Tevbe Sûresi 124. Ayet

وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناًۚ فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ  ١٢٤

Herhangi bir sûre indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) “Bu hanginizin imanını artırdı?” diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sûre onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.
 
Sıra Kelime Anlamı Kökü
1 وَإِذَا ve ne zaman
2 مَا
3 أُنْزِلَتْ indirilse ن ز ل
4 سُورَةٌ bir sure س و ر
5 فَمِنْهُمْ onlardan
6 مَنْ kimi
7 يَقُولُ der ق و ل
8 أَيُّكُمْ hanginizin
9 زَادَتْهُ artırdı ز ي د
10 هَٰذِهِ bu
11 إِيمَانًا imanını ا م ن
12 فَأَمَّا fakat
13 الَّذِينَ kimselerin
14 امَنُوا inanan(lar) ا م ن
15 فَزَادَتْهُمْ artırır ز ي د
16 إِيمَانًا imanını ا م ن
17 وَهُمْ ve onlar
18 يَسْتَبْشِرُونَ sevinirler ب ش ر
 

Sûrede ağırlıklı bir yere sahip olan münafıklar konusuna tekrar değinilmekte, onların alaycı ve çirkin davranışlarının müminlere bir zarar veremediği, hatta yürekten inanmış insanların imanlarını daha da güçlendirdiği, bu tutumlarının ancak kendi zararlarını arttırdığı ifade edilmektedir. 

 126. âyette sözü edilen musibetler hakkında çeşitli açıklamalar yapılmışsa da (bk. Taberî, XI, 73-74), münafıkların değişik vesilelerle gerçek ve çirkin yüzlerinin ortaya çıkmasına, rezil rüsvâ olmalarına rağmen bunlardan ders çıkarmadıklarına ve iki yüzlülükte ısrar ettiklerine işaret edildiği anlaşılmaktadır.

Kaynak : Kur’an Yolu Tefsiri 

Cilt: 3 Sayfa: 77

 

وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناًۚ

 

وَ  istînâfiyyedir.  اِذَا  şart manalı, cümleye muzâf olan, cezmetmeyen zaman zarfıdır. Vuku bulma ihtimali kuvvetli veya kesin olan durumlar için gelir. مَٓا اُنْزِلَتْ  ile başlayan fiil cümlesi muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur.  

مَٓا  zaid harftir. اُنْزِلَتْ  fetha üzere mebni meçhul mazi fiildir.  تۡ  te’nis  alametidir.  سُورَةٌ  naib-i fail olup damme ile merfûdur. 

فَ  şartın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

İsim cümlesidir.  مِنْهُمْ  car mecruru mahzuf mukaddem habere mütealliktir. Müşterek ism-i mevsûl  مَنْ  muahhar mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  يَقُولُ ’dur. Îrabtan mahalli yoktur.

يَقُولُ  damme ile merfû muzari fiildir. Faili müstetir olup takdiri  هو ‘dir. Mekulü’l-kavli,  اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِهٖٓ اٖيمَاناًۚ ‘dir.  يَقُولُ  fiilinin mef’ûlun bihi olarak mahallen mansubdur.

اَيُّ  istifham ismi, mübteda olarak mahallen merfûdur. Aynı zamanda muzâftır. Muttasıl zamir  كُمْ  muzâfun ileyh olarak mahallen mecrurdur. زَادَتْهُ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.  

زَادَتْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis alametidir. Muttasıl zamir  هُ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. İşaret ismi  هٰذَا  fail olarak mahallen merfûdur.  اٖيمَاناً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. 

(إِذَا): Cümleye muzâf olan zarflardandır. Kendisinden sonra gelen muzâfun ileyh cümlesi aynı zamanda şart cümlesidir. 

(إِذَا) dan sonraki şart cümlesinin, fiili, mazi veya muzâri manalı olur. Cevabı ise umûmiyetle muzâri olur, mazi de olsa muzâri manası verilir: 

a)  (إِذَا)  fiil cümlesinden önce gelirse, zarf (zaman ismi); isim cümlesinden önce gelirse (mufâcee=sürpriz) harfi olur.

b)  (إِذَا)  nın cevap cümlesi, iki muzâri fiili cezmedenlerin cevap cümleleri gibi mâzi, muzâri, emir, istikbâl, isim cümlesi... şeklinde gelir. Cevabın başına (ف) ‘nın gelip gelmeme durumu, iki muzâri fiili cezmedenlerinkiyle aynıdır.

c)  Sükûn üzere mebnîdir. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Meçhul fiil gelmesinin sebepleri şunlardır: Fail bilinmediği zaman,  Fail muhataptan gizlenmek istendiği zaman, Fail herkes tarafından bilindiği zaman,  Failin zikredilmesine gerek olmadığı zaman, fiile vurgu yapılmak istendiği zaman. (Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

اُنْزِلَتْ  fiili sülâsî mücerrede bir harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil if’al babındandır. Sülâsîsi  نزل ’dir.

İf’al babı fiile tadiye (geçişlilik), kesret, haynunet (zamanı gelmesi), sayruret, izale, zamana ve mekâna duhul, temkin (imkân sağlamak), vicdan (bir vasıf üzere bulmak), mutavaat (tef’il babının dönüşlülüğü), tariz (arz etmek, maruz bırakmak) manaları katar. Bazen de fiilin mücerred manasını ifade eder.


فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

 

فَ  istînâfiyyedir.  اَمَّا  tafsil manasında şart harfidir. Cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذٖينَ  mübteda olarak mahallen merfûdur. İsm-i mevsûlun sılası  اٰمَنُوا ’dur. Îrabdan mahalli yoktur.

اٰمَنُوا  damme üzere mebni mazi fiildir. Zamir olan çoğul و ‘ı fail olarak mahallen merfûdur.  فَزَادَتْهُمْ   cümlesi mübteda  الَّذٖينَ ‘nin haberi olarak mahallen merfûdur.

فَ  harfi  اَمَّا ‘nın cevabının başına gelen rabıta harfidir. 

زَادَتْهُمْ  fetha üzere mebni mazi fiildir.  تْ  te’nis  alametidir. Faili müstetir olup takdiri  هى ’dir. Muttasıl zamir  هُمْ  mef’ûlun bih olarak mahallen mansubdur. اٖيمَاناً  ikinci mef’ûlun bih olup fetha ile mansubdur. هُمْ يَسْتَبْشِرُونَ  cümlesi, زَادَتْهُمْ  'deki zamirin hali olarak mahallen mansubdur. 

İsim cümlesidir. وَ  haliyyedir. Munfasıl zamir  هُمْ  mübteda olarak mahallen merfûdur. يَسْتَبْشِرُونَ  cümlesi, mübtedanın haberi olarak mahallen merfûdur.

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili  نَ ’un sübutuyla merfû muzari fiildir. Zamir olan çoğul و ’ı fail olarak mahallen merfûdur.

Hal, cümlede failin, mef’ûlun veya her ikisinin durumunu bildiren lafızdır (kelime veya cümle). Hal “nasıl” sorusunun cevabıdır. Halin durumunu açıkladığı kelimeye “zül-hal” veya “sahibu’l-hal” denir. Umumiyetle hal nekre, sahibu’l-hal marife olur. Hal mansubdur. Türkçeye “…rek, …rak, …dığı, halde iken olduğu halde” gibi ifadelerle tercüme edilir. Sahibu’l-hal açık isim veya zamir olduğu gibi müstetir (gizli) zamir de olabilir. Hali sahibu’l-hale bağlayan zamire rabıt zamiri denir. Bu zamir bariz (açık), müstetir (gizli) veya mahzuf (hazfedilmiş) olarak gelir.

Hal sahibu’l-hale ya  و (vav-ı haliye) ya zamirle veya her ikisi ile bağlanır. Hal üçe ayrılır: 1. Müfred olan hal (Müştak veya camid), 2. Cümle olan hal (İsim veya fiil), 3. Şibh-i cümle olan hal (Harf-i cerli veya zarflı isim).Ayette isim cümlesi şeklindedir.(Arapça Dilbilgisi Ayetlerle Nahiv Bilgisi)

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-yı Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

يَسْتَبْشِرُونَ  fiili sülâsî mücerrede üç harf ilave edilerek mezid yapılan fiillerdendir. Fiil istif’âl babındadır. Sülâsîsi بشر ’dir.

Bu bab fiile talep, tehavvül, vicdan, mutavaat, ittihaz ve itikat gibi anlamlar katar.

 

وَاِذَا مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناًۚ 

 

وَ , istînâfiyyedir. İstînâfiye وَ ‘ı (diğer adı ibtidaiyyedir) yalnızca mahalli olmayan cümleleri birbirine bağlar. Ve ardından gelen cümlenin öncekine irab ve hükümde ortak olmadığını gösterir. Bu harfe kendisinden sonra gelen cümlenin öncekine bağlı olduğunun zannedilmemesi için istînâfiye denilmiştir. (Rıfat Resul Sevinç, Belâğatta Fasıl-Vaslın Genel Kuralları Ve “Vâv”ın Kullanımı)

Şart üslubundaki terkipte  اِذَا  şart manalı zaman zarfıdır. Cevap cümlesinin mazmununa müteallik olan  اِذَا ’nın muzafun ileyhi olan  مَٓا اُنْزِلَتْ سُورَةٌ  cümlesi şarttır. Müspet mazi fiil sıygasındaki gelerek sebat, temekkün ve istikrar ifade etmiştir.

Şart cümlesine dahil olan  مَٓا , tekid ifade eden zaid harftir.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafat, S.107)

اُنْزِلَتْ  fiili, meçhul bina edilmiştir. Meçhul bina edilen fiillerde mef’ûle dikkat çekme kastı vardır. Çünkü fiil malum bina edildiğinde mef’ûl olan kelime, meçhul binada naib-i fail olur.

Naibu fail olan  سُورَةٌ ‘deki nekrelik, muayyen olmayan nev ve tazim ifade eder.

فَ  karinesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَمِنْهُمْ مَنْ يَقُولُ اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناًۚ , sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi, faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede takdim-tehir ve îcâz-ı hazif sanatı vardır. مِنْهُمْ , mahzuf mukaddem habere mütealliktir.  مَنْ  , muahhar mübtedadır.

Muahhar mübteda konumundaki müşterek ism-i mevsûl  مَنْ ’ in sılası olan  يَقُولُ اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناً  cümlesi, müspet muzari fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.  

يَقُولُ  fiiilinin mekulü’l-kavli olan  اَيُّـكُمْ زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناً  cümle, istifham üslubunda, talebî inşâî isnaddır. İstifham ismi olan  اَيُّـكُمْ mübteda,  زَادَتْهُ هٰذِه۪ٓ ا۪يمَاناً  cümlesi haberdir.

İsim cümlesi formunda gelmiş olan cümle, gerçek manada soru kastı taşımadığı için istihza için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haberin fiil cümlesi olması hükmü takviye etmiştir.

Sûreyi işaret etmek üzere gelen fail konumundaki işaret ismi  هٰذِه۪ٓ , inkârcıların alay ve tahkir amaçlarına işaret eder. 

İkinci mef’ûl olan  ا۪يمَاناً ‘deki nekrelik kıllet ifade eder.

Şart ve cevap cümlelerinden müteşekkil terkip, şart üslubunda haberî isnaddır. Faide-i haber ibtidaî kelam olan cümle şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

”Sûrenin imanı arttırması” ibaresinde istiare vardır. Çünkü sûre ne inkârlara inkâr katar ne de kalplerin (küfür ve nifak) hastalığını artırır. Aksine sûre gönüllere şifa, kalplere ciladır. Ancak sûre indiğinde münafıkların körlüğüne körlük katılıp kalplerinin şüphe ve hastalığı artınca -dil ehlinin maruf üslubu üzere- bu (artırışın) sureye nispet edilmesi güzel olmuştur. (Şerîf er-Radî, Kur’ân Mecazları)

Beyzâvî, bu cümlenin habere de bedduaya da ihtimali olduğunu belirtir. Ebüssuûd da müfessirimizin bu görüşünü benimser. (Süleyman Gür, Kâzî Beyzâvî Tefsîrinde Belâgat İlmi Ve Uygulanışı)

Burada  إنْ  değil, اِذَا  buyrulmuştur. Çünkü bahsedilen olay gerçekleşmiştir ya da kesinlikle gerçekleşecektir. Çünkü  اِذَا  harfi, sık karşılaşılan durumlarda veya kesinlik bulacak olaylarda kullanılır. إنْ  harfi ise varsayım ifade eder. Bu hadise vuku bulur ya da vuku bulmaz. (Fâdıl Sâlih Sâmerrâî, Beyânî Tefsir Yolu, Lokman Suresi 7, c. 2, s. 397)


 فَاَمَّا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

 

Şart üslubundaki terkipte  فَ  istînâfiyye ,  اَمَّا , şart, tafsil ve tekid edatıdır.

اَمَّا  harf-i şart, tafsil ve tekid için kullanılır. Şart harfi olması için kendisinden sonra  فَ  harfinin gelmesi zorunludur. Zemahşerî: ‘’ اَمَّا  cümleye tekid anlamı kazandırır’’demiştir. (Suyûtî, İtkân fî Ulûmi’l Kur’an, c. 1, s. 421)

Şart, tafsil ve tekid bildiren  اَمَّا  edatı, cevabının başındaki  ف  harfi ile ayırt edilir. Zira cevabının başında  ف  harfi varsa o şart edatıdır ve tekid bildirir, yok ise tafsil ifade eder. (Nida Sultan Çelikkaya, Haber Üslubu ve Haberin Muktezâ-i Zâhire Uygun Gelmemesi Durumu)

اَمَّا  şart anlamı içeren bir harftir, bu yüzden de cevabı  فَ  ile birlikte gelir. Cümle içerisinde kullanılmasının anlama katkısı ise ilave bir tekid sağlamasıdır. Nitekim Zeyd’in gideceğini anlatmak istediğinde  زَيْدٌ ذاهِبٌَ  dersin. Ama bunu tekid ederek Zeyd’in mutlaka gideceğini ve gitmekte kararlı olduğunu belirtmek istediğinde; اما زيد مذاهب “Zeyd’e gelince mutlaka gidecek” dersin. Bu sebeple Sîbeveyhi bunun izahında; “Her ne olursa olsun Zeyd gidecektir.” demiştir. Bu izah iki fayda celb etmektedir; ilki onun tekid anlamı ihtiva etmesi, ikincisi de şart anlamı ihtiva etmesidir. (Zemahşeri, Keşşâf’ An Hakâ’ikı Ğavâmidı’t-Tenzîl Ve ‘Uyûni’l-Ekâvîl Fî Vucûhi’t-Te’vîl)

Şart cümlesinde cemi müzekker has ism-i mevsûl  الَّذ۪ينَ  mübtedadır. Sılası olan  اٰمَنُوا  cümlesi, müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Mazi fiil sebata, temekküne ve istikrara işaret eder. (Hâlidî, Vakafât, S.107)

Müsnedün ileyhin ism-i mevsûlle marife olması arkadan gelen habere dikkat çekmek içindir.  Bunun yanında tazim ve teşvik ifade eder.

فَ  karînesiyle gelen cevap cümlesi olan  فَزَادَتْهُمْ ا۪يمَاناً , aynı zamanda mübtedanın haberidir. Müspet mazi fiil sıygasında faide-i haber ibtidaî kelamdır. Müsnedin mazi fiil sıygasında gelmesi hükmü takviye, hudûs, sebat ve istikrar ifade etmiştir.

Mef’ûl olan  ا۪يمَاناً ‘deki nekrelik, kesret ve tazim ifade eder. Bütün cinslere şamil masdar vezninde gelerek mübalağa ifade etmiştir. Masdarlar bir fiilin ihtiva ettiği bütün manaları içerirler. Yani; ism-i fail ve ism-i mefûlü de ifade eder. 

اٰمَنُوا - ا۪يمَاناً  kelimeleri arasında iştikak cinası ve reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

ا۪يمَاناً - زَادَتْ  kelimelerinin tekrarında reddü’l-acüz ale’s-sadr sanatları vardır.

İmanın artması veya eksilmesini, kuvvetlenmesi veya zayıflaması şekilde anlamak ve tercüme etmek gerekir.

فَزَادَتْهُمْ  fiilindeki  هُمْ  zamirinden hal olan  وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ  cümlesi, mübteda ve haberden müteşekkil sübut ve istimrar ifade eden isim cümlesi faide-i haber ibtidaî kelamdır.

Cümlede müsnedin muzari fiil olarak gelmesi hükmü takviye hudus, istimrar, teceddüt ve tecessüm ifade eder. Muzari fiil muhatabın muhayyilesini harekete geçirerek olayı daha iyi anlamasını sağlar.

Hal cümleleri anlamı açıklayan ıtnâb sanatıdır.

Şart üslubunda gelen terkip, haberî isnaddır. Şart manasından çıkarak haber manasına geldiği için mecaz-ı mürsel mürekkebdir. Haber cümlesi yerine şart üslubunun tercih edilmesi, şart üslubunun daha beliğ ve etkili olmasındandır.

İsim cümleleri sübut ifade eder. İsim cümlelerinin asıl kuruluş sebebi; müsnedin, müsnedün ileyh için sabit olduğunu ifade etmektir. İsim cümlesinin haberi müfred ya da isim cümlesi olursa asıl konulduğu mana olan sübutu veya bazı karinelerle istimrarı (devamlılığı) ifade eder. İstimrar ifadesi daha çok medh ve zem durumlarında olur. (Fatma Serap Karamollaoğlu, Kur'an Işığında Belâgat Dersleri Meâni İlmi)

Münafıkların  sorusuna bekledikleri tarzda istatiksel bir cevap değil, devam eden ayetlerle “inananların imanını artırdığı, kalplerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik kattığı” şeklinde cevap verilmiştir. (Âşûr, Et-Tahrîr Ve’t-Tenvîr)

الِاسْتِبْشار; müjdeyi hatırlayıp durmaktır. Zira kişi, her ne zaman o nimeti hatırlarsa o zaman beşaret, müjde de meydana gelmiş olur. Binaenaleyh o, bu hatırlama işini yenilemek vasıtasıyla beşareti de yenilemek ister. (Fahreddîn er-Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb)