilmiştir. Cevabın hazfi, îcâz-ı hazif sanatıdır.

Bu takdire göre mezkûr şart ve mahzuf cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.

Kur’an’da çoğu yerde bu ayette olduğu gibi şartın cevabı mahzuftur.

Mezkûr şart ve mukadder cevap cümlelerinden oluşan terkip şart üslubunda talebî inşâî isnaddır.    

Ayette cevabın mahzuf olması farklı yönlerden düşünmeyi gerektirdiği, ayrıca dinleyici ve okuyucuyu düşünce ve hayal ufkuna yönlendirdiği için mübalağa içermektedir. Îcâz metoduyla cümle daha yoğun anlamlar yüklenmiştir. (Hasan Uçar, Kur’an-ı Kerîm’deki Anlamsal Bedî‘ Sanatları Doktora Tezi)

اِنْ  edatı başlıca şu yerlerde kullanılır: 

1. Muhatabın tam olarak inanmadığı durumlarda kesinlikle doğru olan sözün başında  اِنْ  gelir.

2. Bilmezden gelinen durumlarda da  اِنْ  kullanılır: Efendisini soran birisine hizmetçinin evde olduğunu bildiği halde: “Evdeyse sana haber veririm.” demesi gibi.

3. Bilen kimse sanki bilmiyormuş gibi kabul edilerek  اِنْ  kullanılır: Sebebi de kişinin, bildiği şeyin gereğini yerine getirmemesidir. إِنْ كُنْتَ مِنْ تُرَابٍ فَلَا تَفْتَخِرْ “Eğer sen topraktan yaratılmışsan böbürlenme!” örneğinde olduğu gibi. Kişi, topraktan yaratıldığını bilmektedir. Ancak bunu unutup kibirlenmektedir. Bu nedenle de kendisine hitapta  اِنْ  edatı kullanılmıştır. (Prof. Dr. Ali Bulut, Belâgat)

A'râf Sûresi 78. Ayet

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ  ٧٨


Derken, onları o kuvvetli sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüzüstü hareketsiz çöke kaldılar.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَأَخَذَتْهُمُ hemen onları yakaladı ا خ ذ
2 الرَّجْفَةُ o sarsıntı ر ج ف
3 فَأَصْبَحُوا çökekaldılar ص ب ح
4 فِي
5 دَارِهِمْ yurtlarında د و ر
6 جَاثِمِينَ diz üstü ج ث م

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَخَذَتْهُمُ  fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُمُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. الرَّجْفَةُ  fail olup damme ile merfûdur. 

فَ  atıf harfidir. اَصْبَحَ  nakıs, mebni mazi fiildir. كان  gibi isim cümlesinin önüne geldiğinde, ismini ref haberini nasb eder.   

اَصْبَحُوا  nakıs, damme üzere mebni mazi fiildir. اَصْبَحُوا ’nun ismi, cemi müzekker olan و  muttasıl zamirdir, mahallen merfûdur. ف۪ي دَارِهِمْ  car mecruru  جَاثِم۪ينَ ‘ye mütealliktir. Muttasıl zamir  هِمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

جَاثِم۪ينَ  kelimesi  اَصْبَحُوا ’nun haberi olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

اَصْبَحُوا  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi صبح ’dır.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

جَاثِم۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  جثم  olan fiilin ism-i failidir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ

 

Ayet, atıf harfi  فَ  ile önceki ayetteki  فَعَقَرُوا النَّاقَةَ  cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber, ibtidaî kelamdır. 

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

الرَّجْفَةُ  kelimesinin,  اَخَذَتْهُمُ  fiiline isnadı, mecazîdir. Sebep-müsebbep alakasıyla mecâz-ı mürseldir.

فَاَخَذَتْهُمُ الرَّجْفَةُ  cümlesinde, istiare-i tebeiyye vardır. الاخذ (almak), onları şiddetle etkiledi manasında istiare yapılmıştır. 

فَاَصْبَحُوا ف۪ي دَارِهِمْ جَاثِم۪ينَ  cümlesi atıf harfi  فَ  ile makabline atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, isim cümlesi fiil cümlesine atfedilmiştir. Fiil cümlesinden isim cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır. 

Nakıs fiil  اَصْبَح ’nın dahil olduğu, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır.  ف۪ي دَارِهِمْ  car mecruru, ihtimam için amili olan  جَاثِم۪ينَۘ ’ye takdim edilmiştir. 

اَصْبَح ’nın haberi olan  جَاثِم۪ينَۘ , ism-i fail kalıbında gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur’an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

الرَّجْفَةُ  kelimesi marife gelerek tanıdıkları, daha önce karşılaştıkları bir şey, belki volkanik bir şey olduğuna işaret edilmiş olabilir. Ya da bu sarsıntının kemal derecede olduğuna delalet eder.

جَاثِم۪ ; dizüstü çöküp kalan demektir. Mecazî olarak hareketsiz kalmak anlamında kullanılır. Bundan maksat mûtat ölümde olduğu gibi üzerlerine azap inen kişilerin hareketsiz ve cansız kaldıklarını ifade etmektir.

دَارِ  kelimesi, “onların beldesi” manasına gelir. İşte bundan dolayı da tekil olarak getirilmiştir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

الأخْذِ  kelimesi lügatta bir şeyi elle almak manasındadır. Lüzum alakasıyla bir şeyin üzerinde söz sahibi olmak manasında mecazen kullanılır. القَهْرِ (Galip olmak) manasında da kullanılır.  فَأخَذَهم أخْذَةً رابِيَةً  şeklindeki Hâkka/10 da olduğu gibi.  أخْذُ الرَّجْفَةِ ; Onları helak etmek manasındadır. Yani onları  الآخِذِ  kuşatmıştır. Şüphe yok ki Hûd suresinde ifade edildiği gibi Allah Teâlâ Sâlih (a.s)’ı ve onunla beraber iman edenleri kurtarmıştır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

A'râf Sûresi 79. Ayet

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَـكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ  ٧٩


Artık, Salih onlardan yüz çevirdi ve “Andolsun, ben size Rabbimin vahyettiklerini tebliğ ettim ve size nasihatta bulundum. Fakat siz nasihat edenleri sevmiyorsunuz” dedi.

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 فَتَوَلَّىٰ öteye döndü و ل ي
2 عَنْهُمْ onlardan
3 وَقَالَ ve dedi ق و ل
4 يَا قَوْمِ kavmim ق و م
5 لَقَدْ muhakkak
6 أَبْلَغْتُكُمْ ben size duyurdum ب ل غ
7 رِسَالَةَ mesajlarını ر س ل
8 رَبِّي Rabbimin ر ب ب
9 وَنَصَحْتُ ve öğüt verdim ن ص ح
10 لَكُمْ size
11 وَلَٰكِنْ fakat
12 لَا
13 تُحِبُّونَ siz sevmiyorsunuz ح ب ب
14 النَّاصِحِينَ öğüt verenleri ن ص ح

Riyazus Salihin, 957 Nolu Hadis
İbni Ömer radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre, Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, Semûd kavminin ülkesi Hicr denilen yere varınca ashâbına şöyle hitâp etti:

“Azâba uğratılmış olan şu milletin yurduna ancak ağlayarak girin. Ağlayamıyorsanız girmeyin ki, onların başına gelen sizin de başınıza gelmesin.”
Buhârî, Salât 53, Enbiya 17, Tefsîru sûre (15), 2, Meğâzî 80; Müslim, Zühd 38-39
Başka bir rivayette Hicr’e vardığı zaman Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şöyle buyurduğu bildirilmektedir:

 

“Kendilerine zulmedenlerin yurduna ağlayarak girin. Yoksa onların başına gelenler sizin de başınıza gelebilir.”
Sonra Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem başını örttü; o vadiyi geçinceye kadar süratle yürüdü.
Buhârî, Enbiyâ 17, Tefsîru sûre (15), 2; Müslim, Zühd 39 

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَـكُمْ

 

Fiil cümlesidir. فَ  atıf harfidir. Matuf ile matufun aleyh arasında hiç zaman geçmediğini, işin hemen yapıldığını ifade eder. فَ  ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştiremez. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تَوَلّٰى  elif üzere mukadder fetha ile mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. عَنْهُمْ  car  mecruru  تَوَلّٰى  fiiline mütealliktir.

وَ  atıf harfidir.Matuf ile matufun aleyhin hükümde ortak olduğunu belirtir. İkisi arasında tertip (sıra) olduğunu göstermez. Vav ile yapılan atıfta matuf ile matufun aleyh yer değiştirebilir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هو ’dir. Mekulü’l kavli  يَا قَوْمِ ’dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

يَا  nida harfidir. Münada olan  قَوْمِ  muzâf olup, mukadder fetha ile mansubdur. Mütekellim  يَ ’ sı mahzuf olup, kelimenin sonundaki kesra muzâfun ileyhten ivazdır. Nidanın cevabı mukadder kasemin cevabıdır.

لَ  harfi, mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. قَدْ  tahkik harfidir. Tekid ifade eder.

اَبْلَغْتُكُمْ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur.

رِسَالَةَ  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. Aynı zamanda muzâftır. رَبّ۪ي  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. Mütekellim zamiri  ي  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. صَحْتُ لَـكُمْ  cümlesi, atıf harfi  وَ ’la kasemin cevabına matuftur.

نَصَحْتُ  sükun üzere mebni mazi fiildir. Mütekellim zamir  تُ  fail olarak mahallen merfûdur. لَـكُمْ  car mecruru  نَصَحْتُ  fiiline mütealliktir. 

Münada; kendisine seslenilen ve seslenen kişiye yönelmesi istenilen kişidir. Münada, fiili hazfedilmiş mef’ûlün bihtir. Münadaya “ey, hey” anlamlarına gelen nida harfleri ile seslenilir. En yaygın kullanılan nida edatı  يَا ’dır.

Münada irab yönünden mureb münada ve mebni münada olmak üzere 2 kısma ayrılır. 

Mureb münada lafzen mansub olur ve 3 şekilde gelir: 1) Muzaf, 2) Şibh-i muzaf, 3) Nekre-i gayrı maksude. 

Mebni münada merfu üzere mebni, mahallen mansub olur. 3 şekilde gelir: 1) Müfred alem, 2) Nekre-i maksude, 3) Harfi tarifli isim.Ayette muzaf şeklindedir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اَبْلَغْتُكُمْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi بلغ ’dir.

İf’al babı fiile, tadiye (geçişlilik) kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak) mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazan da fiilin mücerret manasını ifade eder. 

تَوَلّٰى  fiili sülâsî mücerrede iki harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil  تَفَعَّلَ  babındadır. Sülâsîsi  ولي ’dir.

Bu bab fiile mutavaat, tekellüf, ittihaz, sayruret, tecennüb (sakınma) ve talep anlamları katar.  


وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  atıf harfidir. لٰكِنْ  istidrak harfidir. لٰكِنّ ’den muhaffefedir.

لَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. تُحِبُّونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur. النَّاصِح۪ينَ  mef’ûlun bih olup nasb alameti  ي ’dir. Cemi müzekker salim kelimeler harf ile irablanır. 

لٰكِنَّ ’nin tahfifi  لٰكِنْ  şeklinde olur. Tahfif edilince amelden düşer. İsim cümlesinin başına geldiği gibi fiil cümlesinin de başına gelebilir. Kendisinden önce genellikle vav (و) gelir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

تُحِبُّونَ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’âl babındandır. Sülâsîsi حبب ’dir.

النَّاصِح۪ينَ  kelimesi sülâsî mücerredi  نصح  olan fiilin ism-i failidir.

İsmi fail; eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsmi fail; hem varlığa (zata), hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

فَتَوَلّٰى عَنْهُمْ وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي وَنَصَحْتُ لَـكُمْ

 

Ayetin ilk cümlesi atıf harfi  فَ  ile … فَاَصْبَحُوا  cümlesine atfedilmiştir. Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasındaki anlam bütünlüğü barizdir. Vaslda, atfedilen cümlelerin her ikisinin de aynı tür olması vaslın güzelliklerinden kabul edilmiştir. Fakat burada fiil cümlesiyle fiilin tekrarı ve yenilenmesi, isim cümlesiyle de sabitlik kastedilerek, fiil cümlesi isim cümlesine atfedilmiştir. İsim cümlesinden fiil cümlesine geçişte iltifat sanatı vardır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

التَّوَلِّي  kelimesi, gazapla ayrılmak demektir. Mecazen ‘bir şeye ilgisiz davranmak’ manasında kullanılır. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Aynı üsluptaki  وَقَالَ يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle atıf harfi  وَ ‘la makabline atfedilmiştir. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  يَا قَوْمِ لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي  cümlesi, nida üslubunda talebî inşaî isnaddır. 

Münada olan  قَوْمِ ’deki mütekellim zamirinin hazfi, nida edenin münadaya yakın olma isteğine işarettir. Kelimedeki kesra, muzâfun ileyhten ivazdır.

Nidanın cevabı olan  لَقَدْ اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي  cümlesinde,  لَ  mahzuf kasemin cevabının başına gelen muvattiedir. Kasem fiilinin hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır. Mahzufla birlikte cümle kasem üslubunda gayr-ı talebî inşâî isnaddır. Mahzuf kasem ve  قَدْ  ile tekid edilmiş cevap cümlesi olan  اَبْلَغْتُكُمْ رِسَالَةَ رَبّ۪ي , müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber inkârî kelamdır.

Veciz ifade kastına matuf  رِسَالَةَ رَبّ۪ي  izafeti, muzâf olan  رِسَالَةَ ’ye ve muzâfun ileyh olan  ي  zamirinin aid olduğu Salih (a.s) ’a şeref ve tazim ifade eder. Ayrıca  رَبّ۪ي  izafeti Salih (a.s)’ın, Allah Teâlâ’ya yakın olma ve rububiyet vasfına sığınma isteğine işaret eder.

اَبْلَغْتُكُمْ - نَصَحْتُ  kelimeleri arasında mürâât-ı nazîr sanatı vardır.

Kasem cümlesinin mahzuf olduğu durumda vurgu kasem cevabına yapılır. Kasem cümlesini oluşturan kasem fiili, kasem edatı ve kasem edilen isim üçü birlikte hazf edilir. Fakat kasemin varlığı kasem cevabından anlaşılmaktadır. Bu form, Kur'an’da sıkça kullanılmıştır. (Nihat Tarı, Arap Dilinde Kasem Formları ve Kur'an-ı Kerim’e Özgü “La Uksimu” Formu ile İlgili Tartışmalar)

Salih (a.s)’ın kavmine hitabı, Resulullah’ın (s.a.v) Bedir savaşında cesetleri oradaki bir kuyuya atılan müşriklere hitabı kabilindendir. 

فَتَوَلّٰى  tabirinin başındaki  فَ  harfi, takibiyye fâ ’sıdır. Böylece bu yüz çevirme işinin, onların helak olup yok olmasından sonra olduğuna delalet eder. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)


 وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ

 

لٰـكِنَّ ’den tahfif edilmiş istidrak harfi  لٰـكِنْ ’in dahil olduğu  وَلٰكِنْ لَا تُحِبُّونَ النَّاصِح۪ينَ  cümlesi, hükümde ortaklık nedeniyle önceki ayetteki  وَنَصَحْتُ لَـكُمْ  cümlesine atfedilmiştir. Menfi muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Muzari fiil sıygasında gelmesi teceddüt, istimrar ve tecessüm ifade etmiştir. 

Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar. Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

İstidrak, ‘’önceki sözden doğan eksikliği, hatayı veya yanlış anlaşılma ihtimalini istisnaya benzer biçimde ortadan kaldıracak bir kısmın getirilmesi” şeklinde tarif edilmiştir. “İstidrâk, istisnaya benzemekle birlikte istisna, bir cüz’ü bir bütünden ayırmak, istidrâk ise, aynı anda farklı iki hükmü ifade etmek demektir.” İstidrâk, geçen sözden doğabilecek bir yanlış anlamayı düzeltmektir. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)

لٰكِنْ  şeddeden muhaffeftir, ibtida harfidir, amel etmez. Sadece istidrak ifade eder. Kendisinden önce atıf edatı geldiğinden, atıf harfi olamaz. Kendisinden sonra müfred kelime geldiğinde, atıf edatı olmakla beraber, istidrak manasını da korur. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c.1 s.475)

نَصَحْتُ - النَّاصِح۪ينَ  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü'l-acüz ale's-sadr sanatları vardır.

A'râf Sûresi 80. Ayet

وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ  ٨٠


Lût’u da Peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “Sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَلُوطًا ve Lut’u da (gönderdik)
2 إِذْ
3 قَالَ dedi ق و ل
4 لِقَوْمِهِ kavmine ق و م
5 أَتَأْتُونَ siz mi yapıyorsunuz? ا ت ي
6 الْفَاحِشَةَ fuhşu ف ح ش
7 مَا yapmadığı
8 سَبَقَكُمْ sizden önce س ب ق
9 بِهَا onu
10 مِنْ hiç
11 أَحَدٍ kimsenin ا ح د
12 مِنَ
13 الْعَالَمِينَ dünyalarda ع ل م

Lût aleyhisselâm, Hz. İbrâhim’in kardeşi Haran’ın oğludur. İslâmî kaynaklarda soy kütüğü Tarah oğlu Haran oğlu Lût şeklinde geçmektedir. İbrâhim ile birlikte Irak’tan ayrılmış; Tevrat’ta bildirildiğine göre Ölüdeniz kıyısındaki Sodom ve Gomore’de (Ammûre) peygamber olarak görevlendirilmiştir. Buralarda oturan halk, inkârcılık yanında, livâtayı da meşrû hale getirmişlerdi. Hz. Lût, erkeğin erkeğe yaklaşması (homoseksüellik) şeklindeki bu fuhuş çeşidini, daha önce hiçbir millette görülmemiş ölçüde yaygınlaştırmaları sebebiyle onları eleştirdi; kendisinin güvenilir bir peygamber olduğunu, Allah’tan korkup davetine icâbet etmeleri, hallerini düzeltmeleri gerektiğini söyledi (bk. Şuarâ 26/160-164) ve bu yaptıkları sebebiyle onları “müsrifler” şeklinde niteledi. “Mâkul ve meşrû ölçüleri aşan” anlamına gelen müsrif kelimesinin burada cinsel sapıklığı ifade ettiği anlaşılmaktadır. 

 

 Kitap ve Sünnet’te zinanın cezası belirlenmekle beraber, sapıklık ve çirkinlik sayılarak yasaklanan eşcinselliğin cezası tayin edilmemiş; bu yüzden müslüman âlimler bu suçun cezası hakkında taşlama (recm), yakma, üstüne duvar yıkma, yüksek bir yerden atmak suretiyle öldürme gibi farklı idam usulleri önermişlerdir. İmam Ebû Hanîfe ve diğer bazı âlimler ise ta‘zîri (hâkimin uygun göreceği öldürme dışındaki bir ceza) yeterli bulmuşlardır (bk. İbn Âşûr, VIII/2, s. 232-234).

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri Cilt: 2 Sayfa: 551

وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ

 

Fiil cümlesidir. وَ  istînâfiyyedir.  لُوطاً  mahzuf fiilin mef’ûlun bihi olup fetha ile mansubdur. Takdiri; اذكر  şeklindedir.

اِذْ  zaman zarfı  اذكر  fiiline mütealliktir. قَالَ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.

قَالَ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Faili müstetir olup takdiri هُو ’dir.  لِقَوْمِه۪ٓ  car mecruru  قَالَ  fiiline mütealliktir. Muttasıl zamir  ه۪ٓ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. Mekulü’l kavli, اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ  ‘dir. قَالَ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

Hemze istifham harfidir. تَأْتُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الْفَاحِشَةَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.

مَا سَبَقَكُمْ بِهَا  cümlesi,  تَأْتُونَ  ‘deki failin hali olarak mahallen mansubdur. Takdiri;  مبتدئين بها أو من الفاحشة (Bu işi ilk defa yapanlar veya fahişeler) şeklindedir.

مَا  nefiy harfi olup olumsuzluk manasındadır. سَبَقَكُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir. Muttasıl zamir  كُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. بِهَا  car mecruru  مِنْ اَحَدٍ ‘in mahzuf haline mütealliktir.  Takdiri;  متلبسا بها (Ona bürünerek, sarınarak) şeklindedir.

مِنْ  harf-i ceri zaiddir.  اَحَدٍ  lafzen mecrur, fail olarak mahallen merfûdur. مِنَ الْعَالَم۪ينَ  car mecruru  اَحَدٍ ‘ın mahzuf sıfatına müteallik olup cer alameti ى ‘dir. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanırlar. 

(إِذْ) : Yanlız Cümleye muzâf olan zaman zarfıdır.

a) (إِذْ) mef’ûlun fih, mef’ûlun bih, mef’ûlun leh olur.

b) (إِذْ) den sonra muzâri fiil veya isim cümlesi gelirse gelecek zaman ifade eder.

c) (بَيْنَا) ve (بَيْنَمَا) dan sonra gelirse mufâcee (sürpriz) harfi olur. Bu durumda zarf (zaman bildiren isim) değil harf olur.

d) Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

مِنْ  nefî, nehîy ve istifham ifadelerinden sonra gelen fail, mef’ûl ve mübtedaya dahil olduğunda zaid olur ve tekid bildirir. (M.Meral Çörtü Nahiv s.341 )

Hal cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zil-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde, iken, olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hal’i sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 

1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harfi cerli veya zarflı isim).Ayette fiil cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

وَلُوطاً اِذْ قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ


وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Cümlede îcâz-ı hazif sanatı vardır.

لُوطاً , takdiri;  أذكر  (Düşün, hatırla!) olan mahzuf fiilin mef’ûlüdür. Bu takdire göre cümle emir üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

اِذْ  zaman zarfı, لُوطاً ’den bedeldir. Bedel ıtnâb sanatı babındandır.

Müspet mazi fiil sıygasında, faide-i haber ibtidaî kelam olan  قَالَ لِقَوْمِه۪ٓ اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ  cümlesi, اِذْ ’in muzâfun ileyhidir.

قَالَ  fiilinin mekulü’l-kavli olan  اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ  cümlesi, inkârî istifham üslubunda talebî inşâî isnaddır. 

Cümle zahiren istifham üslubunda inşa cümlesi olmasına rağmen mana itibariyle kınama ve azarlama kastı taşımaktadır. Vaz edildiği anlamın dışında mana kazandığı için terkip, mecaz-ı mürsel mürekkeptir. Ayrıca istifhamda tecahülü arif sanatı söz konusudur.

Bilinen nefy üslubu yerine istifhamın tercih edilmesinin sebebi; istifhamda muhatabın aklını uyarmak, harekete geçirmek ve düşünmeye teşvik manası olmasıdır. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

مَا سَبَقَكُمْ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ  cümlesi, تَأْتُونَ  ‘deki failin halidir. Hal cümleleri anlamı zenginleştiren ıtnâb sanatıdır.

Menfi mazi fiil sıygasında, faide-i haber talebî kelamdır. 

سَبَقَكُمْ  fiilinin faili olan  مِنْ اَحَدٍ , mahallen merfûdur. Kelimeye dahil olan  مِنْ  tekit ifade eden zaid harftir. 

اَحَدٍ ‘deki nekrelik kıllet ve nev ifade eder. Bilindiği gibi nefy siyakında nekre umum ve şümule işarettir. Tekid ifade eden zaid  مِنْ  harfi de kelimeye ‘hiçbir’ anlamı katmıştır.

Cümlede takdim-tehir sanatı vardır. Car mecrur  بِهَا , ihtimam için fail olan  مِنْ اَحَدٍ ’e takdim edilmiştir.

مِنَ الْعَالَم۪ينَ  car mecruru  اَحَدٍ ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.

”Daha önce hiç kimsenin yapmamış olduğu bir kötülüğe mi geliyorsunuz” sorusu inkâr, kınama ve işin çirkinliğini ifade eder.

وَلُوطاً  [Lût’u da] ifadesi, “Lût’u da peygamber olarak gönderdik” anlamındadır. اِذْ  [ِhani], bu  أرسلنا  (gönderdik) fiilinin zarfıdır. [“Şöyle şöyle dediğinde, Lût’u da gönderdik”] mealindedir. Ya da “Lût’u an/yad et” anlamında olup, اِذْ  ِondan bedeldir ve “hani” anlamındadır. “Kavmine demişti ki: Siz bu yüz kızartıcı işi yapıyorsunuz ha?!” Çirkinlikte sınırı aşmış olan bu kötü fiili yapıyorsunuz öyle mi?! “Hiç kimse bu konuda sizi geçmedi” yani sizden önce hiç kimse bu fiili yapmadı!  بِ  , geçişlilik harfidir. َ مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ  ifadesindeki ilk  مِنْ , olumsuzlamayı daha güçlü ve daha kapsamlı bir şekilde yapmak için kullanılmış zaid bir harftir. İkinci  مِنْ  ise kısmîlik anlamı verir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl - Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Nahivciler, Lût ve Nûh kelimelerinin, hafif oldukları için, munsarif olduklarını; zira bunların harf sayılarının üç olup, ortasının da sakin olduğunu söylemişlerdir. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l- Gayb)

اَتَأْتُونَ الْفَاحِشَةَ…sözünde  istifham, kınama ve azarlama yoluyla inkâr ve ret içindir.  

مَا سَبَقَكُمْ بِ بِهَا مِنْ اَحَدٍ مِنَ الْعَالَم۪ينَ [Sizden önce âlemlerde hiç kimsenin yapmadığı] ifadesi, inkârı tekid etmek ve kınama ile azarlamayı ağırlaştırmak içindir. Çünkü çirkin bir fiili işlemek çirkindir; onu icad etmek ise ondan da daha çirkindir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

Keşşâf sahibi, bu ayette bulunan birinci  مِنْ  edatının zaid olduğunu; nefyi tekid için geldiğini ve kapsamlılık (istiğrak) manasını ifade ettiğini; ikinci  مِنْ  edatının ise, kısmî olmayı ifade etmek için geldiğini söylemişti. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)

Bu cümlede iki tekid harfinin (inne ve lâm-ı mezîd) zikredilmesi, ziyadesiyle kınamak ve azarlamak (teşdid-i tevbîh) içindir. Bir de bu çirkin fiil, daha önce hiç kimseden sadır olmadığı için kuvvetli bir tekid ile ifade edilmiştir. (Ebüssuûd, İrşâdü’l-Akli’s-Selîm)

سَبَقَ  fiilinin  بِ  harfiyle müteaddi olması, ibtida manasında olması içindir. Dolayısıyla bu harf tebe-i terşîh istiaresi içindir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

A'râf Sûresi 81. Ayet

اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ  ٨١


“Hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz haddi aşan bir toplumsunuz.”

 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 إِنَّكُمْ muhakkak siz
2 لَتَأْتُونَ yaklaşıyorsunuz ا ت ي
3 الرِّجَالَ erkeklere ر ج ل
4 شَهْوَةً şehvetle ش ه و
5 مِنْ
6 دُونِ bırakıp د و ن
7 النِّسَاءِ kadınları ن س و
8 بَلْ doğrusu
9 أَنْتُمْ siz
10 قَوْمٌ bir kavimsiniz ق و م
11 مُسْرِفُونَ haddi aşan س ر ف

Peygamber Efendimiz eşcinsel ilişkide bulunanların lânetlendiklerini haber vermiş,” Ümmetim hakkında en çok korktuğum şey, Lût kavminin yaptığı iştir” buyurmak sûretiyle, bu iğrençliğin İslam ümmet için taşıdığı büyük tehlikeye işarette bulunmuştur.
(Tirmizi, Hudûd 24; İbni Mâce, Hudûd 12; Ahmed b. Hanbel, Müsned ,III,382).

 

(Ayet ve hadislerle açıklamalı KUR’AN-I KERİM MEALİ
PROF. DR. MEHMET YAŞAR KANDEMİR)

اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ

 

İsim cümlesidir. اِنَّ  tekid harfidir. İsim cümlesinin önüne gelir. İsmini nasb haberini ref eder.

كُمْ  muttasıl zamiri  اِنَّ ’nin ismi olarak mahallen mansubdur.

لَ  harfi  اِنَّ ’nin haberinin başına gelen lam-ı muzahlakadır.  

تَأْتُونَ  cümlesi  اِنَّ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.

تَأْتُونَ  fiili نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur. الرِّجَالَ  mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.  شَهْوَةً  sebebiyet bildiren mef’ûlün lieclih olup fetha ile mansubdur. مِنْ دُونِ  car mecruru  الرِّجَالَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متجاوزين  şeklindedir. النِّسَٓاءِ  muzâfun ileyh olup kesra ile mecrurdur. 

Fiilin oluş sebebini bildiren mef’uldür. “Mef’ulün lieclihi” veya “Mef’ulün min eclihi” de denir. Mef’ulün leh mansubdur. Fiile “neden, niçin” soruları sorularak bulunur.

Türkçede “için, -den dolayı, sebebiyle, -sın diye, ta ki, zira, maksadıyla, uğruna” gibi manalara gelir. Mef’ulün leh fiilinin önüne geçebilir.

2 tür kullanımı vardır: 1) Harfi cersiz kullanımı. 2) Harfi cerli kullanımı

1) Harfi cersiz kullanımı: Harfi cersiz olması için şu şartlar gereklidir:

a) Mef’ulün leh, cümledeki fiilin masdarı dışında bir masdar olmalıdır.

b) Nekre (belirsiz) olmalıdır.

c) Mef’ülün leh olacak mastarın (iç duygularımızı ifade ettiğimiz, “saygı göstermek, küçümsemek, korkmak, bilmek, bilmemek” gibi) kalbî fiillerden olması gerekir.

d) Fiilin faili ile mef’ulün faili aynı olmalıdır.

e) Fiilin oluş zamanı ile mef’ulün lehin oluş zamanı aynı olmalıdır. Mef’ulün lehin harfi cersiz kullanılabilmesi için yukarıdaki 5 şartın beraber bulunması gerekir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Tekid lamı diye isimlendirilen bu lamın kullanımı oldukça yaygındır. Fethalı olarak kullanılan bu lam, sadece ismin ve muzari fiilin başına dahil olur. İsim cümlesinin başına  اِنَّ  edatı gelince cümlenin başında gelmesi gereken lam-ı ibtida, اِنَّ ‘nin haberinin başına kayar. Bundan dolayı lam-ı muzahlaka olarak da adlandırılır. (Mehmet Altın , Kur’ân’da Te’kid Üslupları ve Çeşitleri )


بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

 

İsim cümlesidir. بَلْ  idrab ve atıf harfidir. Munfasıl zamir  اَنْتُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur.  قَوْمٌ  haber olup, damme ile merfûdur. مُسْرِفُونَ  kelimesi  قَوْمٌ ‘un sıfatı olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.

(بَلْ): Önce söylenen bir şeyden vazgeçmeyi belirtir. Buna “idrab (اِضْرَابْ)” denir. "Öyle değil, böyle, fakat, bilakis, belki" anlamlarını ifade eder.

Kendisinden sonra gelen cümle ile iki anlam ifade eder:

1. Kendisinden önceki cümlenin ifade ettiği anlamın doğru olmadığını, doğrusunun sonraki olduğunu ifade etmeye yarar. Bu durumda edata karşılık olarak “oysa, oysaki, halbuki, bilakis, aksine” manaları verilir.

2. Bir maksattan başka bir maksada veya bir konudan diğer bir konuya geçiş için kullanılır. Burada yukarıda olduğu gibi, bir iddiayı çürütmek ve doğrusunu belirtmek için değil de bir konudan başka bir konuya geçiş içindir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

بَلْ  atıf edatlarından biridir. Ancak hüküm bakımından diğer atıf edatları gibi atıf görevi görmez. Bu edat sadece matufu, îrab yani hareke bakımından matufun aleyhe atfeder. Anlamsal açıdan ise tersinelik ilişkisi kurar. (Abdullah Hacıbekiroğlu, Arap Dilinde Edatların Metinde Kurduğu Anlamsal İlişkiler, Doktora Tezi)  

مُسْرِفُونَ  sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan if’al babından ism-i faildir.

İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi) 

اِنَّكُمْ لَتَأْتُونَ الرِّجَالَ شَهْوَةً مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِۜ

 

Beyanî istînâf olarak fasılla gelen cümlenin fasıl sebebi kemâl-i ittisâldir.  اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmiş sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber inkârî kelamdır.

Ayet ibhamdan sonra beyan babında ıtnâb sanatıdır.

الرِّجَالَ - النِّسَٓاءِ  kelimeleri arasında tıbâk-ı îcab sanatı vardır.

لَتَأْتُونَ  fiili, cinsel ilişkiden kinayedir.

مِنْ دُونِ  car mecruru  الرِّجَالَ ‘nin mahzuf haline mütealliktir. Takdiri; متجاوزين  şeklindedir. Halin hazfı îcâz-ı hazif sanatı vardır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

Yalnızca bir isim cümlesi bile devam ve sübut ifade ettiğinden bu ve benzeri cümleler,  اِنَّ , isim cümlesi, lam-ı muzahlaka ve isnadın tekrar edilmesi olmak üzere birden fazla tekit ifade eden çok muhkem/sağlam cümlelerdir. 

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi, hükmü takviye, hudûs ve teceddüt ifade eder. Muzari fiil tecessüm özelliği sayesinde, muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Muzari fiilin geldiği hallerde çoğunlukla bu gaye mevcuttur. Muzari fiilin kullanımıyla sahne muhatabın gözünde sanki o anda canlanır. Bu da insanı etkiler. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

إنَّكم لَتَأْتُونَ الرِّجالَ  cümlesi, أتَأْتُونَ الفاحِشَةَ  cümlesini açıklar. اِنَّ  ve lam-ı muzahlaka ile tekid edilmesi kinayeten tevbih içindir, çünkü bu fiili inkâr menziline koymuşlardır. Zira onları bundan nehyetmek için gelen elçiyi dinlememişlerdir. Buradaki  لَتَأْتُونَ  fiili bu çirkin fiili yapmaktan kinayedir. (Âşûr, Et- Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

[Erkeklere şehvetle yaklaşıyorsunuz demek!..] ifadesi [Siz bu yüz kızartıcı işi yapıyorsunuz hâ?!] ifadesinin beyanıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

بَلْ اَنْتُمْ قَوْمٌ مُسْرِفُونَ

 

İdrâb ve ibtidaiyye harfinin dahil olduğu cümle müstenefedir. بَلْ  idrâb harfidir. 

بَلْ  harfi, cümleleri atfetmekte kullanılmaz. Bu sebeple bundan sonra gelen cümle, istînâfiyyedir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

مُسْرِفُونَ  kelimesi  قَوْمٌ  için sıfattır. Sıfat, mevsûfunun sahip olduğu bir özelliğe işaret etmek için yapılan tetmim ıtnâbı sanatıdır.

مُسْرِفُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.

İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s. 80) 

İsim cümlesinde yer alan ism-i fail, çoğunlukla sübût ve süreklilik anlamı ifade eder. Fiil cümlesinde yer alan ism-i fail ise hudûs ve yenilenme anlamı ifade eder. İsm-i fail, isim cümlesi bağlamında kullanılıp başında tekid lamı (lâm-ı muzahlaka) bulunursa, bu durum sübut manasını artırır. (Muhammed Rızk, Dr. Öğr. Üyesi, Kur’ân-ı Kerim’de İsm-i Fail’in İfade Göstergesi (Manaya delaleti), Hitit Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi)

İsim cümleleri, mübteda ve haberden oluşur. Zaman ifade etmez. Asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu (sabit olması) veya bazı karînelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)

بَلْ  harfi intikali idrâb içindir. İntikal; inkâr amacından zemme, tahkir ve tenbihten hallerinin hakikatine doğrudur. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

Lut (a.s) topluma “ey kavmim” dememiştir. Bu da o kavimden olmadığına bir işarettir.

İsraf; bir şeyi yerine koymamak demektir. Bu kavim de meniyi olması gereken yere dökmemiştir.

مِنْ دُونِ النِّسَٓاءِ  derken; kadınların yanında erkeklere de gidiyorlardı manası kastedilmiştir. Heterojen bir toplumdu. مِنْ غير النِّسَٓاءِ  buyurulsaydı kadınlara hiç gitmemiş oldukları ifade edilmiş olurdu.

[Hayır, siz gerçekten aşırı giden bir toplumsunuz!] Bu  بَلْ /hayır ifadesi ile yadırgamayı bırakıp böyle çirkin fiilleri işlemelerine, şehvet peşinde koşmalarına sebep olan hallerini bildirmektedir; bu da onların her şeyde haddi aşmayı ve aşırılığı âdet edinmiş bir topluluk oluşu, dolayısıyla şehvetlerini giderme konusunda da aşırılığa gidip mûtat (meşrû) yolu aşarak mûtat olmayan (gayr-i meşrû) yollara başvurmalarıdır. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Günün Mesajı
Mekkî surelerde azap ve cezadan daha çok bahsedilir. Medenî surelerde ise “Allah sever” veya “sevmez” gibi ifadeler ağırlıklıdır. Önceleri insanlar üzerinde daha çok etkili olan korkutma idi. Sonra iman iyice yerleşince inanan kişilere yönelik ifadeler gelmiştir.
Sayfadan Gönüle Düşenler

İnsan üstün olmayı sever ve ne yazık ki küçümsemeyi de. Belki arkadaş ilişkilerinde, belki iş hayatında, belki de ibadet meselelerinde; nerede bir üstünlüğü varsa, nefsi harekete geçer ve bunu kendisine hatırlatır. Halbuki, üstünlükten gelen mutluluk kısa sürelidir çünkü ondan mutlu olan kişi, hep bir yarış içindedir ve her an kaybetme ihtimali vardır. Bugün sahip olduğu üstünlüğün, yarın da kendisiyle olacağının garantisi yoktur. İlla ki kendisinden o konuda daha üstün olanı ya vardır, ya da gelecektir. Bu arayış ve bu yarış, insanı yorar, yıpratır ve kendisine zarar verir. Niyeti üstünlük sağlamak olduğu için yaptığından da lezzet alamaz hale gelir ve yaptığı iş değerini yitirir. Günümüzde bunun en rahat anlaşılacak örneği: medyada gördüğümüz veya devamlı kendini göstermeye çalışan sanatçılardır. Geçmişte ise: elçilerin emrine itaat eden zayıfları görünce; ‘Sizin kabul ettiğinize iman etmeyiz.’ diyen şehrin büyükleridir. (Aslında günümüzde de böyle düşünenler çoktur.) Ve ölümden sonra asıl kimin kimden üstün olduğunu göreceklerdir.

Allahım! Üstünlük taslamaktan ve kullarını küçümsemekten Sana sığınırım. Kimin yarın ne halde olacağını ancak Sen bilirsin. Allahım! Dünyalık boş meselelerde, yapmam gerekeni elimden geldiğince iyi yapmanın dışında, kalbimi üstünlük çabasıyla meşgul etmekten Sana sığınırım. Kalbim Seninle, zikrinle, kelamınla ve Senin razı olduğun hayırlarla meşgul olsun. Allahım! Bizi, üstünlüğü Senin katında arayanlardan ve dileyenlerden eyle. Takva sahiplerinden olmak duasıyla.

 

Amin.

***

Denir ki, nefsin oyunlarına karşı gözleri açık tutmalı çünkü o keyfine göre manaları çarpıtandı. Dinlemek istemediği hakikati hatırlatanlar hakkında da böyle yaptı. Nasihatin kelime manasıyla oynadı. Onu hayatına karışmakla ve özgürlüğüne müdahale etmekle suçladı. Yine de kendisini hoşnut tutanların sözlerinin peşinden gitti. İçeriğine ve kaynağına dikkat etmeden dediklerini uyguladı.

Bu gafletin, farklı kişilere göre farklı sebepleri vardı. Belki de hayatını değiştirmek korkusu, Allah’a olan korkusundan daha büyüktü. Belki de hayattaki zorlukları görmezden gelmek yani onların varlığını inkar etmek daha kolaydı. Belki de ne yaparsa yapsın tasdik edilmek istiyordu. Belki de nasihat verecek akla sahip biri olarak, başkalarından nasihat dinleyecek hali yoktu çünkü o zaten her şeyi biliyordu. Belki de kendisine gereken değeri vermiyordu. Belki de sorumluluklardan kaçıyordu.

Sebepleri gözden geçirirken aklından çeşitli kişiler, meseleler ve kendi nefsi geçti. Hayatın her alanında gerçekleşen ahlaksızlıkların ve haksızlıkların sebebinin önündeydi. Toplumlara düzen ve insanlara huzur getirecek nasihatleri dinlemeyenlerin, İslam’ı tebliğ edenleri ve  doğruyu hatırlatanları susturuşunu hatırladı. Zira nefsi için yaşayan, adaleti ve düzeni herkese değil, kendisine isteyendi.

Ey Allahım! 
Nasihatleri nefsiyle değil, kalbiyle dinleyenlerden; 
Hatırlatılan hakikat olduğunda, vesveselerini susturanlardan;
Keyfine göre değil, doğru düzgün dinleyenlerden;
Dinlemesi ve susması gereken anları iyi bilenlerden eyle.
Bulunduğu her yerde, Senin rızanı gözetenlerden;
Müslüman olarak yaptığı her işe kıymet verenlerden ve başarılı olanlardan;
Böylelikle yaşadığı topluma, bulunduğu dünyaya ve asıl olarak yürüdüğü İslam yoluna ve yoldaşlarına faydası dokunanlardan;
İslam’ı ve müslümanlığı hakkıyla temsil edenlerden eyle. 
Bizi müslüman olarak yaşat ve canımızı müslüman olarak al. 

Amin.

Zeynep Poyraz  @zeynokoloji