وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْساً اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ ١٢٥
| Sıra | Kelime | Anlamı | Kökü |
|---|---|---|---|
| 1 | وَأَمَّا | fakat gelince |
|
| 2 | الَّذِينَ | kimselere |
|
| 3 | فِي |
|
|
| 4 | قُلُوبِهِمْ | yüreklerinde |
|
| 5 | مَرَضٌ | hastalık olan(lara) |
|
| 6 | فَزَادَتْهُمْ | katmıştır onların |
|
| 7 | رِجْسًا | pislik |
|
| 8 | إِلَىٰ |
|
|
| 9 | رِجْسِهِمْ | pisliklerine |
|
| 10 | وَمَاتُوا | ve ölürler |
|
| 11 | وَهُمْ | onlar |
|
| 12 | كَافِرُونَ | kafirler olarak |
|
Sûrede ağırlıklı bir yere sahip olan münafıklar konusuna tekrar değinilmekte, onların alaycı ve çirkin davranışlarının müminlere bir zarar veremediği, hatta yürekten inanmış insanların imanlarını daha da güçlendirdiği, bu tutumlarının ancak kendi zararlarını arttırdığı ifade edilmektedir.
126. âyette sözü edilen musibetler hakkında çeşitli açıklamalar yapılmışsa da (bk. Taberî, XI, 73-74), münafıkların değişik vesilelerle gerçek ve çirkin yüzlerinin ortaya çıkmasına, rezil rüsvâ olmalarına rağmen bunlardan ders çıkarmadıklarına ve iki yüzlülükte ısrar ettiklerine işaret edildiği anlaşılmaktadır.
Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri
Cilt: 3 Sayfa: 77
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْساً اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ
وَ istînâfiyyedir. اَمَّا tafsil manasında şart harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذٖينَ mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası فٖي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.
فٖي قُلُوبِهِمْ car mecruru, mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَرَضٌ muahhar mübteda olup damme ile merfûdur. فَزَادَتْهُمْ رِجْساً cümlesi, الَّذٖينَ ’nin haberi olarak mahallen merfûdur.
فَ harfi اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir.
زَادَتْهُمْ fetha üzere mebni mazi fiildir. تْ te’nis alametidir. Faili müstetir olup takdiri هى ’dir. Muttasıl zamir هُمْ mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. رِجْساً ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur.
اِلٰى رِجْسِهِمْ car mecruru رِجْساً ’in mahzuf sıfatına mütealliktir. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir هِمْ muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. مَاتُوا atıf harfi وَ ile زَادَتْهُمْ fiiline matuftur. هُمْ كَافِرُونَ cümlesi مَاتُوا ’deki failin hali olarak mahallen mansubdur.
وَ haliyyedir. Munfasıl zamir هُمْ mübteda olarak mahallen merfûdur. كَافِرُونَ haber olup ref alameti وَ ’dır. Cemi müzekker salim kelimeler harfle îrablanır.
Şart, tafsil ve tekid bildiren اَمَّا edatı, cevabının başındaki ف harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında ف harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızlardır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubtur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.
Hal sahibu’l-hale ya و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim). Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
كَافِرُونَ kelimesi sülâsî mücerredi كفر olan fiilin ism-i failidir.
İsm-i fail: Eylemi yapan ve gerçekleştiren demektir. Geçici olarak o sıfatı yüklenen isimdir. İsm-i fail; hem varlığa (zata) hem de onun sıfatına delalet eden kelimelerdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)
وَاَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْساً اِلٰى رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ
Ayet, atıf harfi وَ ‘la önceki ayetteki فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا cümlesine atfedilmiştir. Cümleler arasında lafzen mutabakat ayrıca tezat ilişkisi mevcuttur.
اَمَّا harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra فَ harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا cümleye tekid anlamı kazandırır’’demiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)
Şart, tafsil ve tekid bildiren اَمَّا edatı, cevabının başındaki ف harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında ف harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)
اَمَّا şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı فَ ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde زَيْدٌ ذاهِبٌَ dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)
Cümle şart üslubunda haberî isnaddır. Şart cümlesinde cemi müzekker has ism-i mevsûl الَّذ۪ينَ mübtedadır. Sılası olan ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ cümlesi, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Cümlede îcâz-ı hazif ve takdim-tehir sanatları vardır. ف۪ي قُلُوبِهِمْ mahzuf mukaddem habere mütealliktir. مَرَضٌ , muahhar mübtedadır.
Müsnedün ileyh olan مَرَضٌ ’un nekreliği, nev, teksir ve tahkir ifade eder.
Bahsi geçen kişilerin ism-i mevsûlle ifade edilmeleri sonradan gelen habere dikkat çekmenin yanında bu kişileri tahkir ifade eder.
Münafıklar hakkındaki bu ayet-i kerimede مَرَضٌ kelimesinde istiare yapılmıştır. Maraz bedenî bir hastalıktır, kalbî bir hastalık olan nifak için müstear olmuştur. Aralarındaki benzerlik her ikisinin de yakaladıkları şeyi ifsad etmesidir. Maraz bedeni, nifak ve küfür kalbi ifsad eder. Bu kelimenin hakiki manasında kullanılmayıp müstear olduğunun delili yani karine-i mânia ayet-i kerimenin küfürlerini gizleyip Müslüman olduklarını izhar eden münafıkları zem siyakında olmasıdır. Bedenî hastalıkları değil, kalbî fesatları zemmedilmektedir. Ayette hakiki manadan mecazi manaya geçişin sebebi; nifakın bir hastalık gibi kanlarında dolaşacak kadar etkili hale geldiğini ifade etmektir. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
ف۪ي قُلُوبِهِمْ ibaresindeki ف۪ي harfinde istiare-i tebeiyye vardır. ف۪ي harfindeki zarfiyet manası dolayısıyla قُلُوبِهِمْ , mazruf mesabesindedir. Kâfirlerin inkârlarını mübalağalı bir şekilde belirtmek üzere bu harf, عَلَيْ yerine kullanılmıştır. Davranışlarındaki inatçılık ve inkâr, adeta bir şeyin, bir kabın içinde muhafaza edilmesine benzetilmiştir. Çünkü kalpler, hakiki manada zarfiyeye yani içine girilmeye müsait değildir. Câmî’, her iki durumdaki mutlak irtibattır.
فَ karînesiyle gelen cevap cümlesi olan فَزَادَتْهُمْ رِجْساً اِلٰى رِجْسِهِمْ cümlesi, aynı zamanda mübtedanın haberidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)
Şart ve cevap cümleleri mazi de olsa anlamları gelecek zamandır. Bu durum şart kelimeleri ile gerçekleşmektedir. Zira muzâri fiilin başına “lem“ edatı geldiğinde onu zaman bakımından maziye çevirdiği gibi, şart edatları da başına geldikleri mazi fiilleri gelecek zaman manasına dönüştürür. (Atik Aydin Yrd. Doç. Dr., İnönü Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Arap Dili Ve Belagatı Anabilim Dalı, (Arapça Şart Cümlelerinde Zaman)
Mef’ûl olan رِجْساً ‘deki nekrelik, kesret, nev ve tahkir ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder.
اِلٰى رِجْسِهِمْ car-mecruru, رِجْساً ‘in mahzuf sıfatına mütealliktir. Sıfatın hazfi îcâz-ı hazif sanatıdır.
رِجْساً kelimesinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatı vardır.
Önceki ayetteki فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً cümlesiyle, اَمَّا الَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ مَرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْساً اِلٰى رِجْسِهِمْ cümlesi arasında mukabele sanatı vardır.
Kuran-ı Kerim’in ayetleri hiçbir رِجْساً [kötü davranış] artırmaz. Aksine o gönüllere şifa, kalplere ciladır.” Onların ricslerini artırır.” sözü Allah kelamını inkâr edenler için onların fitne ve dalaletleri kastedilmek üzere mecaz yoluyla gelmiştir. Yani kalplerinde nifak ve şek hastalığı bulunan münafıkların nifakları, küfürleri, dalalet ve ricsleri artacaktır. Kur’an’ın hidayetinden faydalanamayacaklardır. رِجْساً daha çok manevi işlerde, نجس ise daha çok maddi, hissi işlerde kullanılır. Elbisedeki necaset gibi. (Sâbûnî, Safvetü’t Tefasir)
Şart üslubunda gelen terkip, şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.
Aynı üslupta gelen وَمَاتُوا وَهُمْ كَافِرُونَ cümlesi, atıf harfi وَ ’la cevap cümlesine atfedilmiştir. Atıf sebebi hükümde ortaklıktır. Cümleler arasında manen ve lafzen mutabakat mevcuttur.
Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.
مَاتُوا fiilinin failinden hal olan وَهُمْ كَافِرُونَ cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil, sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır. Hal cümleleri anlamı kuvvetlendiren ıtnâb sanatıdır.
Müsned olan كَافِرُونَ , ism-i fail vezninde gelerek bu özelliğin istimrar ve istikrarına işaret etmiş, isim cümlesinin sübutunu artırmıştır.
İsim cümlesindeki ism-i fail istimrar ifade eder. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meânî İlmi)
İsm-i fail sübuta, istikrara ve sıfatın mevsûfa olan bağlılığına delalet eder. (Halidî, Vakafat, s.80)
Son iki ayette cem’ ma’at-taksim ve’t-tefrik vardır.
İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa, asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)
Hak Teâlâ'nın [“Fakat kalplerinde bir maraz bulunanlara gelince”] ifadesi, ruhun da hastalığının bulunduğuna delalet eder. Binaenaleyh, ruhun hastalığı küfür ve kötü huy; sıhhati de ilim ve üstün ahlaktır. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)